Numan Kurtulmuş Mustafa Sarıgül İle Parti Kuruyor; Şevket Kazan Neden Hala Saadet Partisi'nde?

Editör

26.10.2011

 

İnternet sitelerinde yer alan habere göre Saadet Partisi Genel Başkanlığı’ndan istifa ederek Has Parti’yi kuran Numan Kurtulmuş, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile birlikte yeni bir parti kurmak için görüşmeler ve çalışmalar yapıyormuş…

Has Parti’yi, yönetimine birtakım solcu akademisyenleri alarak İslami sol -ne demekse- bir parti olarak kuran Numan Kurtulmuş, haberlere göre sosyal demokrat kökenli olan Mustafa Sarıgül ile birlikte sağcı bir parti kurmayı planlıyorlarmış…

Türlü sebzelerden turşu kurar gibi türlü-çeşitli zihniyetli insanlardan değişik türden partiler kurma becerisi sergileyen Numan Kurtulmuş’u Saadet Partisi Genel Başkanlığı’na getirtmek amacıyla 10 yıl boyunca nöbet tutturan “ak saçlı” ekibin önemli ismi Şevket Kazan ise hala Saadet Partisi’nde iş çeviriyor!

Millî Görüş Lideri Erbakan’ın Genel Başkanı olarak son nefesini verdiği 40 yıllık destansı bir siyasi mücadelenin son partisi Saadet şimdi ak saçlıların elinde tanınmaz hale gelmiş bulunuyor. Bu ak saçlılar ismini onlara veren Sabetayist-masonik medya, Millî Görüş’ü içine düşürdükleri şu durum nedeniyle keyfinden yarılıyor olsa gerek.

Ne zaman Millî Görüş partilerinde bir fitne-fesat-tefrika çıksa Sabetayist-masonik medya unsurları hemen ortaya atılır, Erbakan’ın sağ kolu, 40 yıllık vefakâr arkadaşı, sadık dostu ak saçlıların önde gelen ismi gibi tanımlamalarla Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk öne çıkarılır, yönetimden sıkıntısı olan insanların önüne Çin Seddi gibi konurdu.

Millî Görüş partilerindeki her türlü provokasyonu, fitne-fesat kumkumasını, isyan mekanizmalarını Sabetayist-masonik medya ile birlikte harekete geçiren ak saçlılar her defasında ya biz ya onlar noktasına getirdikleri sorunun çözümünü getirip Erbakan’ın önüne koyarlardı. Erbakan’ın ak saçlı ekibi -ne yaparsa yapsın- diğerleri karşısında daima tercih etmek gibi bir mecburiyeti vardı!

Ak saçlılar henüz kara saçlı iken Nurcuları önce kışkırttılar sonra ya biz ya onlar dediler. Sorunu çözmesi için önüne koydukları Erbakan gözünü kırpmadan Nurculara yol verip onları tercih etti!

Sonra sıra Nakşîlere geldi… Millî Selamet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi, Tarım ve İç İşleri gibi önemli bakanlıklarda bulunan Korkut Özal ve 1977 Genel Seçiminde İzmir birinci sıra adayı olan ağabeyi Turgut Özal Nakşî idiler. Nitekim anneleri vefat ettiğinde Nakşî dergâhı haziresine defin edildi.

Bugünün ak saçlıları, o zamanın kara saçlıları Korkut Özal’ı da önce kışkırttılar sonra da ya biz o dediler… Erbakan gözünü kırpmadan Korkut Özal’a yol verip onları tercih etti!

Daha sonra Prof. Dr. Esat Coşan’ı dışladılar, kışkırttılar… Sonunda Erbakan ona da yol vermeye zorlandı. O da Erbakan’ı hedefine alan kirli bir savaş başlattı… Ak saçlıların en çok istedikleri de buydu zaten…  Sonunda Nakşî Şeyhin damadı Esat Coşan’ı da uzaklaştırıp Nakşîleri bitirdiler.

Ve Süleymancılar! Bugünün ak saçlısı o zamanın kara saçlısı Oğuzhan Asiltürk Süleymancılarla müzakere yapmak üzere görevlendirildi…

MSP-CHP Koalisyon Hükümeti sırasında vekil imamlar denilen medrese tahsili gören ve fakat imam-hatip diploması bulunmayan 19.000 (ON DOKUZ BİN) din görevlisi çıkartılan bir yasa ile asaleten tayin edildiler ki bunların kahir ekseriyeti Süleymancı idi.

