BAHÇELİ GARDINI ALDI!

Cumhurbaşkanı Erdoğan Batı Dünyası karşısındaki süngüsünü indirmişe benziyor.Buna karşın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın indirdiği süngüyü takıp Batı Dünyası karşısında esip gürlemeye başladı.

06 Haziran 2017 Salı 22:25 < MANŞET
Erdoğan’ın Batı’ya karşı gardı düştü;

BAHÇELİ GARDINI ALDI!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Nisan Referandumu sonrasında Batı Dünyasına karşı önceki sert tutumunu değiştirerek daha ılımlı bir havaya girmeye başladı. NATO, Avrupa Birliği ve İsrail karşısında artık diklenmeyi bıraktı; daha yumuşak ifadeleri, daha anlayışlı tavırları ve olumlu yaklaşımları tercih etmeye başladı.
 
Dünyaya meydan okuyan, Birleşmiş Milletleri yerden yere vuran, ABD’ye “müttefikiniz ben miyim; PKK/PYD mi?” diye celallenen, “NATO’nun Libya’da, Suriye’de ne işi var!” diye sert çıkışlar yapan, “Avrupa Birliği bizi alacak mı; almayacak mı; artık kararını versin!” dayatma edalarını sergileyen Recep Tayip Erdoğan gitmiş… Nokta koyacağım dediği bütün konular için virgül atıp vaatlere yeniden inanmaya başlayan, müzakerelere yeniden umut bağlayan bir Recep Tayip Erdoğan gelmiş…
 
Batı Dünyasına karşı sergilediği bu ılıman tavrı içerideki uzantılarına karşı da sergilemeye başladı. Yıllardır ilk defa TÜSİAD toplantısına katılması, İslamcılara yönelik tekkeye derviş mürit devşirmiyoruz tafraları, AKP yönetimini Batıcı liberal kadrolarla şekillendirmesi, örgüt yenileme söylemiyle yeni bir değişim/dönüşüm rotası çizeceği izlenimi vermesi aynı yönde gelişmeler gibi algılanmaktadır.
 
Recep Tayip Erdoğan siyasi hayatında defalarca rota değiştiren, gömlek çıkaran bir kişiliği hep sergiledi. Kanlı bıçaklı olduğu birçok kişi ve kesim ile sarmaş dolaş olup sarmaş dolaş olduğu birçok kişi ve kesim ile kanlı bıçaklı olduğu siyasi hayatı boyunca hep gözlemlendi. Her rota değişikliği de konjonktürün, şartların dayatması sonucu oldu. Peki, şimdiki niye?
 
3 Kasım 2002 Seçim kampanyasında Erbakan’ı Cumhurbaşkanı yapacağız propagandası ile Millî Görüş oylarını devşiren Recep Tayip Erdoğan Başbakanlık koltuğuna oturduğunda ilk yurt içi gezisini Lions-Rotary Derneklerinin uluslararası kongresinin yapıldığı Antalya’ya yaparken uçakta gazetecilere Millî Görüş gömleğini çıkardık açıklamasında bulundu.
 
Malum, takiye olduğundan başka görünmek, söyleminin tersini yapmaktır. Tayip Erdoğan’ı takiye yapmaya zorlayan şartlara bakıldığında ne yapmak istediğini anlamak mümkündür.
 
3 Kasım seçim kampanyasında Millî Görüş oylarını devşirmek için kendisinin Erbakan’dan aldığı talimatla misyonu gereği 28 Şubatçılara karşı takiye yaptığı izlenimi vermek isterken aslında takiye Millî Görüşçüleri hedefliyordu. Çünkü AKP’nin kuruluş kararı Eczacıbaşı’nın evinde alınmış, o sıkça sözü edilen fabrika ayarları da TÜSİAD tarafından yapılmıştı.
 
3 Kasım 2002 Seçiminde AKP’nin aldığı % 34 oyun % 22’si Refah Partisi’nin aldığı oylardı ki 1995-2002 arası geçen 7 yılda katılan yeni oylar da sayılacak olursa bu oran daha fazla da olabilir. Ecevit Başbakanlığındaki DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümetinin ülkede ağır bir ekonomik kriz ve siyasi kaosa yol açmasına karşın; Erbakan Başbakanlığındaki Refah-Yol Hükümetinin ondan önceki büyük başarıları toplumda Millî Görüş’e karşı büyük itibarın oluşmasına neden olmuştu. Recep Tayip Erdoğan liderliğindeki AKP bu siyasi ranta sahip çıkarak Erbakan Başbakanlığındaki 54. Hükümetin büyük başarılarını artı oya tahvil etti.
 
Ancak AKP % 34 oyla anayasayı bile değiştirecek bir büyük çoğunlukla tek başına iktidara geldiği ve Tayip Erdoğan Genel Başkan olduğu halde adaylığı reddedildiğinden milletvekili seçilemeyip Başbakan olamamış, o yüzden Abdullah Gül ilk AKP hükümetini kurmuştu.
 
