ABDULLAH GÜL CEPHESİNDE NELER OLUYOR?

Sitemiz yazarlarından Mesud Akgül'ün yazısı...

29 Aralık 2017 Cuma 14:57 < GÜNDEM

Mesud Akgül

Son yayınlanan KHK’de darbe ve terör eylemlerine karşı sivil unsurlara verilen silahlı mücadele dâhil her türlü karşı koyma yetkisi ile yargı muafiyetine 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, metindeki ifadelerin muğlak ve istismara açık olduğu gerekçesiyle sosyal medya hesabından eleştiriler yöneltince AKP çevrelerinde kızılca kıyamet koptu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım başta olmak üzere AKP’li yetkililer ile bazı Milletvekillerinden dozajı yüksek tepkiler Abdullah Gül’e yöneldi.

 

Abdullah Gül’e en üst perdeden yöneltilen suçlamalar boyut itibariyle analiz edildiğinde ortada gariplik olduğu bir vaka!

 

Zira KHK’ye yönelik Abdullah Gül’ün yönelttiği eleştiriler üzerinden şahsına yöneltilen yoğun saldırılar arasında boyut itibariyle ciddi bir orantısızlık söz konusu.

 

Meseleyi tüm boyutlarıyla anlamak için öncelikli olarak bu orantısızlığın perde arkasını görmek elzemdir.

 

Aksi halde bu hususta yapılacak tüm değerlendirmeler boşa kürek sallamaktır.

 

Abdullah Gül, KHK’yle ilgili yaptığı tavsiye niteliğindeki sözler sebebiyle AKP çevrelerince orantısız şekilde suçlanıp ciddi karalama kampanyasına uğradıysa bu olayın böyle gelişmesini öngören üstün bir siyasi aklın varlığından emin olabilirsiniz.

 

Aslında küçük bir uyarı mahiyetindeki ve nezaket kurallarına riayet edilerek atılmış bir tweet bahanesiyle AKP çevreleriyle Abdullah Gül arasında başlayan sert tartışmaların 2019 seçimlerine yönelik bir milli derin devlet operasyonu olma olasılığı oldukça yüksek.

 

Yaşanılanları siyasi mühendislik projesi olarak adlandırmanın da hiçbir sakıncası yok.

 

Malum olduğu üzere 2019 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi seçimlerinde ilk turda %50+1 barajını aşmak şartı var.

 

Ülkeye hakim olan siyasi konjonktür ve atmosfer böyle bir başarıya ilk turda ulaşacak herhangi bir adayın olmadığı gerçeğini topluma dayatıyor.

 

Buna Cumhurbaşkanı Erdoğan da dâhil.

 

Zaten 7 Haziran 2015 seçimleriyle son yapılan 16 Nisan referandum sonuçlarında şu gerçek tescil edildi: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi oyları %40’a sabitlenmiş durumda!

 

Bu gerçek AKP’ye yakınlığıyla bilinen kamuoyu araştırma şirketlerinin son yaptığı anket çalışmalarında da açıklanarak kamuoyunun bilgisine sunuldu.

 

Kısacası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk turda %50+1’i yakalaması imkânsız.

 

Hatta AKP-MHP ittifakının bile bu orana ulaşması oldukça zor görünüyor.

 

Seçimlerin ikinci tura kalacağına dair hemen herkes fikir birliğine varmış durumda.

 

Bu gerçek sebebiyle milli derin devlet ve küresel güç Siyonizm 2019 seçimlerine yönelik planlarını birinci tura göre değil ikinci tura göre yapıyorlar.

 

Seçimler ikinci tura kaldığında en fazla oyu alan rakibinde toplanacak muhalif oylar sebebiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 seçimlerini kazanma şansı nerdeyse yok gibi.

 

Çünkü Erdoğan’ın şahsından hoşlanmayan %60 gibi bir seçmen çoğunluğunun kemikleştiği bir realite.

 

İşin püf noktası da tam olarak burası!

 

Milli derin devlet ve İsrail 2019 seçimlerinde bu %60’a oynayacaklar.

 

Kazanmak için başka şansları yok.

