Çeşitli televizyon ve gazetelere konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş hiç yoktan, durup dururken Fethullah Gülen ve cemaatine yönelik bir polemik başlattı, ısrarla sürdürüyor.
Çeşitli
televizyon ve gazetelere konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş
hiç yoktan, durup dururken Fethullah Gülen ve cemaatine yönelik bir polemik
başlattı, ısrarla sürdürüyor. Fethullah
Gülen Cemaatinin şimdiye kadar hiç olmadığı kadar politize olduğunu iddia
eden Kurtulmuş Saadet Partisi’ni tamamen
göz ardı edip AKP’yi var güçleri ile destekliyor diye suçluyor. Oysa iddialarının
hiç biri doğru, tutumu da sağlıklı değildir. Dahası bu yaklaşımı dürüstçe ve
samimi değil, art niyetli ve hesaplıdır.
Önce
bir kere Gülen Cemaati her zaman politikanın göbeğinde olmuş ve tavrını da pek
gizlemeyip hep açıkça ortaya koymuştur. Örneğin Fethullah Gülen ve cemaati
Süleyman Demirel’in DYP’sine karşı var gücü ile Turgut Özal’ın ANAP’ını bugünkü
AKP’den çok daha hararetli bir şekilde destekledi. Fethullah Gülen Hoca
Efendinin Başbakan Turgut Özal’a olan yakınlığı ise Başbakan Erdoğan’a yakınlığı
ile kıyaslanamaz bile.
O
kadar ki Başbakan Özal’ın ABD’de bypas ameliyatı olduğu hastane odasında bir
yanında eşi Semra Özal, diğer tarafında Fethullah Gülen Hoca Efendi vardı. Ve o
zaman Fethullah Gülen şimdiki gibi ABD’de değil Türkiye’deydi, sırf Özal için
ABD’ye hasta ziyaretine gitmişti. Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel
Başkanlığı’na uzaydan gelmediğine, bu ülkede yaşadığına göre bunu bilir ya da
bilmesi lazım. Dolayısıyla Fethullah
Gülen cemaati hiç bu kadar politize olmamıştı derken bir gerçeği bile bile
göz ardı edip çarpıtmakta, herkesi kör
âlemi sersem yerine koymaktadır.
Nitekim
daha sonra Fethullah Gülen Cemaati bir seçimde BBP’ye de destek olduğu gibi
yüklü bir maddi katkıda bulunduğuna dair haberler de basında yer aldı. Bir
seçimde de Fethullah Gülen ve Cemaati Ecevit’in DSP’sini desteklemiş hatta
adamlarını bu partiden milletvekili seçtirmişti ki bu isimler kamuoyunda
biliniyordu. Ama bugün AKP milletvekilleri içinde Fethullah Gülen
kontenjanından seçilen bir kimse olduğu en az kamuoyunca bilinmiyor.
Numan
Kurtulmuş’un Gülen Cemaati Saadet
Partisi’ne sırt çevirdi iddiasına gelince bu bir kallavi kuyruklu yalandır.
Çünkü Fethullah Gülen ve Cemaati hiçbir zaman Erbakan’a ve Millî Görüş
partilerine destek vermedi, yakın durmadı; hep mesafeli durdu. Dahası Hoca
Efendi 28 Şubat sürecinde Kanal-D’ye çıkıp Erbakan’ı istifaya davet etti ve
alenen eleştirdi. Buna karşın medya hep maksatlı ve ısrarlı sorular
yöneltmesine rağmen Erbakan asla Fethullah Gülen Hoca Efendi ve Cemaati
aleyhine en ufak bir imada bile bulunmadı. Hatta “O halde niçin hiç görüşmüyorsunuz?” sorusuna “Bizim gönül bağımız var, kalben görüşüyoruz!” şeklindecevap vermişti.
Oysa
Gülen Cemaatine ait medya -Erbakan ve Millî Görüş partilerine bu geleneksel
mesafeli, soğuk tutumuna karşın- Numan Kurtulmuş’a hem Saadet Partisi Büyük
kongresi, hem de 29 Mart Seçimi öncesinde daha önce hiç olmadığı şekilde
yakınlık gösterdi, haberlerine yer verdi, kendisiyle röportaj yaptı. Kurtulmuş
buna rağmen durup dururken Fethullah Gülen Cemaati ile bir polemik başlattı. Ne
var ki nedenini açıklamada oldukça zorlanıyor.
