% 40’LA SEÇİLEMEZ

Başbakanlık Deniz Baykal sayesinde Abdullah Gül'den alınarak Tayyip Erdoğan'a tevdi edilmişti. Şimdi ise Deniz Baykal sayesinde, Tayyip Erdoğan'dan Cumhurbaşkanlığı alınıp Abdullah Gül'e tevdi edilirse şaşmamak gerekir.

09 Mayıs 2017 Salı 23:01 < MANŞET
Cumhurbaşkanı Erdoğan zoru zorlaştırıyor…

% 40’LA SEÇİLEMEZ
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan referandum sonuçları karşısında paniklemiş görünüyor. MHP’nin oyu ile birlikte alınan % 51’lik Evet oranı kendi seçmen desteğinin en fazla % 40 olduğunu göstermiş bulunuyor. 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimini MHP desteği olmadan kazanamaz; bu çok açık. İslamcılara ve Abdullah Gül’e yönelik talihsiz beyanları ise ilaveten handikaba yol açmış durumda.
 
Hindistan dönüşü uçakta gazetecilere söylediği “tarikata mürit aramıyoruz” sözleri yankı ve tepki uyandırdı. Özellikle gazeteci Cem Küçük’ün Mehmet Barlas’ın oğlu Pelikancı grup yöneticisi Cemil Barlas’la bir televizyon programındaki söyleşi sırasında FETÖ tehlikesini Türkiye atlattı şimdi sıra İslamcıların tasfiyesinde demesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarf ettiği o sözler İslamcı yazarların tepkisine yol açtı. Daha sonra tepkilerden etkilenerek yaptığı açıklamada, benim adıma sadece Cumhurbaşkanlığı sözcüsü konuşur şeklindeki savunması ise inandırıcı bulunmadı. Pelikancı trol grubunun Erdoğan hesabına hareket ettiğini herkes biliyor. Ne şiş, ne kebap yansın kabilindeki sözlerin yararı yok.
 
Deniz Baykal’ın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün adaylığını gündeme getiren sözlerine karşılık verirken virüs hareketi diyerek çok kaba sözlerle oldukça aşırı tepki göstermesini de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itidalini kaybettiği şeklinde yorumlamak yanlış olmaz. Virüs suçlaması yaparken Deniz Baykal’ı mı, Abdullah Gül’ü mü, yoksa her ikisini mi; kastettiğini açıklığa kavuşturmaması işi zıvanadan çıkardığını göstermektedir.
 
AKP’nin başta gelen iki kurucu liderinden biri olan Abdullah Gül 3 Kasım 2002 Seçiminden sonra ilk Hükümeti kuran Başbakan olarak ve Cumhurbaşkanlığı süresinin bitiminde hiçbir şekilde Tayip Erdoğan’a rakip çıkmadı, sorun çıkarmadı. Buna karşılık Tayip Erdoğan asla ona güvenmedi. Her zaman kuşkulu davrandı, potansiyel rakip olarak gördü.
 
Yapılan referandum sonucu cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği kesinleşince; bir yasa çıkartarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aday olmasını engellemeye çalışmıştı. O yasayı Anayasa Mahkemesi iptal ettiği halde Abdullah Gül aday olmadığı gibi desteğini de esirgemedi. Her kritik dönemde Erdoğan’ı ve AKP iktidarını koruyup kollamaya çalıştı.
 
Abdullah Gül her defasında AKP’yi bölme girişimlerinin dalgakıranı olarak ortaya çıktı; onu aşamadıklarından hiçbiri başarılı olamadı. 15 Temmuz gecesi Ahmet Davutoğlu ile birlikte ilk ortaya çıkan yine Abdullah Gül oldu. AKP, hele Türkiye çıkarları söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan siyasi ikbalini bir yana bırakan Abdullah Gül; hiçbir zaman bir politikacı gibi değil, daima devlet adamı gibi davranmayı bilmiş mümtaz bir şahsiyet ve değerdir.
 
Abdullah Gül gibi devlet adamlığı kumaşına sahip bir diğer mümtaz şahsiyetin de Ahmet Davutoğlu olduğu yaşanan olaylar muvacehesinde defalarca ortaya çıkmış bir hakikattir ki maalesef yeterince kadir kıymetinin bilindiği söylenemez.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Haziran 2015 Seçiminde büyük bir hırs göstererek meydanları tek başına Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bırakmamak için bütün illeri dolaştı. AKP ilk kez o seçimde yalnız başına iktidar olacak kadar oy alamayıp seçmen desteği % 40,9’a düştü. Ardından 1 Kasım Erken Seçimine gidildiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanlara çıkıp hiç miting yapmadı. Kampanyayı Başbakan Davutoğlu tek başına yürüttü. Alınan sonucun AKP’nin girdiği bütün seçimlerden daha yüksek olduğu görüldü: % 49,50!
 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahmet Davutoğlu’nun bu başarısını hazmedemedi. Katar’ı resmi ziyareti dönüşü kendisini hazırladığı bir komplo ile karşı karşıya bıraktı. Gıyabında imzaya açılan kararname ile Başbakan ve AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun teşkilatlarda tasarruf yetkisi elinden alındı.
 
