Ahmet Kayır

05 Aralık 2011 Pazartesi 09:23 DİĞER KÖŞE YAZILARI

DELAWERE'Cİ BİDEN'A DİKKAT!

''Siz ABD'ye muhtaçsınız, ancak ABD'nin Türkiye'ye ihtiyacı yok. Kredi ihtiyacınızın da olduğunu biliyorum. Kıbrıs sorununu çözün, istenenleri yerine getirin, size yardımcı olalım. Aksi takdirde hiçbir yere varamazsınız''

Bu sözler, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nin en deneyimli üyelerinden Joe Biden'a ait. Ekim 1999'da komiteyi ziyaret eden dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in adeta yakasına yapışıp, tehdit edercesine bu sözleri söyleyen Biden, o dönem büyük tepki almış, medyamızda "Densiz Senatör" manşetleri atılmıştı.

Teröristbaşı Apo'nun teslim edilmesiyle yıldızı yükselmeye başlayan Ecevit'in "Karaoğlan" imajını yerle bir eden ABD gezisinin, "Clinton'un önünde el pençe duran Ecevit" fotoğrafından sonra en çok akılda kalan olayıydı komitede geçen o tartışma. Bu ziyaretin ardından Ecevit'in sağlığı bozulmuş, Türkiye'de siyasi ve ekonomik krizler meydana gelmiş, AK Parti'nin iktidara gelmesiyle siyasette yeni bir sayfa açılmış, ardından Irak ve Afganistan'ın işgaliyle yeni dünya düzeninin temelleri atılmıştı.

Senato çatısı altında Ecevit'in şahsında Türkiye'ye hakaretler yağdıran Joe Biden, geçtiğimiz hafta Obama'nın başkan yardımcısı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Gül'le Ankara'da, istirahatta olan Başbakan Erdoğan'la ise İstanbul'daki evinde görüştü.

Joe Biden'ın nasıl biri olduğuna dair bu hafta medyada birçok yazı ve haber yayınlandı. Arkadaşımız Timuçin Mercanoğlu'nun haberinde de belirttiği gibi, Biden tam bir "Türkiye Düşmanı" olarak biliniyor. ABD'nin en deneyimli senatörlerinden. 31 yaşında Delaware eyaletinden senatör olarak seçilen Biden, bu görevi 1973 yılından bu yana kesintisiz sürdürdü. 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle Türkiye'ye silah ambargosu kararının alınmasını sağlayan 4 isimden biriydi. Siyasi kariyeri boyunca Türkiye karşıtı kararların hepsinin altında onun imzası vardı. Ermeni tasarılarının tümüne destek verdi, sürekli Rum lobisine yakın durdu.

"Türkiye düşmanı" Biden'ı asıl anlatan cümle ise, bir İsrail televizyonuna verdiği röportajda sarfettiği şu söz:  "Ben bir Siyonistim. Siyonist olmak için illa Yahudi olmak gerekmiyor". Genç yaşta ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olan, bu görevi üç dönem yürüten Biden, Yahudi lobisinin Henry Kissinger'den sonra ABD'deki en güçlü isimlerinden biri. ABD dış politikasını şekillendiren en önemli kuruluşlardan CFR üyesi olan Joe Biden, 1988 yılında Türkiye'nin Filistin davasına desteği nedeniyle, "Türkiye'nin etrafını ateş çemberine çeviririz" tehdidinde bulunmuştu. Biden'ın seçim öncesi televizyonda yaptığı, "ABD Senatosu'ndan benden daha fazla İsrail dostu bir başka senatör yoktur" açıklaması hâlâ hafızalarda. İsrail'in Mavi Marmara'ya saldırmaya hakkının bulunduğunu açıklayan Biden'ın, İsrail'in İran'ı vurmasına itiraz etmeyeceklerini söylemesi de, Ortadoğu'ya hangi pencereden baktığını anlamak için yeterli.

Demokrat Partili olmasına rağmen Irak'ın işgaline kabul oyu veren Biden, Irak'ın tamamen üçe bölünmesini öngören Biden-Gelb Planı'nın da mimarı. O dönem kabul görmeyen plana göre Irak, Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan olmak üzere üç devletçiğe bölünüyordu. Obama'nın karşısına Demokratların başkan aday adayı olarak çıktığı günlerde Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanı Leslie Gelb ile birlikte kaleme aldığı Biden-Gelb Planı'nda, Irak'ta gevşek bir federasyon önerisinde bulunan Joe Biden, bu bölünme için sünnilerin ve özellikle Türkiye'nin ikna edilmesi gerektiğini savunuyordu.

