DÜNYANIN HEDEFİNDE

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin getirdiği büyük imkânları kullanma, Türkiye’ye yön verme arzuları her geçen gün kabardıkça kabarmaktadır. 2019 yılında Türkiye’nin nasıl bir yönetime sahip olacağı içeride-dışarıda tüm dünyayı olağanüstü ilgilendirmektedir.

30 Mayıs 2017 Salı 23:16 < MANŞET
2019 seçimlerine kilitlenen Türkiye

DÜNYANIN HEDEFİNDE

Cumhurbaşkanlığı, Parlamento ve belediye seçimlerinin yapılacağı 2019 yılının Türkiye’de büyük bir değişimin miladı olacağı beklentisi; içeride-dışarıda siyaset dünyasını heyecanlı, hareketli bir sürece sokmuş bulunuyor. Beklentilerine ulaşmaya, korkularından kurtulmaya yönelik planlar, projeler, stratejiler hazırlamak için hummalı çalışmalar yapılmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin getirdiği büyük imkânları kullanma, Türkiye’ye yön verme arzuları her geçen gün kabardıkça kabarmaktadır. 2019 yılında Türkiye’nin nasıl bir yönetime sahip olacağı içeride-dışarıda tüm dünyayı olağanüstü ilgilendirmektedir.

İki kutuplu ve bloklu dünya düzeninin yıkılmasının ardından tek süper güç ABD liderliğinde kurulduğu ilan edilen Yeni Dünya Düzeninin de Irak, Afganistan işgallerindeki başarısızlığı kaldıramayıp çökmesi üzerine çok kutuplu hale gelen dünya; tam bir düzensizlik, belirsizlik içerisinde bir meçhule doğru yol almaktadır.

Irak ve Afganistan işgallerinde yaptıkları astronomik harcamaların ABD ile birlikte tüm Batı Dünyasını soktuğu küresel ekonomik krizden yıllardır çıkılabilmiş değil. Avrupa Birliği krize dayanamayıp dağılma sürecine girerken, ABD’nin masraflarını tek başına karşılayamadığı NATO’dan da çatırdama sesleri yükselmektedir.

Dünyada bunlar yaşanırken Batı Blokunun edilgen silik bir üyesi olan Türkiye beklenmedik şekilde bağımsız iç-dış politikalar izleyerek yükselen yıldız olmayı, bölge lideri küresel güç gardını almayı sürdürdü. Bu durum küresel ekonomik krizle boğuşan Batı Dünyasına daha büyük bir sorun olarak yansıdı. Özellikle Avrupa ülkelerini yeniden Türk korkusu sardı.

ABD ise kurulu düzen karşıtı Ulusalcı Akımın temsilcisi Trump başkan seçilince yönetimde tarihinde hiç görülmemiş bir kriz ve kaos yaşanmaya başladı ki içinden çıkılacak gibi değil. Öyle ki bu süreç Başkan Trump’ın kurulu düzene karşı Rusya ve Türkiye ile ittifak içerisine girmesine yol açmış durumda. Başkan Trump kurulu düzen ile ölüm-kalım savaşı veriyor...

Bu yüzden ABD etkin küresel güç olma kabiliyetinden yoksun durumda, dünyadaki olaylar ile yeterince ilgilenemiyor. Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’nin önlenemez yükselişini ABD’ye havale edip çare bulmasını beklerken, Trump’ın olumsuz açıklamalarına muhatap oldular.

Türkiye’nin önlenemez yükselişinden asıl rahatsızlık duyup kendisi için hayati tehdit olarak algılayan ülke ise hiç şüphesiz ki İsrail’dir. Türkiye’yi ABD ile terbiye edip hizaya getirmeye çalışan İsrail için de Trump’ın Başkan seçilmesi soğuk duş etkisi yapmış durumda.

Başkan Trump yönetimindeki ABD’nin dünya jandarmalığına sıcak bakmayıp ülke halkının refahı ve kalkınma için kaynaklarını kullanma eğilimi İsrail’e, Avrupa Birliği’ne beka sorunu olarak yansımaktadır. Çünkü ABD’nin himayesi, desteği olmadan İsrail’in ve Avrupa Birliği ülkelerinin kendilerini savunmaları mümkün değildir. Putin Rusya’sı, zaten bir tehdit olarak Avrupa Birliği ülkelerini nicedir köşeye sıkıştırmış durumda. Rusya’ya uygulanan ambargo da daha çok kendilerine zarar vermektedir.

