DEMOKRASİYİ İĞFALDİR!

Tümüyle 2019’da yürürlüğe girecek olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin şimdiden Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tek adam sistemine çevrilmek istenmesi demokrasiye yapılan uygunsuz bir tecavüz niteliğindedir.

18 Ekim 2017 Çarşamba 15:09 < MANŞET
AKP teşkilatına, belediye başkanlarına baskı;
 
DEMOKRASİYİ İĞFALDİR!
 
Tümüyle 2019’da yürürlüğe girecek olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin şimdiden Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tek adam sistemine çevrilmek istenmesi demokrasiye yapılan uygunsuz bir tecavüz niteliğindedir. Bugüne kadar yok yere Erdoğan’ı diktatörlükle suçlayan küresel sermaye medyası ve İsrailci çevrelerin duruma sessiz kalmaları manidar olmaktan öte demokrasiyi yok etme operasyonu ortaklığıdır.
 
Başkanlık sistemine var güçleriyle karşı çıkan çevreleri Tayip Erdoğan’ın sistemi dejenere etmesine çanak tutarak Eski Türkiye’de uygulanan dışarıdan güdümlü demokrasiyi devam ettirmenin bir yolunu, çaresini bulma çabası içinde görmek çok da şaşırtıcı değil. Milletimiz özgür iradesi ile kendi yönetimini oluşturmasın, yine dış güdüme açık kapı kalsın diye kötü niyetli çabalar gösteren işbirlikçiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a keyfi tasarruflarda bulunma konusunda tam destek vermektedirler. Daha önce kendi kontrollerinden çıktığı için diktatör diyerek karaladıkları Erdoğan’ın şimdi tek adamlık hevesine çanak tutmaktadırlar.
 
16 Nisan Referandumundan çıkan sonuçlar karşısında -MHP oyları hariç- aldığı % 40 oyla 2019’da cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini gören Tayip Erdoğan küresel sermaye medyası ve İsrail hinterlandı ile işbirliği/ittifak içerisinde hareket ediyor görüntüsü vermektedir. Bunu İsrail, BM, ABD, NATO, AB karşıtı söylemlerini nicedir terk etmiş olmasından anlıyoruz.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak ve Suriye’de, şimdiye kadarki devlet politikasına aykırı bir söylem geliştirdiği de gözlemlenmektedir. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi uzun süredir, ABD ve müttefiklerinin arzuları hilafına Türkiye ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirerek entegrasyon için gerekli her türlü alt yapıyı hazırlamaktaydı. Bu nedenle Mesut Barzani’ye karşı kumpaslar, karalama kampanyaları, başkaldırı/ayaklanma provokasyonları, yönetimi bölme, darbe ile devirme tertipleri ardı arkası gelmeden yürütülüyordu.
 
İtibarsızlaştırılıp Iraklı Kürt Toplumunun gözünden düşürülen Mesut Barzani, referandumla halkın desteğini yeniden arkasına almak ve Merkezi Irak Yönetimine karşı elini güçlendirip pazarlık kabiliyetini arttırmak istedi. Buna en büyük tepkiyi Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi!
 
İsrail’in manipülasyon maksatlı sözde desteği bölge ülkelerini Barzani’ye karşı kışkırtmaya dönük çabadan öte hiçbir anlam taşımıyordu. Bu çabayla en çok dolduruşa getirilen liderin Cumhurbaşkanı Erdoğan olması İsrail’in oyununa gelmek mi, yoksa bilinçli seçim miydi?
 
Pek çok defa aldatıldığını, yanıldığını itiraf eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İsrail manipüle etmiş olamaz mıydı? Eğer böyle olsaydı emin olun öpüp başımıza koyacaktık. Aldanmaya ya da yanıltılmaya çare bulunur lakin ihanete kolay çare bulunmaz.
 
Benzeri bir duruma Suriye’de de şahit olmak doğrusu, kuşkularımızı arttırıyor. Türkiye’den Münbiç ve Afrin’e girme beklentisi malum çevrelerce sürekli gündemde tutulmaya çalışıldı. Çünkü İsrail TSK ile Pentagon’u kapıştırıp Türkiye ile ABD’yi karşı karşıya getirmek, ikisini de kontrolü altına almak stratejisini nicedir izlemekte fakat bir türlü netice alamamaktadır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TSK’yı Münbiç ve Afrin’e sokmak için bugüne kadar hep ateşli açıklamalar yaptığı kamuoyunun malumudur. TSK’nın bu açıklamalardan etkilenmediği de görülüyor. İsrail ve güdümündeki küresel güçlerin Fırat Kalkanı harekâtından olduğu kadar TSK’nın Afrin’e-Münbiç’e değil, İdlib’e girmesinden rahatsız olduğu çok açık net görülüyor.
 