Şahsiyetli ve basiretli bir devlet adamı olduğunu göstererek aldığı istifa kararını açıklarken herkese ders verircesine şu gerekçelere vurgu yaptı: Türkiye’nin bekası, İslam Âleminin umudu adına büyük önem verdiğim AKP iktidarını riske atmamak için izzetinefsimin rencide olması pahasına ülkeyi siyasi istikrarsızlığa düşürmeyeceğim!
 
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, İslam Âleminin umudu dediği Türkiye’ye ne büyük iyilikte bulunduğu kısa bir süre sonra yaşanan 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi ile ortaya çıkmış oldu. Hafazanallah! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basiretsizliğine karşı Başbakan Davutoğlu eğer o feragati göstermeseydi AKP bölünüp iktidardan düşmüş olurdu. Darbeciler gerekçe ve toplumsal destek bulurdu. Şimdi Türkiye düşünülmesi bile tüyleri ürperten bir felaket ile boğuşur, bölünüp parçalanır ve sonunda haritadan silinirdi.
 
Bugüne kadar AKP’nin birlik ve bütünlüğüne en büyük katkıyı yaparak iktidarının devamını sağlamaya çalışan, siyasi ikbal hesabı yapmadan ellerinden geleni ardına koymamış olan, Türkiye iç ve dış tehlike karşısında kaldığında şahin kesilip gözünü karartan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi devlet adamı kumaşına sahip şahsiyetlere yönelik Pelikancı trollerin düzenlediği saldırılara suskun kalmak Cumhurbaşkanı Erdoğan için ayıp olarak yeter.
 
Belli ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ileride kendisine rakip olabilecek karizmatik şahsiyetlerin varlığından endişe ve rahatsızlık duyuyor. Eğer ben Cumhurbaşkanı olmayacaksam gerisi teferruat nazarıyla bakıyor. Bu zihniyetteki insanların, siyasi ikballeri tehlikeye düştüğünde ne yapacakları kestirilemez. Kendini vazgeçilmez lider olarak görenler ülkeleri aleyhine de her türlü işbirliği ve dayanışma içerisine girebilirler. İktidar hırsı ve gelecek korkusu birleşir insanı esir alırsa başka bir şey göremez hale gelir.
 
Referandum kampanyasında büyük bir hırsla meydanlara, televizyonlara çıkan, salonların kürsülerinden inmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan; yüksek oranda Evet oyu çıkacağını ümit edip sonucu tek başına sahiplenmeyi hedefliyordu. Lakin öyle olmadı. Tıpkı 7 Haziran’daki gibi AKP’nin oyunu yine % 10 düşürdü!
 
7 Haziran 2015 Genel Seçiminin ve 16 Nisan 2017 Referandumunun sonuçları çok açıkça ortaya koydu ki AKP’ye oy verebilen % 10’luk bir seçmen kitlesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sevmiyor, antipati duyuyor. Bu, 2-3 bin kişi ile yapılan anketlerin sonucu değil, 2 sandıktan çıkan sonuçların ortaya koyduğu reel veridir. Toplumun % 60’ı artık onu istemiyor, bu belli.
 
Zayıf bir aday karşısında şansının olabileceğini düşündüğünden potansiyel rakiplerinin trol saldırıları ve medya tetikçileriyle itibarsızlaştırılmasını istiyor. Abdullah Gül, baştan itibaren hep hedefindeydi. Ahmet Davutoğlu’nu da bu yüzden hedef haline getirdi. Lakin itibarlarını düşüreyim derken aksine parlatıyor. Son açıklaması Abdullah Gül’ü gözlerde büyüttü!
 
Başbakan Binali Yıldırım’ın olağanüstü kongre yok açıklamasına rağmen kongreyi acele ile yaptırması da siyasi akıl ile bağdaşır gibi gözükmüyor. AKP Genel Başkanı olması neyi lehine değiştirecek? Hoyratça tutum ve davranışlarla Binali Yıldırım’ı da itibarsızlaştırmayı hangi gaye ile yapıyor anlamak zor. Zaten bir dediğini iki etmiyor daha niye hırpalıyorsun?
 
