BARZANİ’YE KARŞI MÜTTEFİK!

Şayet referandum Türkiye aleyhine sonuçlar verecek olsaydı bütün dünya hemen tanır ve bağımsız Kürt devletinin ilanını hararetle desteklerdi. Olumsuz tavır konulmasının, tepki verilmesinin tek nedeni referandumun Türkiye lehine sonuçlar vereceğinin bilinmekte olmasıdır.

03 Ekim 2017 Salı 23:52 < MANŞET
Hiçbir konuda Türkiye ile ittifak etmeyenler

BARZANİ’YE KARŞI MÜTTEFİK!
 
Her şeyden önce bir gerçek bilinmeden içeride, bölgede ve dünyada yaşanan gelişmelerin mahiyetini doğru anlamak mümkün değildir. O şudur: Siyonist küresel gücün asıl hedefinin kontrolden çıkıp Osmanlı Coğrafyasında etkili olmaya başlayan Türkiye’nin önünü keserek icabına bakmak olduğudur. Her türlü olaya bu pencereden bakılmadıkça doğru anlamanın mümkünatı yoktur. İçeride ve dışarıda yapılan siyasi manipülasyonlar, diplomatik retorikler ve medyatik illüzyonlar bunun üzerini örtmek için şaşırtır, yanıltır, gerçekten uzaklaştırır.
 
Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin yaptığı referanduma yönelik yaklaşımların, tepkilerin doğru anlaşılıp isabetli politikalar izlenmesi bu temel gerçeklik dikkate alınmadan mümkün değildir. Şayet referandum Türkiye aleyhine sonuçlar verecek olsaydı bütün dünya hemen tanır ve bağımsız Kürt devletinin ilanını hararetle desteklerdi. Olumsuz tavır konulmasının, tepki verilmesinin tek nedeni referandumun Türkiye lehine sonuçlar vereceğinin bilinmekte olmasıdır. Referandumun asıl rahatsız eden pratik sonucu Barzani’yi güçlendirmesidir.
 
Şüphesiz ki Mesut Barzani yaşadığı tecrübelerden bu gerçekliği en iyi bilenlerdendir. Ama Irak’taki Kürt Toplumunun bekasının tek çıkar yolunun Türkiye ile entegre olmaktan geçtiği gerçekliğinin de çok iyi bilincindedir. Bu yüzden ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin işine gelecek politikalar üretmekten geri durmamaktadır. Küresel güç de bu yüzden Barzani’den kurtulmak için şimdiye kadar birçok girişimde bulundu. Lakin tamamını Türkiye engellediği için sonuç alınamadı. Küresel güç şimdi Türkiye eliyle Barzani’yi cezalandırıp bir taştan iki kuş vurmaya çalışıyor. Tabii ki, yine avucunu yalayacaktır. Türkiye’yi yöneten üstün siyasi akıl küresel gücün kumpaslarına hiçbir zaman pabuç bırakmadı. En son bunu 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişiminde çıplak gözlerle müşahede ettik. 15 Temmuz 2016 Günü herkesin çıplak gözle görebildiği gerçek Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında bir derin gücün yönettiğiydi. Yaverinin kim olduğundan gafil, MİT Müsteşarından bilgi alamayan, darbeden eniştesi sayesinde haberdar olduğunu itiraf eden bir Cumhurbaşkanının ülkeyi yönettiğine, küresel güç desteğindeki 15 Temmuz Darbesini püskürttüğüne aklı başında kim inanır?
 
Mesut Barzani’nin gerçekleştirdiği referandum nedeniyle Türkiye’nin gösterdiği tepkileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumunu dikkate aldığımızda yine millî derin devlet gerçeğine çıplak gözlerle şahit olmaktayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Nisan Referandumundan bu yana hiçbir konuda millî ve yerli bir politika izlememekte, her olayda İsrail güdümündeki bir uluslararası kamuoyu paralelinde söylem ve politika geliştirmeye çalışmaktadır. Türkiye’ye dikte ettirilmek istenen bu söylemi ve politikaları millî derin devlet sonuçsuz bırakmaktadır. Her gelişmede millî derin devletin oluşturduğu politikalar uygulamaya konulmaktadır.
 
