Karakter Boyutu A A A
SÖYLEMİ TUTARSIZ
20 Mayıs 2009 Çarşamba 23:59

Çeşitli televizyon ve gazetelere konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş hiç yoktan, durup dururken Fethullah Gülen ve cemaatine yönelik bir polemik başlattı, ısrarla sürdürüyor.

Fethullah Gülen Cemaatine takan Numan Kurtulmuş’un

SÖYLEMİ TUTARSIZ

 
Çeşitli televizyon ve gazetelere konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş hiç yoktan, durup dururken Fethullah Gülen ve cemaatine yönelik bir polemik başlattı, ısrarla sürdürüyor. Fethullah Gülen Cemaatinin şimdiye kadar hiç olmadığı kadar politize olduğunu iddia eden Kurtulmuş Saadet Partisi’ni tamamen göz ardı edip AKP’yi var güçleri ile destekliyor diye suçluyor. Oysa iddialarının hiç biri doğru, tutumu da sağlıklı değildir. Dahası bu yaklaşımı dürüstçe ve samimi değil, art niyetli ve hesaplıdır.
 
Önce bir kere Gülen Cemaati her zaman politikanın göbeğinde olmuş ve tavrını da pek gizlemeyip hep açıkça ortaya koymuştur. Örneğin Fethullah Gülen ve cemaati Süleyman Demirel’in DYP’sine karşı var gücü ile Turgut Özal’ın ANAP’ını bugünkü AKP’den çok daha hararetli bir şekilde destekledi. Fethullah Gülen Hoca Efendinin Başbakan Turgut Özal’a olan yakınlığı ise Başbakan Erdoğan’a yakınlığı ile kıyaslanamaz bile.
 
O kadar ki Başbakan Özal’ın ABD’de bypas ameliyatı olduğu hastane odasında bir yanında eşi Semra Özal, diğer tarafında Fethullah Gülen Hoca Efendi vardı. Ve o zaman Fethullah Gülen şimdiki gibi ABD’de değil Türkiye’deydi, sırf Özal için ABD’ye hasta ziyaretine gitmişti. Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel Başkanlığı’na uzaydan gelmediğine, bu ülkede yaşadığına göre bunu bilir ya da bilmesi lazım. Dolayısıyla Fethullah Gülen cemaati hiç bu kadar politize olmamıştı derken bir gerçeği bile bile göz ardı edip çarpıtmakta, herkesi kör âlemi sersem yerine koymaktadır.
 
Nitekim daha sonra Fethullah Gülen Cemaati bir seçimde BBP’ye de destek olduğu gibi yüklü bir maddi katkıda bulunduğuna dair haberler de basında yer aldı. Bir seçimde de Fethullah Gülen ve Cemaati Ecevit’in DSP’sini desteklemiş hatta adamlarını bu partiden milletvekili seçtirmişti ki bu isimler kamuoyunda biliniyordu. Ama bugün AKP milletvekilleri içinde Fethullah Gülen kontenjanından seçilen bir kimse olduğu en az kamuoyunca bilinmiyor.
 
Numan Kurtulmuş’un Gülen Cemaati Saadet Partisi’ne sırt çevirdi iddiasına gelince bu bir kallavi kuyruklu yalandır. Çünkü Fethullah Gülen ve Cemaati hiçbir zaman Erbakan’a ve Millî Görüş partilerine destek vermedi, yakın durmadı; hep mesafeli durdu. Dahası Hoca Efendi 28 Şubat sürecinde Kanal-D’ye çıkıp Erbakan’ı istifaya davet etti ve alenen eleştirdi. Buna karşın medya hep maksatlı ve ısrarlı sorular yöneltmesine rağmen Erbakan asla Fethullah Gülen Hoca Efendi ve Cemaati aleyhine en ufak bir imada bile bulunmadı. Hatta “O halde niçin hiç görüşmüyorsunuz?” sorusuna “Bizim gönül bağımız var, kalben görüşüyoruz!” şeklinde cevap vermişti.
 