İzmir’den sonra referandumda Ankara, İstanbul, Antalya gibi çok önemli büyük illerin Hayır oyu vererek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kırmızı kart göstermesi AKP’li olan belediyeleri de kaybetme riskine sokmuş bulunuyor. Yerel seçimlerin Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılacak olması önemli ölçüde belirleyici olacaktır. Bu illerin belediyelerini kaybetmiş olan bir AKP’nin Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimine girmesi lehine mi olacak! Ki kendine sadık adaylar gösterir toplumun tepkisini alırsa belediyelerin çoğunu kaybedebilir.
 
Oysa kendi oyu % 40’ta sabitlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP dışındaki seçmenden oy alması zaruriyeti ortada. Bu oyla ilk turda seçilmesi imkânsız. İkinci turda ise muhalefeti arkasına alacak olan rakibinin seçimi kazanacağı izahı gerektirmeyecek açıklıkta. AKP’nin olağanüstü kongresinde olumsuz bir durum ortaya çıkarsa durum daha da kötüleşebilir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan son zamanlarda son derece tehlikeli bir ifade kullanmaktadır. Bir derin korku, endişe içinde olduğunu gösteren o sözü şu: Eğer acırsan, acınacak duruma düşersin! Bu söz çok tehlikeli bir ruh halini yansıtıyor. Kendini tehlikede hissettiği için can havlıyla her şeyi yapacak, acımadan herkesin cananı yakabilecek bir ruh halidir bu. Ülkeyi bu ruh haline sahip bir cumhurbaşkanına emanet etmenin çok büyük sakıncaları vardır.
 
Cumhurbaşkanlığı koltuğunu kaybettiğinde acınacak duruma düşeceğini düşünmesi tuhaf. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun ülke için duyduğu endişelere Cumhurbaşkanı kendi şahsı ve ailesi için kapılmış sanki! 15 Temmuz Darbe girişiminde yaşadıkları mı kendisinin bu ruh haline girmesine neden oldu; bilinmez. Lakin bu toplumu da endişeye sürükleyecek bir söylemdir.
 
Göz ardı edilmemesi gereken bir durum ise Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin üstlenmeyi görev bildikleri roldür. Tayip Erdoğan’ın önüne konulan engelleri kaldırıp Başbakan olması için gerekeni yapan Deniz Baykal bu kez de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığını gündemde tutmak için büyük efor harcıyor. Başbakanlık Deniz Baykal sayesinde Abdullah Gül’den alınarak Tayip Erdoğan’a tevdi edilmişti. Şimdi ise Deniz Baykal sayesinde, Tayip Erdoğan’dan Cumhurbaşkanlığı alınıp Abdullah Gül’e tevdi edilirse şaşmamak gerekir.
 
Devlet Bahçeli’nin de anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi gündemden çıkmışken rüya görmüş gibi birden ortaya çıkıp bu durum sürdürülebilir değil ülkenin beka sorunu var diye 16 Nisan Referandumu ile sonuçlanan sürecin startını vermiş olması oldukça ilginçtir. Bunun da arkasında etkin bir devlet gücü olmadan Devlet Bahçeli’nin kotarabileceği bir işe benzemediği çok açık.
 
Dememiz o ki, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin adına hareket ettikleri etkin devlet gücü aynı olsa gerek! Deniz Baykal Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Abdullah Gül’ün isminin söz konusu olmasında bir misyon üstlenmiş ise Devlet Bahçeli’nin de onu destekleyeceğini hiç yadsımamak lazım. Zaten 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminin anahtarını Devlet Bahçeli’nin elinde tuttuğu bir realitedir. Devlet Bahçeli ağırlığını kimden yana koyarsa Cumhurbaşkanı seçilecek olan odur.
 
Abdullah Gül ile Tayip Erdoğan birlikte ikinci tura kalırlarsa kimin seçileceği bellidir. Bunun sağlanması için CHP’nin göstereceği aday da önemlidir. Deniz Baykal’ın Devlet Bahçeli ile birlikte hareket edeceğinden şüphe edilmemelidir. İkisi birlikte kimi isterse Cumhurbaşkanı o olur! Her iki ismin baş harflerinin aynı olması da ilginç bir tesadüf… Sadece baş harflerin yazılması halinde hangisi olduğu ayırt edilmez. Başkasını bilemeyiz biz cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı 2019 yılına kadar bu iki ismi yani DB ile DB’yi dikkatle izleyeceğiz…
 
Sayı: 964
1576 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Hamza DEMİR - 15 Haziran 2017 Perşembe 11:08
    Yazınız için teşekkür ederim. Şahsım için istifadeli bir yazı oldu.
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:56
Güneş 07:25
Öğle 12:24
İkindi 14:49
Akşam 17:10
Yatsı 18:33
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8910     EURO 4.5831     IMKB 109666     ALTIN 156,548