Editör

el-aziz@el-aziz.com 16 Ağustos 2017 Çarşamba 01:05 DİĞER KÖŞE YAZILARI

YAHUDİ’NİN ERBAKAN’I UNUTTURUP MİLLî GÖRÜŞ’Ü SAHİPLENME ÇABASI


 
Saadet Partisi kabuk yönetimini kontrol eden Yahudi, Millî Gazete’yi Sabetayist hahama teslim ederek Erbakan’sız bir Millî Görüş türetme çabasına hız vermiş durumda. Tabanı değiştirip dönüştürme süreci tamamlanmış gibi; artık bir yerden bir inilti bile duyulmuyor.
 
Son kongrede İngiliz Temel Genel Başkanlığa getirildikten sonra BBC ve İsrail medyası; Saadet Partililerin demeçlerine, Millî Gazete’nin manşetlerine tepki göstererek bir yanda dikkatleri üzerine toplarken bir yandan da Millî Görüşçülerin kabuk yönetime, Sabetayist hahama güven duymalarını sağlamayı hedefliyor.
 
Erbakan ve Millî Görüş partilerini görmezden gelme, yok sayma politikaları izleyen Çıfıt; şimdi tam aksine aşırı tepki vererek emellerine hizmet ettirdiği Saadet Partisi’ni büyütüp Millî Gazete’yi etkili kılma stratejisini izlemektedir. Millî Görüşçülerin şuursuzluklarından, iktidar özlemlerinden yararlanan Siyonistler AKP’nin ise Kemalist Pelikancılar üzerinden ele geçirilmesi için Tayip Erdoğan’ı 2019 seçiminde destekleme vaadiyle ikna etmiş gibi bir izlenim edinmekteyiz.
 
Kabalist hahamların 5000 küsur yıllık okült yapılanmasının kontrolündeki Yahudi, dünya üzerinde kötülüğü örgütleme misyonuyla Şeytan’a hizmet edip tapınmanın gereği olarak Hak ile mücadelenin temsilciliğini yapmaktadır. Peygamberlerle mücadeleye ilahi dinleri tahrife yönelik sızma ve nifak hareketlerinin karargâhını Kabalist hahamlar oluşturdular.
 
Erbakan el küfrü milletün vahidetün hadisinin bir anlamı da küfür ehlinin dağınık değil örgütlü ve tek merkezden yönetildiği realitesidir diyordu. Şeytan’a tapan Kabalist haham üçlüsünün dâhil olduğu 7 kişilik kuruldan 4 haham okült Yahudi Meclisi Senhedrin içinde yer almaktadır. O üçlüden biri öldüğünde yerine o 4 hahamdan biri, ondan boşalan yere ise 70 kişilik Senhedrin’den bir haham seçilmektedir. İşte tek millet olan küfrün karargâh olarak yönetildiği -Erbakan’ın sözünü ettiği- tek merkez budur.
 
Allah’ın gönderdiği peygamberlerle mücadele eden; çevrelerine münafıkların sızmasına, nifak ve irtidat hareketlerinin başlamasına öncülük edip yol gösterenler bu gizli Kabalacı hahamlar örgütü mensuplarıdır. Semavi dinler tarihi, Kabalacı Yahudilerle peygamberler arasındaki mücadeleden ibarettir. Tevrat’ı ve İncil’i tahrif edenler Kabalacı hahamlardır.
 
Hz. Muhammed (SAS)’in Mekke’den Hicret edip yerleştiği Medine Yahudilerin hâkimiyet kurduğu, çoğunlukta olduğu bir yerleşim merkeziydi. İslam’daki nifak, irtidat hareketlerini Yahudiler örgütlediler. İslam’a İsrailiyat sokup Müslümanları dalalet fırkalarına ayırdılar.
 
Bu Yüce Allah’ın insanları hak-batıl mücadelesi ortamında imtihan etmek istemesinin ve Şeytan’a kıyamete kader istediği mühleti vermesinin bir gereğidir. Yüce Allah; Şeytan’ın ihlaslı, muttaki, salih kullarını haktan ayıramayacağını müjdelemiştir. Şeytan, cehennem için yaratılmış olanları, cennet için yaratılmış olanlardan ayıklayıp ayırmak gibi bir görevi ifa etmektedir ki, Yüce Allah’ın dilemesi ve takdiri ile bunu yapmaktadır. Dolayısıyla asla yüce Allah’ın güç ve iradesi dışında, bağımsız hareket eden bir varlık değildir.
 
