DÜNYA DÜZENİ ÇIKACAK

ABD'de yaşanan iktidar mücadelesini iki taraf da varlık-yokluk, ölüm-kalım mücadelesine dönüştürmüş durumdadır.

04 Temmuz 2017 Salı 23:27 < MANŞET
ABD’deki Trump-kurulu düzen çatışmasından
 
DÜNYA DÜZENİ ÇIKACAK
 
SSCB’nin dağılmasıyla 1945 Yalta Konferansında kurulan iki bloklu dünya düzeni yıkılınca tek süper güç ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzeni ilan edilmiş ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) hayata geçirilmek üzere Irak ve Afganistan işgal edilmişti. ABD ve müttefikleri Irak’ı işgal sürecinde ağır askeri kayıplar vermiş, yaptıkları astronomik harcamalar nedeniyle de kendilerini büyük bir küresel ekonomik krizin içinde bulmuşlardı. İşgal devam ettirilemediği için Irak’tan çekilmek zorunda kaldıklarında, ilan edilmiş olan Yeni Dünya Düzeni boşlukta kalmış ve çok kutuplu bir düzensiz sürece girilmişti. Bu sürece küresel İslami Cihatçılar yol açtılar. SSCB de, tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen Yeni Dünya Düzeni de Cihatçı Örgütler tarafından dağılmaya mahkûm edildi. Bunların ilk çıkış yeri Afganistan’dır.
 
Bu süreçte Türkiye bölge lideri küresel bir güç olarak temayüz ederken, Rusya toparlanma ve yeniden dünya politikasında etkili olma imkânı buldu. ABD ve müttefikleri Irak’tan çekilir çekilmez ortaya çıkan boşlukta Arap Baharı rüzgârları esmeye başladı. Art arda devrilerek yıkılan batı işbirlikçisi rejimler yerine bölgede iç çatışmalar, terör ve vekâlet savaşları baş gösterdi.
 
ABD ve müttefikleri terk etmek zorunda kaldıkları bölgeye yeniden dönme imkânı bulamaz duruma düştüklerinde Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Körfez Ülkelerinde İran’ın nüfuzunu oluşturmasına siyasi destek sağladılar. İran böylece bölgede ABD ve müttefikleri adına bir vekâlet savaşı yürütmeye başladı.
 
Mısır’da devrilen dikta rejiminin ardından serbest seçimle seçilen ilk Cumhurbaşkanı Mursi askeri bir darbe ile General Sisi tarafından devrildi. ABD ve müttefikleri darbeci Sisi’ye tam destek verdiler. Tunus’ta İslamcı lider Gannuşi’nin ihaneti sayesinde küresel güç yönetime işbirlikçilerini getirmeyi başardı. Libya’da da çatışmalar ve vekâlet savaşları devam ediyor.
 
Suriye’de ise mevcut dikta yönetimi ne devrilebildi, ne de ülke bütünlüğünü sağlayacak bir güç elde edebildi. ABD ve müttefikleri devirmeyi deklare ettikleri Esat yönetimine sonraları arka çıkıp ayakta tutmaya çalıştılar. Terör örgütlerinin çatışma, vekâlet savaşlarının idame ettirilme alanı haline getirilen Suriye küresel güçlerin en duyarlı olduğu ülke konumunda…
 
İsrail için hayati önemde bir ülke olduğundan Suriye’de razı olmadığı bir çözüme müsaade etmiyor. Suriye, beka sorunu oluşturduğu Türkiye için de hayati önemde bir sınır komşusu konumundadır. Bu nedenle Suriye’de istemediği bir çözüme Türkiye de müsaade etmiyor.
 
