SABETAYİST HAHAM TURNUSOL KÂĞIDI

Editör'ün yazısı... 03 Ocak 2014 Cuma 14:27


        SABETAYİST HAHAM TURNUSOL KÂĞIDI

Millî Gazete’de hiç tatil yapmadan 20 küsur yıldır yazı yazdığını belirten Sabetayist hahamla Habertürk Gazetesi, Cemaat-Hükümet arasındaki kavgaya ilişkin yaptığı röportajı manşetine çekerek haberleştirdi.

Günlerdir Cemaatle arasındaki kavga konusunda Hükümetten yana hararetli yazılar yazarak siyaset arenasına inip konuşlanmaya başlayan Sabetayist haham sürekli politika ile uzaktan yakından ilgisi alakası olmadığını tekrarlayıp duruyordu.

Gündemin gelip geçici gelişmeleriyle ilgilenmeyip önemli kalıcı temel konularda yazdığını da tekrarlamaya bayılan Sabetayist hahamın niçin Hükümet-Cemaat kavgasına bodoslamasına daldığının bir açıklaması olmalıdır.

Millî Gazete’deki köşesinde 20 küsur yıldır bir kez olsun Erbakan ve Millî Görüş kelimelerine yer vermeyen Sabetayist haham; 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinde olup bitenle ilgili de tek kelime kaleme almadı.

Haklarında dava açılıp kapatılan Refah Partisi ve Fazilet Partisi konularına köşesinde zinhar yer vermeyen; Erbakan’ın siyasi yasaklı yapılmasına, sözde kayıp trilyon davasında sahte işlem yapmaktan 2 yıl mahkûm edilmesine dair herhangi bir görüş ve düşünce ifade etmeye lüzum görmeyen Sabetayist Haham şimdi Cemaat-Hükümet kavgasında kalemini sivriltmeyi vazife bilmektedir.

Millî Görüş yayın organı Millî Gazete’de bunca yıl köşe yazıp Erbakan’ı, partilerini yok sayan bir kişiliğe dönük hiçbir istifham uyanmaması, eleştiriye mahal verilmemesi, aksine makul ve mantıklı imiş gibi karşılanması ilginç değil mi? Koca Millî Görüş camiası nasıl olur, neden hiç fark etmez?

Keza, şimdi Cemaat-Hükümet kavgasında niçin açık taraf tuttuğunu, AKP iktidarını yalınkılıç savunduğunu, bu uğurda bütün imajını feda ettiğini; kimsenin irdelememesi, sorgulamaması ve gayet olağan görülmesi de ilginç değil mi? Şanlı medyamız neden olayı irdelemez?

Bu Sabetayist haham mütemadiyen ümmetin başına bir imam-ı kebir seçilmesi konusundaki görüşlerini, düşüncelerini, kıstaslarını anlatıp tekrarlarken liyakatli, ehliyetli namzet olarak da kendini tarif edip alttan alta lanse eder.  

Sabetayist haham eğer Türkiye yeniden Siyonizm’in güdümüne girerse Müslümanlara halife yapılacağını düşünüyor. Erbakan’ın kurduğu, Millî Görüş’ün yayın organı Millî Gazete’de 20 küsur yıldır köşe yazarlığı yaptığı halde tek bir kez Erbakan’ın adını anmayan ve Millî Görüş ifadesini ağzına almayan bu zata şimdi Millî Gazete emanet edilmişse hilafet makamı neden teslim edilmesin? Türkiye yeniden Siyonizm’in güdümüne girerse niçin olmasın?

Sabetayist haham günlerdir Millî Gazete’deki köşesinde yazdığı nihayet Habertürk Gazetesi tarafından yapılan röportajla etkili duruma getirip kamuoyuna mal ettiği görüş ve düşünceleri ile Cemaat karşısında Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarını alabildiğine savunuyor.

Bu şekilde açık tavır alan yazarlar, Cemaat gazetelerinden ayrılarak AKP iktidarının yandaşı gazetelerde yazmaya başladılar. Bugüne kadar AKP iktidarının yaptığı en iyi işlere bile karşı çıkıp kıyasıya eleştiren Millî Gazete’nin yazarı Sabetayist haham ise buna gerek duymuyor!

