Ekrem Şama

10 Eylül 2012 Pazartesi 12:38 DİĞER KÖŞE YAZILARI

BÜLENT ARINÇ'IN DEVİRDİĞİ ÇAMLAR

Bir zamanlar Lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın etrafında siyaset yapmış bir şahsiyet.

Hem de uzunca bir zaman.

Şöyle bir cümle kurmak yanlış olmaz:

"Onu Lider keşfetti, elinden tuttu, önünü açtı, o da gayret etti, vitrine çıktı..."

Dava uğruna çile çekmiş, söz ve davranışları ile hepimize örnek olmuş bir insandı. 1980'li yıllarda onun Cumhuriyet dönemini anlatan ve Milli Görüş'ü izah eden bir konuşmasını çoğaltıp; ev ev, köy köy dolaşarak tanıtım yaptığımızı hatırlıyorum. Konuşma stili ve üslubu ile gıpta ettiğimiz birisi idi. Çeşitli programlarda beraber çalışmalarımız oldu. Hem de yıllarca...

Acı tatlı günlerinde beraber gülüp beraber ağladığımız bir insandı. Lider dendiği zaman saygıyı ve her türlü fedakarlığı esirgemeyen davranışlarına hep şahidiz.

Gün geldi, belki bastırılmış duyguları dışa vurdu, Lider'e rağmen yolunu ayırdı, başka kulvarların koşucusu oldu. Ayırım sürecindeki kongrede kürsüdeyken kendisine sloganlarla "sadakat ve Lider'e itaat" telkin eden gençleri; "Bana siz mi Milli Görüş'ü ve Lider'e itaati öğreteceksiniz?" yollu cümlesi ile azarladığı ses tonu kulaklarımızda kaldı.

Dünya makamlarını hızla tırmandı. Erişemediği bir "Cumhurbaşkanlığı" makamı kaldı. Yarınların ne getireceğini de bilemeyiz.

Lider'in cenazesinin arkasından söylediği; "O ömrü boyunca hep Allah rızası için siyaset yapmış bir şahsiyettir." sözü hafızalarımızda taptazedir. Bu sözünün arkasından, bir zaman sonra "Milli Görüş gömleğini çıkarma" muhabbeti edilirken, o sözün kendisine ait olmadığını, Sayın Tayyip Erdoğan'ın sözü olduğunu ve kendisini bağlamadığını ifade ettiği malumdur. Bu açıklamasını cenaze arkasından söylediği cümle ile birleştiren bazı saf arkadaşlarımızın, kendisinin hâlâ Milli Görüş davasının adamı olduğu şeklinde ümit ifade ettiklerini de saklamamalıyım.

Bundan sonra peş peşe gelen açıklamaları kulvarının artık kesin olarak ayrıldığını ortaya koymuştur:

Sanırım Bursa'da bir kongre konuşmasıydı:

"Biz eski partilerimizde iken hedefe bodoslama giderdik. Bodoslama gittiğimiz için de bir yerlere toslardık, önümüz kesilirdi. Ama bakın AKPARTİ'de öyle yapmıyoruz. Artık politikayı öğrendik ve işte geldiğimiz noktayı da görüyorsunuz."

Geldikleri ve Türkiye'yi getirdikleri noktayı bu yazımda tahlil edecek değilim. Önceki yazılarımda kısaca özetlemiştim. Başka yazılarımızda gene bu konuyu yazar, konuşuruz.

Bu açıklamalarının üzerinden çok zaman geçmedi ki, kendisine "biat" kelimesi soruldu. Şöyle bir cevap cümlesi yankılandı:

"Ben Tayyip Erdoğan'a biat etmedim. Çünkü bizim partimizde biat inancı ve kültürü yok. Ben kimseye biat etmedim. Erbakan'a bile biat etmedim."

Böylece bazı saf düşünceli arkadaşlarımızda oluşan tüm umutlar da paldır küldür yıkılıverdi.