Dolayısıyla Suriye’deki siyasi, askeri, ideolojik mücadele aslında İsrail ile Türkiye arasında yaşanmaktadır. ABD, Rusya, İran ve diğerleri ise vekâlet savaşında görev üstlenmektedir. Rusya’nın Gürcistan, Ukrayna ve Baltık ülkelerinde NATO’ya karşı Türkiye’nin kollamasını gözettiği bilinmektedir. Nitekim Kırım’ı ilhak ettiğinde Türkiye sadece mırın kırın etti, başka bir şey yapmadı. Rusya, eskiden beri üsleri bulunan Suriye’ye Türkiye istediğinde müdahil olup vekâlet savaşında görev aldı. Türkiye Fırat Kalkanı harekâtını da Rusya’nın desteğini alarak başlatabildi. Şimdi yine ABD’nin Afrin’de himaye ettiği PYD güçlerine bir operasyon yapmak için Rusya ile dayanışma halinde hareket ediyor.
 
İran ise ABD ve müttefiklerinin Irak’ı kendisine hediye etmesinin diyetini Suriye’de vekâlet savaşı vererek ödemektedir. Ne var ki Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile yaşadığı bazı sorunlar ve Körfez ülkelerinde izlediği politikalar nedeniyle İran ABD’ye karşı Rusya’nın da desteğine ihtiyaç hissetmektedir.
 
Suriye sorununun İsrail ve Türkiye açısından nasıl bir çözüme kavuşacağı konusunda asıl belirleyici olacak olan ABD’nin tutumudur. ABD’nin tutumunu belirleyecek olan da Trump’a karşı kurulu düzenin başlattığı iktidar mücadelesinin seyridir. Yaşanan iktidar mücadelesini ABD’deki iki taraf da varlık-yokluk, ölüm-kalım mücadelesine dönüştürmüş durumdadır.
 
ABD’deki kurulu (Siyonist) düzen Ulusalcıların desteklediği Trump’ı seçtirmemek için gücü yettiği her türlü imkânı sonuna kadar zorlayarak kullandı lakin başaramadı. Bu defa Trump işbaşı yapmasın diye her türlü yolu yöntemi denedi, yine başaramadı. Ondan sonra azline yönelik çalışmalar başlattı bunu da başaramıyor. Gelişmeler, Başkan Trump’ı güçlendiren yönde ilerliyor. Kurulu düzen, en başarılı olduğu kamuoyu oluşturmada da giderek gücünü yitirmekte inisiyatifi Başkan Trump yanlılarına kaptırmaktadır.
 
Siyonist medyanın Türkiyeli temsilcileri ABD’deki kurulu düzen-Trump mücadelesinin seyri ile ilgili sağlıklı objektif bilgi vermemektedirler. Önce seçim kampanyası sürecinde Trump’ı İslam düşmanı, Türkiye karşıtı, ne dediğini ve ne yaptığını bilmez, ABD’nin ortasına düşen göktaşı gibi lanse ettiler. Amerikan halkının sefaletini istismar ederek sürpriz şekilde seçim kazandığından ve devlet yapılanmasında hiçbir dayanağı olmadığından söz edildi. Oysaki Trump’ın adaylığını sağlayan, seçim kazandıran, göreve başlatan, iktidarda destekleyerek gücünü ve etkinliğini sürekli arttıran bir alternatif derin devletin varlığı, yadsınamaz şekilde görülmektedir. Washington’dan canlı yayına katılan HABERTÜRK temsilcisi Serdar Turgut ABD’de iki derin devletin birbiriyle iktidar mücadelesini sürdürdüğünü açık seçik aktardı.
 
ABD’deki Trump ve karşıtlarının iktidar mücadelesinin seyri ve sonucu, Suriye’de yaşanan gelişmelerin yönünü etkileyen en önemli faktör olarak yeni bir dünya düzeninin oluşumuna da istikamet vermektedir. Çünkü tüm küresel güçleri, Suriye’de tutuştukları bilek güreşinde elde ettikleri sonuçlar konumlandıracaktır. Bu bilek güreşinin asıl rakip iki tarafı ise Türkiye ve İsrail’dir. Bu rekabette Trump-kurulu düzen mücadelesinin gidişatı etkili olacaktır. Güya stratejist geçinen işbirlikçiler Suriye’de İsrail ile Türkiye’nin rekabetini ABD-Rusya rekabeti şeklinde lanse etmektedirler. Bu İsrail hesabına yapılan bir dezenformasyondur.
 
