ABD BAHARI MI?

Açıkça görülen o ki; Ulusalcıları temsil eden Başkan Trump, Siyonistleri temsil eden NEO-CON’lar karşısında devlet içinde, temelde birbirine zıt iki kamp oluşturarak ölümüne siyasi bir mücadele yürütüyor. Başka bir ifade ile devlet ve toplum içinde örgütlenen Ulusalcıların kurulu düzenin sahibi Siyonistlerle iktidar mücadelesi yüzeysel değil, kökleri derinlerdedir.

24 Ocak 2017 Salı 17:56 < MANŞET
Sistemin Trump’a karşı direnişi

ABD BAHARI MI?
 
Son ABD başkanlık seçiminin şimdiye kadarki hiçbir seçime benzemediği herkesin ittifakla kabul ettiği bir husustur. Her şeyden önce bu seçim tarafların daha baştan itibaren sistemi esas alarak, konvansiyonel çerçevede, meşruiyet zemininde yürüttükleri bir kampanyadan sonra şekillenmiş değildir. Trump seçim kampanyası sırasında şayet seçimi kazanmaz ise sonucu kabul etmeyeceğini ilan etmiştir. Bu demektir ki; son ABD başkanlık seçimi taraflar arasındaki bir yarış veya rekabet değil, siyasi ölüm-kalım savaşı şeklinde cereyan etmiştir.
 
Kurulu düzen hiçbir teamüle, kurala uymadan ülke ve devlet imkânlarını hoyratça kullandı; Trump karşıtı hırçın bir seçim kampanyası yürüttü. Kaybedersek tufan anlayışıyla her şeyi göze alarak hareket eden devlet kurumları, küresel sermaye, medya, kültür-sanat dünyası Trump seçimi kaybetsin diye bütün değerlerinden soyutlanarak, birlikte seferberlik halinde, etik dışı bir mücadeleye karşın kaybettiler. Kaybetmekle kalmadılar, bütün paradigmalarını ve ABD’nin dayandığı ortak paydalarını da yıktılar.
 
Ülke ve dünya kamuoyuna Trump adeta şeytanlaştırılarak olabildiğince olumsuz yansıtılıp serseri, ağzına geleni söyleyen, Müslüman düşmanı, göçmen karşıtı, öteki ABD’nin adamı gibi hakkında bir imaj oluşturuldu. Seçimi kazanmasına imkân ve ihtimal olmadığına bütün dünya inandırıldı. Lakin bütün her şeye rağmen “Trump çok büyük bir sürpriz yaptı” seçimi kazandı! “Sürprizin” nedeni hakkında oluşturulan “asla kazanamaz” algısıydı.
 
Oysa Trump’a ilişkin yapılan kara propaganda ve algı operasyonundan ibaretti. İllüzyon ve hokus pokusla kamuoyunu hipnotize etme çabaları yeterince etkili olamayınca yürürlükteki sistemin devamından yana olan elitler kaybetti. Bu kez Trump kurulu düzene teslim olmak ve seçim kampanyasındaki tutumundan vazgeçmek zorunda kalacak diye ahkâm kestiler.
 
Hiç kuşkusuz bu da bir başka illüzyon ve algı oluşturma kampanyasıydı. Çünkü Trump hiç de iddia edildiği gibi öteki ABD’nin adamı değildi. Yalnız örgütsüz halk kitlesi desteği ile de seçimi kazanmış olamazdı. Sistemin içerisinde kendisini destekleyen örgütlü bir muhalefet yapılanması vardı ki bunlara Ulusalcı deniliyordu. ABD’deki derin kutuplaşmayı Ulusalcılar ve Küreselciler arasındaki çatışma oluşturuyor. Ulusalcılar da çevreden değil merkezden!
 
ABD’nin zengin kaynakları dünyanın jandarmalığı için kullanıldığından ülkenin kalkınması, halkın refahı ihmal, iç güvenliği göz ardı edilmektedir diyen Ulusalcılar Trump’ı destekleyip başkan seçtirmeyi başardı. Şimdi Beyaz Saray’da kendi haline bırakıp Küreselcilere teslim olmasını bekleyecek değiller. Elbette seçim vaatlerini hayata geçirmesi için bastıracaklar.
 