TSK’nın şu konjonktürde Münbiç ve Afrin’e girmesinin Pentagon’la çatışma riski taşıdığına kuşku yoktur. ABD’de Trump ve destekçisi Ulusalcılara karşı mücadele eden kurulu düzen taraftarlarının karargâhının Pentagon olduğu bilinmektedir. Pentagon’un İsrail güdümlü bir yapının kontrolünde olduğu da keza bilinmektedir. Reza Zarrab Davasıyla ilgili gelişmelere bakıldığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump karşıtı kurulu düzen ile iş tuttuğuna ilişkin güçlü belirtiler olduğunu önceki sayılarımızda etraflıca incelemiştik, tekrarına lüzum yok.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da yeniden seçilmek için küresel sermaye medyasıyla belli ki, ittifak ve işbirliği halinde hareket etmekte, siyasi söylemlerini o yönde revize etmektedir. Küresel gücün ve Siyonist sermaye medyasının hiç sevmediği kavram hiç şüphesiz ki milli iradedir. Vesayet rejimiyle güdümlü demokrasiyi tahakküm aracı olarak kullanıp istismarın, sömürünün her türlüsünü yürüten küresel gücün en önemli iki silahı sermaye ve medyadır.
 
Uzun yılların tecrübesiyle, bu 2 silaha sahip küresel gücün desteğini alarak yeniden seçilip bir 5 yıl daha Beştepe Külliyesinde devran sürme hesabı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çılgın tutum ve davranışlar içinde görmek ibret vericidir. Bir lider partisinin teşkilatlarına ve belediye başkanlarına herhangi bir hedef göstermeksizin genelleme yaparak defolu, metal yorgunu, çıkarcı gibi yenilir yutulur olmayan karalayıcı, aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı ifadeler kullanıp yıpratır, demoralize eder mi hiç? Bunun eşi, benzeri Türkiye tarihinde görülmediği gibi sanırım dünyada da görülmüş değildir. Bu yüzden de nasıl bir sonuç vereceği meraka neden olmaktadır. Benzeri görülmediğinden bir kıyas ya da tahmin yürütülememektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu jakoben ve pervasız tutumu 2019’da uygulanacak sistemin dejenere edilmesine, diktatörlüğe evirilmesine yol açabilir diye endişe etmek yersiz olmaz. Halkın doğrudan oylarıyla seçtiği büyükşehir belediye başkanlarını metazori olarak alenen istifaya mecbur etmek diktatörlerin bile kolay göze alamayacakları bir çılgınlıktır. Çılgınlığa medyanın verdiği destek ise yüz kızartıcıdır. Demokrasinin iflah olmasının önündeki engel işte bu Siyonist küresel sermaye medyasıdır. Millî iradeyi hiçe sayan, manipüle eden, hain emelleri uğruna algı operasyonlarıyla illüzyonlarla kamuoyunu yanlış yönlendiren medyayı bütün dünyada Siyonist sermaye yapılandırmaktadır.
 
Millî Görüş’ün siyasi mücadelesi içinde yetişen Tayip Erdoğan manşetlerle çarpışarak hep seçim kazandığından söz ederek övünürdü. Millî Görüş gömleğini çıkardım demiş olsa da, küresel sermaye medyası ile mücadele geleneğini genelde hep devam ettirdi lakin bir yere yani 16 Nisan Referandum sonuçlarının ortaya çıkmasına kadar…
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan medyanın gücü ile ilgili 2 önemli deneyim yaşadı: Biri, 7 Haziran 2015 Genel Seçimi; diğeri 16 Nisan Referandumu. Her iki kampanyaya da bizzat Erdoğan öncülük edip damgasını vurdu. Her iki kampanyada da küresel sermaye medyası aleyhine yayın yaptı. Her iki seçim sandığından da %40 civarında oy aldı. Böylece küresel sermaye medyasının kendisini yıprattığını, halkın gözünden düşürdüğünü anlayıp kabullendi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geri plana çekildiği, Başbakan Davutoğlu’nun kampanyasında öne çıktığı 1 Kasım Seçiminde ise AKP %49 oy almıştı. Bu demek oluyordu ki, Erdoğan’ın oyunu alamadığı, fakat AKP’ye oy verebilen bir %10’luk seçmen kesimi oluşmuş. Erdoğan anlaşılıyor ki, bu %10’luk gayrimemnun kesimi medyanın oluşturduğunu düşünüyor.
 
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin hayata geçirilmesinde, Devlet Bahçeli’nin oyununa geldiğini düşündüğünü tahmin etmek; AKP’nin eski sistemde %40 oyla yalnız başına veya koalisyonla iktidar olabildiği, Meclis’te cumhurbaşkanını da seçebildiği dikkate alındığında, zor değil. Devlet Bahçeli’nin 2019’daki seçimde kendisini destekleyeceğinden emin olması mümkün olmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, denize düşen küresel sermaye medyasına sarılır şeklinde bir tutum izlemesi anlaşılmaz değildir.
 