Lakin İsrail ve Avrupa Birliği ülkeleri için asıl tehdit algılaması Türkiye’den gelmektedir. Bu, Türkiye’yi içeriden ele geçirmekten başka umudu kalmayan İsrail ve Avrupa Birliği Ülkeleri için 2019 seçimlerini olağanüstü önemli kılmaktadır. Bu yüzden 2019 seçimleri Türkiye’nin bekası için de olağanüstü önemi haizdir.

Türkiye iç politikasında halen Batı Dünyasını umutlandıran çok fazla unsur bulunmadığını, özellikle, sanılanın aksine muhalefetin hiç güvenilir olmadığını, yaşanan olaylar gösteriyor. Hatta Yunanistan’da Çipras seçimi kazandığında Batı’nın Türkiye’de destekleyeceği bir Çipras muhalefette yok şeklinde yorumlar yapıldı.

FET֒nün kaset kumpasıyla CHP Genel Başkanlığını bırakmak zorunda bıraktığı Baykal’ı İsrail ve Batılılar oldu olasıya sevmezler. Deniz Baykal, CHP’de liderlik mücadelesi verdiği rakiplerini sırtını mindere yapıştırıp tuş ettiği halde küresel sermeye medyasının desteğine hiçbir zaman mazhar olamamıştır. İstifasını açıklarken de mücadeleyi bırakmadığını, bunu yapanlara CHP’yi teslim etmeyeceğini vurgulayarak meydan okumuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu -aday olmayacağını açıklamış olduğu halde- CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturtan Deniz Baykal’dı. Baykal’ı devirdik, Kılıçdaroğlu artık bir içim su diyenlere CHP’yi teslim etmemek için de nöbet tutmaya devam ediyor. Demek istediğimiz şu ki CHP İsrail ve Batılılar için ele geçirilmesi mümkün olmayan düşmüş bir kale gibidir. II. Kurucusu Deniz Baykal CHP’yi yerli ve milli çizgiye sokmuştur; çıkartılması mümkün olmamaktadır.

Türkiye muhalefetinin kilit rolü oynayan ikinci partisi MHP ise Devlet Bahçeli yönetiminde milli ve yerli politikalara her dönemeçte omuz vermekte, ülkenin kaosa sürüklenmesini her defasında engellemektedir. Bu yüzden Baykal gibi Bahçeli de küresel gücün hedefindedir.

Meral Akşener, mübadelede Türkiye’ye getirtilen Sabetayist Yahudi ailelerden olduğundan küresel güç ve yerli işbirlikçilerince MHP’nin başına geçirilmek istendi lakin başarılamadı. 15 Temmuz öncesi, meydana fırlayıp MHP Genel Başkanı değil Başbakan olacağım diyen Meral Akşener küresel sermaye medyasının büyük desteğiyle ülke gündemini adeta bloke etti, lakin yargı yol vermedi. 15 Temmuz sonrasında ise tamamen deşifre oldu ve işi bitti.

HDP’de ise devam etmekte olan operasyonlar neticesinde yönetimi yerli/milli bir kadronun eline vermek mümkün olabilir. Böylece muhalefet partileri tümüyle yerli/milli çizgiye gelmiş olur. Aksi halde HDP’nin marjinalleştirilmesi de mümkündür.

İsrail ve Avrupa Birliği 16 Nisan Referandumunda eski sistemin devamından yana gayretli, ısrarlı çabalar göstermesine rağmen başaramadı. Türk tipi başkanlık sistemi Türkiye’yi hiç kimsenin engelleyemeyeceği bir hızlı kalkınma ve büyüme sürecine sokacaktır. Lakin AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için garantili bir istikbal vadetmede beklentileri karşılamaktan, hatta güven vermekten uzaktır!

MHP’nin oyları çıktığında şahsi oyları % 40’ın altına düşen Cumhurbaşkanı Erdoğan şayet eski parlamenter sistemde olsaydı AKP’nin tek başına ya da koalisyonla iktidar olması için yeterdi. Erdoğan’ın yeni sistemde Cumhurbaşkanı seçilmesi oldukça zorlaşmış bulunuyor. Nitekim AKP 2002 Seçiminde % 34 oyla tek başına ezici çoğunlukla iktidar olmuştu. Şimdi artık % 50+1 oy alamazsa seçilemeyecek.

Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’ye iş gördüren Yeni Türkiye derin devletinin Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nu karizmalarını çizdirmeden yedekte tuttuğu anlaşılmaktadır. Bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı fazlasıyla tedirgin ettiği de sır değildir.

FETÖ davalarının sulandırılması ise, Ergenekon davalarındaki gibi süreci içinden çıkılmaz hale sokmaktadır. FETÖ davalarında adil olunmadığı, güçlülerin bir şekilde yırttığı, güçsüz olanların okkanın altına gittiği şeklinde etkili, yoğun bir algı oluşturulmaktadır. Bu eleştiriler ister istemez sonunda tek adam konumundaki Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelmektedir. 