Oysa Gülen Cemaatine ait medya -Erbakan ve Millî Görüş partilerine bu geleneksel mesafeli, soğuk tutumuna karşın- Numan Kurtulmuş’a hem Saadet Partisi Büyük kongresi, hem de 29 Mart Seçimi öncesinde daha önce hiç olmadığı şekilde yakınlık gösterdi, haberlerine yer verdi, kendisiyle röportaj yaptı. Kurtulmuş buna rağmen durup dururken Fethullah Gülen Cemaati ile bir polemik başlattı. Ne var ki nedenini açıklamada oldukça zorlanıyor.
 
Nitekim ileri sürdüğü gerekçelerin hiç biri doğru ve tutarlı değil. Dolayısıyla başlattığı bu polemiğin ve olumsuz yaklaşımın nedeni kesinlikle dile getirdiği, medyada yer alan gerekçeler değil, olamaz da. Bütün bunlar tamamen asıl maksadını gizlemeye dönük tutarsız, mesnetsiz, inandırıcılığı olmayan bahanelerden ibarettir.
 
Tabii ki Numan Kurtulmuş’un Fethullah Gülen Cemaatine yönelik başlattığı bu beklenmedik polemiğin ve hatta salvolarının -söylemeyip gizlediği- bir gerçek nedeni vardır, olmalıdır. O da şudur: Fethullah Gülen Cemaatine ait medya organlarının Ergenekon Davasına ilişkin -başka hiçbir kesimin medyasının yapmadığı kadar- istekli, hararetli, coşkulu, etkili bir yayın yapması, kararlı bir tutum sergilemesi ve Ergenekon Terör Örgütü karşısında adeta konuşlanma vaziyeti alıp savaş başlatmasıdır.
 
Peki, Numan Kurtulmuş ile Ergenekon Çetesi arasında nasıl bir bağ ve ilinti olabilir ki; onlara açık tavır koyan Fethullah Gülen cemaatine onlar yüzünden açık tavır koyuyor olsun?
 
Hemen belirtelim ki bu soruya cevap teşkil edecek gerçekliği El-Aziz Gazetesi dışında hiç bir yayın organı dile getirmez, getiremez. Bu gerçeklik ise şudur:

Ergenekon Davası ile hedef alınanlar hangi kesimden, sektörden ve görüşten olurlarsa olsunlar çok büyük ölçüde Sabetayist Topluma mensup unsurlardan oluşuyorlar. Belki hedef şaşırtmak, denge sağlamak veya birbirlerine karşı kullanmak için birtakım Ulusalcıları kapsamına alsa bile bu dava özü itibariyle bir Sabetayist derin devleti tasfiye etme operasyonudur. Bilinen Sabetayistlerin tamamı da hangi kesimden, sektörden ve görüşten olurlarsa olsunlar; Ergenekon soruşturmalarını ve davasını yürüten yargı mensuplarına ve siyasi destek sağlayan AKP iktidarına karşı son derece agresif bir yaklaşım ve olumsuz tutum sergilemektedirler.

 
El-Aziz Gazetesi Ergenekon Davasının Sabetayist derin devleti diğer bir ifade ile hile rejimi ve köle düzeni yapılanmasını tasfiye etmeye yönelik olduğunu çoktandır yazıyor. Numan Kurtulmuş henüz Gülen Cemaatine yönelik polemiği başlatmadan, hatta genel başkan olmadan çok önceden sayısız kere bunu yazdı, argümanlarını da ortaya koydu.
 
Gazeteciler ısrarla Erbakan’a Ergenekon Davası hakkında sorular yönelttiler ama hiçbirine cevap vermedi. Ancak pek çok kişi Ergenekon Davasının 28 Şubat’ın rövanşı olduğunu ifade etti. Zaten bu durum gün aydınlığı gibi açık ve net bir gerçeklik olarak ortada duruyor.
 
Ama biz bunun sadece 28 Şubat sürecinin değil; Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet süreçlerindeki tüm derin devlet darbelerinin bir rövanşı ve onları oluşturan ana unsurların tasfiyesine yönelik olduğunu hep yazdık. Aynı zamanda Erbakan’ın dünya siyonizmi ve içerideki uzantısı Sabetayist Toplum oligarşisi ile bir nihai hesaplaşması olduğuna da vurgu yaptık.
 
