Fatih Sertyüz

04 Mart 2009 Çarşamba 11:50 DİĞER KÖŞE YAZILARI

28 ŞUBATLA İLGİLİ BİLİNENLERE TEKZİPTİR

28 Şubat'ın ne anlama geldiğine dair farklı bir bakış açısı sunar ümidiyle geçtiğimiz yıl bu tarihlerde bir yazı kaleme almıştım. Her yıl tekrar tekrar aynı şeyleri yazıp durmaya gerek yok. Hatta son birkaç güne kadar bu konuyla ilgili herhangi bir şey yazmama niyetindeydim. Fakat hem dönemin genelkurmay başkanıyla ilgili çıkan ses kayıtları, hem de konuyla ilgili yazılı ve görsel medyada çıkan yazıların satır aralarındaki yanlışlıkları düzeltmek vacip oldu.

28 Şubat adıyla anılan Refah-Yol hükümetini iktidardan indirme operasyonunun gerçekleştiği dönemler sıradan günler değildi. Özellikle 1997 yılının Şubat ayından, Başbakan Erbakan'ın istifasını sunduğu Haziran ayının ortalarına kadar geçen kısacık sürede doktora tezi hazırlatacak derecede fevkalade hadiseler yaşandı.

Mükemmel bir toplum mühendisliğinin yürütüldüğü 4-5 aylık süreçte ülke genelinde korku ve terör havası yaşatıldı. Beyinler felç edildi. Vicdanlar köreltildi. Sıradan vatandaş bir yana, böylesi kriz dönemlerinde halka yol göstermesi gereken aydınlar bile sağlıklı düşünüp hareket edemez hale geldiler. Korku her yerde hüküm sürüyordu ve 28 Şubat operasyonuna muhalif olmayı düşünenler dahi, bir gece ansızın evlerinden alınıp, bir yerlerde kaybedilebileceklerinden korkuyorlardı.

Bu karanlık atmosferde kimi olayların sağlıklı hatırlanamamasını yadırgamıyorum. O dönemle ilgili atılan çamurların çoğu temizlendi ve karanlık noktaların önemli bir kısmı aydınlandı. Ben temizlenmeyen çamurlardan ve aydınlanmayan noktalardan bahsedeceğim.

1- Kimi çevreler, özellikle kimi dindar çevreler, 28 Şubatla beraber inanan kesime yapılan baskıların sorumlusu olarak Başbakan Erbakan'ı görmeye devam ediyorlar. Operasyonu yapanlar ve operasyona maruz kalanlar aslında aynı şeyi söylüyor; Erbakan olmasaydı 28 Şubat olmazdı. El Hak doğrudur. Eğer, milletin kanını kene gibi emen bir takım elitlerin cebine giden kaynakların halkın cebine gitmesi; yıllardır Batı karşısında ikinci sınıf muamele gören Türkiye'yi gerçek benliğine döndürmesi bir suçsa, Sayın Erbakan bunu şeref madalyası olarak göğsünde taşımaktan onur duyar.

Kendini suçlu hissetmesi gereken o dönemde halkın ayaklarını demokrasiye müdahaleler karşısında sabit tutması gerekip de tutamayan aydınlar, demokrasi lafını ağzından düşürmeyen ama zoru görünce demokrasiye sırtını dönen siyasi parti liderleridir.

2- İsmail Hakkı Karadayı, farkında olmadan komik bir yıpratma kampanyasına dahil edilmek istenmektedir. Refah-Yol'la muhatap olan genelkurmay başkanı olmasına rağmen, operasyonu bizzat yöneten kişi değildir. 28 Şubat operasyonu müteveffa Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya'nın organizasyonunda icra edilmiştir. Kendisi hayatta değil. Ama hayatta olan ekip arkadaşlarının tartışmalardan uzak tutulmak istendiği için, Karadayı'nın ismi tartışılmakta!

3- Aslında Ordunun hükümeti devirdiği, Başbakan Erbakan'ın baskılara dayanamayarak Başbakanlıktan istifa ettiği vurgulanıyor. Sayın Erbakan'ı kudretsiz göstermek niyetiyle atılan iftiradır. Hükümet kurulmadan önce yapılan protokol gereği Başbakanlığın Tansu Çiller'e geçmesi gerekiyordu. Vakti geldiği için Sayın Erbakan protokole sadık kalarak istifasını Cumhurbaşkanına sunmuştu.