Erbakan bunu hasta-mikrop örneği ile şöyle açıklıyordu: Allah; hastanın da, mikrobun da Rabbidir. Ondan sebep, ilaçlarla mikropların tümden yok edilmesini, soylarının kurutulmasını istemez ve izin vermez. Mikroplara ilaçlara karşı bağışıklık kazanma kabiliyeti vermiştir. Penisilin icat edildiğinde birkaç doz sıtma mikrobunu öldürür, hastayı iyi ederdi. Mikrop giderek bağışıklık kazandı şimdi 800 bin doz ancak etkili olabiliyor. (Sanırız şimdilerde penisilin şişeleri üstünde birkaç milyon doz yazıyordur.)
 
Aslında batılın bir şey icat etme yeteneği yok; hakkın kendisini mağlup ettiği yönetmeleri geliştirerek ehl-i hakka karşı kullanır. Erbakan’ın Yahudi’ye karşı Millî Görüş mücadelesi sırasında uyguladığı yöntemleri şimdi Yahudi Millî Görüşçülere karşı kullanıyor. Bundan Millî Görüşçüleri korumak için Erbakan tedbiren şöyle diyordu: Yahudi; ben mi, İsrail’le hizmet ediyorum? Dedirterek de kendine hizmet ettirir!
 
Hak-batıl mücadelesinde dalalete sapmamak, sıratımüstakimden ayrılmamak için ilmine güvenmek çıkar yol değildir; İblis de büyük bir ilme sahipti. Takva-ihlas sahipleri dışında hiç kimse imtihanda başarılı olamaz. Allah, takva sahiplerine hak ile batılı ayırt eden nur vereceğini vaat ederken hidayetsiz ilim sahiplerini ise kitap yüklü merkep diye niteleyip aşağılamaktadır. Allah’tan korkmayan için hak ile batılı ayırmak zor olduğu gibi bilse bile işine geleni yaptığından zaten hiç fark etmemektedir.
 
Dalalet fırkalarına, sapkın dini cemaat ve tarikatlara tabi olanlar bilemediklerinden değil; hak mı, batıl mı, olduklarına aldırmadan işlerine geldiği için peşlerine takıldıklarındandır. Şu anda Saadet Partisi kabuk yönetiminin Erbakan’ı unutturma ve Millî Görüş ile Yahudi emellerine hizmet etme çabalarını mensupları önemseyip isteseler bilebilirler. Her olaya hak ve hakikati bulma anlayışıyla yaklaşsalar mutlaka bir vesile ile gerçeği görebilirler.
 
Erbakan hayatta iken de zaten her defasında Talut-Calut Kıssasındaki gibi Millî Görüş’ü terk edip güçlü gördüklerinin peşinden gittiler. Gündüz Sevilgen ardından -48 milletvekili olan Millî Selamet Partisi’nin- 25’i ayrılıp gitti. Turgut-Korkut Özal kardeşeler de ANAP’la Erbakan ve Millî Görüşten yollarını ayırdıklarında yine büyük çoğunluk onlara katılmada bir beis görmedi. Sonra Tayip Erdoğan ve arkadaşları AKP’yi kurduklarında aynı şeyleri yaşayıp şahit olduk. Büyük çoğunluk onlarla birlikte gitti. En son, Numan Kurtulmuş Millî Görüş’e itiraz edip Erbakan’a karşı çıktığında yine büyük çoğunluk onunla birlikte oldu…
 
Tabii, bütün bunlar öylesine spontane olmadı; her şey planlı şekilde yürütüldü. Erbakan, Dünya Siyonizm’inin kurduğu küresel sistemin Türkiye uzantısı 1923 hile rejimi ve köle düzeni en güçlü zamanını yaşarken Millî Görüş hareketini başlattığında Yahudi’den izin alıp yönetimine mutemet işbirlikçi adamlarını koymak zorundaydı. O. Asiltürk’ün, Şevket Kazan’ın ve diğerlerinin kıyamet kopsa Erbakan’ın yanı başında kalmaları bundandı.
 