 

Her iki küresel gücünde %60’ın desteğini sağlamak için yapacakları en önemli hamle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına hangi rakip adayla çıkacakları hususudur?

 

Bu rakip aday hususunda milli derin devletin seçenekleri ve tercihleri oldukça çeşitli ve bol.

 

İsrail ve küresel güçler için benzer bir aday bolluğundan söz etmek neredeyse imkânsız.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rakibini CHP, HDP, İYİ Parti ya da BBP ve SP gibi irili ufaklı küçük partilerin içinden çıkarmak Siyonizm için oldukça riskli.

 

Çünkü AKP hariç diğer tüm partilerde adeta bir lider kıtlığı ya da adam yokluğu yaşanıyor.

 

Eskilerin deyimiyle Kaht-ı Rical durumu mevzu bahis.

 

AKP’de ise aday seçenekleriyle ilgili bol ve bereketli bir ortam mevcut!

 

Bu gerçek dolayısıyla milli derin devlet ve İsrailci kesimler eğer seçimleri 2. Turda kazanmak istiyorlarsa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına çıkaracakları rakip adayı yine AKP içinden bulmak zorundalar.

 

Bu konuda ilk adımı milli derin devlet attı.

 

Deniz Baykal’ın ağzından alternatif aday isim olarak Abdullah Gül ismi kamuoyuna açıklandı.

 

Son yayınlanan KHK sebebiyle iktidar kesimlerinin Abdullah Gül’e yönelttikleri aşırı tepkiler sayesinde Abdullah Gül’ün %60 çoğunluğun ortak adayı olma ihtimali artık spekülasyon olmaktan öte bir safhaya geçti ve ciddiye bindi.

 

Abdullah Gül’ün %60 muhalif seçmen topluluğunun desteğini alması için güvenini kazanması şart.

 

Önünde büyük bir engel var; geçmişi!

 

Bu engelin ortadan kaldırılması için milli devletin devreye girdiği anlaşılıyor.

 

Abdullah Gül’ün geçmiş siyasi hayatında en üst yönetim kadrolarında AKP içinde görev yapmış olması muhalif seçmen nezdinde ortaya çıkacak olan güven probleminin en büyük gerekçisi.

 

Güven sorunun aşılması için AKP ile Gül arasında ciddi bir kavganın başlatılması kaçınılmaz.

 

Ancak bu kavganın göstermelik değil aksine inandırıcı, ciddi ve gerçekçi olması şart!

 

Aksi halde hiçbir sonuç alınamaz.

 

AKP üst yönetimi tarafından kamuoyunda ciddi şekilde suçlanan, saldırılara uğrayan ve karalama kampanyalarının hedefi yapılan Abdullah Gül’e muhalif seçmen kitlesi niye güvenmesin ki?

 

Abdullah Gül’ün muhalif Karar gazetesini ziyareti de bu amaca yönelik yapılan bir girişimdir.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, AKP üst yönetimi, Milletvekilleri ve yandaş medyanın Abdullah Gül’ü hedef alan açıklamalarının ne tür siyasi gelişmelere yol açacağını iktidar çevreleri bilmek zorunda değil ama Gül’e yapılanlara karşı CHP, HDP, İYİParti ve BBP ile SP arasında doğal bir ittifak sağlandı bile!

 

Abdullah Gül’ün KHK ile ilgili yaklaşımı ile CHP, HDP, IYI Parti, BBP ile SP’nin fikirleri arasındaki uyum ve ittifakın elbette kendiliğinden ya da tesadüfen oluşması siyasette olanaksız.

 

CHP, HDP, İYİ Parti, BBP ve SP, Abdullah Gül’ü hedef alan AKP iktidarına karşı şimdiden taraflarını belli edip Gül’ün haklılığını topluma vurguluyorlar.

 

CHP, HDP, İYİ Parti, BBP ve SP eğer 2019 seçimlerinde Erdoğan karşısında yeni bir hezimet yaşamak istemiyorlarsa Abdullah Gül’den başka ikinci bir siyasi profili tercih etme lüksüne sahip değiller.

