Kurtulmuş’un Yaptığı Sütü Bozukluk 03 Haziran 2009 Çarşamba 23:59
30 Mayıs Cumartesi günü İstanbul İnönü Stadı'nda yapılan Fetih Şöleni'ne katılan Numan Kurtulmuş şölende yaptığı uygunsuz tavır ve konuşmalarıyla sütü bozukluğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Fetih Şölenini gölgelemeye çalışan
Kurtulmuş’un yaptığı
SÜTÜ BOZUKLUK
Millî
Görüş’ün önemli geleneksel etkinliklerinden olan İstanbul’un Fethinin yıldönümü
kutlaması geçtiğimiz Cumartesi Günü İstanbul İnönü stadyumunda coşkulu büyük
bir katılımla yapıldı. Türkiye’nin her yerinden Millî Görüşçülerin otobüslerle
gelip katıldığı Fetih Şölenine Elazığ’dan 4 otobüsle gidildi. Anadolu Gençlik
Derneği Elazığ Şubesi 3 otobüs tutarken El-Aziz Gazetesi mensupları da bir
otobüs ile Fetih Şölenine katıldı.
Yaşanan
ekonomik krize rağmen ülkenin her yerinden gelen Millî Görüşçülerin, süper
ligde şampiyonluk maçlarının yapıldığı saatlerde hınca hınç doldurduğu İnönü
stadı geleneksel Fetih Şöleni etkinliklerine ve büyük bir coşkuya sahne oldu.
Fetih
Şölenine şeref konuğu olarak katılan Erbakan’ın yalnızca büyük bir posterinin
asıldığı, başka hiç kimsenin posterinin bulunmadığı stadyum Millî Görüş
sloganlarının yazıldığı pankartlar, Türk Bayrakları ve Anadolu Gençlik Derneği
flamalarıyla süslenmişti. Millî Görüş sloganlarının yanında D-8’in evrensel
temel ilkelerinin yer aldığı bez afişlerle de donatılan stadyumda İslam
ülkelerinden gelen pek çok davetli vardı. İslam ülkeleri ve toplumları temsilcilerinin
isimleri okunduğunda stadyumda büyük alkış tufanı kopuyordu.
Mücahit Erbakan
sloganlarının hâkim olduğu stadyumda bir grubun attığı Başbakan Numan sloganı çok fazla itibar görmediği için vazgeçilmiş
olacak ki sürdürülmedi. Coşkuyla atılan Hocaya
Sadakat Şerefimizdir sloganlarının sıkça yükseldiği İnönü Stadyumundaki
Fetih Şöleninde ilk konuşmayı yapan Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı İlyas
Tongüç, Erbakan’ın söylemlerinden derleyerek hazırladığı konuşmasını sadakate vurgu yaparak bitirdi.
Tongüç’ün bu baştan sona Millî Görüş içerikli konuşması ve sadakate yaptığı vurgu coşkulu uzunca bir tezahüratla desteklendi.
Program
başlamadan önce yakındaki camide -sığmadıkları için art arda cemaatler
oluşturup- ikindi namazını kılan Millî Görüşçüler oradan stadyuma insan seli
halinde akıyorlardı. Bu sırada stadyumun önünde etrafındaki bir grupla bir
şeyler konuşurken görülen Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’a adeta
herhangi biri imiş gibi ilgi gösterilmeden stadyuma akının devam etmesi ise
ilginç bir manzara oluşturuyordu.
Esasen bu herhangi
biri imiş gibi durumunu oluşturan bizzat Numan Kurtulmuş’un kendisi idi.
Çünkü giriş kapılarının açıldığı ilk anlarda stadyum önünde peydahlanıp
etrafındakilerle konuşurken meydana getirdiği garip manzara bir genel başkana
yakışan bir durum değildi.
Sanırız
Numan Kurtulmuş, etrafında büyük bir kalabalık oluşturup korsan bir fiili durum
meydana getirerek öyle içeri girmek için erkenden stadyumun önüne gelmişti ama
hiç beklemediği bir ilgisizlikle karşılaşınca bu planını gerçekleştiremedi.
Yapılacak bir şey olmadığını görünce de vakit henüz çok erken olmasına rağmen
stadyumun önünde daha fazla bekleyemeden içeri girmek zorunda kaldı.
Stadyumda,
henüz önde gelenlerden hiç kimse yokken ve ismi anons bile edilmeden içeri
girip protokol bölümüne sessizce oturan Numan Kurtulmuş fark edilince birtakım
tezahürat girişimleri oldu ama ilgi bulmadı. Katılımcıların yerleşme
sırasındaki curcunadan sesleri duyulmayınca da tezahürattan vazgeçtiler.
Ondan
sonra artık program boyunca Numan Kurtulmuş’a yönelik pek bir tezahürat
girişiminde bulunulmadı. Yalnızca bir ara Erbakan’a yapılan tezahürat arasında
atılan Başbakan Numan sloganları da
beklenen ilgiyi görmeyince tamamen terk edildi. Numan Kurtulmuş’a yönelik bu tezahürat
girişimlerinin organize mi yoksa spontane mi olduğu pek anlaşılamadı. Galiba
Numan Kurtulmuş’un Erbakan’a yönelik tavrı ve tutumunun henüz pek ayırdında
olmayanlarca girişilen birtakım spontane tezahüratlar olduğu için ilgi
bulmayınca sürdürülemedi.