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Cemaat medyasında görüşlerini açıklamayı yeğlerken; Millî Görüş’ün yayın organı Millî Gazete yazarı Sabetayist haham tam karşısında yer alarak farklı mecralarda zıt görüşlerini, düşüncelerini dile getiriyor. Dokunulmazlık zırhını bu zat nasıl elde etmiş ki böyle layüs’el davranabiliyor? Eleştireni bile olmuyor!

Millî Gazete yazarı Sabetayist haham Gezi Parkı olaylarında Hükümete arka çıkmadı; çünkü o Türkiye’ye yönelik bir Siyonist komplo idi. Millî Gazete’ye reklamlarını cömertçe boca eden Koç Grubu da Gezi Parkı olaylarına pervasızca destek vermişti.

Türkiye’ye yönelik bir Siyonist komplo olan 28 Şubat 1997 post modern darbesi karşısında da Millî Gazete’nin yazarı Sabetayist haham sesini çıkartmamış, umursamamıştı.

AKP iktidarına yönelik 27 Nisan 2007’deki e muhtırası verildiğinde de Millî Gazete’nin yazarı Sabetayist haham hiç oralı olmamış, kendi gündemi ve klasik konuları dışına çıkmamıştı.

Serbest seçimde milletin oyuyla seçilip tek başına iktidarda bulunan AKP’yi, kapatma davası açarak bertaraf etmek isteyen Anayasa Mahkemesine karşı yargıya tek laf etmemişti bu Milli Gazete yazarı Sabetayist haham.

Peki, şimdi ne oldu ki, birden hamiyet damarı kabardı da Cemaat’e karşı Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarını korumaya, kollamaya yalınkılıç kalkışıyor; hem de ihtiyatsız, tedbirsizce bir gözü karalıkla?

Olan şudur: Sabetayist haham çok özel kaynaklardan Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarının karşı karşıya bulunduğu siyasi mühendislik projesinin millî derin devlete ait olduğun biliyor…

Nitekim Hürriyet Gazetesinin Sabetayist yazarı Yalçın Bayer Erbakan’ın kehaneti diye yazısı içinde yer verdiği şu ifadelerle adeta alarm veriyor: “Aklî melekelerini yitirmiş bu Siyonist goygoycu tenekeciler, vakti gelince, İsrail’in desteğini kaybedince, Cemaat tarafından bitirilmiş gösterilecek, kendi kendilerini yiyecekler. Bu da, umumi tedris haneler (yeni adıyla dershaneler) yüzünden vuku bulacak. Behey dünkü çocuk!”

Bu projenin, Dünya Siyonizm'i Türkiye’ye yönelik bir komplo hazırlığı içinde iken erken davranılıp ön alınarak başlatıldığını da biliyor.

Bugün olup bitmekte olan gelişmeleri El-Aziz Gazetesi olarak 3 yıldan beri sürekli yazıyoruz. Okurlar ve internet sitemizi izleyenler biliyorlar: Erbakan’ın 10 yıllık 4. planı başlatılmaktadır!

Millî Gazete yazarı Sabetayist haham, bu son hamle ile tamamlanacak olan 10 yıllık 4. planı ve doğuracağı sonuçları engellemek adına her şeyini feda ederek öne atılıyor yaptığı budur.

Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarının misyonu bitiyor. Yeni dönemde yapılacak işlerin Millî Görüş gömleğini çıkaran bir lider tarafından gerçekleştirilmesi imkânı kalmamıştır. AKP’nin iç koalisyonundan kaynaklanan heterojen yapısı da zaten buna imkân bırakmamaktadır.

Nitekim AKP iktidarı ve muhalefet partileri millete söz verdikleri yeni bir anayasa yapmayı bir türlü başaramadılar. Bunun asıl nedeni -dile getirilmese de- muhalefet partileri değil AKP’nin iç koalisyon yapısıdır. Eğer Başbakan Erdoğan AKP Grubuna söz geçirebilseydi, muhalefeti ikna etmesi zor olmazdı. En azından bir parti ile uzlaşıp yeni bir anayasa yapabilirdi.

AKP iktidarının bu heterojen iç koalisyon yapısı ile Türkiye Siyonist komplolara karşı dirençli bir yönetim oluşturamaz. Bu yüzden AKP iktidarı ne Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda, ne Gezi Parkı olaylarında birlik bütünlük içerisinde hareket edemedi, daima çatlak sesler çıktı.

