Yerel Medyamız Hiçbir Konuda Uzlaşmamak Üzere Uzlaşmış!

Sururi Seçmen 12.09.2017


Meslektaşlarım dâhil sıkça şu soruyu soruyorlar: Neden Elazığ’ın sorunlarını az konu ediniyorsun; çoğunlukla genel/ulusal konuları yazıyorsun? Sanıyorlar ki, Elazığ hiç umurumda değil, ilgi alanıma girmiyor. Oysa zannettikleri gibi değil…
 
Elazığ sorunlarıyla ilgilenmem tabiidir ki ilk önce mensubu olduğum medyanın sorunları ile ilgilenmekten geçer. Elazığ medyasının sorunlarını çözmeye ilişkin bir dizi girişimde bulundum birçok çaba sarf ettim. Maalesef hiçbirinde başarılı olamadım. Yerel medya sorunlarının çözümünde başarısız kalan birinin Elazığ’a ne faydası olabilir düşüncesiyle daha çok genel konulara yöneldim. Başarısızlık yaşadığım konuları ve girişimleri paylaşarak soruları da cevaplamış olayım.
 
Önce; yerel medyanın toplumda etkin olabilmesi gündem/kamuoyu oluşturma kabiliyetine bağlı olduğundan bunun sağlanması için birçok yazı yazdım. Dedim ki; bir gazeteci, yazar, muhabir arkadaşımız bir konuyu gündeme getirdiğinde herkes kendi görüşü, düşüncesi, bakışı açısından değerlendirsin; yok saymasın! Böylece gündem, kamuoyu oluşsun ki; toplum medyayı izleme gereği duysun.
 
Bu konuda etraflıca sayısız yazı yazdım, meslektaşlarıma kös dinletmiş oldum. Herkes kendi yazdı, kendi okudu. Kimse başkasının ele aldığı konu ile ilgilenme gereği duymadı. Bencillik, kıskançlık girdabında ufalanmaktan geri durmadılar. Kendinden bir şey vehmeden basit insanlar küçük dünyalarıyla yetindiler.
 
İkinci başarısızlığı, iki gazeteci cemiyetini birleştirmede yaşadım. Konuyu uzun süre işledikten sonra, herkes ne düşünüyorsa söylesin diye bir toplantıya davet ettim. Gazetemizde bir araya geldik. Sağ olsunlar -bir kişi hariç- hepsi geldiler… Toplantıyı yönetmesi için Bilal Çoban seçildi. Konuşuldu, tartışıldı; ikinci kez bir araya gelmek için Eczacılar Odası Salonunda toplanmak üzere tarih belirlendi.
 
Toplantı günü geldi; baktık ki, önceki toplantıya gelenlerin üçte biri gelmiş! İşin rengi belli olmuştu. Birleşme niyeti olmadığı anlaşılmıştı. Elazığ Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı Mustafa Doğan katılanlardandı ve bir teklif sundu… “Görülüyor ki birleşme olmayacak gelin bizim cemiyete katılın” dedi. Dedi ama bunun için görüşme kararı aldığımız üçüncü toplantıya o da gelmedi! Açıkçası bizim cemiyetine katılmamızı istememişti. Onu, kimin engellediği ayrı bir konu. Söz konusu o son toplantıda çaresiz üçüncü cemiyeti kurma kararı alındı. İkisini birleştirelim derken sayıyı üçe çıkartmış olduk. Eğer gazetecilerin tek cemiyeti olsa daha etkin olacağı, mensuplarının haklarını koruyacağı izahı gerektirmez bir realitedir.
 
Üçüncü ve son başarısızlığıma gelince Elazığ’da Basın İlan Kurumu Şubesi açılıp gazeteler birleştirilince doğrusu bir miktar kalite artışı sağlandı. Bundan ümide kapılarak bütün gazeteleri tek tek ziyaret edip, şu öneride bulundum: Bir araya gelemiyoruz, diyalogumuz yok. Kendi aramızda görüşüp konuşamıyoruz. Şayet uygun görürseniz, periyodik şekilde her ay bir yemekte buluşalım. İlk yemeğe biz ev sahipliği yapalım. Herkes önerimizi kabul etti, ilkini gerçekleştirdik. Ama yıllar geçti ikincisini gerçekleştiremedik. Bir araya gelemedik, gelemiyoruz!
 
Şimdi siz söyleyin ey soru sahipleri! Mensubu bulunduğum medyanın sorunları konusunda bunca başarısızlık yaşamış birinin Elazığ’ın sorunları konusuna da el atması doğru olur mu? Ya da başka konularda ne kadar başarılı olur?
 
Zaten yerel medyamızın sorunları ile Elazığ’ın sorunları aynıdır, değişen bir şeyi yok. Birtakım halinden memnun kendini bir şey sanan adamlar bensiz de benle de olmaz havasındalar. Havası batsın, bunlardan Elazığ’ın kurtuluşu yok. Benim başlattığım kurtuluş mücadelesi fiyasko ile sonuçlanınca; anasını satayım, ben mi bu memleketi kurtaracağım bedbinliğine duçar oldum.
 
Anlayacağınız, yazılarımı bir sorun çözmek için filan yazmıyorum. Çorbada eğer tuzumuz bulunursa memnun olmam için kâfidir. Mademki çorbada tuz olmaya karar verdim o halde dikkatli olmalıyım. Tuzun azına katlanılır ama fazlasını hiç kimse istemez. Zaten diyetisyenler sürekli uyarıyor, tuzdan uzak durun diye.
 
Elazığ ile ilgili bir sorun kriz halini alınca dayanamayıp neşter vurmaya çalışıyor ve aklımın erdiği, bilgi ve yeteneğimin elverdiği müdahaleyi yapıyorum. Ondan sonra; ilgi duyduğum, etkilendiğim konularda görüş ve düşüncelerimi okurlarla paylaşıyorum. Normalde Elazığ sorunlarına bigâne kalmaya çalışıyorum.
 
Yerel konulara/sorunlara değinmenin bir sıkıntısı da şu: Toplum yararına deyip bazen şahısların çıkarına dokunan yazılar yazdığınızda kimseden destek, hatta teşekkür bile alamıyorsunuz. Lakin ilgili kişiler bunu yıllar geçse de unutmuyor. Fi tarihinde yazdığınız bir yazıyı adam alıp saklamış, bir bakıyorsunuz gözünüze sokuyor. Yazdığınızı unuttuğunuz bir yazı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu nasıl bir duygu, yaşamayan bilemez. Ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.
 
Her mesleğin bu tür sıkıntıları, handikapları olur aldırmamak mümkündür; ama bir şeye yaramadıysa doğrusu hayıflanıyorsunuz. Sonuçta katlanmaya değecek bir başarı elde edemiyorsanız yaşadığınız olumsuzlukların bir anlamı olmuyor.
 
Elazığ’ın terk etmediği bir anonim huyu ise beş para etmez insanları parlatarak başına bela etmek, sonra da ondan nasıl kurtulacağız diye yakınıp durmaktır. Bunun asıl nedeni ise Elazığ’ın başarılı insanlara tahammül edememesidir.
 
Gazetelerden söz ettim, yerel televizyonlar için bir cümle kurayım: Yalnız dolgu malzemesi insanları programlara almayı yeğliyorlar, farklı, aykırı bir sözü olana çok fazla itibar etmiyorlar. Yani malum zihniyet her yerde aynı!
 
>>>O<<<

Sayı: 981