Editör

el-aziz@el-aziz.com 10 Ekim 2017 Salı 21:07 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SAADET PARTİSİ KABUK YÖNETİMİ HACZİ HAK EDİYORDU!


 
Erbakan Vakfını gayrimeşru sayan, Erbakan Ailesini düşman hedef haline getiren, Fatih Erbakan’a ambargo uygulayıp tecrit ederek teşkilatlara sokmayan Saadet Partisi gaddar yönetimi yıllardır kirasını, elektrik ve su paralarını ödemediği Genel Merkez Binasını her türlü ikaz ve uyarıya rağmen işgal etmeye devam ediyordu.
 
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, Erbakan’ı ümmetin malını çocuklarının üzerine geçirmekle suçlayan YİK Başkanı O. Asiltürk ve şürekâsı politbüro yöntemleriyle Saadet Partisi’ni yöneterek teşkilatlarını değiştirmeye ve Millî Görüş çizgisinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.
 
Erbakan hayatta iken Numan Kurtulmuş’la birlikte hareket ederek Saadet Partisi’ni İsrail paralelinde bir politik çizgiye oturtmaya çalışan Şevket Kazan-O. Asiltürk ikilisi başından beri, rejim tarafından Erbakan’ın yakınına provokatör işbirlikçi olarak yerleştirilmişti. Millî Görüş partileri kapatılıp her defasında yeniden açıldıklarında bu ikili Erbakan’ın yanında kalarak hiçbir zaman ayrılmadı. Kendilerine verilen görev Erbakan’ın bir şekilde bertaraf edilmesi durumunda birbirine alternatif olarak ikiliden birinin Millî Görüş’e lider yapılması idi. Ancak Erbakan defalarca siyasi yasaklı yapılmasına rağmen bu ikiliden birini liderlik konumuna hiçbir zaman getirmedi.
 
Millî Nizam Partisi kapatılıp yerine Millî Selamet Partisi kurulduğunda Erbakan’ın yasaklı olması nedeniyle Süleyman Arif Emre Genel Başkan yapıldı. Millî Selamet Partisi yerine kurulan Refah Partisi’ne Ahmet Tekdal Genel Başkan yapıldı. Onun kapatılması üzerine yerine Fazilet Partisi İsmail Alptekin başkanlığında kuruldu. İlk kongresinde Recai Kutan Genel Başkanlığa getirildi. Fazilet Partisi kapatıldığında kurulan Saadet Partisi de Recai Kutan Başkanlığında resmiyet kazandı.
 
Bu partilerin hepsinin başına daha sonra Erbakan kendisi geçip yönetti. Şevket Kazan’ı, O. Asiltürk’ü geçici olarak bile hiçbir zaman genel başkan yapmadı. Erbakan vefatından önce Mustafa Kamalak’ın Saadet Partisi Genel Başkanı olması için şartları hazırladı. Bu ikiliye yine teslim etmedi.
 
Ne yazık ki bu ikili Mustafa Kamalak’la Fatih Erbakan’ı karşı karşıya getirerek ikisinin de Saadet Partisi liderliğini engelledi. Mustafa Kamalak kendisini Genel Başkanlığa getiren Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’la birlikte hareket edeceğine O. Asiltürk’ün oyununa geldi ve onu rakibi bildi. O. Asiltürk Mustafa Kamalak’ı kullanıp Fatih Erbakan’ı uzaklaştırdı ve ardından da kendisini görevden alıp Temel Karamollaoğlu’nu Genel Başkanlığa getirdi.
 
O. Asiltürk’le adamları iyi polis kötü polis rolü oynayıp Fatih Erbakan’ın etrafını kuşattılar ve hep yanlış yönlendirdiler. Önce Mustafa Kamalak’ın karşısına aday olarak çıkmasına şartları hazırlayıp ekibi ile birlikte Saadet Partisi’nden dışlanmasını sağladılar. Sonra ise Erbakan Vakfı yönetimine adamlarını sokup parti kurması için nicedir bastırıyorlar. Oysa parti kurması halinde Fatih Erbakan Saadet Partisi’ndeki müstakbel hakkını kaybedecek ve Millî Görüş ile bağını koparmış olacaktır. Erbakan Vakfı olarak parti ile yapabileceğini hiç eksiksiz yapabilir ve Saadet Partisi’ndeki hakkı, hukuku da mahfuz kalır.
 