Nitekim
ileri sürdüğü gerekçelerin hiç biri doğru ve tutarlı değil. Dolayısıyla
başlattığı bu polemiğin ve olumsuz yaklaşımın nedeni kesinlikle dile getirdiği,
medyada yer alan gerekçeler değil, olamaz da. Bütün bunlar tamamen asıl
maksadını gizlemeye dönük tutarsız, mesnetsiz, inandırıcılığı olmayan
bahanelerden ibarettir.
Tabii
ki Numan Kurtulmuş’un Fethullah Gülen Cemaatine yönelik başlattığı bu
beklenmedik polemiğin ve hatta salvolarının -söylemeyip gizlediği- bir gerçek
nedeni vardır, olmalıdır. O da şudur: Fethullah Gülen Cemaatine ait medya
organlarının Ergenekon Davasına ilişkin -başka hiçbir kesimin medyasının
yapmadığı kadar- istekli, hararetli, coşkulu, etkili bir yayın yapması, kararlı
bir tutum sergilemesi ve Ergenekon Terör Örgütü karşısında adeta konuşlanma
vaziyeti alıp savaş başlatmasıdır.
Peki,
Numan Kurtulmuş ile Ergenekon Çetesi arasında nasıl bir bağ ve ilinti olabilir
ki; onlara açık tavır koyan Fethullah Gülen cemaatine onlar yüzünden açık tavır
koyuyor olsun?
Hemen
belirtelim ki bu soruya cevap teşkil edecek gerçekliği El-Aziz Gazetesi dışında
hiç bir yayın organı dile getirmez, getiremez. Bu gerçeklik ise şudur:
Ergenekon
Davası ile hedef alınanlar hangi kesimden, sektörden ve görüşten olurlarsa
olsunlar çok büyük ölçüde Sabetayist Topluma mensup unsurlardan oluşuyorlar.
Belki hedef şaşırtmak, denge sağlamak veya birbirlerine karşı kullanmak için
birtakım Ulusalcıları kapsamına alsa
bile bu dava özü itibariyle bir Sabetayist
derin devleti tasfiye etme operasyonudur. Bilinen Sabetayistlerin tamamı da
hangi kesimden, sektörden ve görüşten olurlarsa olsunlar; Ergenekon
soruşturmalarını ve davasını yürüten yargı mensuplarına ve siyasi destek
sağlayan AKP iktidarına karşı son derece agresif bir yaklaşım ve olumsuz tutum
sergilemektedirler.
El-Aziz
Gazetesi Ergenekon Davasının Sabetayist
derin devleti diğer bir ifade ile hile
rejimi ve köle düzeni yapılanmasını tasfiye etmeye yönelik olduğunu
çoktandır yazıyor. Numan Kurtulmuş henüz Gülen Cemaatine yönelik polemiği
başlatmadan, hatta genel başkan olmadan çok önceden sayısız kere bunu yazdı,
argümanlarını da ortaya koydu.
Gazeteciler ısrarla Erbakan’a Ergenekon Davası
hakkında sorular yönelttiler ama hiçbirine cevap vermedi. Ancak pek çok kişi
Ergenekon Davasının 28 Şubat’ın rövanşı olduğunu ifade etti. Zaten bu durum gün
aydınlığı gibi açık ve net bir gerçeklik olarak ortada duruyor.
Ama
biz bunun sadece 28 Şubat sürecinin değil; Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet
süreçlerindeki tüm derin devlet darbelerinin bir rövanşı ve onları oluşturan
ana unsurların tasfiyesine yönelik olduğunu hep yazdık. Aynı zamanda Erbakan’ın
dünya siyonizmi ve içerideki uzantısı Sabetayist
Toplum oligarşisi ile bir nihai hesaplaşması olduğuna da vurgu yaptık.
Buna
karşın Numan Kurtulmuş Cumhuriyet Gazetesine verdiği röportajda adeta İlhan
Selçuk’un ileri sürdüğü argümanlarla Ergenekon Davasına olumsuz yaklaşıp
Ergenekon Çetesine dolaylı destek verirken; Gülen Cemaatine yönelik açtığı
tartışma ile bu dolaylı desteğini sürdürüyor.