Buna karşın Numan Kurtulmuş Cumhuriyet Gazetesine verdiği röportajda adeta İlhan Selçuk’un ileri sürdüğü argümanlarla Ergenekon Davasına olumsuz yaklaşıp Ergenekon Çetesine dolaylı destek verirken; Gülen Cemaatine yönelik açtığı tartışma ile bu dolaylı desteğini sürdürüyor.
 
Nitekim Numan Kurtulmuş’u hararetle savunan Millî Gazete yazarı Yahudi Cadı da aynı zamanda çok hararetli bir Ergenekon savunucusudur. Numan Kurtulmuş açıktan Ergenekon Davasına karşı çıkmak yerine davaya en hararetli şekilde arka çıkan Fethullah Gülen Cemaatine vurmayı yeğliyor. Bu tamamen psikolojik savaş gereği bir taktik savunma yöntemidir. Çünkü bunlar Gülen Cemaatine yönelik Ergenekon Çetesini koruma atışlarıdır.
 
Numan Kurtulmuş maksatlı şekilde Fethullah Gülen Cemaatine yönelik polemik ve eleştirileri Ergenekon Davasına Asrın Davası deyip hararetle arka çıktığı ve ısrarla Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) tabirini kullandığı için başlattı ve giderek tırmandırıyor. Yoksa özellikle Numan Kurtulmuş için Gülen Cemaatinin şimdiye kadar hiç bir olumsuz tavrı ve yaklaşımı söz konusu olmamıştır.
 
Bu misyonu Numan Kurtulmuş’a yükleyenler onu destekleyip genel başkan seçtiren parti içindeki ve dışındaki Sabetayist Toplum mensubu unsurlardır. Zaten Numan Kurtulmuş kendisi de Sabetayistlerin Beyaz Müslüman kesimine mensup bir ailenin çocuğudur.
 
Numan Kurtulmuş’un Gülen Cemaatini AKP’yi desteklemekle, politize olmakla ve Saadet Partisi’ne mesafeli durmakla suçlaması tamamen bahanelerden ibarettir. Asıl nedeni bu cemaatin Ergenekon Davasına verdiği hararetli destektir. Yoksa bu cemaat asla eskisinden fazla politize olmuş değildir. Millî Görüş’e yaklaşımı ise aksine şimdiye kadarki kadar hiç müspet olmamıştı.
 
Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi ile Fethullah Gülen Cemaatini karşı karşıya getirmesi Ergenekon Davasına karşı yürütülen kampanyalara bir taze kan, bir yeni güç katmaya adaydır. Bu ilave yeni gücün mevcut kamplaşmadaki stratejik önemi zannedilenden çok daha büyüktür.
 
Ergenekon Davası için boşuna 28 Şubat’ın rövanşı denilmiyor. Çünkü 28 Şubat post modern darbesi bu sürecin Başbakan yaptığı Ecevit’in açıkça ifade ettiği gibi Millî Görüş’ün kökünü kazımak için Atatürkçülük ve laiklik adına başlatıldı. Süreç içerisinde Müslümanlar irtica ile suçlanarak siyaset, medya, ekonomi, kamusal alan ve her sahadan temizlenerek yeniden kırsal alana ve varoşlara itilmeye çalışıldı. Ergenekon Davası ise münhasıran bu Atatürkçü ve laik kesimleri hedefine koymaktadır!
 
Şimdi çok tabii olarak 28 Şubat sürecinin asıl muhatabı olan Erbakan ve Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi’nin Ergenekon Davasına 28 Şubat mağduru Fethullah Gülen ve Cemaatine kıyasla daha büyük bir coşku ve kararlılıkla destek vermesi, sahip çıkması gerekirken; tam aksine Numan Kurtulmuş Ergenekoncular yerine bu cemaate saldırıyor. Bu elbette ki Ergenekoncular açısından çok stratejik bir ilave güç ve oldukça etkili bir farklı argümandır.
 