Tayip Erdoğan AKP lideri olarak ABD ve Avrupa başkentlerini ziyaret ediyor, en üst düzey protokolle karşılanıp uğurlanıyordu; lakin aradan 6 ay geçtiği halde Başbakanlık koltuğuna oturmak için bir çare/çözüm bulamıyordu. Abdullah Gül öne çıkarken Tayip Erdoğan’ın ise karizması giderek düşüyordu…
 
İşte tam bu umutsuzluk/karamsarlık ortamında Deniz Baykal kendisini ziyaret edip uzunca bir görüşme gerçekleştirmişti. Deniz Baykal’ın CHP yönetiminden hiç kimseye görüşmenin içeriğine ilişkin bilgi vermediği ise sıkça dillendirildi. O esrarengiz görüşme sonrasında her şey yoluna girip yapılan anayasa değişikliği sonucu Siirt formülü ile Tayip Erdoğan’a artık Başbakanlık koltuğu ikram edilmişti. ABD ve Avrupa Birliği’nin, küresel gücün yapamadığı; Deniz Baykal’ın sihirli değneğiyle -tüm karşı çıkma ve eleştirilere rağmen- gerçekleşmişti!
 
Küresel gücün hiç sevmediği, gözünü tutmadığı Deniz Baykal; kimden talimat alarak ve ne karşılığında Tayip Erdoğan’a Başbakanlık yolunu açmıştı? Bu sorulara yıllardır Türkiye’nin gündemini işgal etmesine rağmen henüz makul, mantıklı, inandırıcı bir cevap bulunmadığı bilinmektedir. Yapılan değerlendirmeler hiçbir zaman işin mahiyetini açıklamaya yetmedi.
 
Bu sorunun ve daha birçok sorunun cevabı Yeni Türkiye derin devletinin varlığı bilinmezse hiçbir zaman, hiçbir şekilde bulunamaz. Bu derin devletin, 12 Mart 1971’den itibaren bütün askeri müdahale ve darbeleri kontrolü altına aldığı ve nihayet Türkiye’yi Batı güdümünden çıkarıp bağımsız, özgür politikalar üretmeye başladığı gerçeği kabul edilmeden muammalı konuların açıklanması, onlara ilişkin soruların cevabını bulması mümkün değildir.
 
Yeni Türkiye derin devleti adına Tayip Erdoğan’la görüşen Deniz Baykal Başbakanlığa yol vermesi karşılığında Batı güdümünde hareket etmemek, ülke çıkarlarını gözetmek şartı ile desteğinin devam edeceğini söylemiş olmalıydı. Nitekim Tayip Erdoğan’ın durumu anlayıp Başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra Uluslararası Lions-Rotary Kulüplerinin Antalya’da yaptığı kongreye katılmaya giderken uçakta sarf ettiği biz Millî Görüş gömleğini çıkardık sözü Batı’ya karşı bir takiye idi. Açıkçası Millî Görüş gömleğini daha yeni giymiş olmalıydı!
 
Tayip Erdoğan 15 yıllık AKP iktidarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Millî Görüş’ü fiilen devlet politikası haline getiren icraatlara hep imza attı. Bu yüzden de AKP’nin kuruluş aşamasında her türlü desteği veren malum iç ve dış çevreler kendisiyle kanlı bıçaklı halde ölümüne bir mücadele başlattılar. Yani küresel güç kendisine yapılan takiyeyi yemedi.
 
Erbakan’a, Millî Görüş partilerine karşı yürütülen yıkıcı, itibarsızlaştırıcı, ötekileştirici bütün kampanyaların aynısı Recep Tayip Erdoğan ve AKP iktidarına karşı da yürütüldü. Bunlara şimdiye kadar aralıksız devam edildi. Önce Cumhuriyet Mitingleri, ardından AKP kapatma davası, 27 Nisan E-Muhtırası, 367 kalpazanlığı, Gezi Parkı kalkışması, 17-25 Aralık Darbe çabası, nihayet 15 Temmuz Darbe girişimi ve her konuda sürekli yürütülen kampanyaların tek nedeni Tayip Erdoğan’ın saf değiştirmesiydi. AKP fabrika ayarlarına dönmeli söylemini bu malum çevreler bunun için dillendiriyor. AKP’yi, kuruluşunda TÜSİAD tarafından verilen fabrika ayarlarına döndürürlerse arada hiçbir sorun kalmayacak. Bunu açık açık diyorlar!
 
