Editör

el-aziz@el-aziz.com 16 Mayıs 2017 Salı 21:56 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SAADET PARTİSİ TEMSİL ETTİĞİ MİLLİ GÖRÜŞ’E İHANET EDİYOR


 
Geleceği hiç kimse bilemez yalnız Allah bilir. İnsanlar ancak gelişmeleri değerlendirerek geleceğe projeksiyon tutup tahminlerde/öngörülerde bulunabilir. Erbakan bunu şöyle bir miselle çok güzel açıklardı: Cirit havada iken nereye düşeceği tahmin edilebilir. Kimi olaylar nasıl gelişmelere gebe olduklarına ilişkin insana fikir verirler. Sünnetullah sebep-sonuç ilişkileri içerisinde gelişmeleri mümkün kıldığından öngörüde bulunulabilir…
 
Ancak bir de öngörülmesi mümkün olmayan, hatta akla hayale dahi gelmeyen sürprizler vardır ki onların bilgisi münhasıran Allah katındadır. Yine de insanlar tarih boyunca atiye dönük meraklarından dolayı kehanetlerde bulunmaktan, fal bakmaktan, astroloji denilen saçmalıklara ilgi duymaktan kendilerini alamamışlardır. İlahi metinlerde de ebcet hesabı ile çözülebilen şifrelerle geleceğe dair bilgiler verildiği tecrübe ile sabittir.
 
İnsanların büyük kısmı ise geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmak şöyle dursun yaşanan olayların bile mahiyetini, içyüzünü anlayamadığından algı operasyonlarına maruz kalma talihsizliği ile karşı karşıya gelmektedir. O nedenle tarihe şahitlik edebilenler, yaşadıkları olayların mahiyetini kavrayabilenlerdir. Algıları gerçek sananlar tarihe şahitlik edemez.
 
Erbakan ve Millî Görüş kadar algı operasyonlarına, çarpıtmalara, illüzyonlara, karalama, itibarsızlaştırma kampanyalarına hedef olmuş bir başka siyasi mücadele olmamıştır. Bu, hak davayı temsil etmiş olmasından kaynaklanan çok spesifik bir durumdur. Hakikatlere düşmanlık etmek tüm batılların ortak özelliğidir. Hak geldi batıl zail oldu ilahi fermanını sloganlaştıran Millî Görüş, yok olmamak için bütün batılların ortak hedefi haline geldi.
 
Bir mum bile yakıldığında karanlık yok olur. Karanlıktan beslenenlerin tek çaresi mumun söndürülmesidir. O sebepten kim hakkı hâkim kılmak için bir hareket başlatsa zulümden beslenen bütün kesimlerin saldırılarına maruz kalır. Erbakan Millî Görüş davasını hakka taraftar olanlarla batıla taraftar olanlar arasındaki bir mücadele olarak başlattığından her kes tıynetinin gereğini yaptı.
 
Kimi Millî Görüş’ü hak bilip dört elle sarılırken kimi ise varlığını tehdit olarak algıladı, var gücü ile ışığını söndürmek için harekete geçti. Kimi de sureti haktan görünüp münafıkça kötü niyetle yaklaştı; içini oymaya, zarar vermeye, fitne-fesat-tefrika çıkartmaya çalıştı…
 
Hayatı ve ölümü imtihan için yarattığını, kimin ne yaptığını tespit etmek istediğini, ahireti için kim ne kazandıysa karşılığında onu bulacağını bildiren Yüce Allah tüm insanlığı hak batıl mücadelesi içerisinde denemektedir. Bu, Hz. Âdem’den kıyamete dek sürecektir.
 
Hak-batıl mücadelesinde; inananlar risk alır, fedakârlık yapar, azim-sebat-sabır gösterip Allah’ın rızası ve sonsuz cennet hayatına talip olur. İnanmayanlar ise iki türlü davranışla kendilerini gösterirler. Bir kısmı küfür ve inkârlarından dolayı açık bir düşmanlık sergiler, Allah’ın nurunu söndürmeye çalışır. Bir kısmı da bunu sinsice ve münafıkça yapar.
 
Bir diğer kesim de var ki kendi çıkarını, ikbalini nerde görürse orada yer alır. Düşmanlığı da dostluğu da hakiki değildir. Bunlar hak dava içinde de batıl kesimler içinde de yer alır ve sadece menfaatini kollar. Bütün bu kesimler tarih boyunca hak-batıl mücadelesindeki yerlerini karakteristik özellikleri gereği kendi anlayış ve kavrayışları ile almışlardır.
 
İnananlar her halükârda hakkı üstün tutmak, hâkim kılmak, ondan yana olmak idrakinde ve şuurunda hareket etmeyi şiar edinmişlerdir. Tek gayeleri Allah rızası ve ahiret sevabı olan hakiki müminler hak davada göreve talip olmaz. Görev verilince de ondan istifadeyi düşünmez, o sayede kişisel yarar sağlamayı ihanet telakki ederler. Çünkü o görevler bir emanet olarak hak dava için kendilerine tevdi edilmiştir.
 
Erbakan bu durumu fıkıhta av bahsinde geçen bir konu ile şöyle açıklamıştır: Av köpeği, yakaladığı avı dudakları ile tutup getirdiyse helaldir. Eğer dişlerini batırmış ise bakılır ölü ise yenmez. Yaşıyor ise besmele ile kesilir ve dişini batırdığı yer koparılıp köpeğe verilir. Erbakan bu örnekle şunu ifade ediyor: Görev tevdi edilen kişi dişini batırıp yararlanır ise o hizmeti murdar eder. Yani, bal tartan parmağını yalar sözündeki gibi yapılmaz!
 