Nitekim
Numan Kurtulmuş’u hararetle savunan Millî Gazete yazarı Yahudi Cadı da aynı zamanda çok hararetli bir Ergenekon
savunucusudur. Numan Kurtulmuş açıktan Ergenekon Davasına karşı çıkmak yerine
davaya en hararetli şekilde arka çıkan Fethullah Gülen Cemaatine vurmayı
yeğliyor. Bu tamamen psikolojik savaş gereği bir taktik savunma yöntemidir.
Çünkü bunlar Gülen Cemaatine yönelik Ergenekon Çetesini koruma atışlarıdır.
Numan
Kurtulmuş maksatlı şekilde Fethullah Gülen Cemaatine yönelik polemik ve
eleştirileri Ergenekon Davasına Asrın
Davası deyip hararetle arka çıktığı ve ısrarla Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) tabirini kullandığı için başlattı ve
giderek tırmandırıyor. Yoksa özellikle Numan Kurtulmuş için Gülen Cemaatinin
şimdiye kadar hiç bir olumsuz tavrı ve yaklaşımı söz konusu olmamıştır.
Bu
misyonu Numan Kurtulmuş’a yükleyenler onu destekleyip genel başkan seçtiren
parti içindeki ve dışındaki Sabetayist Toplum mensubu unsurlardır. Zaten Numan
Kurtulmuş kendisi de Sabetayistlerin Beyaz
Müslüman kesimine mensup bir ailenin çocuğudur.
Numan
Kurtulmuş’un Gülen Cemaatini AKP’yi desteklemekle, politize olmakla ve Saadet
Partisi’ne mesafeli durmakla suçlaması tamamen bahanelerden ibarettir. Asıl
nedeni bu cemaatin Ergenekon Davasına verdiği hararetli destektir. Yoksa bu
cemaat asla eskisinden fazla politize olmuş değildir. Millî Görüş’e yaklaşımı
ise aksine şimdiye kadarki kadar hiç müspet olmamıştı.
Numan
Kurtulmuş’un Saadet Partisi ile Fethullah Gülen Cemaatini karşı karşıya
getirmesi Ergenekon Davasına karşı yürütülen kampanyalara bir taze kan, bir
yeni güç katmaya adaydır. Bu ilave yeni gücün mevcut kamplaşmadaki stratejik
önemi zannedilenden çok daha büyüktür.
Ergenekon
Davası için boşuna 28 Şubat’ın rövanşı
denilmiyor. Çünkü 28 Şubat post modern
darbesi busürecin Başbakan
yaptığı Ecevit’in açıkça ifade ettiği gibi Millî
Görüş’ün kökünü kazımak için Atatürkçülük ve laiklik adına başlatıldı.
Süreç içerisinde Müslümanlar irtica ile suçlanarak siyaset, medya, ekonomi,
kamusal alan ve her sahadan temizlenerek yeniden kırsal alana ve varoşlara
itilmeye çalışıldı. Ergenekon Davası ise münhasıran bu Atatürkçü ve laik
kesimleri hedefine koymaktadır!
Şimdi
çok tabii olarak 28 Şubat sürecinin asıl muhatabı olan Erbakan ve Millî
Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi’nin Ergenekon Davasına 28 Şubat mağduru
Fethullah Gülen ve Cemaatine kıyasla daha büyük bir coşku ve kararlılıkla
destek vermesi, sahip çıkması gerekirken; tam aksine Numan Kurtulmuş Ergenekoncular
yerine bu cemaate saldırıyor. Bu elbette ki Ergenekoncular açısından çok
stratejik bir ilave güç ve oldukça etkili bir farklı argümandır.
Bir önemli husus da Fethullah Gülen ve
Cemaatine daha önce büyük ve açık destek veren bazı Çevrelerin ve ABD’deki
Yahudi Lobisinin giderek artan bir dozda aleyhine dönmesidir. Şöyle bir geriye
bakıldığında Türkiye Yazarlar Birliği Derneği toplantılarında Fethullah Gülen
Hoca Efendinin elinden plaket almak için sıraya giren devlet ricali, siyaset
önderleri, medya, ekonomi, spor, kültür ve sanat dünyasının ünlüleri şimdi bu
cemaate karşı reaksiyona geçmiş durumdalar. Diğer yandan Abant Platformlarının
her görüş ve düşünceden müdavimleri, konuşkan bülbülleri, Hoca Efendiyi yere
göğe sığdıramayan destekçileri önemli bir kısmı ile şimdi artık tam tersine
demediklerini bırakmıyorlar.