Bir önemli husus da Fethullah Gülen ve Cemaatine daha önce büyük ve açık destek veren bazı Çevrelerin ve ABD’deki Yahudi Lobisinin giderek artan bir dozda aleyhine dönmesidir. Şöyle bir geriye bakıldığında Türkiye Yazarlar Birliği Derneği toplantılarında Fethullah Gülen Hoca Efendinin elinden plaket almak için sıraya giren devlet ricali, siyaset önderleri, medya, ekonomi, spor, kültür ve sanat dünyasının ünlüleri şimdi bu cemaate karşı reaksiyona geçmiş durumdalar. Diğer yandan Abant Platformlarının her görüş ve düşünceden müdavimleri, konuşkan bülbülleri, Hoca Efendiyi yere göğe sığdıramayan destekçileri önemli bir kısmı ile şimdi artık tam tersine demediklerini bırakmıyorlar.
 
ABD’deki durum da çok farklı değildir. ABD’de bugüne kadar Fethullah Gülen ve Cemaatini ittifakla destekleyenler şimdi ikiye bölünmüş durumdalar. Bir kısmı, özellikle siyonist NEO-CON’lar Fethullah Gülen Türkiye’ye gitsin, ABD’de değil orada faaliyet yapsın diye ısrar ederken diğer bir kesim, özellikle WASP kökenli Hıristiyan ekip aksini söylemekte ve yapmaktadır.
 
Başkan Bush liderliğindeki Beyaz Saray yönetimi Fethullah Gülen’in Türkiye’ye gelmesine karşı çıkıp ABD’de korunmasını sağlıyordu. Görülen o ki Obama yönetimi de -neredeyse tüm çevresi Yahudilerden oluşmasına rağmen- diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da farklı bir şey yapamıyor. Bir zamanlar Türkiye’de 12 Eylül’e yönelik politik bir ironi olarak dile getirilen koltuğa oturan alışıyor sözü şimdi görülüyor ki ABD için de geçerli hale gelmiş. Beyaz Saray’a çıkıp Başkanlık koltuğuna oturan alışıyor!
 
Açıkçası dünya çok değişti, eski şablonlarla, argümanlarla gelişmeleri, olayları izah etmenin mümkünatı yok. Çünkü artık farklı şeyler oluyor ve bunların bildik yaklaşımlarla izahı yerine farklı yaklaşımlarla izahı gerekiyor.
 
Fethullah Gülen 10 küsur yıldır ABD’de… Cemaat aynı cemaat, kurum ve kuruluşları ile başındaki kişiler de aynı, genelde pek bir değişiklik yok… Yaklaşımlarında ve tutumlarında da çıplak gözle görülür bir farklılık söz konusu değil. Ama onlara yönelik bakışlar, yaklaşımlar, değerlendirmeler çok değişti. Fethullah Gülen ve Cemaatini yere göğe sığdıramayanların çok önemli bir kısmı şimdi demediklerini bırakmıyorlar.

Biz ise El-Aziz olarak aksine daha önce Fethullah Gülen ve cemaati hakkında demediğimizi bırakmıyorduk. Hatta Fethullah Gülen Hoca Efendinin avukatları aleyhimize dava açarak yüklü bir tazminat kazandılar.  Ama almadılar, galiba almak istemediler.

 
…Ve şimdi biz de tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Zaten bugünkü duruma ilişkin gelişmeleri çok önceden fark ettiğimiz için uzun zamandır Fethullah Gülen ve Cemaati aleyhinde bir şey yazıp çizmiyorduk. Ama artık bunu pasif halden çıkarıp aktif beraberliğe dönüştürmenin zamanı gelmiş bulunuyor. Mademki en azılı Erbakan ve Millî Görüş düşmanları Fethullah Gülen ve Cemaati aleyhine de veryansın edip demediklerini bırakmıyorlar; o halde bizlerin onların paralelinde hareket edip aynı safta gözükmemiz olacak şey değil. Bizim onlara inat Fethullah Gülen Cemaati ile ittifak, hatta ittihad ve dayanışma içerisinde olmamız gerekir.
 