Zaten önemli bir kesim parti içinde vakti saati geldiğinde kazan kaldırmak için nöbet tutuyor, fırsat kolluyor. Nitekim son gelişmeler karşısında yaprak dökümü başladı. Bunu çok iyi bilen milli derin devlet siyasi mühendislik projesini hayata geçirmek üzere start vermiş durumda.

Kaldı ki 3 dönemdir tek başına iktidarda ülkeyi yöneten AKP iktidar alternatifi oluşmadığı için Türkiye’yi fiilen bir tek parti rejimine mahkûm etmiş bulunuyor. Statükocu muhalefet partileri, iktidar alternatifi olamadıkları gibi küresel konjonktür karşısında Türkiye’nin yeni vizyonunun hayata geçirilmesi önünde de engel teşkil etmektedirler.

Bu şartlarda Türkiye’nin örnek alacak bölge ülkeleri/toplumları karşısında üstleneceği rolünü oynaması mümkün değildir. Birçok alanda reform yapan ve toplumsal bir değişim, dönüşüm gerçekleştiren Türkiye’nin statükocu siyasi partiler yelpazesinin de yenilenmesi gerekiyor.

Hiç şüphesiz 3 dönem AKP iktidarında büyük işler başarıldı, o konjonktürde olabilecekler en iyi şekilde yapıldı. Bu yüzden de milletimizden sürekli artan bir destek aldı, girdiği her seçimi kazandı. Milletimizin bunun böyle devam etmesini istediğinden de şüphe edilemez.

Ancak millî derin devlet bu durumun bu minvalde sürdürülebilir olmadığını çok iyi bilmektedir ve önlem alma gereğini duymaktadır. Toplum mevcut şartlara, yaşadığı sürece bakarak öyle bir iktidara destek verir. Ülkenin, toplumun geleceğini seçmen kitlesi düşünüp değerlendirme güç ve iradesine sahip değildir.

Dolayısıyla geniş halk kitleleri mevcut düzenin bozulmasını istemez ve müdahalelerden haz duymaz. Ne var ki mevcut yapı bozulduğunda da şaşkınları oynar. Bu yüzden ülke ve millet için sürdürülebilir düzen oluşturmak, gerekli revizyonları yapmak millî derin devletin işidir. Ki yapılmak istenen de budur.

Türkiye eğer her şeye rağmen bir Irak, bir Suriye olmadıysa millî derin devlet sayesindedir. Milletimiz konjonktür gereği menfaat dengeleri üzerine kurulup balıksırtı yürütülen istikrarsız, dayanaksız, dirençsiz siyasi iktidarlara değil millî derin devlete güvenmelidir. Tabii, bunu söz gelimi diyoruz. Millet ve toplum milli derin devleti tanıyıp varlığından haberdar olamaz ki ona güvenebilsin.

Bütün ülkeleri derin devletler yönetir. Bazısı halkını barış, adalet, özgürlük içinde yönetirken; bazısı zorbalık, diktatörlük, zulüm ile yönetir. Yoksa ABD’yi, İngiltere’yi de Suriye’yi de derin devlet yönetir. Çünkü başka türlü mümkün değildir. Dahası siyasi partilerin de derin yönetimi olması gerekir. Aksi halde kalıcı ve istikrarlı olamazlar.

Türkiye’de yaşananlar Ergenekon derin devletine karşı Millî Görüş’ün kurduğu derin devletin Osmanlı Devletini yıkan Siyonist-Haçlı Batı emperyalizmi karşısında milletimizin bağımsızlık mücadelesini başlatmasından kaynaklamaktadır.

Bir ülke, derin devleti çökmeden yıkılıp dağılmaz. Osmanlı Devleti, derin devleti çökertildiği için yıkılıp dağıldı. Millî Görüş’ün kurduğu millî derin devlet 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 süreçlerindeki küresel müdahaleler karşısında daima galip geldi, üstünlüğü ve başarısı halen devam etmektedir.

Millî derin devletin hedefi 2023’te Yeniden Büyük ve Lider Türkiye’yi gerçekleştirmektir.

                                      >>>O<<<