Ulusalcıların adayı Trump seçim kampanyası boyunca dünyanın jandarmalığını yapmanın ABD’yi ekonomik olarak gerilettiğini, kalkınmasını sürdüremez hale getirdiğini; alt yapıların yenilenemediği, halkın sefalete sürüklendiği, 17 trilyon $’a varan ülke borcunun ödenemez hele geldiği bir süreci yaşattığını anlattı. Yalnızca Irak işgalinde harcanan 6 trilyon $’ı ABD için kullansaydık ülke üç kez yeniden inşa edilebilirdi, diyerek ulusalcı politikalar izleyeceği sözünü verdi. Başkan seçildikten ve göreve başladıktan sonra da aynı minvalde söylemini sürdürdü. ABD’deki kurulu (Siyonist) düzen Başkan Trump’ın ulusalcı politikalar izlemesini engellediği için iktidar mücadelesi şiddetlenerek devam etmektedir. Peki, Başkan Trump’la Ulusalcı ABD derin devleti kurulu düzenin sahibi Siyonist devlet ile mücadelesinde başarılı olabilir, istediği politikaları izleyebilir mi?
 
Önce bir kere belirtelim ki, ABD’deki iki derin devlet arasındaki gerçek iktidar mücadelesini taraflardan birinin kazanması en azından kısa sürede beklenmemelidir; lakin bu mücadele süreci ABD’yi, etkin bir bölge ve Suriye politikası izlemesini engelleyip nötralize edecektir.
 
Çünkü taraflar her türlü iç ve dış politika konusunu bu mücadele uğruna istismar/suiistimal etmektedirler. İki taraf için de ABD’deki iktidar mücadelesini kaybetmemekten daha önemli bir hayati mesele bulunmamaktadır. Aslında ulusalcılarla küreselciler arasındaki mücadele özünde WASP kökenli Beyaz Hıristiyanlarla Yahudiler arasında yaşanmakta olan örtülü bir iktidar kavgasının son zamanlarda su üstüne çıkmasıdır. ABD’nin ilk Katolik Başkanı John Kennedy’ye yapılan suikasttan beri devam eden bu örtülü iktidar kavgasında Beyaz Saray hep Beyaz Hıristiyanların, Pentagon ise Yahudilerin üssü olmuştur. Bugün de bu böyledir.

15 Yıllık AKP iktidarında Beyaz Saray daima Türkiye’den, Pentagon ise İsrail’den yana bir tavır sergiledi. Bu durumun değişmesi beklenmemelidir. 1 Mart 2003 Teskeresi nedeniyle, Pentagon Kuzey Irak’taki üste askerlerimizin kafasına çuval geçirip derdest ederken Bush talimat vererek üst düzey bir general refakatinde görev yerine iade ettirmişti. Ardından ise NATO zirvesini İstanbul’da toplamıştı. ABD, Çuval Olayında özür de dilemişti.
 
Bush’un Savunma Bakanı Rumsfeld’i; Irak işgalinde yeterli asker, donanım, lojistik desteği göndermeyerek bilinçli ve kasıtlı şekilde Pentagon’un başarısızlığına neden olmakla itham ederek Siyonistler azlettirmişlerdi! Bush’tan sonra Obama da Siyonistlere rağmen seçilmiş ve fakat seçim vaatlerini gerçekleştirememişti. Başkan Trump’a karşı ise politikalarına etki yapmaktan öte, kendisi ile arkasındaki ABD derin devletini elimine etmeye yönelik ölümcül bir savaş başlatılmış durumdadır. Öyle ki, Pentagon’un darbe yapacağına, hatta yaptığına dair iddialar bile konuşulmaktadır.
 