Fakat bu büyük iyiliğe karşı her ne yaptıysa Oğuzhan Asiltürk Süleymancıları Demirel’in kucağına itti. Süleymancılara mensup din görevlileri Adalet Partisi’nin tek başına iki dönem iktidarında vekil imam olarak 2/3 maaş alabiliyorlardı. İmam-müezzin maaşı zaten daima en düşük memur maaşı düzeyinde, müstahdem maaşına denkti...

Ancak gördükleri haksızlık bu kadar da değildi. Ne zaman imam-hatip okulu ilk devre mezunu, doğru dürüst Kur’an okumasını bilmeyen bir genç gelip göreve talip olsa hemen vekil imamın görevine son verilir, yerine otomatik olarak o tayin edilirdi. İşte CHP-MSP koalisyonu döneminde bütün bu haksızlıklar çıkartılan bir yasa ile ortadan kaldırıldı.

Ama Süleymancılar eskisinden daha çok Demirel’in Adalet Partisi’ne dört elle sarılır oldular. Hiç şüphesiz ki Süleymancılar mazoşist değildi, kendilerine zulüm ve kötülük yapana muhabbet ediyor olamazlardı. Ama ortada bir gerçek vardı; Süleymancılar o kadar Adalet Partisi ile özdeşleşmiş idi ki, yakından bilmeyenler bu isimlerini Süleyman Demirel’den aldıklarını sanıyorlardı.

Nedeni ise basitti. Süleyman Demirel onların önderi konumundaki Kemal Kacar’ı milletvekili adayı gösterip seçtiriyordu. Erbakan biz sadece bir kişi değil çok sayıda Süleymancı aday gösterelim de oylarını Adalet Partisi yerine MSP’ye versinler istiyordu. Ama iş Oğuzhan Asiltürk’e havale edildiği için Süleymancılar Adalet Partisi’nin adeta oy deposu işlevi görmeye devam etti.

Millî Selamet Partisi’nden daha önce kovulan Nurcular da Süleyman Demirel’in Adalet Partisi için oy deposu işlevi görüyordu. Aralarında çeşitli gruplara bölünen Nurcuların neredeyse tamamı AP ve Demirel’e oy veriyordu. Hatta Yeni Asya Grubunun Lideri Mehmet Kutlular Süleyman Demirel’i Nurlu Demirel ilan etmişti.

Fethullah Gülen Hoca Efendi Grubu ayrılıp Turgut Özal’ın kurduğu ANAP’a destek verinceye dek tüm Nurcular Demirel’in Adalet Partisi’ni teklifsiz, meccanen desteklediler. Çükü karakollara, adliye koridorlarına düştüklerinde iktidardaki Adalet Partisi’nin politikacıları sahip çıkıyordu!

Peki, Erbakan sadece, bugün ak saçlılar denilen adamların ambargosu ve dayatması yüzünden mi tüm bu İslami cemaat ve tarikatları dışlamak zorunda kalıyordu; bunun başka bir nedeni ya da hikmeti yok muydu?

O zamanlar katı bir laiklik anlayışının İslam düşmanlığı şeklinde uygulandığı çok baskıcı, zalim bir dönemdi. Bu Müslüman cemaat ve tarikatlar devrim yasalarına göre yasak olduğu için zaten legal değildi. Dini nitelikli dernek kurmak bile laikliğe aykırı ve yasaktı.

Son zamanlarda cami yapma ve yaşatma, okul ve yurt yapma gibi adlarla birtakım derneklerin kurulmasına göz yumuluyordu.  Bunlar da rejimden icazetli işbirlikçi kişilerce kurulabiliyordu. Hala birkaç kişi bir araya gelerek dini sohbet ya da ibadet yaptığında polis baskınına uğrar, gazetelerde dini ayin yapanlara suçüstü türünden haberlere konu yapılırdı. Bu uygulamalar ANAP iktidarına kadar devam ede geldi.

Erbakan Millî Görüş partileri ile Müslümanları siyasi bir hareket içerisinde örgütlemeye başlayınca o zamana kadar suçlanan, itilip kakılan, horlanan ve aşağılanan dini cemaatler, tarikatlar, gruplar bu kez kıymete bindiler. Millî Görüş partilerine destek vermesinler diye el üstünde tutulur oldular!

Erbakan gelecek seçimi değil, gelecek nesilleri düşünerek hareket ediyordu… Bu dini kesimlerin Millî Görüş partilerine destek vermeleri halinde laik rejim tarafından ezilip yok edileceklerini çok iyi biliyordu. Rejimin gazabının asıl hedefi artık Millî Görüş partileri olunca dini cemaatler rahat nefes almaya başladılar.