Saadet Partisi yönetimi hak dava olan Millî Görüş’e zarar vermek, kötülük yapmak niyet ve amacıyla, 1923 hile rejimi ve köle düzeni tarafından Erbakan’ın en yakın çevresine yerleştirilmiş bulunan ajan provokatörlerin eline geçmiş bulunuyor. Her ne yapsalar hain emelleri doğrultusunda yapmaktalar. Çünkü ipin ucu İsrail çıkarlarını koruyup kollamaya adanan karanlık odanın eline geçmiş bulunuyor.
 
Bu yüzden gerektiğinde AKP iktidarı ile dirsek temasına geçip pazarlıklar yürütürken, bir yandan da muhalefet partileri ile açıktan diyalog içinde hareket edebilmektedir. Gayeleri İsrail çıkarlarına hizmet etmek olduğundan her ne yapsalar yol aynı kapıya çıkmaktadır. Dolaysıyla yaptıklarına bakarak eleştirmenin anlamı yok. Ameller niyete göredir niyetleri kötü olunca her yaptıkları kötü oluyor.
 
Maalesef Millî Görüş’ün resmi temsilcisi Saadet Partisi’nde hak-batıl mücadelesine artık son verilmiş, işbirlikçi kabuk yönetim tümüyle teşkilatları ele geçirmiş durumdadır. Hiçbir şekilde yönetimin gayrimilli politikalarına, Erbakan ailesini dışlayıcı uygulamalara itirazın olmadığı Saadet Partisi tamamen batılın hâkimiyetine girmiştir. Hak-batıl mücadelesinin en yoğun yaşandığı yer, şimdilik AKP’dir. Eski Türkiye statükosunu temsil eden Mehmet Barlas, karsı Canan Barlas, oğlu Cemil Barlas, kayını Can Paker, Gazeteci Cem Küçük, Hilal Kaplan ve daha bir sürü İsrail sözcüsü İslamcıları AKP’den tasfiyeye çalışmaktadır.
 
Tayip Erdoğan ve arkadaşları Erbakan ve Millî Görüş ile yollarını ayırıp AKP’yi kurarken TÜSİAD’ın referansıyla ABD Yahudi Cemaatinden icazet aldılar. Çevik Bir’in de İsrail’de Tayip Erdoğan’a kefil olduğunu söyleyerek muvafakat sağladığı çokça yazılıp çizildi…
 
Ancak milli derin devlet Recep Tayip Erdoğan’dan itaat sözü aldıktan sonra başbakanlık koltuğuna oturmasına izin verdiğinden, AKP iktidarı mümkün olabildiğince Millî Görüşçü politikalar izlemeye çalıştı. Bu yüzden Erdoğan’ın İsrail’le, iç ve dış hinterlandıyla araları giderek açıldı ve kanlı bıçaklı olmaya başladılar.
 
AKP’nin kuruluş felsefesinden, TÜSİAD’ın yaptığı fabrika ayarlarından uzaklaşmakta ve giderek Millî Görüş’e yaklaşmakta olduğundan yakınan İsrail sever çevreler bu gidişatını tersine çevirmek için gizli-açık yoğun bir mücadele vermektedirler.
 
Bu mücadele konjonktürel olarak bazen İsrailci çevrelerin, bazen Millî Görüş’ün çizgisini izleyerek AKP iktidarının yalpalayarak bugüne gelmesine kadar devam edegeldi. Ancak artık bıçak kemiğe dayanmış, ya herro ya merro noktasına gelinmiş bulunuyor.
 
Gazeteci Cem Küçük’ün adeta işaret fişeğini patlatarak “Artık FETÖ tamam işi bitirildi tehlike olmaktan çıktı. Bu defa da sıra kafadan İsrail düşmanı manyak İslamcıların tasfiyesinde…” şeklindeki sözleri için için sürmekte olan mücadeleyi alevlendirdi…
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referandum sonrasında AKP Genel Başkanlığını üstlenmek için süreci başlattığı bir dönemde başlatılan İsrailci-İslamcı mücadelesinin AKP kongresi üzerinde nasıl bir etkiye ve sonuca yol açacağı henüz bilinmemektedir. Nasıl bir sonuca yol açarsa açsın, 2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimine yansıyacak etkileri olacaktır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP tabanında hiçbir karşılığı olmadığı halde her zaman sesi çok yüksek çıkan İsrailcileri destekleme eğilimi göstermektedir. Recep Tayip Erdoğan’ın asıl endişesinin Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun alternatifi olarak milli derin devlet tarafından yedekte tutuluyor olduğu gözlemlenmektedir.
 
Millî derin devlet benden vazgeçerse ben de yeniden İsrailcilerle birlikte hareket ederim, sinyalleri veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın denge oyunlarıyla bugüne getirdiği liderliğini iç ve dış konjonktürü kullanarak 2019 Seçiminde de devam ettirip ettiremeyeceği tahmin edilebilir mi?
 
Şimdilik İsrailciler için de İslamcılar için de vazgeçilemez konumda olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki tarafı da yanında nasıl tutabileceği, ipler koptuğunda tercihini hangi tarafa kullanacağı bilinmemektedir. Ben cumhurbaşkanı olmayacak isem hiçbir şey umurumda değil havasında olan Tayip Erdoğan’a karşı millî derin devlet; Türkiye ve İslam Âleminin umudu AKP için fedakârlık yapan Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nu tercih edeceğini ihsas etmiş gibi bir durum gözlemlenmektedir.
 
Sayı: 965
424 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:02
Güneş 05:34
Öğle 12:34
İkindi 16:17
Akşam 19:21
Yatsı 20:46
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5161     EURO 4.1312     IMKB 107202     ALTIN 145,202