Esasen Erbakan’ın basına da yansıyan, bütün İslami cemaat ve topluluklarla ittifak ve ittihad içerisinde hareket ederek Millî Görüş çatısı altında birleştirmeye yönelik bir planı olduğunu biliyoruz. Sanırız Numan Kurtulmuş, Fethullah Gülen Cemaatine yönelik başlattığı bu maksatlı polemiklerle Saadet Partisi’ni Erbakan’ın bu planını bozmaya yönelik çaba için kullanmak istiyor. Böyle giderse diğer İslami cemaat ve topluluklara karşı da yara kaşıyıcı nitelikte polemikler başlatması beklenebilir.
 
Görülüyor ki bütün bu tehlikeli gelişmeler karşısında her bakımdan Numan Kurtulmuş’un bir an evvel Saadet Partisi Genel Başkanlığından uzaklaştırılması hayati önem taşıyor. Müslümanların dağınıklığından ve aralarındaki geçmişten kalma tefrikalardan yararlanarak ülke yönetimini ellerinde tutan azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisi Ergenekon Davası ile dağıtılıp bu hain cephe karşısında İslami kesimler arasında birlik beraberlik ruhu geliştirilmeye çalışılırken; Numan Kurtulmuş’un bunu torpillemesine asla müsaade edilemez.
 
Ne kadar gariptir ki; dünya siyonizmine sırtlarını dayayarak Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinden beri adım adım ülke yönetimini ele geçirip nihayet Cumhuriyet sürecinde bir hile rejimi ve köle düzeni kuran Sabetayist Toplum oligarşisi karşısında verilen 40 yıllık Millî Görüş mücadelesinin karargâhını oluşturan Saadet Partisi şimdi karşı safta konuşlandırılmaya çalışılıyor. Böylece Müslümanların ittifak ve ittihadı başsız bırakılmak, içeriden ihanete uğratılmak isteniyor. Buna asla göz yumulamaz.
 
Peki, buna asla izin vermemesi gereken Erbakan niçin susuyor? Dahası niçin Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi’nin başına getirilmesine kerhen de olsa razı oldu? Ve şimdi ne olacak? Bu pirinç nasıl paklanacak?
 
Önce bir kere şunu söyleyelim ki Erbakan önceki dönemlere göre daha çok konuşmak yerine daha çok yapmak durumundadır. Çünkü devlet yönetimini tümüyle kontrolünde tutan bir konuma sahiptir. Bu nedenledir ki temel söylemleri dışında aktüel konularda olabildiğince az konuşmakta, hatta mümkünse hiç konuşmamaktadır.
 
Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi’nin başına getirilmesine göz yummasının ise özellikle çok önemli bir nedeni var. Erbakan’ın her zaman özel sohbetlerinde sıkça tekrarladığı bir husus vardı: Önemli bir emanetin teslim edileceği kişilere ve topluma bu emanet onlar eğitilmeden ve denenmeden verilirse büyük kayba, hatta hüsrana yol açılır.
 
Millî Görüş davasının teslim edileceği kişiler ve toplum da gerekli eğitimlerden, imtihanlardan ve ciddi denemelerden geçirilmelidir. Ancak ne var ki maalesef bugüne kadar Millî Görüşçüler hiç parlak bir başarı gösterip iyi bir imtihan veremediler. Bunu da çok tabii karşılamak gerekir.
 
Çünkü Millî Görüş’ün asli insan unsurunu oluşturan Müslümanlar Hayim Nahum Planı gereği devletten, siyasetten, kamusal alandan, ekonomiden, sanat ve kültür hayatından, medeniyetten uzaklaştırılıp önce kırsal alana, sonra da varoşlara mahkûm edilerek aç, fakir, yoksul, cahil, kültürsüz bırakılıp yabanileştirilerek dinlerinden, inançlarından, ideallerinden ve tarihi misyonlarından uzaklaştırıldılar.
 