Küreselciler ise NEO-CON denilen Siyonistlerdir ki; ABD’yi kullanarak İsrail’in güvenliğinin sağlanması, bekasının teminat altına alınması, Arzımevud üzerinde Büyük İsrail kurulması için çalışmaktadırlar. Ancak artık bu düşüncelerini gizleyemeyip deşifre olmuş durumdalar. ABD toplumunun bu deşifre olan zihniyeti kabul etmesi beklenemez.
 
Zaten ABD ve müttefikleri Irak ve Afganistan’ı işgale başlarken Başkan Bush haçlı savaşı ilan edip Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) hayata geçirileceklerini açıklamıştı. BOP, Büyük İsrail Projesinin kılıfından başka bir şey değildir.
 
ABD Başkanı Trump şimdi şunu söylüyor: Irak’ın işgalinde 6 trilyon $ harcadık, bu para ile iki tane ABD’yi yeniden inşa edebilirdik!
 
Açıkça görülen o ki; Ulusalcıları temsil eden Başkan Trump, Siyonistleri temsil eden NEO-CON’lar karşısında devlet içinde, temelde birbirine zıt iki kamp oluşturarak ölümüne siyasi bir mücadele yürütüyor. Başka bir ifade ile devlet ve toplum içinde örgütlenen Ulusalcıların kurulu düzenin sahibi Siyonistlerle iktidar mücadelesi yüzeysel değil, kökleri derinlerdedir.
 
Bu iki kesim arasındaki iktidar mücadelesinde kaç seçimdir Siyonistler kaybediyorlar; lakin kurulu düzendeki hâkimiyetleri nedeniyle uğradıkları güç kaybına rağmen boruları ötüyor...
 
Siyonistler Başkan Nixon’ı Watergate Skandalı ile devirdiler. Bill Clinton’ı Monica Lewinski Skandalı ile devirmeye çalıştılar başaramadılar. Oğul Bush da Siyonistlere karşın kazandı. Bush’u da hedef yapıp alabildiğine hırpaladılar. Öyle ki Irak’ta Başkan Bush’a ayakkabıları fırlatan gazeteci Muntazar El Zeydi’yi tüm dünyada kahramanlaştırdılar. Barack Obama da Siyonist NEO-CON’lara rağmen Başkan seçildi, lakin sonunda etkilerine girdi.
 
Trump’ın da Siyonistlerin sahibi olduğu kurulu düzene teslim olacağına dair ısrarlı iddiaları medya tartışmalarında izliyoruz. Lakin bu mümkün değildir. Şimdiye kadarki hiçbir seçimin bu defaki gibi taraflar arasında gemiler yakılarak yapıldığı vaki değildi. Artık bıçağı kemiğe dayanan bu dayanılmaz iktidar kavgasının bir tarafın kazanması veya uzlaşmaya varılarak son bulması imkânsız hale gelmiş bulunuyor. Arkasındaki örgütlü yapılanma Trump’ın pes etmesine izin vermeyeceği gibi, kurulu sistem de gerçek iktidarı onlara bırakacak değildir.
 
Kavganın büyümesi ve bir ABD baharının başlaması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Yahudiler ABD’nin Ortadoğu’dan Okyanus gerisine çekilmesine, İsrail’in korumasız bırakılmasına ve ortaya çıkacak boşluğu Türkiye’nin doldurmasına asla razı olamazlar. ABD’nin bir iç savaş ortamına girmesi hiç şüphesiz ki küresel bir güç olmasının sonu demektir. Yani şöyle veya böyle ABD Siyonizmin savaş makinası olmaktan ıskat edilmiş olacaktır. Bu yüzden Trump ABD’nin Gorbaçov’u olarak görülmektedir.
 
ABD’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Trump ve destekçileri iktidar gücünü ele geçirirse ABD dünya jandarmalığını bırakıp ülke sınırlarına çekileceğinden İsrail acımasız Ortadoğu coğrafyasında hamisiz kalıp mukadder akıbetine terk edilmiş olacak. Eğer ABD iç savaşta istikrarsızlaşır, güç kaybına uğrarsa kaçınılmaz şekilde yine aynı sonuç ortaya çıkacaktır!
 
ABD’deki Siyonizm karşıtı temelli gelişmeler öylesine, kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Bu küresel boyutları olan olgunun ana üssü Türkiye’dir. Dünyada Siyonizm karşıtlığının ilk kez siyasi bir söylem ve hareket halinde ortaya çıkması Erbakan ve Millî Görüş ile başladı. Bugün 15 yıldır tek başına iktidarda Türkiye’yi yöneten siyasi kadro Millî Görüş öğretisiyle, Erbakan’ın yetiştirdiği, önemli noktalara taşıdığı öğrencileridir.
 