Neredeyse 40 yıllık siyasi bir tecrübeye sahip, "Türkiye Düşmanı" ve "Siyonist" olarak bilinen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın Türkiye ziyareti, sembolik bir ziyaret gibi gösterilmeye çalışılıyor. Biliyorsunuz ABD başkan yardımcıları öyle kolay kolay Türkiye'yi ziyaret etmiyor. En son Dick Cheney'nin Irak'ın işgalinden hemen önce Türkiye'yi ziyaret ettiğini hatırlarsak, bu ziyaretin ne kadar önemli olduğu ortada. Batı medyasında çıkan, "ABD'nin asıl başkanı Obama değil Biden" yönündeki yorumlar da bu ziyaret nedeniyle bizi endişeye sevkediyor. Siyasi hayatı boyunca Türkiye karşıtı kararların altına imza atan Biden'ın, ziyareti öncesinde ve ziyareti sırasında Türkiye lehinde yaptığı açıklamalar da endişemizi arttırıyor. Biden, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret etmiş, aynı komiteden Demokrat John Kerry ve Cumhuriyetçi Chuck Hagel ile birlikte, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'la görüşmüştü. O görüşme de, medyadan sır gibi saklanmıştı.

Her ne kadar PKK ile mücadelede işbirliği, Ermenistan ile ilişkiler, Heybeliada Ruhban Okulu gibi konular dillendirilse de, görüşmelerdeki esas konunun Ortadoğu'daki gelişmeler olduğu aşikar. Türkiye'yi Suriye ile savaşın eşiğine getiren gelişmeler, füze kalkanı ile birlikte İran'la yaşanan gerilim, İsrail'in İran'ı vurma tehdidi ve ABD'nin Irak'tan çekilme planı masadaki en önemli gündem maddeleri.

Kapalı kapılar ardında neler görüşüldü bilmiyoruz? Ama Obama'nın "Yumuşak Güç" veya "Yeni İdealizm" olarak isimlendirilen yeni güvenlik sistemine baktığımızda, ABD'nin önümüzdeki günlerde Ortadoğu'da nasıl bir politika takip edeceğini anlayabiliriz. Obama'nın 2010 yılında onayladığı Dört Yıllık Savunma Gözden Geçirme Raporu (QDR 2010)'nun sunuş bölümünde ABD politikalarının özünde bir değişiklik olmadığı vurgulanıyor. ABD'nin devasa bütçe açığı ve giderek artan savunma harcamalarına dikkat çekilerek, dış politika alanındaki hedeflere ulaşırken "işi ucuza getirme", "ortaklara dayanma" ve "riski stratejik ortaklarla paylaşma" anlayışına vurgu yapılıyor.

Diğer ülkelerle ilişkilerin öneminin anlatıldığı bölümde üç grup ülkeden bahsediliyor. Birinci grupta Çin, Hindistan ve Rusya, ikinci grupta ise Brezilya, Güney Afrika ve Endonezya bulunuyor. Üçüncü grupta ise ABD'nin bölgesel politikaları için önem verdiği iki ülke var; Pakistan ve Türkiye. Raporun 42. sayfasında "Türkiye'ye özellikle bölgesel ortak çıkarlarımız için angaje olmaya devam edeceğiz" deniliyor.

Raporda, uzak menzilli beşinci nesil savaş uçakları ile girilmesi zor bölgeleri vurma kabiliyetinin geliştirilmesi, özel kuvvetler, ISR (İstihbarat, gözetleme, keşif) kabiliyetleri ve insansız hava araçlarının önemi belirtiliyor.

Özetleyecek olursak, ABD Obama ile birlikte emperyal, yani dünyayı yönetme fikrinden vazgeçmiyor, sadece taktik değiştiriyor. Libya örneğinde olduğu gibi müttefik devletlerle birlikte kriz bölgesine müdahale ve Suriye örneğinde olduğu gibi stratejik ortakla hedefe ulaşmayı planlıyor. Ateşte kızaran kestaneleri toplamak için maşa kullanmayı öngörüyor.

Türkiye, Suriye'ye dönük yaptırımların öncülüğünü savunuyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Esad geri adım atmazsa "Her türlü seçeneğe hazırlıklı olduklarını" açıklıyor. Suriye'de tampon bölge oluşturulması, ülkenin kuzeyinde Irak'ta olduğu gibi uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve kontrolünün Türkiye'ye verilmesi ihtimalinden söz ediliyor. İsrail'i korumak adına kurulan füze kalkanı nedeniyle Türkiye'nin İran'ın açık hedefi haline geldiği yazılıyor. Böylesine kritik bir dönemde CFR üyesi, tescilli "Türkiye Düşmanı" ve "Siyonist" ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Türkiye'yi ziyaret edip, övgüler düzüyor.

Irak'taki "Böl-Parçala-Yönet" planının mimarı Biden'ın, başta Suriye olmak üzere diğer Ortadoğu ülkeleri için de benzer bir planı var mı?

Büyük bir ekonomik krizin arefesinde, Wall Stret'teki gösterilerin gölgesinde 2012 ABD başkanlık seçimlerine hazırlanan Obama, Suriye ve İran'da bir çılgınlık yapar mı?

Irak'tan çekilme planı sonrası ABD nasıl bir Ortadoğu hedefliyor?

Türkiye'ye bu planların çerçevesinde nasıl bir rol düşünüyor?

Bunlar cevap bekleyen yüzlerce sorudan sadece bir kaçı.

"Delaware'ci Biden'a aman dikkat!" diyoruz.