İsrail ve ABD’deki Siyonistler Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirmek için manipülasyona ve her türlü provokasyona başvurmaktadırlar. Özellikle küresel Siyonist sermaye medyası, Türkiye’yi ABD’ye karşı ABD’yi Türkiye’ye karşı kışkırtmak, iki ülke arasını bozmak için hiç elinden geleni ardına koymamaktadır. Türkiye’deki İsrail karşıtlığını ABD karşıtlığına tahvil etmek için de her türlü illüzyona başvurulmaktadır.
 
Türkiye’yi yöneten üstün siyasi aklın ise Siyonizm’in her türlü hile, entrika, algı operasyonu ve kumpaslarına karşı donanımlı, duyarlı olduğu, hamlelerini karşılıksız bırakmadığı süreç içinde sayısız defa kanıtlanmıştır. Türkiye, bölgede yaşanan savaşların ve iç karışıklıkların asıl hedefi olduğu halde olumsuz etkilenmiyor, aksine güçlenmeye devam ediyor ise üstün siyasi akla sahip olmasındandır. İsrail, ABD, NATO, AB ise yanlış üstüne yanlış yapıyorlar.
 
Başkan Trump lehine değişen iç iktidar dengeleri ABD’yi Suriye’de İsrail yanlısı politikaları desteklemekten alıkoyacak, bu da Türkiye’nin elini güçlendirecektir. Pentagon’un Suriye’yi İsrail yanlısı gelişmelere zorlaması Beyaz Saray’a rağmen sürdürülebilir değildir. Rusya’ya da söz geçiremeyen İsrail sonunda Türkiye karşısında pes etmek durumunda kalacaktır.
 
Başkan Trump ABD’de ulusalcı politikalar izleyebildiği oranda Türkiye ve Rusya bölgedeki etkinliklerini arttıracaklar ve İsrail köşeye sıkışacaktır. İsrail’in FETÖ üzerinden Türkiye’nin ABD ve Rusya ile arasını açmaya yönelik çabaları da sonuç vermemiş bulunuyor.
 
Denilebilir ki, ABD’nin bölge politikalarında etkinliğini yitirip Rusya’nın etkinliğini arttırmaya başlaması halinde ileride Türkiye için daha büyük tehdit ve tehlikelere yol açmaz mı?
 
Rusya’nın Türkiye’ye rağmen Ortadoğu ve İslam Coğrafyasında etkinlik, üstünlük sağlama gücü, imkânı bulunmamaktadır. Her şeyden önce bir kere Rusya Federasyonu’nda %20’yi aşan bir aktif Müslüman nüfus yaşamaktadır. Türki Cumhuriyetlerin Türkiye ile dayanışma ve güç birliği potansiyeli de Rusya için aşılabilecek bir handikap değildir.
 
İsrail’in Kafkasya’da örgütlediği terör olaylarını Rusya Türkiye’nin desteği sayesinde bitirdi! Çeçenistan’da da Müslümanlara sağlanan dini özgürlük sayesinde şiddet azaldı. Rusya’ya yönelik terörün arkasında İsrail olduğunu bir istihbaratçı geçmişe sahip Putin elbette ki bilir ve Türkiye ile dayanışma içinde ancak yapılan saldırılara dayanabileceğini de. FETÖ İsrail organizasyonu olarak Rus uçağını düşürdü, Ankara Büyükelçisine suikast yaptı. O süreçte 10 kadar Rus diplomatı öldürterek Rusya’yı Türkiye ile işbirliğinden vazgeçirmeye çalıştığı halde bir sonuç elde edemeyen İsrail için yapacak çok fazla şey kalmamıştır.
 
Sayı: 971
821 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:27
Öğle 12:25
İkindi 14:49
Akşam 17:11
Yatsı 18:34
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8638     EURO 4.5501     IMKB 109330     ALTIN 156,133