ABD’deki durum da çok farklı değildir. ABD’de
bugüne kadar Fethullah Gülen ve Cemaatini ittifakla destekleyenler şimdi ikiye
bölünmüş durumdalar. Bir kısmı, özellikle siyonist NEO-CON’lar Fethullah Gülen
Türkiye’ye gitsin, ABD’de değil orada faaliyet yapsın diye ısrar ederken diğer
bir kesim, özellikle WASP kökenli Hıristiyan ekip aksini söylemekte ve
yapmaktadır.
Başkan
Bush liderliğindeki Beyaz Saray yönetimi Fethullah Gülen’in Türkiye’ye
gelmesine karşı çıkıp ABD’de korunmasını sağlıyordu. Görülen o ki Obama
yönetimi de -neredeyse tüm çevresi Yahudilerden oluşmasına rağmen- diğer birçok
konuda olduğu gibi bu konuda da farklı bir şey yapamıyor. Bir zamanlar
Türkiye’de 12 Eylül’e yönelik politik bir ironi olarak dile getirilen koltuğa oturan alışıyor sözü şimdi
görülüyor ki ABD için de geçerli hale gelmiş. Beyaz Saray’a çıkıp Başkanlık koltuğuna oturan alışıyor!
Açıkçası
dünya çok değişti, eski şablonlarla, argümanlarla gelişmeleri, olayları izah
etmenin mümkünatı yok. Çünkü artık farklı şeyler oluyor ve bunların bildik
yaklaşımlarla izahı yerine farklı yaklaşımlarla izahı gerekiyor.
Fethullah
Gülen 10 küsur yıldır ABD’de… Cemaat aynı cemaat, kurum ve kuruluşları ile
başındaki kişiler de aynı, genelde pek bir değişiklik yok… Yaklaşımlarında ve
tutumlarında da çıplak gözle görülür bir farklılık söz konusu değil. Ama onlara
yönelik bakışlar, yaklaşımlar, değerlendirmeler çok değişti. Fethullah Gülen ve
Cemaatini yere göğe sığdıramayanların çok önemli bir kısmı şimdi demediklerini
bırakmıyorlar.
Biz
ise El-Aziz olarak aksine daha önce Fethullah Gülen ve cemaati hakkında
demediğimizi bırakmıyorduk. Hatta Fethullah Gülen Hoca Efendinin avukatları
aleyhimize dava açarak yüklü bir tazminat kazandılar. Ama almadılar, galiba almak istemediler.
…Ve
şimdi biz de tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Zaten bugünkü duruma
ilişkin gelişmeleri çok önceden fark ettiğimiz için uzun zamandır Fethullah
Gülen ve Cemaati aleyhinde bir şey yazıp çizmiyorduk. Ama artık bunu pasif
halden çıkarıp aktif beraberliğe dönüştürmenin zamanı gelmiş bulunuyor. Mademki
en azılı Erbakan ve Millî Görüş düşmanları Fethullah Gülen ve Cemaati aleyhine
de veryansın edip demediklerini bırakmıyorlar; o halde bizlerin onların paralelinde
hareket edip aynı safta gözükmemiz olacak şey değil. Bizim onlara inat
Fethullah Gülen Cemaati ile ittifak, hatta ittihad ve dayanışma içerisinde
olmamız gerekir.
Esasen
Erbakan’ın basına da yansıyan, bütün İslami cemaat ve topluluklarla ittifak ve ittihad
içerisinde hareket ederek Millî Görüş çatısı altında birleştirmeye yönelik bir
planı olduğunu biliyoruz. Sanırız Numan Kurtulmuş, Fethullah Gülen Cemaatine
yönelik başlattığı bu maksatlı polemiklerle Saadet Partisi’ni Erbakan’ın bu
planını bozmaya yönelik çaba için kullanmak istiyor. Böyle giderse diğer İslami
cemaat ve topluluklara karşı da yara kaşıyıcı nitelikte polemikler başlatması
beklenebilir.
Görülüyor
ki bütün bu tehlikeli gelişmeler karşısında her bakımdan Numan Kurtulmuş’un bir
an evvel Saadet Partisi Genel Başkanlığından uzaklaştırılması hayati önem
taşıyor. Müslümanların dağınıklığından ve aralarındaki geçmişten kalma
tefrikalardan yararlanarak ülke yönetimini ellerinde tutan azınlıkçı Sabetayist
Toplum oligarşisi Ergenekon Davası ile dağıtılıp bu hain cephe karşısında
İslami kesimler arasında birlik beraberlik ruhu geliştirilmeye çalışılırken;
Numan Kurtulmuş’un bunu torpillemesine asla müsaade edilemez.