Ergenekon davalarında içeri tıkılan yaş-kuru herkes berat ettirilip serbest bırakıldı. Benzeri 15 Temmuz FETÖ davaları için yapılamaz, bu mümkün değildir. Ergenekon için kumpastır denildiğinde teşebbüs durumunda olmadığından kamuoyuna kabul ettirildi. 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimine şu saatten sonra kılıf bulmak mümkün değildir. Eğer tiyatroymuş ya da kontrollü darbeymiş iddiaları kamuoyunun büyük kesiminde kabul görürse Erdoğan’ı okkanın altına götürecektir. Bu yüzden eğer 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi davalarının içinden yüz akı ile çıkmak mümkün olamazsa, bunun altında kalacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başkası olmaz. O takdirde Yeni Türkiye derin devleti Erdoğan’ı feda edebilir!

Bu netameli süreç küresel güçleri umutlandırmaktadır. Muhalefet umut vermediğinden, dış güçler ve yerli uzantıları; AKP üzerinde planlar, projeler, stratejiler geliştirme çabasındalar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne pahasına olursa olsun yeniden seçilmek isteyeceği üzerine hesap yapan iç ve dış çevrelerin gözlerindeki umut ışığı çok açık fark edilebilmektedir.

Bu yüzden 2019 seçimlerine yönelik her türlü hesap kitap masalara konulup üzerinde harıl harıl çalışılmaktadır. Bu defa kamuoyu oluşturmaya yönelik algı operasyonlarının hedefine Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu dörtlüsü konulmuş gibi. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’la anlaşabilirlerse -Yeni Türkiye derin devletinin işlerini yürüttüğü kişilerin bunlar olduğu artık bilindiğinden- küresel güçler toplumu ters köşeye yatırmak için çalışacaklardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 yıldan beri ilk kez bir TÜSİAD toplantısına katılması, Avrupa Birliği’ne yönelik olumlu sıcak mesajlar vermesi, AKP yönetimini İslamcılar yerine liberaller ile oluşturması ve daha birçok davranışı ilgi ile gözlemlenmektedir. Lakin bu mesajların ne amaçla verildiği henüz netleşmiş değildir.

Küresel güç ve yerli uzantılarıyla tam bir mutabakat sağlandı mı; yoksa Yeni Türkiye derin devletine benden vazgeçmeyin, ülkeye yazık edersiniz masajı mı verilmektedir; belli değil. Ancak bugüne kadar küresel güç ve yerli uzantılarıyla yaşadığı kanlı-bıçaklı mazisinin ağır bir bagaj oluşturduğunu en iyi Cumhurbaşkanı Erdoğan bilmektedir. Onlara güvenmesi hiç olacak gibi görünmüyor.

2019 seçimlerine daha epeyce zaman var. Bu süreçte yapılacak algı operasyonları, siyasi mühendislik projeleri ne denli iyi hazırlanmış olursa olsun toplumsal gelişmelerin şimdiden firesiz öngörülebilmesi mümkün değildir. Siyasette beklenmeyen gelişmeleri, açılımları her zaman yaşamak mümkündür.

Türkiye’nin 2019 seçimlerinde nasıl bir yönetici kadronun eline geçeceği konusunun bütün dünyanın gündeminde olduğu çok açık gözlemlenebilmektedir. Rusya, ABD, Avrupa Birliği ve özellikle de İsrail çok yakından ilgilenmektedirler. Artık ülkeler arası ittifaklar yerine, her ülkedeki siyasi gruplar iktidar olabilmek için ittifaklar kurmaktadır. Bu nedenle her ülkedeki derin devlet de bölünüp iki ayrı güç halinde iktidar mücadelesinde ölümüne rekabet etmek üzere diğer ülkelerdeki derin devletlerle ittifaklara girmektedirler. 

Türkiye’deki kadim Ergenekon derin devleti ile Yeni Türkiye derin devleti arasındaki iktidar mücadelesi Millî Görüş hareketiyle başladı. Sonra Rusya’ya sıçradı, Putin yönetimi iktidarı öyle oluştu. Şimdi de ABD’ye sıçramış durumda. ABD Siyonist derin devleti karşısında ise Trump’ı Başkan seçtiren Ulusalcı derin devlet iktidar mücadelesi yürütmektedir.

Sayı: 967
984 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:27
Öğle 12:25
İkindi 14:49
Akşam 17:11
Yatsı 18:34
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8638     EURO 4.5501     IMKB 109330     ALTIN 156,133