Erbakan 40 yıldır bir yandan oluşturduğu millî derin devlet aracılığıyla devlet ve ülke yönetimini kontrol etmeye çalışırken; diğer yandan da kurduğu siyasi partilerle Müslümanları yeniden devlete, siyasete, kamusal alana, ekonomiye, sanat ve kültür hayatına, medeniyet sahalarına ve tarihi misyonlarını üstlenmeleri için merkeze taşımaya ve dinlerine, inançlarına döndürmeye çalıştı. Ve bu konuda çok büyük başarılar gerçekleştirdi.
 
Yine bu süreçte Millî Görüş camiası birçok fitne ve ayrılıkçı hareketin girdaplarında büyük imtihanlar geçirdi, tecrübeler edindi. Ancak yine de Millî Görüş gibi bir davayı omuzlayacak ve her türlü fitne ve fesada rağmen bayrağını ufuklar ötesi burçlara dikecek bir şuur, feraset, basiret ve dirayete sahip olduğunu gösterip kanıtlayamadı.
 
Bugüne kadar birçok fitne, fesat ve ayrılıkçı harekete maruz kalan Millî Görüşçüler başlıcaları olarak Gündüz Sevilgen, Korkut ve Turgut Özal kardeşler, Tayip Erdoğan ve arkadaşları öncülüğünde ortaya çıkan ayrılıkçı hareketlerden büyük kayıplara uğrayıp defalarca sıfırdan başlamak durumunda kaldı. Bütün bu yaşananlardan hiç şüphesiz ki büyük dersler çıkardılar, tecrübeler edindiler.
 
Ancak bütün bunların sistematik şekilde sağlıklı bir tahlili yapılıp dersler çıkarılacak şekilde eğitimi verilemedi. Çünkü mücadele henüz bağımsızlığına kavuşmamış ve hâkim konumda değildi, mahkûm konumda devam ediyordu. Bu nedenle bunun sağlıklı yapılması mümkün değildi, çünkü karşı tarafın her türlü müdahale ve dezenformasyonuna açıktı. Ancak yine de yaşanan olaylar kozmik hafızada yerini alıp geleceğe taşınacak durumda bulunuyordu.
 
Numan Kurtulmuş olayı ise bir ilk olarak Millî Görüşçüleri yeni bir durumla karşı karşıya getirmiş bulunuyor. Bugüne kadar art arda yaşanan ayrılıkçı hareketler sadece güç ve imkân kaybına, moral çöküntüsüne neden oldu; bunların nasıl aşılabildiği defalarca yaşandı ve görüldü. Şimdi ise Davanın Başına bir hain işbirlikçi getirilmiş bulunuyor ve bundan nasıl kurtulunacağı söz konusudur.
 
Eğer bu durum Erbakan hayatta iken meydana gelmeseydi aşılması belki de imkânsız olacaktı. Şimdi Erbakan bunun da nasıl aşılacağını Millî Görüşçülere yaşatarak göstermek istiyor. Daha önceki fitnelerin ve ayrılıkçı hareketlerin nasıl aşıldığını gören Milli Görüşçüler bunu da yaşayıp görerek öğreneceklerdir.
 
Erbakan Milli Görüşçüleri, bu büyük ve kâinat çapında önemli davaya sahip olacak, bayrağını en yüksek burçlara dikecek kadar tecrübe, şuur, feraset, basiret, dirayet, yetenek ve ehliyete sahip oluncaya kadar acı olayların potasında pişirip mutlaka hakiki cevheri cüruftan ayıracaktır. Ve işte o zaman gözü arkada kalmadan Millî Görüş davasını haleflerine teslim edip gönül huzuru ile Yüce Rabbine varacaktır.
 
Şimdi bizler nefesimizi tutup Erbakan’ın Millî Görüş davasını bu -belki de son- badireden nasıl kurtaracağına intizar etmekteyiz. Elbette ki artık tümüyle devlet imkânlarına sahip olduğu için Erbakan’ın Numan Kurtulmuş’u yaraya konmuş bir karasinek gibi bir fiske ile uzaklaştırabilecek her türlü vasıtayı kolaylıkla kullanabilir. Ancak bunun çok şık ve örnek teşkil edecek şekilde olması da gerekir.
 