Son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’da bu yönde bir değişim olduğunun gözlemlendiği; daha önce kendisine demediğini bırakmayanların bu yüzden hakkında övgüler düzdükleri, adeta ağızlarından bal akıttıkları yönünde değerlendirmeler ve eleştiriler yapılmaktadır. Bu yüzden Deniz Baykal Abdullah Gül’ün 2019’da Cumhurbaşkanı adaylığını gündeme taşıdı değerlendirmesini daha önce yaptık. Devlet Bahçeli’nin FETÖ davaları nedeniyle gemileri yakmaya başladığına dikkatleri çektik. Bu defa Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terk ettiği Batı karşıtlığını üstlenmiş gibidir; grup konuşmalarında ABD’yi, NATO’yu, Avrupa Birliğini topa tutmakta, terörü desteklemelerine şiddetli eleştiriler getirmektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan Batı Dünyası karşısındaki süngüsünü indirmişe benziyor. AKP’yi fabrika ayarlarına geri döndürüp buzları eritmeye, 2019 seçimine Batı Dünyası desteğinde hazırlanmaya çalışıyor gibi bir izlenim veriyor. Buna karşın Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın indirdiği süngüyü takıp Batı Dünyası karşısında esip gürlemeye başladı sanki.
 
Bundan Devlet Bahçeli’nin 2019’da Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlandığı düşüncesini çıkarmak hiç kuşkusuz ki doğru olmaz. Ancak Batı Dünyasına karşı kamuoyu oluşturmada boşluk bırakılmaması adına Devlet Bahçeli’nin bu gardı Yeni Türkiye derin devletinin isteği üzerine aldığını düşünmek yanlış olmaz. Muhalefeti Bahçeli-Baykal ikilisi kontrol etmekte!
 
Devlet Bahçeli katıldığında muhalefetin oyunun % 60’ı bulduğunun 7 Haziran 2015 Seçimi ve 16 Nisan Referandumunda ortaya çıktığını daha önce değerlendirmiştik. Hatta AKP’nin 16 Nisan Referandumunda % 40’a düşen oylarında teşkilatlarda, belediyelerde yapılacağı ifade edilen değişim dönüşüm yüzünden düşüşler yaşanacağı öngörüsünde bulunmuştuk. Bu gidişle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019’da ilk turda seçilemeyeceği, ikinci turda bütün muhalefetin blok halinde rakibine yükleneceği spekülasyonunu da yapmıştık.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı Dünyası karşısında gardını indirmesi, buna karşın Devlet Bahçeli’nin bu gardı alması bu süreci sistemli bir mücadeleye doğru götürürken Türkiye’ye yeni handikaplar oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Batı emperyalizmi karşısında milli kahraman olarak gören büyük bir kitle ters köşeye yatırılmak isteniyor. Toplum, suyun geç ısınıp geç soğuması gibi siyasette yaşanan değişimi geç fark edip algılar. Kısa sürede Tayip Erdoğan’a milli kahraman gözüyle bakanların kanaatini değiştirmek mümkün değil.
 
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı Dünyası ile ittifak kurduğuna, destekçisi % 40 seçmen kitlesi inandırılamaz. Lakin bu % 40 kitle ile Cumhurbaşkanı seçilmesi kolay değil. Öte yanda Tayip Erdoğan karşıtlığı ile şekillenen, önemli bir kısmı laik, Batı yaşam tarzına sahip % 60’lık seçmen kitlesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy vermeye ikna etmek de asla kolay olmayacak.
 
Keza Tayip Erdoğan karşıtı % 60’lık seçmen kitlesini bir ortak aday etrafında birleştirmeye çalışmanın sonuç getirebileceğine inanmak da zor. Ne taraftan bakılırsa bakılsın çıkmazın içindeki bir Cumhurbaşkanlığı seçimi görülmektedir. 2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek için küresel güçler de büyük çaba harcamaktadırlar. Dış güçleri Cumhurbaşkanı kim seçilecek kaygısından çok, Türkiye’yi karıştırmak için nasıl müdahale edebiliriz hesabı ilgilendirmektedir.
 
Yeni Türkiye derin devletinin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından bu yana, önüne konulan dağ gibi engelleri aştığı gerçekliği en büyük ümit kaynağımız. Önce sağ-sol anarşisi, ardından 12 Eylül 1980 Darbesi, sonra ASALA Ermeni terör örgütü eylemleri, devamında PKK terör örgütüne karşı hala verilmekte olan savaş, 28 Şubat ve sonrasında yaşananlar… Hepsine karşı yürütülen bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde Yeni Türkiye derin devleti başarısı ile damgasını vurdu. Ve Türkiye giderek güçlendi bölge lideri küresel güç konumuna geldi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi ve ailesi ile ilgili kaygıları yüzünden Türkiye’yi sıkıntıya sokması halinde bu handikap da mutlaka aşılacaktır. Siyasi akıl üstünlüğüne sahip olduğu sayısız başarısıyla kanıtlanmış bulunan Yeni Türkiye derin devleti 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ülkenin menfaatini şahsi çıkarları üzerinde tutacak bir şahsiyeti seçtirmeyi elbet başaracaktır. Türkiye Millî Görüş politikalarını uygulayarak yükselişini sürdürecektir.
 
Sayı: 968
947 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6574     EURO 4.3224     IMKB 108889     ALTIN 151,169