AKP’Yİ ENGEL GÖRÜYOR!

Bütün bir partiyi, tüm unsurlarıyla genel anlamda böyle aşağılamanın, itibarsızlaştırmanın, gözden düşürmenin, demoralize etmenin nedeni ne olabilir?

10 Ekim 2017 Salı 21:08 < MANŞET
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’a hazırlanırken;
 
AKP’Yİ ENGEL GÖRÜYOR!
 
Ne Irak ve Suriye sorunu, ne PKK/PYD belası, ne ekonomi, ne iç ve dış politika; hiçbir şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 seçimi kadar umurunda değil. Varsa yaksa 2019’da yine seçilip bir 5 yıl daha Beştepe Külliyesinde saltanat sürmektir bütün derdi, meramı. Benden sonra AKP’de tufan olsa ne gam, havasında! Hatta AKP’yi ben kurdum benimle de ayakta kaldı, ben olmayınca olmuyor; diyebilmek için sonunu görse mutlu olacak. Kendisine denk kimseyi görmek istemiyor, hep en yukarılarda yalnızca ben olayım istiyor. Tarihte örnekleri pek çok olan bu tür yöneticilerin kaprisleri bitmez, ne yapılsa egoları tatmin olmaz.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça Türkiye’nin bekasından söz etmesi ise ben olmasam bu ülke çöker, batar mesajı vermek için kullandığı bir argümandan öte ciddiyet taşımıyor. Asıl derdinin Türkiye’nin bekası değil kendisi ve ailesinin ikbali olduğu her yaklaşımında, tutum ve davranışında açık net görülüyor. İkbali ve ailesi için feda etmeyeceği bir şey yok. Şayet ben seçilmesem ülkenin bekası tehlikeye girer algısı oluşturmaktan ibarettir bütün çabası.
 
Bir liderin -hele demokratik bir düzende- bütün bir parti teşkilatının, belediye başkanlarının istisna dahi etmeden, tam bir genellemeyle metal yorgunu, defolu, kişisel çıkarını davadan önde tutan duruma geldiğini, her ağzını açtığında yinelemesi görülmüş, duyulmuş değildir. Bütün bir partiyi, tüm unsurlarıyla genel anlamda böyle aşağılamanın, itibarsızlaştırmanın, gözden düşürmenin, demoralize etmenin tek bir nedeni olabilir: Önemli olan benim, başka hiçbir şey önemli değildir, gerisi teferruattır mesajı vermek. Böylesi eminim hiç görülmedi.
 
Peki, buna neden ihtiyaç duyuyor; denilebilir. Eğer AKP yönetimini, teşkilatları ve belediye başkanlarını yanında görse, bağlılıklarından emin olsa, destekleyeceklerini bilse; hiç böyle topuna birden karalama kampanyası başlatıp başına iş açar mı? Çok açıktır ki tek sorunu; kurucu lideri, her şeyi olduğu partisinin kendisini destekleyeceğinden ciddi kuşku duyması, güvenememesidir. Bu asla bir vehim filan da değil; oldukça önemli nedenleri, belirtileri var: Genel başkan seçildiği olağanüstü AKP kongresinde baştan ilan ettiği değişikliği MKYK’da gerçekleştiremediği görüldü. Keza ilan ettiği kabine değişikliği de istediği şekilde olmadı…
 
Aslında pürüz 16 Nisan Referandumunun hemen ardından uç vermeye başladı. Başbakan Yıldırım gazetecilerin AKP olağanüstü kongreye gidilecek mi sorusunu hayır gidilmeyecek şeklinde cevapladı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan hemen olağanüstü kongreye götürdü, AKP Genel Başkanlığı koltuğunu kaptı. 2019 yılına dek Genel Başkan kalacağını düşünen Başbakan Binali Yıldırım ise ihdas edilen eğreti Genel Başkan Yardımcılığı koltuğuna ilişip yeni sistemin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar vaziyeti idare etmek zorunda bırakıldı. Anlaşılıyor ki Binali Yıldırım Reis’in kendisi için çizdiği “kadere” razı değil!
 
Sonra ortaya çıkan tezahürlerinden anlaşıldı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan kongre hamlesini yaparak işi bitirmemiş, aksine kangrenleştirmiş. AKP Genel Başkanı seçildiği kongrede bir de ne görsün; MKYK’da deklare etmiş olduğu değişikliğin esamisi yok, kendine bağlı bir iki kişi dışında tasfiye edilen kimse yok! Davutoğlu’na oynadığı oyuna muhatap olmamak için partiyi tepeden tırnağa değiştirmek istiyor ama sanıldığı kadar kolay olmadığını görüyor.
 