Muhakkak ki küresel sermaye medyasının şartları olmalıdır. Önce bir kere AKP’nin fabrika ayarlarına geri dönmesini şart koşuyordur. AKP Erbakan ve Millî Görüş’ün önünü kesmeyi amaç edinen küresel sermayenin Türkiye üssü TÜSİAD’ın referansıyla ABD Yahudi Lobisi Tayip Erdoğan’a icazet vererek, Eczacıbaşı’nın evinde kuruldu. Lakin iktidarda, tekrar Millî Görüş politikalarına dönerek küresel gücü oldukça rahatsız eden icraatlar yaptı. O yüzden daha önce Turgut Özal’a yapılanların benzerleri Tayip Erdoğan’a da yapılarak, çok dehşet karalama kampanyalarına hedef yapıldı. Doğrusu epey direndi demek ki buraya kadarmış!
 
İnsanoğlunun dayanılmaz zaafı iktidar hırsı gözlerini bürümüş ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek istiyor. Bunun için gözlerini karartmış ve Yahudi bunu keşfetmiş. Şimdiye kadarki yaptıklarını bu fırsatı değerlendirerek geri aldırıp yedirmek istiyor…
 
Önce AKP, kuruluşundaki fabrika ayarlarına geri dönsün istiyor. Bunun için ise Millî Görüş kökenliler parti kademelerinden ayıklanıp tasfiye edilmeli. Tekkeye derviş mi devşiriyoruz? Sözünün gereği yapılmalıdır. Millî Görüş kökenli belediye başkanları şimdiden istifa ettirilip yerlerine aday gösterilecek olanlar getirilmelidir. Toptan bir karalamayla itibarsızlaştırılarak teşkilatlar ve AKP’li belediyeler gerekli operasyonlara hazır hale getirilmelidir…
 
İşte defolu, metal yorgunu, kişisel çıkarını partinin üstünde tutma gibi ithamları/suçlamaları bu maksatla ihdas edip tedavüle çıkarttılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan tek adam konumunu dayanak yaparak küresel ve yandaş medyanın da desteğiyle her ağzını açtığında bu galiz suçlamaları, hakaretleri genele teşmil edip bütün bir parti teşkilatına, belediye başkanlarına yöneltiyor. Adeta hızlanmış tren gibi önüne çıkanı ezip geçtiği için herkes köşesine siniyor.
 
Artık Kemal Kılıçdaroğlu dahi diktatör diyemiyor! Çünkü küresel sermaye medyası haddini bildiriyor. Adamcağız içeri atılan Yahudi milletvekili için 3 hafta boyu Ankara’dan İstanbul’a yürüdü, yine yaranamadı. Fanilasına kadar teşhir edip ipliğini pazara döktüler. Muhalefetin en tabii görevi fındık üreticisinin mağduriyetini duyurmaya çalıştı, fındık üreticisinden beter mağdur ettiler. İncir üzüm üreticisinin sorunlarına dikkat çekmeye çalıştı, onlardan beterini kendisine reva gördüler. Muhalefet susturulmuş, medya tam tekmil yanında; kim tutar artık Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ı?
 
Osmanlı padişahları, gururlanma padişahım senden büyük Allah var diye tezahürat yapılıp halk tarafından uyarılırlarmış. Demokrasinin bilinmediği, Allah korkusunun kalplerin hâkimi olduğu o mutlu devirlerde padişahlar haddini, ahali görevini bilirmiş. Şimdilerde demokrasi var, özgürlük var ama kimse halkın oyu ile seçilmiş cumhurbaşkanına sen ne yapıyorsun? Diyemiyor! Bir yerel gazete olarak haddimiz değil, lakin Cumhurbaşkanı Hazretlerine uyarı görevimizi yapmaya çalışıyoruz, Yahudi’ye güvenme diyoruz. Allah rızası, milletin, vatanın selameti için bunu yapıyoruz. Başka bir korkumuz, endişemiz, beklentimiz de yok. Bizlerin bu masumane gayretimiz bile dokunmuş olmalı ki “Şu El-Aziz Gazetesi ne yapmak istiyor” diye bize bir aracıyla haber ulaştırıldı.
 
Hey gidi dünya; yaşlandıkça sana modern diyorlar, çağdaş diyorlar ya! Seni acuze karı hiç değişmiyorsun, hep aynı kahpesin. Firavun yine zalim, Musa yine yalnız, köleler yine azad olmak istemiyor, dalkavukların yine bir eli yağda, diğeri balda, hak yine zayi, özgürlük yine çok pahalı. Senin demokratlığının da, çağdaşlığının da, modernliğinin de içine tüküreyim!
 
Sayı: 986
933 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • MESUD AKGÜL - 20 Ekim 2017 Cuma 14:33
    http://www.internethaber.com/bursa-buyuksehir-belediye-baskani-recep-altepeden-sok-aciklama-1816524h.htm
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9216     EURO 4.6071     IMKB 103912     ALTIN 162,059