Erbakan şu hususu da seminer ve özel toplantılarda sıkça tekrarlıyordu… Bir yara kabuğu altında iyileşir. Yara iyileşince kabuk kendiliğinden düşer. Yara iyileşmeden kabuğu sökerseniz kanar ve yara derinleşir. İslam ülkelerinin ve toplumlarının başında bulunan yanlış adamlar da Müslümanlar şuurlanmadan, sağlıklı düşünmeden, feraset, basiret ve dirayet sahibi olmadan bulundukları konumlardan uzaklaştırılırlarsa fitne ve fesada yol açarlar.
 
Erbakan isteseydi Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığa getirilmesine razı olup müsaade etmezdi. Ama o zaman onu bir şey zanneden Millî Görüşçüler Erbakan’ın bu tasarrufunu yanlış algılarlardı. Ama artık adam ne mal olduğunu bizzat kendisi ortaya koyuyor. Kendi itiraf ettiği gibi hiçbir şeyine Erbakan müdahale etmediği halde ipini koparıp ortalığı birbirine katmaya çalışıyor.
 
İşte şimdi Erbakan yağdan kıl çeker gibi bu habis adamın kulağından tutup şık bir manevra ile davadan uzaklaştırırsa Millî Görüşçüler artık bu yapılanı doğru algılayıp kavrayacaklardır. Ayrıca bu durumu baştan fark edemeyip her şeyin Erbakan’ın işaret ettiği şekilde yapılmasına razı olmadıkları için belki de bir özeleştiri yapacaklardır. Ama asıl önemlisi böyle bir tecrübenin de Millî Görüş birikimine ilave edilmiş olmasıdır.
 
Bu yaşanan gelişmelerin ve olayların benzeri birçok olay kadim hak-batıl mücadelesi tarihi boyunca yaşandığı için Kur’an-ı Kerim bunlardan seçilmiş örnek kıssaları ibret alınsın, ders çıkarılsın diye kıyamete kadar müminlerin istifadesine sunmaktadır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar tarih bilgisi vermek için değil, müminlerin benzeri olaylar karşısındaki yaklaşımlarını, tutum ve davranışlarını gösteren kılavuz niteliğindeki prototip olaylardır.
 
Yüce Allah; değişmez bir sünneti olarak kıyamete kadar bu tür olayları tekrar tekrar yaşatıp insanları imtihan etmekte olduğunu, bir hak-batıl mücadelesi ortamında inananların inkârcılardan ayrılıp derecelerinin belirlenmekte olduğunu, hayat ve ölümün imtihan için yaratıldığını insanlığa son hitabı olan Kur’an-ı Kerim’de bildirmektedir. Şurası asla unutulmamalıdır ki; bu imtihanı daima ve yalnızca nefsini terbiye edip ahiret menfaatini dünya menfaatinden üstün tutanlar başarıp kazanmaktadırlar.
 
Küçücük dünyevi çıkarlarına ve nefsani arzularına yenik düşenlerin Numan Kurtulmuş fitnesi karşısında da imtihanı başarıp kazanmaları mümkün değildir. Oysa bizleri asıl ilgilendiren yalnızca bu husustur. Çünkü kuvvet ve kudret sahibi yalnızca Cenab-ı Allah’tır. Sonucu takdir edecek olan ancak O’dur. Mademki her halükârda sadece Allah’ın dediği olacak; o halde bizleri sadece imtihanda alacağımız sonuç ilgilendirmektedir.
 
El-Aziz olarak tüm çabamızla şu çetin hak-batıl mücadelesinde Hakkın tarafını tutup Erbakan’ın yanında yer almaya çalışıyoruz. Bugüne kadar elhamdülillah bunu hep başardık. Bunda, Rabbimizin lütuf ve ihsanı karşısında sonsuz minnet ve şükranlarımızı dile getirmekten öte bir payımız söz konusu olamaz. Başarı ancak Allah’tandır.

