DEMOKRASİMİZ GÜÇLENİYOR

Selanikliler Türkiye siyasetinden tasfiye edildikçe demokrasimiz gelişti, milletimiz düşünce, inanç özgürlüğünü yaşamaya, temel insan haklarından alabildiğine yararlanmaya başladı.

25 Nisan 2017 Salı 23:23 < MANŞET
Selanik kökenliler siyasetten uzaklaştıkça

DEMOKRASİMİZ GÜÇLENİYOR

Referandumla onaylanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girdiğinde ne gibi gelişmelere yol açacak, siyaseti nasıl etkileyecek, hangi yeni oluşumlara yol açacak; şimdi çok fazla bilinmiyor. Şeytan ayrıntılarda gizlidir sözünde olduğu gibi çok önemli hususların çıkarılacak uyum yasalarıyla belirleneceği gözden ırak tutulmamalıdır.

Halen net şekilde ortaya çıkmış hususlara bakılırsa siyasetin yeniden dizaynını kaçınılmaz kılacak çok önemli temel esaslar var. Önce bir kere hükümetin bağımsız şekilde doğrudan seçilecek olması TBMM’yi siyasetin odağından çıkartıp yalnızca yasalar çıkaran bir kurula dönüştürecektir. Meclis’in çıkaracağı yasalarla siyasetin odağı haline gelmesi imkânsızdır. Toplumun çok sınırlı bir kesimi Meclis’in çıkaracağı yasalara ilgi duyacaktır. Bütün ülkenin ilgileneceği, doğrudan etkileneceği konular hükümetle ilgili olacaktır. Meclis sadece kriz durumlarında ülke gündeminde yer alabilecektir.

Bütün dikkatler ve beklentiler Cumhurbaşkanlığına yöneleceği için milletvekillerinin pek bir önemi kalmayacak, kimlerin aday olduğu bile merak edilip izlenmeyecek. Milletvekili siyasi önem taşımadığında siyasi partilerin işlevi ve yapısı da kaçınılmaz şekilde değişecektir.

Cumhurbaşkanı adayları siyasi partiler berzahından geçmek zorunda kalmayacaklar, halkı doğrudan etkileyecek mekanizmalar geliştirecekler. Artık bir siyasi parti lideri olmasının da cumhurbaşkanı adayı olmak ve seçilmek için çok fazla önemi kalmayacaktır. Yüz bin talep olduğunda bir kişi cumhurbaşkanı adayı olabilecektir.

ABD’deki sistemde başkan adaylarının belirlenmesinde siyasi partilerin fonksiyonu çoktur. Çünkü başkan adaylarını parti delegeleri belirliyor ve seçiyor; halk doğrudan seçmiyor. Bu işlevi siyasi partileri başkan adayları için vazgeçilmez kılıyor. ABD’deki 2 siyasi partinin de başkan ve parlamento seçimleri üzerinde mutlak belirleyici etkileri var. 

Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde ise halk doğrudan seçeceğinden partiler ne aday belirlenmesinde ne seçilmesinde olmazsa olmaz etkiye sahip değildir. Dolayısıyla toplum desteğine sahip güçlü liderlerin arkasında bir siyasi parti olması çok zaruri değildir. Cumhurbaşkanı adayları siyasi partiler dışında da pekâlâ organizasyonlar ve yapılar ihdas edip farklı mecralardan halk ile diyalog kurabilirler.

Artık ister istemez siyasi partilerin amacı ve işlevi de değişecektir. Meclis’te grup kurmanın bir siyasi partiye sağlayacağı çok fazla şey yoktur. Koalisyonlara/hükümetlere ortak olmak siyasette belirleyici faktör olmak, icraatta pay sahibi olmak artık söz konusu değildir. Lideri cumhurbaşkanı seçilemeyecek partilerin halktan ilgi görmesi de bundan böyle çok zor.

Yasa yapmak bir bilim ve uzmanlık konusu olduğu için sosyal kesimleri ne kadar memnun ettiği, ülkenin sorunlarını ne ölçüde çözüme kavuşturduğu önem kazanacaktır. Popülizmin giderek el etek çekeceği bir saha haline gelecek olan parlamento aktif siyasette fazlaca rol almayacaktır. Bu yüzden sıradan insanların milletvekili olmak istemeleri için pek bir nedeni kalmayacaktır.

Çıkarılacak uyum yasaları içinde siyasi partiler ve seçim kanunlarının değiştirilmesi de söz konusudur. Bu kanunlar ne şekilde çıkartılırsa çıkartılsın işlevleri uygulamada görülecektir. Diyelim ki dar bölge ya da daraltılmış bölge sistemi getirildi. Milletvekillerinin fonksiyonu ve önemi değişeceğinden halkın tercih edeceği kişiler yine Meclis’te parmak kaldırıp indirmek dışında bir işleve sahip olamayacaklardır. Kanun yapmak bilim/uzmanlık alanı olduğundan ehil ve liyakatli kişilerin seçilmesine imkân sağlayacak bir seçim yasası çıkartılmalıdır.