 Erbakan bu yüzden istiyordu ki bu dini kesimler rejimin has partisi Adalet Partisi’ni desteklesinler, devlet bunları himaye edip korusun! Bunlar Müslümanları şuurlandıracak durumda değillerdi ama toplumu ve gençleri birtakım İslami bilgiler verip eğitiyorlardı. Müslümanlara dini bilgileri, pratikleri öğretiyorlardı.

Zaten bu süreçte laiklik, dini kesimlerin siyaset yapmasını, siyasi partilerin dine dair söylemlerde bulunmasını yasaklayan bir uygulamaya dönüştürüldü. Eskiden dini faaliyetler tamamen yasak iken Millî Görüş ile birlikte siyasi faaliyette bulunmamak şartıyla nispeten serbest bırakıldı. Ama tabii, siyasetten kasıt Millî Görüş partileri idi. Yoksa Adalet Partisi için çalışmak siyasi faaliyetten sayılmıyordu. Yani bir çifte standart uygulanıyordu.

Diğer yanda devletin resmi imam-hatip okulları Millî Görüş partilerinin ortak olduğu koalisyonlarda katlanarak çoğalıp büyüdükleri halde -sanılanın aksine- Adalet Partisi ile MHP’yi destekliyorlardı. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olan bu okulların her türlü atama ve terfi işlerini iktidar yapıyordu. Millî Eğitim Bakanlığı hiçbir koalisyon hükümetinde Millî Görüş partilerine verilmediği için AP ve MHP hâkimiyeti altındaydı. Bunun MHP’lilerin Müslümanlığı savunması şeklinde bir sonucu oldu.

Dahası Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları da her zaman Millî Görüş partilerine mesafeli idiler. Öyle ki koalisyon hükümetlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı Millî Selamet Partili Devlet Bakanına bağlı olduğunda bile mensupları hep mesafeli dururlardı.

Bunun en önemli nedeni toplumda herkes devletin ve laik rejimin Millî Görüş partilerine daima iyi gözle bakmadığını görüp hissediyordu. Bu yüzden Millî Görüş partilerine destek vermek hep riskli idi. Kimse Millî Görüş partilerine yakın durup risk almak istemiyordu.

Zaten itile kakıla Müslüman dindar kesimler sindirilip adeta paryalaştırılmış, gölgesinden korkar hale getirilmişti. Bugün Millî Görüş sayesinde üçüncü kuşak Müslüman dindar kesimler iktidar imkânlarına sahip olmalarına rağmen hala kişiliksiz, omurgasız, cesaretsiz, kaypak bir profil çiziyorlarsa nedeni iliklerine kadar işlemiş olan bu korkudur.

Erbakan da devletin dindarlarla barışması için onların desteğini açıktan istese de aslında ısrarcı olmuyordu. Bu yüzden Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisinin Nurcuları, Süleymancıları, Nakşileri, İmam-hatipleri, Diyanetçileri ve diğer irili ufaklı dini toplulukları dışlamalarından deruni bir memnuniyet duyuyordu.

Bazen akıl almaz çelişkiler yaşanırken bile Erbakan bunu asla diline dolamazdı. Örneğin İmam-Hatipliler, Yüksek İslam Enstitülüler (*) ile Süleymancılar birbirlerine şiddetle düşman idiler. Ama hepsi birlikte Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’ne destek verirlerdi!

Erbakan bu dini kesimlerin Millî Görüş partilerine verecekleri oylara hiçbir zaman tamah etmedi ve almak için çaba da göstermedi. Bunlar genelde sağcı partilere oy vererek devlet desteği aldılar ve devlet bunlarla barıştı. Bu müsamaha sayesinde toplum yeniden İslamlaştı.

Ancak zamanla yeniden Müslümanlaşan toplum Millî Görüş partilerine destek verme temayülüne girdi. Millî Görüş partileri kapatıldığında da -DYP, MHP ve diğerlerine değil- Millî Görüş tandanslı ANAP ve AKP’ye destek verdi.

Burada altını çizmek istediğimiz asıl önemli husus şudur: Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisi Millî Görüş’e ihanet ederken bile Erbakan onları belirlediği amacı doğrultusunda hep kullandı!