Fatih Erbakan’ın Saadet Partisi’ne haciz getirmesi son derece isabetli olmuştur. Kendisi ve tüm Erbakan ailesi hakkında düşmanca bir tutum sergileyen O. Asiltürk ve hempaları Saadet Partisi’ni de Millî Görüş çizgisinden saptırıp İsrail paraleline sokmuşlardır. Hiçbir konuda Türkiye’nin yararını, çıkarını gözetmeyen Saadet Partisi kabuk yönetimine daha fazla müsamaha edilemezdi.
 
Erbakan Millî Görüş’ün bütün partilerinin harcamalarını kendi şahsi parasından yapardı. Ümmetin Erbakan’a öyle verdiği herhangi bir para hiçbir zaman olmadı. Ancak şirketlere ortak olup para yatıranlar vardı. Elif Hayvancılık Şirketi O. Asiltürk, Burak AŞ ise Şevket Kazan uhdesinde idi. İki şirket de battı ve ortakları mağdur edildiler. Başka kuruluşlar ve fabrikalar da vardı, birtakım kişiler yönetiyorlardı. Onlar da batırıldı ve paraları iç edildi.
 
Erbakan ise harcamalarını kasa olarak kullandığı çok değişik kişiler aracılığıyla yapardı. Yönettiği siyasi partilerin, yan kuruluşlarının, İHH ve Cansuyu gibi yardım kuruluşlarının, Bosna-Hersek savaşına verilen desteğin ve benzer harcamalarını kimsenin bilmediği bir kaynaktan yapardı. Afganistan’daki İslami cihad örgütlerine de büyük yardımlar yapardı. Eğer öyle olmasaydı, Afganistan’daki İslami cihad örgütlerinin önemli liderleri Gülbeddin Hikmetyar ve Burhaneddin Rabbani, Millî Görüş’ün etkinliklerine katılmak için Türkiye’ye hiç sürekli gelirler miydi! Erbakan Dünya Siyonizm’ine karşı küresel cihatçı bir mücadele yürüttü ve bunu için muazzam paralar kullandı.
 
Bir seminerde Erbakan şu sözlerine bütün katılımcılar şahit oldular: Dar El Mal El İslami adında 14 milyar $ sermayeli bir uluslararası şirket kurduk. Ayrıca 20 milyar $ sermayeli bir faizsiz bankayı da İsviçre’de kurduk. Seminerin tarihi 26-27-28 Mayıs 1979. Erbakan sadece sermayesi bu kadar olan bu uluslararası şirketleri elbette ki, zamanla büyüttü ve muazzam meblağlara vardırdı. Erbakan’ın kurduğu bu uluslararası şirketler İslami cihad örgütlerini finanse ediyorlardı. Kim bilir; daha nicelerini kurmuştu! Siyonizm ile mücadele sıradan bir iş midir? Yoksa SSCB Afganistan’da, ABD ve müttefikleri Irak’ta nasıl cihatçı örgütlerce yenilgiye uğratılarak çekilmek zorunda bırakıldılar sanılıyor?
 
Hayatını ümmetin kurtuluşuna adayan, milyarlarca dolarlara hükmeden Erbakan ümmet malını çocukları adına geçirdi demekten daha büyük şerefsizlik olmaz. Bu şerefsizliği de zaten Siyonistlerin Millî Görüş içine soktuğu işbirlikçi ajanlardan başkası yapmıyor!
 