Bu gerçeği yakından görüp anlamak için söz konusu referandum olayını siyasi laboratuvar ile incelemeye birlikte çalışalım. Önce bir kere Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi rüyasına girdiği için durup dururken referandum yapmadı. Barzani yıllardır bölgeyi Irak’tan koparma ve Türkiye’ye entegre etme politikalarını uygulamaktadır. Buna elbette ki Türkiye de büyük destek verip katkı yapmaktadır. İsrail güdümlü küresel güç bu durumu izlemekte fevkalade rahatsızlık duymaktadır. Bu yüzden Mesut Barzani’ye, devirmek için birçok kumpas kurdu, lakin hiçbirinden sonuç alamadı. Referandumla Barzani’nin konumu yeniden güçlendirildi.
 
Mesut Barzani Irak Kürtlerinin Arap Toplumu içinde varlığını koruyamayacağını, bekasının tehlike ve tehdit altında olduğunu görmekte, bilmektedir. Bağımsız Kürt devletinin bölgede ayakta kalamayacağını da görmekte, bilmektedir. Bu yüzden Barzani Irak Kürtlerine özgür ve güvenli bir hayat, demokrasi ve insan hakları sağlamanın tek yolunu Türkiye’ye entegre olmada görüyor. Lakin İsrail güdümlü küresel gücün buna izin vermeyeceğini de biliyor.
 
Kürtlerin çok büyük çoğunluğu Türkiye’de özgürlük içinde demokrasi ve insan haklarından yararlanarak Türklerle eşit şartlarda, güven içinde huzurlu bir hayat yaşıyor. Diğer Kürtlere İran’da, Irak’ta, Suriye’de bu hakların, imkânların çok azı dahi tanınmadı. Türkiye’nin kendi Kürtlerine yapmadığı/yapamayacağı bir haksızlığı Irak Kürtlerine de yapamayacağını bilen Barzani uzun süredir her türlü gayreti entegrasyon için gösteriyor.
 
Oysa Irak’ı işgal eden ABD ve müttefikleri çekilirken bütün ağır silahları Barzani’ye bırakıp bağımsız Kürt devleti kurmasını istedi. Küresel güçlerin hedefi Türkiye idi. Barzani Türkiye ile savaşsın, kendileri de destek versin ve Güneydoğu’yu koparsın istiyorlardı. Bu tezgâha gelmeyen Barzani Türkiye ile dostane ilişkiler kurdu, entegre olmak için de ne gerekiyorsa yaptı. Buna Türkiye de her türlü imkânı sağladı. Bu durum küresel gücü çileden çıkarıyor.
 
Irak’ta Şii bir yönetim oluşturup İran’ın güdümüne sokan işgalci ABD ve müttefikleri Kuzey Irak’ın Türkiye ile entegre olmasına tahammül edemiyorlar. Barzani’yi vazgeçirebilmek için her yolu deniyorlar. Ancak Barzani süreç içinde yaşadığı tecrübelerle Türkiye’nin gücünün kırılamadığını, işgalci ABD ve müttefiklerinin başta 1 Mart Tezkeresi hiçbir aykırı politikası, tutumu ile ilgili hesap soramadığını izledi, gördü, anladı. Bütün hesaplarını da bu gerçeklik temelinde yaptı, uygulamaya koydu.
 