İstifa mektubuyla beraber güvenoyu için gerekli olan 287 Milletvekilinin imzası da Çankaya'ya sunulmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Demirel bütün teamül kurallarını çiğneyerek Hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz'a verdi. Eğer suçlu arıyorsak, en son kişi Sayın Erbakan'dır. Kendisi demokratik seçimlerle iş başına gelmiş. Kanunlara uygun olarak Hükümet kurmuş ve hükümet etmişti. Yine koalisyon protokolüne uygun olarak görevinden istifa etti. Asıl suçlular, milletin gerçek temsilcilerinin iktidarına tahammül edemeyen ve sürekli rutin dışına çıkarak demokrasiyi sekteye uğratanlar değil mi? Eğer Başbakan uygulanan tüm anti demokratik uygulamalardan korksaydı, 28 Şubat'ın ertesinde istifa ederdi. Siz Erbakan'ın kuru gürültüye pabuç bırakarak milletin kendisine haklı olarak yüklediği vazifeden kaçtığını nerede gördünüz?

4- Son sözüm ise monşerlere. Ama Tayyip'in monşerlerine değil, 28 Şubat'tan önce aklın ve mantığın tarafında yer alıp, 1 Mart 1997'den itibaren tamamıyla demokrasinin, aklın ve mantığın karşısında yer alan tatlı su demokratlarına. Sincan'da tankların yürüdüğü gün ben Ankara'daydım. Değişik kesimden birçok yazarın yazılarının yer aldığı, bizzat Başbakanlığın hazırlayıp dağıttığı 'Yeniden Büyük Türkiye' adlı kitapçığa sahip oldum.

Tahmin bile edemeyeceğiniz yazarların Refah-Yol'u ve Hocayı takdir ettiği yazılar var. Okunduğunda insana "aklın yolu birdir" dedirtecek cinsten sayısız cümlelerle dolu. Kendi arşivimde, 28 Şubat'tan sonra yine bu yazarların kaleme aldığı yazılar da mevcut. Bunları Sincan Öncesi (S.Ö.) ve Sincan Sonrası (S.S.) diye derlemek mümkün. Ayrım yapmak neden önemli, çünkü yazarların neredeyse hepsi tam 180 derece dönmüş. Bir insan iki günde nasıl böyle değişir?

Bizim kesimin yazarlarında ise tam bir sebat söz konusu. Sincan Öncesi dönemde neyseler Sincan Sonrasında da aynı kalmışlar. Hükümet kurulduğu günden beri yazılarının ana temasını özetlersek: "1- Erbakan iktidar olur ama muktedir olamaz. 2- Muhalefette kalsaydı daha çok oy alırdı. 3- Erbakan'a fırsat vermeyecekler. 4- Müslümanların umutlarıyla oynamayın. 5- Bir an evvel istifa edin, sineyi millete dönün. 6- İnat etmeyin, zaten her şey sizin yüzünüzden oldu."

Hepsini huzurlarınızda alkışlıyorum. Televizyonlarda üzülerek izliyorum. O zamanlar demokrasiye yapılan müdahalelere bizim kesimden "Yapmasanız iyi olur" yumuşaklığıyla yaklaşanlar, bugün şahin kesilmişler. 28 Şubat öncesi demokrasiyi savunurken, 28 Şubatla beraber kulakları çekilip müdahaleyi haklı, Refah Partisi'ni suçlu göstermeyi meşrulaştıranların ise neredeyse Özgürlük Heykelleri dikilecek. Bu kadar olmaz.

5- Bir çift lafım daha var. O da, 2 Haziran 1997 itibariyle Doğru Yol Partisinden istifa eden 23 Milletvekiline. Zaman'ın kimi yazarları "Erbakan'ı düşüremiyoruz. Bari teknik olarak hükümeti düşürelim. DYP'den 15-20 tane namuslu adam aranıyor!" diye yazılar yazmadılar mı? Meşhur bir iş adamımız, daha sonra, "ben bu iş için 100 Milyon Dolar harcadım" demedi mi? 26 Mayıs 1997 tarihli Akşam gazetesinde Ankara Hilton Otelinde bir parti genel başkanına teslim edilen 3 bavulun esrarı irdelenmiyor muydu?

Açığa çıkmayan konulardan biri de budur. Milyon dolarla kimlere gitti? İstifa eden 23 milletvekilinden hayatta olanların bir kısmı son zamanlarda 28 Şubat'ı eleştiren söylemlerde bulunuyorlar. Kurban olurum! Neyin karşılığında arkadaşlarıyla beraber istifa ettiler? Açıklarlarsa memnun olacağız.
1797 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:37
Güneş 06:00
Öğle 12:24
İkindi 15:51
Akşam 18:36
Yatsı 19:53
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4840     EURO 4.1760     IMKB 106481     ALTIN 146,563