Bugün Saadet Partisi’ni işbirlikçi ajanlar Millî Görüş’ten saptırarak Siyonizm’in hizmetine sokmuş bulunuyorlar. Erbakan’sız bir Millî Görüş oluşturup, ihanete alet etmek istiyorlar. Millî Gazete Siyonist sermayenin reklamlarıyla beslenmekte; Saadet Partisi harcamaları da öyle karşılanmaktadır. Yoksa Millî Gazete ve Saadet Partisi çoktan kapanmış olurdu.
 
Fatih Erbakan’ın Siyonizm’in işgali altındaki Saadet Partisi’ne haciz çıkartması gecikmiş bir girişimdir. Saadet Partisi genel merkez binası ile bitişiğindeki Hamidiye Camiini kendi parasıyla yapıp inşaatıyla bizzat ilgilenen Erbakan üç cami daha inşa ettirdi. Balgat’ta 3, Altınoluk’ta 1, toplam 4 cami yaptırdı. Bir yanda Erbakan’ın ümmetin malını çocuklarının adına geçirdi diyeceksiniz, diğer yanda mülkünde arsızca tasarrufta bulunacaksınız; yok öyle yağma.
 
Bu bir ilk adım olarak doğru lakin yetersiz bir girişimdir. Fatih Erbakan Saadet Partisi’nin de bu hain gaspçıların elinden alınması için etkin bir mücadele yapmalıdır. Siyaseti öyle kibarlıkla, nezaketle yapmak mümkün değildir. Göze göz, dişe diş bir mücadele yapmak gerekir. Bugüne kadar Fatih Erbakan hep pasif davrandı. Babasına ümmetin malını yedi ve bana 30 bin $ borç taktı diyen O. Asiltürk’le Fatih Erbakan böyle mücadele edemez. Ona yaptığının aynısıyla, hatta fazlasıyla karşılık vermesi gerekir.
 
O. Asiltürk ve avenesini şeytanlaştırıcı sert bir politika izlemek zorundadır. Kendisine bir hakarette bulunana karşılık vermeyebilir. Lakin babasına yapılanı karşılıksız bırakamaz. Millî Görüşçülerin de O. Asiltürk ve yardakçılarına karşı infial göstermeleri, davalarını bu güruha çiğnetmemeleri gerekir. Fatih Erbakan’ın yeterince sert bir politika izleyememesi Millî Görüşçüleri de pasif durumda bırakmaktadır. Ya da aksi, Millî Görüşçüler desteksiz bıraktığı için Fatih Erbakan cesur ve dirayetli davranamamaktadır.
 
Elbette ki Fatih Erbakan sert bir politika izlerse onlardan da fazlasıyla karşılık bulacaktır. Bundan korkmasına, çekinmesine gerek yoktur. Ne denli sertleşirse yanında da o kadar destekçi bulur. Cesaret de korku da bulaşıcıdır. Liderliğe soyunan kişinin kellesi koltukta olmalıdır.
 
Erbakan insani ilişkilerinde oldukça kibar nazik bir kişiliğe sahipti. Lakin siyasi mücadele ortamında maruz kaldığı saldırılara misliyle karşılıkta bulunur, kimseye pabuç bırakmaz, yapanı yaptığına pişman ederdi. Kendisine din sömürücüsü, bezirgânı diyenlere renksiz ve mason diyerek çok daha etkili karşılık verirdi. Batı hayranlarına gâvur âşığı diyordu.
 
Küresel Siyonizm’in sağcı-solcu diye dehşet şekilde cepheleştirdiği 1980 öncesi Türkiye Toplumunda; Erbakan’ın Millî Görüş adıyla yeni bir alan açması ve maruz kaldığı her iki cenaha karşı etkin bir savunma geliştirmesi, gözünü karartmasıyla mümkün oldu. Parya muamelesi gören, dışlanan, korkutulan, sindirilen Müslümanların desteğini alması şöyle dursun himaye edip kanatları arasına almak durumunda kalan Erbakan onlara siyasetin yollarını açtı; devlete, kamusal alana, bürokrasiye taşıyıp ekonomik alanda da yer açtı.
 
Sayı: 985
306 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6580     EURO 4.3278     IMKB 108434     ALTIN 151,129