Türkiye’nin Irak işgalinde ve Suriye’de yaşanan iç savaşta küresel güçten bağımsız özgün politikalar izlediğini ve hiçbir zaman da engellenemediğini izleyip gören Barzani stratejisini bu bakış açısıyla belirledi. Türkiye’nin de yararına olacağından entegrasyon konusuna her türlü desteği sağlayacağına da kesin inanan Barzani bütün dünyanın tepkisine rağmen hiç geri adım atmadan referandumu büyük bir kararlılık ve dirayetle gerçekleştirdi.
 
Lakin Barzani’nin bilmediği bir durum vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da seçilmesine destek vaat eden İsrail ve küresel sermaye medyası ile ittifak kurup 16 Nisan Referandum sonuçlarının açıklanmasından itibaren bunun gereklerini açıkça yapmaya başladı. Ama bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan da devletten izole edilerek adeta rölantiye alındı…
 
İlk önce Genel Başkanlığa seçildiği AKP Olağanüstü Kongresinde istediği değişiklik MKYK yapısında yaptırılmadı. Ardından yapılan kabine revizyonunda yapmak istediği değişikliğin de yaptırılmadığı görüldü. En önemlisi ise YAŞ kararlarında da istekleri dikkate alınmadığı anlaşıldı. Bütün bunlara ilaveten yüksek yargının da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bağlarını kopardığı, adli yıl açılış törenini Beştepe Külliyesinde yapmayı reddeden Yargıtay Başkanı göstermiş oldu. Zaten nicedir Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın çevreler yargının almaktan çekinmediği bazı cüretkâr kararları eleştiriyorlardı. Bütün bunlardan sonra bir de görülüyor ki, Barzani’ye dönük ölçüsüz sert sözlerini de hükümet havada bırakıyor. Göstermelik bazı uygulamalar dışında ciddi bir girişim söz konusu değil. Türkiye’deki İsrail hinterlandının bir oldubitti ile orduyu Irak’a sürme yaygaraları toz duman kaldırmaktan öte bir işe yaramadı.
 
Ülkeyi yöneten üstün siyasi akıl küresel gücün tek hedefinin Türkiye olduğunu, diğer bütün hedeflerinin sahte, göstermelik olduğunu çok iyi biliyor ve stratejilerini, izlediği politikalarını öyle belirleyip geliştiriyor. Türkiye’nin Kuzey Irak Kürt Bölgesine yönelik politikasının temel iki unsuru var. Biri, Irak’ı bölüp Kürt Bölgesini kendisine bağlamak istediğine dair Arapların kışkırtılmasına imkân verecek bir algı oluşturmamak. Diğeri, kendi Kürtlerini rencide eden, kırgınlığa yol açan söylem ve uygulamalardan sakınmak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ikisi de umurunda değilmiş gibi davranmasına karşın hükümet gayet duyarlı davranmaktadır!
 
Barzani’ye yakın olduğu söylenen Rudaw Genel Yayın Yönetmeni Kerim Weli yayımladığı yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitap ederek şöyle diyor: Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için bizi sattınız! Adam tespitinde turnayı gözünden vurmuş, aynen öyle.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 seçimini kazanabilmek için İsrail güdümlü küresel sermaye medyası ile anlaşarak sadece Kuzey Irak Kürt Halkını değil Türkiye’nin âli menfaatlerini de satmayı göze almış görünüyor ama yağma yok, bu fırsat verilmeyecek. Türkiye’yi yöneten millî derin devlet her şeyin farkında ve duruma tam anlamıyla hâkimdir. Abdullah Gül konu ile ilgili rahatsızlığını gösteren bir açıklama yapıp millî derin devletin mesajını iletmiş oldu!
 