Olağanüstü kongrede her ne kadar gürültü patırtı çıkmadıysa da Cumhurbaşkanı Erdoğan MKYK’yı oluşturmada, önceden ilan ettiği değişikliği gerçekleştirmede bir başarı göstermiş değildi. Bundan da AKP’de Binali Yıldırım’ı destekleyen önemli bir yapının varlığı anlaşılıp fark edilir oldu. Aslında örtülü şekilde Binali Yıldırım ile mücadele ediyor.
 
Görülen o ki “düşük profilli Başbakan” olarak göreve getirilen Binali Yıldırım ummadığın taş baş yarar özdeyişindeki gibi -pek sesi sedası çıkmasa bile- Cumhurbaşkanı Erdoğan’a adamakıllı kök söktürüyor. AKP’nin MKYK’sında yaptırmadığı değişikliğe kabine revizyonu sırasında da imkân tanımadığı görüldü. Çünkü tıpkı AKP yönetiminde açıkladığı değişikliği yapamadığı gibi önceden duyurulan kabine değişikliğinde de beklenenin olmadığı görüldü!
 
Beştepe Külliyesine yakın çevrelerden -sızan değil- bangır bangır yükselen iddialar, birçok flaş ismin kabinede yer alacağını adeta haykırıyordu. Örneğin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Dışişleri Bakanlığına, Ali Babacan’ın ise ekonominin başına getirileceğine kesin nazarıyla bakılıyordu hiçbiri olmadı. Üstelik Erdoğan’ın AKP’ye transfer ettiği Numan Kurtulmuş Başbakan Yardımcılığından Kültür ve Turizm Bakanlığına tenzili rütbe getirildi.
 
Rivayetler doğruysa Numan Kurtulmuş-TGRT dayanışması sonucu DİB görevinden alınan Mehmet Görmez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir tasarrufu olsa da nedeni Başbakan Binali Yıldırım imiş. Mehmet Görmez-Binali Yıldırım dayanışması neticesinde, Numan Kurtulmuş DİB’den sorumlu Başbakan Yardımcılığından alınınca Cumhurbaşkanı Erdoğan da demek ki benimle değil Başbakanla birlikte hareket ediyorsun diyerek görevden almış.
 
Anlaşılan Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahmet Davutoğlu’ndan sonra Binali Yıldırım’la benzeri bir durumu yaşamamak için oldukça temkinli davranıyor. Binali Yıldırım da bu durumu çok iyi bildiği için 2019’a kadar önündeki süreci iyi değerlendirmede elinden geleni yapıyor.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan Binali Yıldırım’ın AKP’deki direnişinde yalnız olmadığı realitesinin çok iyi farkında. O yüzden üzerine gitmek istemiyor. Üzerine gidecek olsa dahi 2019’a az zaman kalmışken yeni bir başbakan/hükümet çıkarmak AKP’de dengeleri altüst edebilir. Lakin bu minvalde gitmek de hiç kolay görünmüyor. Zaten Ahmet Davutoğlu olayı da AKP’deki gelişmeler gösteriyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir hayli yıpratmış.
 
Daha da önemlisi; Ahmet Davutoğlu’nun istifası, düşük profilli başbakan denilerek Binali Yıldırım’ın yerine getirilmesi, spontane gelişmiş bir olay değildi. Olayın bir millî derin devlet projesi olduğu sonrasında yaşanan gelişmelerden adamakıllı anlaşılabiliyordu. O süreçten aklımızda kalan ama kimsenin hiç söz etmediği şu olay gelişmeleri açıklayacak mahiyette: Gazeteci Hande Fırat’ın bir canlı yayında, teyit ederek gerçekliğinden emin olduğunu ifade ettiği haberinde; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan Davutoğlu’na Meclis Bakanı İsmail Kahraman’ı aracı göndererek istifa etmemesini istediği, söz konusu yetkilerinin alınmasına ilişkin kararın iptal edilebileceğini bildirmiş, ancak Davutoğlu kabul etmemiş.
 
Oysa Başbakan Ahmet Davutoğlu istifa etmekten vazgeçseydi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a geri adım attırmış olacak ve konumunu öncekinden daha güçlendirecekti. Böyle bir fırsatın akla ziyan şekilde kaçırılması Davutoğlu’nun kendi başına hareket etmediğini, olayın proje olduğunu göstermektedir. Davutoğlu’nun itiraz edemeyeceği bir gücün istifasını istediğinin düşünülmesi özellikle de bu haber karşısında kaçınılmazdır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da böyle düşündüğünü Ahmet Davutoğlu’na karşı tutumundan anlamak zor değil. Davutoğlu Başbakanlıktan istifa ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hiç eleştirmemiş, aksine var gücü ile destekleyeceğini bildirmiş olmasına, sözünde durmasına rağmen sürekli Pelikancı Ak Trollere hedef olup itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Pelikancı trollerin hedefinden hiç düşürülmeyen bir diğer kişi de Abdullah Gül olmuştur.
 