Ne
kadar gariptir ki; dünya siyonizmine sırtlarını dayayarak Tanzimat ve Meşrutiyet
dönemlerinden beri adım adım ülke yönetimini ele geçirip nihayet Cumhuriyet
sürecinde bir hile rejimi ve köle düzeni
kuran Sabetayist Toplum oligarşisi karşısında verilen 40 yıllık Millî Görüş
mücadelesinin karargâhını oluşturan Saadet Partisi şimdi karşı safta
konuşlandırılmaya çalışılıyor. Böylece Müslümanların ittifak ve ittihadı başsız
bırakılmak, içeriden ihanete uğratılmak isteniyor. Buna asla göz yumulamaz.
Peki,
buna asla izin vermemesi gereken Erbakan niçin susuyor? Dahası niçin Numan
Kurtulmuş’un Saadet Partisi’nin başına getirilmesine kerhen de olsa razı oldu? Ve şimdi ne olacak? Bu pirinç nasıl
paklanacak?
Önce
bir kere şunu söyleyelim ki Erbakan önceki dönemlere göre daha çok konuşmak
yerine daha çok yapmak durumundadır. Çünkü devlet yönetimini tümüyle
kontrolünde tutan bir konuma sahiptir. Bu nedenledir ki temel söylemleri
dışında aktüel konularda olabildiğince az konuşmakta, hatta mümkünse hiç
konuşmamaktadır.
Numan
Kurtulmuş’un Saadet Partisi’nin başına getirilmesine göz yummasının ise özellikle
çok önemli bir nedeni var. Erbakan’ın her zaman özel sohbetlerinde sıkça
tekrarladığı bir husus vardı: Önemli bir
emanetin teslim edileceği kişilere ve topluma bu emanet onlar eğitilmeden ve
denenmeden verilirse büyük kayba, hatta hüsrana yol açılır.
Millî
Görüş davasının teslim edileceği kişiler ve toplum da gerekli eğitimlerden,
imtihanlardan ve ciddi denemelerden geçirilmelidir. Ancak ne var ki maalesef
bugüne kadar Millî Görüşçüler hiç parlak bir başarı gösterip iyi bir imtihan
veremediler. Bunu da çok tabii karşılamak gerekir.
Çünkü
Millî Görüş’ün asli insan unsurunu oluşturan Müslümanlar Hayim Nahum Planı
gereği devletten, siyasetten, kamusal alandan, ekonomiden, sanat ve kültür
hayatından, medeniyetten uzaklaştırılıp önce kırsal alana, sonra da varoşlara
mahkûm edilerek aç, fakir, yoksul, cahil, kültürsüz bırakılıp
yabanileştirilerek dinlerinden, inançlarından, ideallerinden ve tarihi
misyonlarından uzaklaştırıldılar.
Erbakan
40 yıldır bir yandan oluşturduğu millî
derin devlet aracılığıyla devlet ve ülke yönetimini kontrol etmeye
çalışırken; diğer yandan da kurduğu siyasi partilerle Müslümanları yeniden
devlete, siyasete, kamusal alana, ekonomiye, sanat ve kültür hayatına,
medeniyet sahalarına ve tarihi misyonlarını üstlenmeleri için merkeze taşımaya
ve dinlerine, inançlarına döndürmeye çalıştı. Ve bu konuda çok büyük başarılar
gerçekleştirdi.
Yine
bu süreçte Millî Görüş camiası birçok fitne ve ayrılıkçı hareketin
girdaplarında büyük imtihanlar geçirdi, tecrübeler edindi. Ancak yine de Millî
Görüş gibi bir davayı omuzlayacak ve her türlü fitne ve fesada rağmen bayrağını
ufuklar ötesi burçlara dikecek bir şuur, feraset, basiret ve dirayete sahip
olduğunu gösterip kanıtlayamadı.
Bugüne
kadar birçok fitne, fesat ve ayrılıkçı harekete maruz kalan Millî Görüşçüler
başlıcaları olarak Gündüz Sevilgen, Korkut ve Turgut Özal kardeşler, Tayip
Erdoğan ve arkadaşları öncülüğünde ortaya çıkan ayrılıkçı hareketlerden büyük
kayıplara uğrayıp defalarca sıfırdan başlamak durumunda kaldı. Bütün bu
yaşananlardan hiç şüphesiz ki büyük dersler çıkardılar, tecrübeler edindiler.