 

Sayı: 555


1337 defa okundu...
memati       HELAL OLSUN   22 Mayıs 2009 Cuma 11:11
NUMAN KURTULMUŞUN F.GÜLENE NEDEN KAFAYI TAKTIĞINI ANLAYAMAMIŞTIM..MEĞERSE CEVAP ÇOK NET ORTADAYMIŞ...EVET BU NUMAN KESİNLİKLE SABATAİST BENDE İNANIYORUM VE ARTIK FİİLİ DUA ZAMANI MİLLİ GÖRÜŞÜN BU İNANÇSIZLARDAN TEMİZLENMESİ GEREKİYOR YAPMAMIZ GEREKEN SADECE EL-AZİZ KADAR ÖKSÜRMEK GERİSİ ZATEN ALLAH'TAN
yahya demir       hakkınızı helal edin   20 Mayıs 2009 Çarşamba 20:52
uzun bir süredir bu siteyi takip ediyorum. açıkcası bir çok makaleyi inandırıcı bulmuyor ve maksatlı olduğunu düşünüyordum.özellikle de numan kurtulmuşa olan muhalefetiniz nedeni ile.. hüsnü zan ile numan kurtulmuşun söylemlerinde ona haklılık payaı verebilecek olasılıkları düşünüyordum ama fethullah gülen hocaefendi ve cemaati hakkındaki söylemi beynimde şimşekler çaktırdı.bundan böyle attığı her adım benim için şüphelidir.bugün ergenekon davası ile ilgili en etkili haberleri gülen cemaatine bağlı yayın oranları yapıyor hani bir zamanlar etliye sütlüye karışmıyyorlar diye eleştirdiimiz.demek ki bildikleri varmış her şeyin bir zamanı varmış. demek ki numan kurtulmuşun da bir zamanı varmış.artık cindorukla,baykalla,masum türkerle aralarında paslaşırlar.gerçekten çok şaşkın ve çok üzgünüm.
Ömer Niyazi Erbakan       Harun Kardeşime   20 Mayıs 2009 Çarşamba 19:22
Evet Harun kardeşim bizde bunu izah etmeye çalıştık
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
DÜN DE, BUGÜN DE!
İsrail, Yahudi Lobisini devreye sokarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerini soykırım iddiaları ile Türkiye aleyhine kışkırtıp Ermeni halkı üzerinden hedefine ulaşıp sonuca varmaya çalışmaktadır.
KERPİÇ EVLERİN FATURASI
Elazığ'daki deprem nedeniyle Cumhurbaşkanı Gül, "Devlet tüm imkânlarıyla seferber olmuş durumdadır" derken, Başbakan Erdoğan ise kerpiç evlerin faturasının ağır olduğunu ve afet bölgesi için TOKİ'ye talimat verdiğini söyledi.
DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
Bu sabah meydana gelen Karakoçan-Başyurt merkezli depremde ölü sayısının 51 ve yaralı sayısının ise 74 kişi olduğu bildirildi. 19 cenaze defnedilirken, artçı depremler dinmek bilmiyor...Şu ana kadar 90'ı aşkın artçı sarsıntı oldu...
HEDEF ADİL DÜZEN
28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinin 13. yılında gelinen durumun bir fotoğrafını çekip bilançosunu çıkarmak ve ortaya koyduğu vizyonun ne hale geldiğine bir projeksiyon tutmak istiyoruz
Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
Nihat Genç: "Ülkede bir tek Milli Görüşçü ERBAKAN HOCA kaldı. SP yöneticileri AKP karşısında etkisiz kalıyor." dedi...
ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
Numan Kurtulmuş Erbakan'a rağmen Tantan ve Şener'le sağda birlik arayışını sürdürüyor.
DEPREM DEDE UYARDI VE ÖNERDİ
Deprem uzmanı Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara, Elazığ'daki deprem bölgesinde incelemelerde bulunarak, Doğu Anadolu'yu bekleyen büyük deprem tehlikesine dikkat çekti ve köy dönüşüm projesinin gerekliliğine vurgu yaptı.
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» DEPREM DEDE UYARDI VE ÖNERDİ
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com