Uzun
süre beklemek zorunda kalan Numan Kurtulmuş, stadyuma girdiği anons edildiğinde
Erbakan ve beraberindekilerle selamlama turuna katılmak üzere protokol yerinden
inerek gidip zemin girişinde kortej arabasına bindi. Üstü açık bir kamyonet
üzerinde beraberindekilerle birlikte selamlama turuna başlayan Erbakan hangi
bölümün önüne geldiyse oradan yükselen bir tezahüratla selamlamasına karşılık
verildi.
Bu
şekilde zaman zaman yükselen genelde yoğun bu tezahürat selamlama turu boyunca
sürdü. Tur bittiğinde, Erbakan ve beraberindeki heyetin kapalı tribündeki
protokol yerine gelip oturmasından sonra programa geçildi. Tüm stadyumdakilerin
iştirakiyle ayakta coşkuyla okunan İstiklal Marşı ile program resmen başladı.
Fetih
Şöleninin öncülüğünde yapıldığı Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı İlyas
Tongüç’ün açılış konuşmasından sonra Numan Kurtulmuş konuşmasını yaptı.
Erbakan’ın söyleminden farklı bir
söylem geliştirme ve bağımsız bir lider profili çizme çabası içerisinde olduğu
gözlemlenen Numan Kurtulmuş konuşmasını uzattıkça uzattı. Hiçbir sözü
tezahüratla kesilmeden sıradan ve bıktırıcı uzun bir konuşma ile Kurtulmuş’un
olabildiğince süreyi uzatması Erbakan’ın konuşmasını dinleyecek mecal bırakmama
çabasına matuf olmalıydı.
Bu
bir türlü bitmek bilmeyen uzun konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına
yönelik herhangi bir eleştiride bulunmayışı da dikkat çekti. Ne güncel olaylara
ne de temel politikalarına ilişkin AKP iktidarına ve Hükümetin icraatlarına
yönelik hiçbir şey söylemedi. Belli ki asıl derdi ve yoğunlaştığı tek saha
partideki durumu, konumu ve iç gelişmelerdi.
Numan
Kurtulmuş, nihayet konuşmasını bitirince hiç oturmadan oradan ayrılıp
Erbakan’ın konuşmasını da beklemeden programın daha başında stadyumu terk etti.
Fetih Şöleninde aradığı ilgiyi bulamamaktan ötürü uğradığı hayal kırıklığından
mıydı; yoksa Erbakan’a saygısızlık kastıyla mıydı? Pek anlaşılamadı ama verdiği
bu küstahça ve hoyratça tepki çok tuhaf karşılandı.
Ayrıca,
stadyuma vaktinden önce zamansız gelip erken ayrılarak sergilediği göze hoş
gelmeyen şaşkınca tutum ve davranışlarla bu işlerin ne kadar acemisi ve
liderlik vasıflarından ne kadar uzak olduğunu bir kere daha apaçık şekilde
ortaya koyup gözler önüne seriverdi.
Yurt
dışından gelen misafirlerin konuşmalarını bile bekleyip dinleme nezaketini
göstermeyerek kaba ve hoyratça davranışlarda bulunan Numan Kurtulmuş, Millî
Görüş’ün siyasi temsilcisi Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olmasının nasıl bir
talihsizlik olduğunu başka hiçbir gerekçeye lüzum bırakmadan olanca
çıplaklığıyla bizzat gösterdi.
Millî
Görüş’ün baştan beri her yıl dönümünde, olağanüstü dönemlerde bile hemen hiç
aksatmadan gerçekleştirdiği, yurt içinden, yurt dışından bunca katılımcının ve
seçkin temsilcinin katıldığı İstanbul’un Fethi Şölenini daha programın başında
bırakıp terk etmesi için Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un ne
gibi önemli bir işi ya da gerekçesi olabilirdi? Şayet varsa çok önemli bir işi
veya gerekçesi bunun açıkça ifade edilip özür dilenmesi gerekmez miydi?
Saadet
Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Numan Kurtulmuş’un stadyum kapılarının açıldığı
ilk saatlerde önünde sürpriz şekilde peydahlanıp etrafındaki bir grupla ortaya
çıkması, Fetih Şöleni başlamadan ve protokol yerinde önde gelenlerden henüz hiç
kimse yokken gelip oturması, programın daha başında da ortamı terk edip
ayrılması hiçbir şekilde şık olmayan nahoş hareketlerdi.
Bu
saçma sapan ve minelgarip türden
hareketlerin, bu uygunsuz tutum ve davranışların ne makul ve mantıklı bir
izahı, ne de hiçbir gerekçesi olabilirdi. Çünkü zırva tevil götürmez. Hele üst
üste bunca zırvanın tevili hiç olmaz.