Millî Görüş partilerinde yaşlanıp “ak saçlı” olan bu ekibin misyonu Erbakan’ı bir şekilde elimine edip liderlik konumuna sahip olmaktı. Bu yüzden Millî Görüş partilerindeki kopuş olaylarını bunlar hep tezgâhladılar. Liderlik vasfı ve potansiyeli olanları Erbakan’a sırtını dayayıp onlar uzaklaştırdılar. Erbakan da onların manipülatif yöntemlerle dolaylı şekilde başarılarına destek verdi. Millî Görüş partilerini bu işbirlikçiler ele geçirmedikçe iktidarda bile Erbakan’a adım attırmazlardı.
 
Erbakan siyasete atılmadan önce ordu bünyesinde kurduğu derin devlet yapılanmasıyla Türkiye’nin yönetiminde paralel müdahalelerle hep etkili oldu. FETÖ yapılanması bunun için oluşturuldu. Erbakan’ın derin devleti, FET֒yü 12 Eylül yönetimi aracılığıyla kontrol edip kullandı. Küresel Siyonizm İttihat ve Terakki’nin Cumhuriyet dönemindeki devamını oluşturan Ergenekon derin devleti ile Türkiye’yi yönetiyordu. FETÖ ilkönce Turgut Özal’ı destekledi, ANAP’ın Demirel’in DYP’si karşısında gücünü korumasında kullanıldı. Sonra da AKP iktidarında Ergenekon derin devletinin tasfiyesinde kullanıldı. Sonra Siyonizm’in kullanımına terk edildi.
 
Erbakan’ın 40 yıllık Millî Görüş mücadelesi içerisinde Dünya Siyonizm’inin 1945’te Yalta Konferansında kurduğu 2 bloklu dünya düzeni SSCB’nin dağılmasıyla yıkıldı. Tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen Yeni Dünya Düzeni çöktü. Avrupa Birliği, küresel kriz ile ekonomik büzülme ve çöküş sürecine girdi. Bütün bunlar olurken Türkiye bölgenin lideri, küresel bir güç konumuna geldi. Erbakan’ın kurduğu Türkiye’yi yöneten milli derin devlet nihayetinde İslam Birliği liderliğinde Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kuracaktır.
 
Millî Görüş partilerini, ANAP’ı, AKP’yi amacı için kullanan Erbakan hakka davet ve tebliğ görevini de aynı zamanda gerçekleştirdi. Erbakan 12 Eylül 1980 öncesi en son semineri yaparken; Millî Görüş Kültür Sarayındaki sinema salonunu dolduran 1500 kişiye hitaben Millî Selamet Partililere şunları söylerken bizler de ordaydık:
Sizler milletvekili, bakan, belediye başkanı olmakla adam olduğunuzu zannediyorsunuz. Bu hak dava ile ancak şereflenirsiniz asla şeref katamazsınız. İster gece gündüz çalışın hakkın hâkimiyetini bir gün öne çekemezsiniz; ister yan gelip yatın bir gün de gecikmez; çorbada tuzunuz olursa kazanıcınız odur. Bir 30 Ağustos sabahı radyonuzu açtığınızda; ordunun yönetime el koyduğunu duyarsanız bilesiniz ki, o askerler şeriat askerleridir. İlk karşılaştığınız askerin postalını öpün.
 
O gün 28 Mayıs’tı. 107 gün sonra Osmanlının kullandığı Rumi Takvime göre 12 Eylül’ün denk geldiği 30 Ağustos sabahı, radyoyu açtığımızda; Kenan Evren ve silah arkadaşları Türkiye’nin yönetimine el koymuşlardı. Yine hatırlatalım; bu sözleri yalnız biz değil 1500 kişi o gün dinledi. Heyhat ki, bir kulaklarından girip ötekinden çıktı.
 
Sayı: 977
491 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • erenler - 22 Ağustos 2017 Salı 18:07
    yazdıklrınız fındık kabuğunu doldurmaz. hepsi fasafiso sizin bu yazılarınızın hepsi BOP a destek yazılarıdır.ha sahi benim yazdığım yorumları neden yayınlamıyorsunz birilerinden mi korkuyorsunuz
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:35
Güneş 07:01
Öğle 12:15
İkindi 14:52
Akşam 17:16
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8713     EURO 4.5671     IMKB 106239     ALTIN 160,355