Ancak
bütün bunların sistematik şekilde sağlıklı bir tahlili yapılıp dersler
çıkarılacak şekilde eğitimi verilemedi. Çünkü mücadele henüz bağımsızlığına
kavuşmamış ve hâkim konumda değildi, mahkûm konumda devam ediyordu. Bu nedenle
bunun sağlıklı yapılması mümkün değildi, çünkü karşı tarafın her türlü müdahale
ve dezenformasyonuna açıktı. Ancak yine de yaşanan olaylar kozmik hafızada
yerini alıp geleceğe taşınacak durumda bulunuyordu.
Numan
Kurtulmuş olayı ise bir ilk olarak Millî Görüşçüleri yeni bir durumla karşı
karşıya getirmiş bulunuyor. Bugüne kadar art arda yaşanan ayrılıkçı hareketler
sadece güç ve imkân kaybına, moral çöküntüsüne neden oldu; bunların nasıl
aşılabildiği defalarca yaşandı ve görüldü. Şimdi ise Davanın Başına bir hain
işbirlikçi getirilmiş bulunuyor ve bundan nasıl kurtulunacağı söz konusudur.
Eğer
bu durum Erbakan hayatta iken meydana gelmeseydi aşılması belki de imkânsız
olacaktı. Şimdi Erbakan bunun da nasıl aşılacağını Millî Görüşçülere yaşatarak
göstermek istiyor. Daha önceki fitnelerin ve ayrılıkçı hareketlerin nasıl
aşıldığını gören Milli Görüşçüler bunu da yaşayıp görerek öğreneceklerdir.
Erbakan
Milli Görüşçüleri, bu büyük ve kâinat çapında önemli davaya sahip olacak,
bayrağını en yüksek burçlara dikecek kadar tecrübe, şuur, feraset, basiret,
dirayet, yetenek ve ehliyete sahip oluncaya kadar acı olayların potasında
pişirip mutlaka hakiki cevheri cüruftan ayıracaktır. Ve işte o zaman gözü
arkada kalmadan Millî Görüş davasını haleflerine teslim edip gönül huzuru ile
Yüce Rabbine varacaktır.
Şimdi
bizler nefesimizi tutup Erbakan’ın Millî Görüş davasını bu -belki de son-
badireden nasıl kurtaracağına intizar etmekteyiz. Elbette ki artık tümüyle
devlet imkânlarına sahip olduğu için Erbakan’ın Numan Kurtulmuş’u yaraya konmuş
bir karasinek gibi bir fiske ile uzaklaştırabilecek her türlü vasıtayı
kolaylıkla kullanabilir. Ancak bunun çok şık ve örnek teşkil edecek şekilde
olması da gerekir.
Erbakan
şu hususu da seminer ve özel toplantılarda sıkça tekrarlıyordu… Bir yara kabuğu altında iyileşir. Yara
iyileşince kabuk kendiliğinden düşer. Yara iyileşmeden kabuğu sökerseniz kanar
ve yara derinleşir. İslam ülkelerinin ve toplumlarının başında bulunan yanlış
adamlar da Müslümanlar şuurlanmadan, sağlıklı düşünmeden, feraset, basiret ve
dirayet sahibi olmadan bulundukları konumlardan uzaklaştırılırlarsa fitne ve
fesada yol açarlar.
Erbakan
isteseydi Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığa getirilmesine razı olup müsaade
etmezdi. Ama o zaman onu bir şey zanneden Millî Görüşçüler Erbakan’ın bu
tasarrufunu yanlış algılarlardı. Ama artık adam ne mal olduğunu bizzat kendisi
ortaya koyuyor. Kendi itiraf ettiği gibi hiçbir şeyine Erbakan müdahale
etmediği halde ipini koparıp ortalığı birbirine katmaya çalışıyor.
İşte
şimdi Erbakan yağdan kıl çeker gibi bu habis adamın kulağından tutup şık bir
manevra ile davadan uzaklaştırırsa Millî Görüşçüler artık bu yapılanı doğru
algılayıp kavrayacaklardır. Ayrıca bu durumu baştan fark edemeyip her şeyin
Erbakan’ın işaret ettiği şekilde yapılmasına razı olmadıkları için belki de bir
özeleştiri yapacaklardır. Ama asıl önemlisi böyle bir tecrübenin de Millî Görüş
birikimine ilave edilmiş olmasıdır.