 

Çünkü muhalif hiçbir partide Abdullah Gül’den daha iyi, daha parlak, toplumsal itibari yüksek ve her şeyden önemlisi Erdoğan’ı yenebilecek başka bir siyasi profil mevcut değil.

 

Muhalefetin sağladığı desteğin zaman içerisinde %60 seçmen blokunun Abdullah Gül’ün ismi etrafında kenetlenmesini ve bütünleşmesini sağlayacağı muhakkak.

 

Kısacası milli derin devlet attığı adım ve yaptığı hamlelerle şimdiden 2019 seçimlerine yönelik İsrail ve küresel Firavunların önüne geçmeyi başardı.

 

2019 seçimlerinde sandıktan 1. Veya 2. Turda ister Cumhurbaşkanı Erdoğan isterse Abdullah Gül zaferle çıksın hiç fark etmez her iki sonuçta da kazanan milli derin devlet; kaybeden İsrail olacaktır.

 

AKP iktidarı ile Abdullah Gül arasında başlayan kavga ve çatışma ortamı milli derin devletin 2019 seçimlerine yönelik planladığı siyasi mühendislik projesinin topluma yansımış halidir.

 

Bu siyasi mühendislik projesinin özünde AKP oy verecek %40’lık seçmen kitlesini Erdoğan’la; buna karşı iktidara destek olmayacak %60 muhalif kesimleri de Abdullah Gül’le kontrol altına alıp yönetmek ve yönlendirmek var.

 

Erbakan, MSP mitinglerinde şöyle haykırıyordu: “Yahudi, milletimize demokrasi diye yazı-tura oyunu oynatıyor. Parayı havaya atıyor eğer yazı gelirse solcu CHP, yok tura gelirse sağcı Adalet Partisi seçimi kazanıyor; her defasında Yahudi iktidar oluyor… Biz bu parayı Allah’ın izniyle dik tutturacağız, dik!”

 

Erbakan’ın ülke demokrasisini işletme imtiyazını ele geçirmek için planladığı parayı dik tutturma stratejisi 2019 seçimlerinde hayata geçirilecek.

 

Sözün özü Ecevit-Demirel kavgasının yerine Erdoğan-Gül kavgası ikame edilerek toplumun Milli Görüş ilkeleri doğrultusunda dizayn edilip kendi dinine, özüne, inancına, tarihine ve kimliğine dönüş serüveni tamamlanmış olacak.

 

Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir fark var.

 

Ecevit-Demirel muvazaa kavgasının yönetmeni İsrail’di ve her şartta Siyonizm kazanıyordu!

 

Erdoğan-Gül çatışmasının rejisörü ise milli derin devlet ve her türlü milletimiz, İslam âlemi ile tüm dünya insanlığı kazanacak!

 

İçimizdeki Yahudiler ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kudüs sorunu nedeniyle İsrail’e yönelttiği yenilir yutulur olmayan suçlama ve saldırılara karşı intikam hırsıyla hareket edip bu çatışmada Gül cephesinde mevzilenmeye başladılar.

 

Dünya Yahudilerinin belli ki beyni dağılmış, karargâhı çökmüş, organları çürümüş!

 

Bünyeyi metastaz yapmış kanser hücresi sarmış!

 

Ne yapacaklarını bilmedikleri gibi sürprizler karşısında nasıl tavır alacaklarının da farkında değiller.

 

Abdullah Gül’e destek verip İsrail’le arayı bozan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan intikam alalım derken milli derin devletin siyasi mühendislik projesine katkı sağlıyor siyasi buzağılar!

 

Endişeye lüzum yok.

 

Her şey kontrol altında!

 SİYASETTE GÜÇ DEĞİL AKIL KAZANIR! ERDOĞAN GÜÇLÜ AMA AKIL ÜSTÜNLÜĞÜ GÜL’DEN YANA - TIKLAYIN 

O.G.

YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:38
Güneş 06:01
Öğle 12:23
İkindi 15:50
Akşam 18:34
Yatsı 19:51
DÖVİZ KURLARI
USD 6.2046     EURO 7.2854     IMKB 96121     ALTIN 240,476