İran ve Irak merkezi yönetimi Türkiye’yi bölmeye yönelik terör eylemleri yapan PKK’nın hiç üzerine gitmezken Barzani’nin üzerine gitmek için ittifak etmek istiyorlar; bunda hiç samimi olabilirler mi? İsrail odaklı bu küresel kumpasın amacı, Türkiye’yi tek başına Irak’a sürerek başta Arap ülkeleri bütün dünyayı karşısına çıkarmak. Türkiye tezgâha gelmeyerek İran’la ve Irak merkezi yönetimi ile birlikte müdahale etmeyi önermektedir. Tabii ki İran ve Irak bu öneriye sıcak bakamaz. Çünkü Irak ve İran’la birlikte Kürt Bölgesine girerse sonra çıkması sorun olacak. O zaman kimse de Türkiye niye Musul’a, Kerkük’e girdi diyemez.
 
Küresel güç aynı kumpası Türkiye’ye dönük Suriye’de de kurdu lakin sonuç alamadı. Esat yönetimi ile ilişkilerini oldukça geliştiren Türkiye Arap Baharı başladığında da devam ettirip Suriye’nin demokrasiye geçişine yardımcı olmak istedi. Ama küresel güç bunu engellemek için bir yanda Esat yönetimine mani olurken diğer yandan Türkiye’yi Suriye’nin demokratik düzene geçişine destek olmayıp rejimle ilişkilerini sürdürmekle suçladı. Beşşar Esat’ı birlik halinde devirelim derken, kıllarını kıpırdatmadılar. Türkiye’nin tek başına Suriye’ye girmesi için her türlü provokasyonu tertiplediler. O zaman millî derin devletle uyumlu hareket ettiği, Türkiye’nin çıkarlarını gözettiği için Başbakan Erdoğan’ı hedef alıp içeriden, dışarıdan tüm şövalyelerini üzerine sürüyorlardı. Türkiye’nin tek başına Suriye’ye girmeyeceğini görünce bu defa küresel güç Beşşar Esat’ı kollayıp, Türkiye’yi içişlerine müdahale etmekle suçladı. ABD ve müttefikleri bunca zikzak yaparken aksine içeride, dışarıda hep Türkiye suçlandı!
 
Suriye sınırından sürekli topa tutulurken Türkiye’nin müdahalesine hiçbir şekilde müsaade edilmedi. Nihayetinde Türkiye Rusya ile işbirliği yaparak Fırat Kalkanı harekâtını başlatma imkânı bulabildi. İsrail güdümlü küresel güç, Türkiye’nin Rusya ile ittifakı karşısında sürekli geriledi ve Suriye’de nihayet inisiyatifi Türkiye-Rusya-İran üçlüsü aldı.
 
İsrail güdümlü küresel güç Suriye’de işletemediği tezgâhı bu defa Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı işletmeye çalışıyor, yine başaramıyor. Bu defa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteğini de yanına aldığı için umutluydu ama yine umudu sönüyor. Türkiye tek başına Kuzey Irak’a asla girmeyecek ve herhangi bir ambargo da uygulamayacak. Ne var ki Arap Dünyası Irak bütünlüğünü bozuyor, Kürt Bölgesini kendisine entegre ediyor demesin diye küresel güçle, İran ve Irak merkezi yönetimiyle birlikte hareket ediyor görüntüsü veriyor.
 
Durumu doğru değerlendiren Barzani yönetimi; Türkiye’nin asla kendisini satmayacağının, satamayacağının farkındadır. Türkiye Barzani’yi bertaraf edip PKK’nın önünü açacak denli aptal mıdır? Bugüne kadar Türkiye’nin böyle bir aptallık değil -kim ne derse desin- en ufak bir yanlış bile yaptığı vaki değildir. Türkiye Irak’ta da Suriye’de de hep doğru yaptı. İzlediği politikalar sonuç verdi, başarı sağladı.
 
Bakınız burada yazıyoruz, isteyen not alsın: Millî derin devlet Barzani’ye yönelik söylemini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yıpratma vesilesi yaparak 2019 seçiminde aday bile olmayacak duruma düşürecektir. Ama Barzani’yi asla satmayacak, himayesini sürdürecektir.
 
Sayı: 984
649 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6580     EURO 4.3278     IMKB 108434     ALTIN 151,129