Erbakan, bu işbirlikçi ak saçlılar yüzünden Millî Görüş partileri iktidar olsalar bile asla ülkede bir gerçek değişim ve dönüşüme imkân bulamayacağını iyi biliyordu. Bu yüzden daima ak saçlıların dışlayıp Millî Görüş’ten kopmaya zorladıkları kişilerce kurulan partilere dolaylı destek verdi.

Erbakan ANAP’a Mesut Yılmaz genel başkan oluncaya kadar çok önemli dolaylı destekler verdi. Mesut Yılmaz ANAP Genel Başkanı olunca Erbakan Refah Partisi’ni harekete geçirdi ve birincilik ipini göğüslemesini sağladı.

Erbakan 28 Şubat sürecinde ise AKP’yi dolaylı şekilde var gücü ile destekledi. En son olarak da Saadet Partisi’nin başından Numan Kurtulmuş’u uzaklaştırarak AKP’nin son seçim başarısına en büyük katkıyı yaptı. Herkes biliyor ki eğer Saadet Partisi Numan Kurtulmuş liderliğinde son genel seçime girecek olsaydı Sabetayist-masonik medyanın da desteği ile seçim barajını aşıp Meclis’e girerdi. Barajı aşamasaydı bile yüksek oranda oy alır bugün AKP iktidarını zorlardı.

Ama o zaman Saadet Partisi İsrail’e hizmet eden bir partiye dönüştürülmüş olur, Erbakan 40 yıllık Millî Görüş mücadelesinin üzerine bir bardak su içmek durumunda bırakılırdı!

Zaten Erbakan’ın siyasi yasaklı olduğu süreçte ne sözde kayıp trilyon davasında ve ne de diğer uğradığı haksızlıklar karşısında, Saadet Partisi yönetimi, Millî Gazete ve Erbakan’ın kanalı diye anılan TV5 tarafından savunulmadı, sahip çıkılmadı. Asıl en önemlisi ise ak saçlılar hiçbir zaman Erbakan’ı kamuoyu önünde bir kez olsun savunmadılar!

Erbakan aslında bu ak saçlılar yüzünden Millî Görüş partileri ile Millî Görüş politikalarını -iktidar olsa bile- yürütemeyeceğini bildiği için önce ANAP’ı, ardından da AKP’yi dolaylı olarak destekledi.

Bugün vefatından sonra bile ak saçlılar Erbakan’ı ve Millî Görüş’ü unutturmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Eğer gözleri kesse Erbakan’ı itibarsızlaştırmak için yıpratıcı kampanyalar açacaklar. Ama o takdirde Saadet Partisi yönetiminin ellerinden gideceğinden çekiniyorlar.

Şu anda Erbakan ailesine yönelik içinde bulundukları olumsuz yaklaşım ve tutumun asıl amacı da Erbakan’ı ve Millî Görüş’ü itibarsızlaştırmaktır. Saadet Partisi Erbakan’ın partisi görümünü yitirme eğilimine sokulmuş bulunuyor…

Ancak çare AKP değildir. Çünkü AKP de nihayet ANAP gibi yok olup gider. Tek çare, Millî Görüş temsilcisi Saadet Partisi’ni ak saçlılardan kurtarmaktır. 

Çünkü bu ak saçlı denilen ekip, ABD Yahudi Cemaati Temsilcisi olduğunu söyleyen Musa Saffet Bayramaşık adlı Dönmenin, kapatılan Millî Nizam Partisi yerine Millî Selamet Partisi’nin açılması karşılığında Millî Görüş partilerinin kilit noktalarına koydurttuğu işbirlikçilerden başkası değildir.

Gerçi AKP iktidarı şimdilik iç ve dış politikada Millî Görüş siyaseti doğrultusunda icraatlar yapıyor ama nereye kadar?

AKP ne Millî Görüş’ü temsil edebilir, ne de bu icraatlarını sürdürecek şekilde önümüzdeki dönem tek başına iktidar olabilir.

Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin iktidar olması için Erbakan’ın dediği gibi un, şeker, yağ var, ama tencerede sirke var!

Bu ak saçlılar denilen sirke Saadet Partisi’nden uzaklaştırılmadıkça asla helva yapılamaz.

___________________________

(*) İslam Enstitüsü öğrencileri Demirel’in Başbakanlığı döneminde akademi olma isteği ile bir boykot yaptı. Başlarına gelmeyen kalmadı. 12 Eylül 1980 sonrasında Kenan Evren hepsini bir çırpıda İlahiyat Fakültesi yaptı!!!

Sayı: 680