Bundan anlaşılan o ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül’ü rakip olarak görüyor, itibarsızlaştırarak bertaraf etmek istiyor. Normalde bu iki şahsın da rekabet edebilecek gücü/imkânı bulunmamaktadır. Erdoğan’ın bu ikiliyi rakip görüp çekinmesinden çıkartılacak anlam arkalarında millî derin devlet olduğu düşüncesidir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ikilinin millî derin devlet tarafından desteklenmesi durumunda kendisinin seçilebilmesinin fevkalade zor olacağını düşünmektedir gidişat bunu gösteriyor. Peki, neden Gül veya Davutoğlu’ndan biri değil de her ikisi potansiyel aday gösterilmekte?
 
Belli ki, millî derin devlet A ve B planı şeklinde alternatif iki aday hazırlıyor. Binali Yıldırım’ı da bu projeye dâhil etmek lazım. Zira birini Cumhurbaşkanı, diğer ikisini yardımcısı yapma hesabı yapılıyor olabilir. Böyle bakıldığında Binali Yıldırım’ın tutumu da kolay anlaşılabilir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalefetin rakip çıkartma potansiyeli bulunmadığından AKP’li iki rakibin yarışacağını düşünmek zor değil. Recep Tayip Erdoğan’ı destekleyecek % 40’ın karşısında desteklemeyecek olan % 60’lık kitle ikinci turda rakibine yüklenecektir, bu belli.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olağanüstü kongre yaptırıp AKP Genel Başkanlığını üstlenmiş olması beraberinde birçok sorun ve problem getirmiş bulunuyor. Yönetimde, savaştaki gibi kalkan kullanılması eskiden beri uygulana gelen bir yöntemdir. Sorunların bizzat muhatabı olmaktansa önüne kalkan olacak kişiler/makamlar olması gerekir. Yetki ve sorumlulukların tek kişide toplanmasının dayanılmaz olumsuz yanları, dağıtılmasının ise yararları vardır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 16 Nisan Referandumu sonrası küresel sermaye medyasından aldığı destekle çok rahat hareket edip bu yüzden de çok yanlışlar yaparken gözlemliyoruz. Bu yüzden de eleştiriyoruz. Ancak şu son dönemeçte yaptığı yanlışların ülkeye değil kendi ikbaline zarar verdiğini gördüğümüzden rahatlıyoruz.
 
İstanbul BŞB Başkanı Kadir Topbaş’a görevini bıraktırması, hem de imar planına Belediye Meclisinin yaptığı değişikliği veto etmesi üzerine istifanın gerçekleşmiş olması aleyhine bir durum oluşturmuştur. Küresel sermaye medyası ile yandaş medyanın olayı irdelememesi, şimdilik sorunun büyümesini engellemiş olsa da bu ileride mutlaka kullanılacaktır. Topbaş, ben partimden değil belediye başkanlığından istifa ettim derken mücadelesinin uygun şart ve ortamda devam edeceğinin güçlü sinyallerini vermiştir.
 
Ardından Ankara BŞB Başkanı Melih Gökçek’in istifasını istediği, İran seyahati dönüşünde masasında görmek istediği iki kesim medyada haber yapıldı, yorumlandı ve yalanlanmadı. Melih Gökçek randevu aldı, kendisi ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde 2,5 saat süren uzun bir görüşme yaptı. Televizyonlar altyazı ile haberi geçip büyük heyecan uyandırırken, istifa beklentisini alabildiğine büyüttüler. Görüşme bittiğinde de istifa ettiği haberleri yayınlandı...
 
Oysa Melih Gökçek, Erdoğan’la Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde yapılacak müze projesinin ayrıntılarını görüştüğünü açıkladı. Bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönük kurgulanmış oyun olmaktan başka bir şey olamazdı. Erdoğan eğer Gökçek’in istifasının gündemin zirvesinde olduğu bir anda Külliye’de kabul etti, 2,5 saat boyunca müze projesinin ayrıntılarını dinledi ise vay benim köse sakalım demek lazım. Yok, şayet istifa konuşulduysa ve Gökçek böyle olayı yansıttıysa yine vay benim köse sakalım demek gerekir.
 
AKP Sözcüsü Mahir Ünal’ın Gökçek’in istifası istenmiş değil açıklamasını Başbakan Binali Yıldırım’ın da bunlar dedikodudur demesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya dair yaptığı açıklamalarla üst üste konulduğunda olayın vahameti çıplak gözle görülebilmektedir. Olayı başka türlü göstermek imkânsız Erdoğan Gökçek karşısında bariz bir yenilgi yaşadı; bunu başkaları izleyecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan başına açtığı bu işin altından kalkamaz ve AKP içinde Numan Kurtulmuş örneğindeki gibi bir akıbete uğratılma riski altındadır.
 
Sayı: 985
912 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:27
Öğle 12:25
İkindi 14:49
Akşam 17:11
Yatsı 18:34
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8638     EURO 4.5501     IMKB 109330     ALTIN 156,133