Elbette herkes kendisine bir kulvar seçmede veya seçtiği kulvarı değiştirmede özgürdür. Bunun hesabı herkesin kendisne aittir. Ama son günlerde Sayın Bülent Arınç'a bir haller oldu. Eskiden kendi kendini methetmezdi. Tevazu gösterirdi. Bilirdi ki, Allah şöyle buyurur İsra Suresi 37. Ayet'te:

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca erişebilirsin."

Ama dedim ya Sayın Arınç'a bir şeyler oldu. Bulunduğu noktada kendinden sıkça bahseder, yaptıklarının büyük şeyler olduğunu ifade eder oldu. Bu esaslı bir değişiklikti. Geçen gün de öyle bir söz söyledi ki, arkasından da hak ettiği cevabı Allah'ın bir hikmeti olarak kendi kendine verdi:

AKPARTİ'li Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek'le bir polemikleri oldu. "Muhtıra" polemiği...

Hâlâ da yankıları devam ediyor. Gazeteciler ve kameralar Sayın Arınç'ın etrafını sarmış, ne derlerse kaydediliyor. Öksürse yedi düvel duyacak bir pozisyon. Şöyle bir cümle kurdu:

"Ben Türkçe'yi 25-30 kelime ile konuşan bir insan değilim. Benim konuşmamı beğenenler bana der ki, bu adam 5-10 bin kelime ile konuşuyor. Aslı olan da budur. Türkçe o kadar zengin bir dildir ki, bazen eş anlamlı kelimeler vardır."

Yani fesahat, belagat, lugat zenginliği, eş anlamlı kelimelerle meramını anlatma gibi konularda bir böbürlenme ki sormayın. Hem kendileri böyle konuşurmuş, hem de herkes ona böyle konuştuğunu söylermiş. İçimden "Hakikaten bu adam çok değişti, kendini methedip duruyor." diye geçiriyordum ki yeni bir cümlesi ile irkildim:

"Kaldı ki Sayın Cemil Çiçek'le her yerde, her zaman görüşürüz. Yabancı insanlar değiliz ki, ailece de görüşürüz. Çok yakınız. Hatta, Eşleri, çocukları bizim eşlerimiz ve çocuklarımız gibidir. Bizim eşlerimiz çocuklarımız da, onun eşleri ve çocukları gibidir..."

Haydaaaa!

Türkçe'yi çok iyi konuştuğunu söyleyerek böbürlenen bir insanın kullanacağı cümleler mi bunlar? Ailece yakınlık bu cümlelerle mi anlatılır?  Biz kendilerini iyi tanıyor saygı duyuyoruz. Ailece... Ama onları ve ailelerini tanımayan birileri bu cümleleri duyduğunda nasıl anlayacak? Hadi çocuklar hakkında kurulan cümle anlaşılır bir cümle. Ya eşler hakkında?..

Bu yakınlığı ifade edecek başka kelime mi yok 5-10 bin kelime içinde?

Sonra" eş" kelimesinin çoğul kullanılmasının nezaketten olduğunu biz biliriz. Ya bilmeyenler, kasıtlı olanlar, mizah edebiyatıyla uğraşanlar nasıl anlayacak? Nasıl anlatacak?

Öyle bir cümle kullandı ki, yılın gafı olmaya aday. Hem de Türkçe'yi herkesten iyi konuşmak iddiasının ardından.

Allah'ım ne büyüksün!

Velhasıl Sayın Bülent Arınç'a bir haller oluyor...

ÖZET

Eskiden güzel konuşmada semboldü,

O devir "Bülent Arınç"lı bir devirdi...

"Ben konuşurum!" dedi Allah'tan buldu;

Bir cümle kurdu, kaç çam birden devirdi...

2019 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:41
Güneş 06:04
Öğle 12:23
İkindi 15:47
Akşam 18:29
Yatsı 19:46
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4910     EURO 4.1702     IMKB 104123     ALTIN 145,971