Keza siyasi partiler yasası da parlamento ve cumhurbaşkanı adaylarını içinden çıkartacak şekilde partilerin dizayn olmasını sağlamalı. Ayrıca siyasi partileri siyaset üretecek şekilde stratejik araştırma kuruluşları niteliğine kavuşturmak gerekir. Bütün bunları uygulamalarda ortaya çıkacak durumlar ve sorunlar ışığında zaman içinde geliştirmek mümkün olacaktır.

Türkiye’nin siyasi yapısını bütünüyle değiştirecek olan bu yeni sistemin yeni gelişmeleri de beraberinde getireceği muhakkaktır. Henüz işin başında iken bunların hepsini kestirmenin, öngörmenin imkân dâhilinde olmadığı izahı gerektirmeyecek açıklıktadır.

Lakin gölgesi toplumun üzerine düşen ivedi gelişmeler de var ki bunların göz ardı edilmesi mümkün değildir. Bunlardan biri ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye üyeliği konusudur. Başbakan Yıldırım olağanüstü kongreye gidilmeyeceğini açıklayıverince ortam birden gerilmeye, hava bozmaya, yıldırımlar çakmaya başladı.

Meğerse Başbakan Yıldırım Beştepe Külliyesinden bağımsız o açıklamayı yapmış. Bunun ne demek olduğunu dipten gelen sarsıntılar göstermeye başlamıştır. Lakin bu sarsıntıların Beştepe Külliyesi’ne ne getireceğini şimdiden öngörmek çok zordur. Çünkü kimlerin nerde pusuya yattıkları, kılıçların nerden çekileceği pek belli olmaz, önceden kestirilemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbesini yemiş, “ihanetine uğramış”, diş bilemekte olan, AKP içinde-dışında pek çok kişinin hala etkin konumlarda olduğu, yapılacak bir tasfiyeye intizar ettiği de sır değildir. Onların ellerindeki imkânları en iyi kullanacakları bir sürece giriliyor…

Başta Başbakan Yıldırım’ın Beştepe Külliyesi için fevkalade önemli bir konumda olduğunu yadsımak mümkün değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bir bilgi, görüş, talimat almadan, fevri şekilde kongreye ilişkin yaptığı açıklamalar peşinen elini güçlendirmiş olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın bu açıklama yapılmamış gibi davranma, konuyu sıfırdan ele alma lüksleri artık yoktur. Başbakan ve AKP Genel Başkanı Yıldırım’ın razı edilmesi fevkalade önemlidir. Yoksa olağanüstü kongreye gidilmesi durumunda birçok sorunu beraberinde getirecektir. Binali Yıldırım’ın başbakanlığı bırakması durumunda artık tereyağından kıl çeker gibi olağanüstü kongre yapıp yeni hükümeti kurmak mümkün değil.

Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, aralarındaki ilişkileri kendileri en iyi bilecek konumdalar. Binali Yıldırım’ın kaybedeceği çok fazla bir şey olmadığına göre neler vaat edileceği önem kazanmaktadır. Bu vaatlerin inandırıcılığını temin etmek de ayrı bir sorun olarak çözüm bekler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok fazla öne çıkarak yürüttüğü referandum kampanyasındaki başarı ölçüsü sandıklarda tescillendi. Bazı çevrelerin % 51,4 Evet oyundaki MHP oranının en düşük AKP oranının en yüksek gösterilmesi için harcadıkları çaba yalnız beyhude değil aynı zamanda yanıltıcı ve risklidir. Buna göre yapılacak hesaplar çarşıya uymayabilir.

Referandum sonuçları AKP açısından çok çarpıcı şekilde 7 Haziran 2015 Genel Seçimine benzemektedir. O seçimde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan çok fazla öne çıkmıştı. AKP oyu da 9 puan düşerek % 40,9’a gerilemişti. Referandumda AKP’nin oyu % 40 farz edildiğinde MHP’nin oyu % 11 civarında olmuş olur ki bu çok gerçekçidir. MHP’nin bundan daha fazla fire verdiğini düşünmek ise gerçekçi değildir.

Bu durumda Tayip Erdoğan’ın bugünkü desteğini korusa bile cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci turda seçilmesi mümkün görünmüyor. İkinci turda muhalifleri birleşirse rakibinin çok yüksek bir ihtimalle kazanması söz konusudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konjonktürde eğer dediğim dedik yaklaşımı ile AKP olağanüstü kongresini toplayıp Genel Başkan Adayı olursa yıpranmış olarak seçilecektir. Ondan sonrasının çok daha zor geçeceği aşikârdır.