Siyonizm’in Osmanlı Devletini yıkarak kurduğu 1923 hile rejimi ve köle düzeni Erbakan’ı ve başlattığı Millî Görüş hareketini yok etmek istedi, bunun için her yola başvurdu, lakin bir türlü başaramadı. Sonunda Erbakan Türkiye’nin yönetimini ele geçirdi, Millî Görüş’ün üssü haline getirerek Dünya Siyonizm’i ile küresel boyutlarda mücadelesini sürdürdü.
 
Dünya Siyonizm’i Türkiye’de 1923 hile rejimi ve köle düzenini kurduğu yıllarda Rusya’da Bolşevik İhtilalini gerçekleştirdi. II. Dünya Savaşının ardından Yalta Konferansında SSCB-ABD partnerliğinde iki kutuplu, iki bloklu dünya düzenini ve çatı teşkilatı Birleşmiş Milletleri kurdu.
 
SSCB dağılınca Siyonizm tek süper güç yaptığı ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzenini ilan etti. Ancak işgal ettiği Irak’ta verdiği ağır askeri kayıplarla yaptığı astronomik harcamaların sonucu çekilmek zorunda kalan ABD ve müttefikleri büyük bir küresel ekonomik kriz içinde çöküş sürecine girdi.
 
Rusya’da Vladimir Putin, Yahudi oligarklara karşı başlattığı mücadeleyi kazanarak Küresel Siyonizm’e ağır bir darbe indirdi. Siyonizm’in güdümünden çıkan Rusya Federasyonu tabii müttefik olarak antisiyonist Millî Görüş’ün iktidar olduğu Türkiye’yi yanında buldu.
 
Gürcistan’da, Ukrayna’da Türkiye’den hayati önemde destek gören Putin Türkiye’yi Suriye konusunda yalnız bırakmadı. Türkiye bu sayede Fırat Kalkanı harekâtını başlatabildi. Artık Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin stratejik müttefiki Rusya’dır.
 
İlk önce Türkiye’de yenilgiye uğrayan Dünya Siyonizm’i Rusya’dan sonra şimdi de ABD’de asla altından kalkamayacağı bir sorunla karşı karşıyadır. Başkan Trump’ın Siyonizm’e ana üssü ABD’de musallat olması çözümsüz ölümcül bir sorun oluşturmaktadır.
 
Yeni Başkan Trump Rusya ve Türkiye ile birlikte hareket etme eğilimindedir. Zaten aksi bir yol izlemesi Trump ve Ulusalcıların sonu olur. Ancak ABD’deki hâkim yapının büyük gücü, Trump’ın son derece dikkatli hareket etmesini gerektirmektedir. İzlediği politikalar da bunu gösteriyor.
 
Trump’ın siyaset bilmediği, ağzına geleni söylediği, kafası estiği gibi hareket ettiği şeklinde çizilen profili gerçeği yansıtmamaktadır. Zaten önemli olan Trump’ın kişisel kabiliyeti değil; arka planındaki örgütlü gücün imkân ve kabiliyetleridir. İzlediği özenli dengeci politikayı da arka planındaki bu yapıya bağlamak lazımdır.
 
İsrail’e yönelik güven verici açıklamalarına karşın, ABD’deki uzantısı Siyonist yapılanmaya karşı sergilediği tavizsiz sert tavır oldukça bilinçli hareket ettiğinin bir göstergesidir. İsrail’in çıkarlarının kollanacağına ilişkin söylemi antisemitist bir damga yemesini önlemek içindir. Oysa seçim kampanyası ve sonrasında hedef aldığı, karşısında mücadele verdiği kesimin siyonist NEO-CON’lar olduğu bilinmektedir.
 
Trump ve arka planındaki güç belli ki Siyonizm karşıtı toptancı bir söylem değil, izleyeceği ABD politikaları bazında her konuda spesifik bir karşı siyasi söylem geliştirecektir. Toplum desteğini sağlayacak şekilde her konuda ABD halkının çıkarlarını gözeten politik söylemle siyonist yapılanmayı köşeye sıkıştırıp izole etmeye çalışacağı anlaşılıyor.
 