Bu
yaşanan gelişmelerin ve olayların benzeri birçok olay kadim hak-batıl
mücadelesi tarihi boyunca yaşandığı için Kur’an-ı Kerim bunlardan seçilmiş
örnek kıssaları ibret alınsın, ders çıkarılsın diye kıyamete kadar müminlerin
istifadesine sunmaktadır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar
tarih bilgisi vermek için değil, müminlerin benzeri olaylar karşısındaki
yaklaşımlarını, tutum ve davranışlarını gösteren kılavuz niteliğindeki prototip
olaylardır.
Yüce
Allah; değişmez bir sünneti olarak kıyamete kadar bu tür olayları tekrar tekrar
yaşatıp insanları imtihan etmekte olduğunu, bir hak-batıl mücadelesi ortamında
inananların inkârcılardan ayrılıp derecelerinin belirlenmekte olduğunu, hayat
ve ölümün imtihan için yaratıldığını insanlığa son hitabı olan Kur’an-ı Kerim’de
bildirmektedir. Şurası asla unutulmamalıdır ki; bu imtihanı daima ve yalnızca nefsini terbiye edip ahiret menfaatini
dünya menfaatinden üstün tutanlar başarıp kazanmaktadırlar.
Küçücük
dünyevi çıkarlarına ve nefsani arzularına yenik düşenlerin Numan Kurtulmuş
fitnesi karşısında da imtihanı başarıp kazanmaları mümkün değildir. Oysa
bizleri asıl ilgilendiren yalnızca bu husustur. Çünkü kuvvet ve kudret sahibi
yalnızca Cenab-ı Allah’tır. Sonucu takdir edecek olan ancak O’dur. Mademki her
halükârda sadece Allah’ın dediği olacak; o halde bizleri sadece imtihanda
alacağımız sonuç ilgilendirmektedir.
El-Aziz
olarak tüm çabamızla şu çetin hak-batıl mücadelesinde Hakkın tarafını tutup
Erbakan’ın yanında yer almaya çalışıyoruz. Bugüne kadar elhamdülillah bunu hep
başardık. Bunda, Rabbimizin lütuf ve ihsanı karşısında sonsuz minnet ve
şükranlarımızı dile getirmekten öte bir payımız söz konusu olamaz. Başarı ancak Allah’tandır.
mematiHELAL OLSUN22 Mayıs 2009 Cuma 11:11
NUMAN KURTULMUŞUN F.GÜLENE NEDEN KAFAYI TAKTIĞINI ANLAYAMAMIŞTIM..MEĞERSE CEVAP ÇOK NET ORTADAYMIŞ...EVET BU NUMAN KESİNLİKLE SABATAİST BENDE İNANIYORUM VE ARTIK FİİLİ DUA ZAMANI MİLLİ GÖRÜŞÜN BU İNANÇSIZLARDAN TEMİZLENMESİ GEREKİYOR YAPMAMIZ GEREKEN SADECE EL-AZİZ KADAR ÖKSÜRMEK GERİSİ ZATEN ALLAH'TAN
yahya demirhakkınızı helal edin20 Mayıs 2009 Çarşamba 20:52
uzun bir süredir bu siteyi takip ediyorum. açıkcası bir çok makaleyi inandırıcı bulmuyor ve maksatlı olduğunu düşünüyordum.özellikle de numan kurtulmuşa olan muhalefetiniz nedeni ile.. hüsnü zan ile numan kurtulmuşun söylemlerinde ona haklılık payaı verebilecek olasılıkları düşünüyordum ama fethullah gülen hocaefendi ve cemaati hakkındaki söylemi beynimde şimşekler çaktırdı.bundan böyle attığı her adım benim için şüphelidir.bugün ergenekon davası ile ilgili en etkili haberleri gülen cemaatine bağlı yayın oranları yapıyor hani bir zamanlar etliye sütlüye karışmıyyorlar diye eleştirdiimiz.demek ki bildikleri varmış her şeyin bir zamanı varmış. demek ki numan kurtulmuşun da bir zamanı varmış.artık cindorukla,baykalla,masum türkerle aralarında paslaşırlar.gerçekten çok şaşkın ve çok üzgünüm.
Ömer Niyazi ErbakanHarun Kardeşime20 Mayıs 2009 Çarşamba 19:22
Evet Harun kardeşim bizde bunu izah etmeye çalıştık