Time, tepki ve ABD baharı

Dünyanın ve ABD'nin en etkili dergilerinden Time'ın son aylarda ABD baskısında farklı, dünya baskılarında farklı konuları kapak yapması tepkilere neden oluyor. Avrupa, Asya ve Güney Pasifik bölgelerine özel baskılarında Mısır'daki ayaklanma, Suriye, Libya, İran ve ekonomik kriz gibi son derece ciddi konuları kapak dosyası olarak veren Time, ABD baskılarında ise anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklar, ev işleri, okul seçme kriterleri gibi magazin konularına yer verince okurlardan tepki aldı.

ABD, Fas'tan Endonezya'ya geniş bir coğrafyada kirli planlarını uygularken, Time'ın editörleri bu olaylardan sokaktaki ABD vatandaşının haberdar olmasını istemiyor anlaşılan. Bu durum sadece Time'la sınırlı değil elbette. ABD medyası, Wall Stret'teki protestoları da pek görmek istemiyor.

Uzun süre ABD'de kalmış ve yönetim modelini incelemiş bir dostum aktarmıştı. ABD yönetim modeli, tam anlamıyla emperyal, yani dünyayı yönetmeyi hedefleyen bir anlayışla oluşturulmuş. Sistemin en önemli ayağını istihbarat oluşturuyor. Güney Amerika'daki amazon ormanlarının son durumundan, Afrika'da kabileler arasındaki gerilime dünyanın her yerinden istihbarat yağıyor. Bunların hepsi rapor haline getiriliyor, inceleniyor. Sistemin en önemli ayaklarından birini kıdemli senatörler oluşturuyor. 30-40 yıldır görev yapan bu senatörlerin yanında onlarca uzman çalışıyor. Çıkan kararların altında bunların imzası var. Politikaların belirlenmesinde bir başka önemli faktör ise think-tank kuruluşları ve lobiler. Kısacası, ABD'de yönetenler dersini iyi çalışıyor. Yönetilenler ise, Time'ın kapağında olduğu gibi magazinle vakit geçiriyor. Ama son günlerde Wall Stret'te yaşanan protesto gösterileri, ABD'de işlerin değişmeye başladığının işareti. Time'a tepki de belki bu yüzden. Bakalım protestolar ABD'de de bir değişime kapı aralar mı? Bir ABD baharı yaşanır mı, bekleyip göreceğiz.

Yerli öğretmen, yabancı doktor!

Atanmayı bekleyen 264 bin öğretmen gözünü umutla hükümete çevirmişken, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in açıklamaları ile şok oldu. "Atanmayı bekleyen 264 bin öğretmen var. Bizim ihtiyacımız 60 bin." diyen bakan Dinçer,  atama bekleyenlere kendi kabiliyetlerine göre başka iş aramaları tavsiyesinde bulundu. Aynı günlerde Sağlık Bakanlığı'nın yabancı doktor ve hemşire çalıştırmak için mevzuat hazırlığında olduğu, şimdiden 2 bin 500 civarında yabancı doktorun başvuruda bulunduğu ve uygulamanın önümüzdeki yıl başlayacağı haberleri yayınlandı. Bir yanda milyonlarca lira harcanarak okutulan ve iş bulamayan öğretmenler, bir yanda artan ihtiyaç nedeniyle dışarıdan getirilmeye çalışılan yabancı doktorlar. Bakan Dinçer, sanki AK Parti hükümetinin ilk senesiymiş gibi, öğretmen ihtiyacı konusunun planlanmamasından şikayet ediyor. Oysa ki, eğitim fakülteleri yıllardır yeni öğretmen adaylarını kabul ediyor, her sene kontenjanlar artıyor. Şu anda da binlerce öğretmen adayı, eğitim fakültelerinde eğitim alıyor. Tıp fakülteleri ise ihtiyacı karşılamıyor. Türkiye bir türlü eğitim planlamasını gereği gibi yapamıyor.

İkinci 40 yıla yeni başlangıç

Milli Gazete'nin 40. kuruluş yıldönümü münasebetiyle geçtiğimiz hafta İstanbul'da gazetemizin yönetimi, yazar kadrosu ve editörleri ile bir aradaydık. Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Kurdaş'ın öncülüğünde hazırlanan gazetemizin yeni mizanpajını da o toplantıda görme imkanı bulduk. 40 yıldır yayın çizgisini muhafaza ederek, desteğinizle sizin sesiniz olan Milli Gazete, dünden itibaren tamamen yenilenmiş, daha şık bir tasarımla yayınlanmaya başlandı. Son dönemde içerik olarak kendini yayıncılık anlamında daha da geliştiren gazetemiz, şekil olarak da bu gelişime ayak uydurdu. Hayırlı olsun diyor, emeği geçen herkese ve 40 yıldır bizi takip eden okurlarımıza teşekkür ediyoruz.

 
1825 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:41
Güneş 06:04
Öğle 12:23
İkindi 15:47
Akşam 18:29
Yatsı 19:46
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4910     EURO 4.1702     IMKB 104123     ALTIN 145,971