Böyle bakıldığında belki PYD’ye yine silah yardımı yapacak ama bölgeye asker gönderme konusunda toplum desteği alacak şekilde olumsuz yaklaşım sergileyecektir. Bölgeyi asker göndererek kontrolü altına almadan birtakım gruplara silah yardımı yaparak yanında tutup amacına hizmet ettirmesi ABD için mümkün olmaz.
 
Örneğin ABD Irak’tan çekilirken Barzani’ye çok büyük miktarda silah bıraktı. Lakin Barzani bu silahlarla güvenliğini sağlayamayacağını anladı, geleceğini güvenceye almanın Türkiye ile birlikte hareket etmekten geçtiğini gördü. Suriye’deki Kürtler de ABD’nin verdiği silahları geleceklerini güvence altına almak için yeterli görmeyeceklerdir. Ve PYD payidar olamaz.
 
Trump’ın da ABD Irak’tan çekilmeliydi ama böyle değil derken sadece demagoji yaptığı açıktır. Madem Ortadoğu’ya yeniden askeri güç göndermeyecek başka ne yaparsa yapsın bölge ülkelerinde ve toplumlarında söz sahibi olamaz. Bunu ise Türkiye ve Rusya yapıyor! Bu demektir ki Trump Ortadoğu’da Türkiye ve Rusya karşıtı bir siyaset izlemeyecek. Bunu en iyi İsrail ve ABD’deki Siyonist NEO-CON’lar biliyor.
 
Sayı: 949
1372 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Murat Erke - 28 Temmuz 2017 Cuma 17:22
    Her şeyi anlatmışsınız da... KÜRESELCİLERİN lider ailesi kim? ULUSALCILARIN lider ailesi kim? onu anlatmamışsınız.

    Rothschild ailesi ile Rockefeller aileleri kavga ediyorlar.

    Rothscild'lerin KÜRESELCİLER, Rockefeller'lerin de ULUSALCILARIN lideri diyebilir miyiz?

    Ayrıca... Rothschild ailesi Çin'i süper güç yapmak üzere diyebilir miyiz?
  • MESUD AKGÜL - 26 Ocak 2017 Perşembe 16:18
    O.IŞIL'A.
    Necmettin Erbakan'ın geride bıraktığı notların meydana gelmesiyle yayınlanan " Davam" adlı kitapta şöyle ilginç bir bilgi var.

    "Çernişev, Erbakan'dan Adil Düzen'i anlatmasını istedi.

    Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girdiği yıllarda, Rus devlet adamı Albert Çernişev'in, Erbakan'a aktardığı bir talep de eserde yer alıyor. Çernişev'in talebi üzerine Erbakan, Rusya'dan özel olarak gelen Rus uzman ve profesörlerin yer aldığı bir heyete, Rusya'nın Ankara Büyükelçiliğinde üç gün boyunca Adil Düzen konferansı veriyor.

    Erbakan, bu konuda şunları anlatıyor:

    "Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, sadece kardeş Türk Cumhuriyetleri'nde değil bütün Sovyet bloğunda İslam'ın yayılması ve adil bir düzenin kurulması için gayret ettik. O dönem Rusya'nın Ankara Büyükelçisi olan ve daha sonra Avrasya bölgesinde önemli görevler üstlenen Albert Çernişev'in istek ve daveti üzerine bir Adil Düzen konferansı vermiştik. Her birisi bir gün boyunca olmak üzere üç ayrı bölüm halinde Adil Düzen brifingleri verdik."
    Rus Büyükelçisi Albert Çernişev, Büyükelçilik görevinden sonra Putin'in ulusal güvenlik konularında dinlediği en önemli devlet adamlarından birisi konumuna geldi.

    Dünya medyasının küresel sermaye işbirlikçisi Rus Yahudi oligarklar ile verdiği savaştan dolayı Putin aleyhine yoğun bir karalama kampanyası başlattığı dönemde Rus lidere en büyük destek Erbakan
  • o.ışıl - 25 Ocak 2017 Çarşamba 10:39
    s.a.putinin rusyada daha önceden bir alt yapısı olmadan siyonistlere karşı verdiği mücadeleyi nasıl kazandığını anlatabilirmisiniz.yoksa orada da bir organize güç odağı varmıydı.varsa kominist yapı içerisinde nasıl örgütlenebildiler.all.emn.olun.
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6718     EURO 4.3287     IMKB 106926     ALTIN 151,370