7 Haziran Genel Seçimi ve 16 Nisan Referandumu gösterdi ki AKP’nin oyu Tayip Erdoğan oyundan takriben 10 puan fazladır. İki kez tekrarlanan bu veriyi dikkate almadan yapılacak bir hesap üçüncü kez duvara toslama sonucunu getirebilir. Tayip Erdoğan’ın şahsi oylarını % 40’ta donmuş olarak kabul etmek gerekir. % 60 da istemeyeni olduğu asla yadsınamaz.

Bu realite dikkate alınarak yeni bir strateji ve hesap yapılmazsa aynı şeyi yaparak farklı bir sonuç beklemek olur. Parlamenter sistemde % 40 oya sahip olan bir lider için başbakanlık çantada keklik sayılır. Lakin artık cumhurbaşkanı seçilmek için bu oy oranı yetmez. Karşıtı oylar % 60 olan bir adayın seçilme şansı son derece azdır.

Malum çevrelerin Tayip Erdoğan’ın oyunu yüksek göstermek pahasına MHP’nin payını en düşük düzeyde gösterme çabaları Meral Akşener’i adaylığa hazırladıkları şeklinde anlama gereğini fena halde dayatıyor. Selanik kökenli olması Meral Hanımı kıymete bindiriyor olsa da şimdiye kadarki serüveninde uğradığı ve uğratıldığı başarısızlıklar bagajını büyütmekte ve işini bir hayli zorlaştırmaktadır.

Selanik kökenlilerin İttihat ve Terakki’den itibaren komplolar, suikastlar, baskınlar, darbeler yaparak Osmanlı Devletini yıktıkları, bakiyesinde 1923 hile rejimi ve köle düzenini kurup yönettikleri erbabınca bilinmektedir. Nüfusunun % 70’i Yahudi olan Selanik’i son dönemde Osmanlı Devleti’nin gizli başkenti diye ananlar vardı. Sabetayist, Avdeti, Dönme gibi adları ile anılan kripto Yahudiler Müslüman/Türk diye Lozan Anlaşmasına dayanan Mübadele ile Türkiye’ye getirtilip karşılığında Rumlar zorla Yunanistan’a gönderildi. Lozan Anlaşması ile Batı Trakya Türkleri ise Yunanistan’da bırakıldı! 1923’ten itibaren Türkiye’yi Selanikliler en etkin şekilde kontrol ettiler ve de yönettiler. 

Erbakan; Dünya Siyonizm’ine sırtını dayayarak Türkiye’yi çiftlikleri gibi yöneten Selanikliler sultasından ülkeyi kurtarmak üzere Millî Görüş hareketini gerçek kurtuluş mücadelesi diye başlattı. Erbakan’ın 4 partisini kapattılar; 4 kez siyasi yasaklı yaptılar; 4 defa kadrolarını ve taraftar kitlesini böldüler; yakın çevresine de adamlarını yerleştirdiler. Lakin bütün bunların hiçbiri Erbakan’ın Türkiye siyasetini Selaniklilerden kurtarmasını engelleyemedi.

Nihayetinde, Erbakan’ın siyasette yetiştirip önemli konumlara getirdiği talebeleri Türkiye’yi 15 yıldır fasılasız tek başına AKP iktidarında yönetiyorlar. Erbakan’la Millî Görüş partilerini hangi yöntemlerle bertaraf etmeye çalıştılarsa AKP iktidarına da benzerlerini yaptılar, ama henüz başarılı olamadılar. Artık yeni sistemde bunu başarmaları ise alabildiğine zordur. 

Selanikliler Türkiye siyasetinden tasfiye edildikçe demokrasimiz gelişti, milletimiz düşünce, inanç özgürlüğünü yaşamaya, temel insan haklarından alabildiğine yararlanmaya başladı.

Bu durum karşısında hırçınlaşan Selanik kökenliler biz bu ülkeyi kolay ele geçirmedik asla kolay vazgeçmeyeceğiz naraları atarak Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi defalarca sokak hareketlerine giriştiler, ortalığı yakıp yıktılar lakin nafile, hiçbir sonuç alamadılar. Çünkü en küçük azınlık onlardır. Sokağa hâkim olup netice almaları imkânsızdı. Kurucuları oldukları, zümre oligarşisi ile yönettikleri CHP bile artık ellerinde değil. Yeni sistemle ise silinecekler.

Sayı: 962
588 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:16
Güneş 05:00
Öğle 12:27
İkindi 16:18
Akşam 19:41
Yatsı 21:16
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5616     EURO 4.0009     IMKB 96400     ALTIN 144,302