Genel
başkan sıfatını taşıyan bir zatın böyle önemli bir etkinlikte bunca garabeti
üst üste sergilemesinin gerçek hayatta değil, belki İnek Şaban gibi komedi
filmlerinde yeri olabilirdi.
Fetih
Şöleni gibi Millî Görüş’ün müstesna bir geleneksel etkinliği vesilesiyle
İstanbul’da bir araya gelip İnönü Stadını dolduran on binlerce Millî Görüşçü
Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığı makamına nasıl hiç
yakışmadığını ve asla layık olmadığını tüm bu yaptıkları ile görüp güpegündüz
bizzat şahit oldular.
Ve
böylece uzun zamandan beri Erbakan ve Millî Görüş karşıtı çevrelerle malum
medyanın öve öve bitiremedikleri, yere göğe sığdıramadıkları Numan Kurtulmuş’un
nasıl da sap gibi bir adam olduğunu aracısız, vasıtasız şekilde çıplak gözlerle
görmüş oldular.
Şimdi
Fetih Şöleninden evlerine dönen Millî Görüşçülerin yapması gereken bir şey daha
var… O da şu: Numan Kurtulmuş’u allayıp pullayarak Millî Görüşçülere kakalayan
gerek münafık dinci medya mensubu unsurların ve gerekse laik medya organlarının
muhteşem Fetih Şöleni haberine bir pul kadar yer vermeyişlerinin nedenini
araştırıp, üzerinde inceden inceye düşünmek, doğru cevabını bulmak ve mutlaka
gereğini yapmak.
Ayrıca,
geçtiğimiz 29 Mart Yerel Seçiminde Saadet Partisi gerçekte bir önceki yerel
seçime oranla oylarını sadece %04 (binde dört) arttırabilmiş iken… Söz konusu
bu çevrelerin Numan Kurtulmuş ile oy
patlaması ve Millî Görüş camiası
Numan Kurtulmuş liderliğini ve farklı söylemini benimsedi gibi gerçekle
zerre kadar alakası olmayan yaygaralarla nasıl herkesi kör âlemi sersem yerine
koyduğunun altındaki nedenleri de yeniden incelemeli, araştırmalı ve
bulmalıdırlar.
Yine
Millî Görüşçüler, Numan Kurtulmuş’un neden Erbakan ve Millî Görüş karşıtlarınca
inadına desteklendiğini… Ve bugüne kadar Millî Görüş partilerinin başarısı için
kılını kıpırdatmak, hatta sadece sözle istemek bir yana… Var güçleriyle
aleyhinde çalışan, her türlü kötülüğü yapmak için ellerinden geleni ardına
koymayan, sürekli aramıza fitne fesat tohumları saçan sicili bozuk bu malum
çevrelerin Numan Kurtulmuş’u neden destekleyip yere göğe sığdıramadıkları
üzerinde yeniden bir kez daha düşünüp anlamaya, kavramaya çalışmalıdırlar.
Millî
Görüşçüler bu olayların muhasebesini doğru yapmayı başardıkları takdirde ancak
bu malum çevrelerin İnönü Stadında, burunlarının dibinde gerçekleştirilen
görkemli Fetih Şölenini neden görmezden geldiklerini de anlayıp doğru
değerlendirebilirler.
Yoksa
daha sittin sene böyle görkemli Fetih Şölenleri gerçekleştirilse bile Millî
Görüşçülerin adam olup intibaha gelmeleri mümkün değildir. Eğer bu böyle
giderse, ne zaman olsa Yahudi Millî Görüşçülerin eline bir elmalı şeker
tutuşturup en vazgeçilmez değerlerinden koparıp mahrum bırakır, haberleri
olsun.
Unutulmamalıdır
ki Millî Görüş davası bu yıl 40. yaşını dolduruyor! O günün yeni buluğa
erenleri bile bugün artık 50’sini aşıp 60’ına merdiven dayamış durumdalar.
50’li, 60’lı, 70’li yıllarını yaşayan Millî Görüşçülerin hala siyasi erginliğe
erişemeyip çocukluk dönemini yaşadıklarını görmek ne kadar hazin!
Onların,
21 Yaşında İstanbul’u Fethederek koca Bizans’ı yere seren Sultan Fatih’ten ve
art arda bedenine saplanan Bizans oklarına inat şanlı sancağı surlara dikmeye
çalışan Ulubatlı Hasan’dan söz etmekten utanmaları gerekir.
Sultan
Fatih’in askerleri eğer şu Millî Görüşçü olduklarını iddia edenler gibi -hâşâ-
şuursuz olsalardı acaba Fetih gerçekleşebilir miydi? Şayet Çandarlı Halil Paşa
kafasındakilere kalsaydı bugün İstanbul’da tek bir Müslüman yaşayıp tek bir
cami açılabilir, tek bir ezan sesi işitilebilir miydi?
Ey
Millî Görüşçüler! Ya bütün bu olup bitenler karşısında intibaha gelip iman
şuuru, basiret, feraset sahibi olacak, sorumluluklarınızı kuşanıp gereğini
yapacak ve Erbakan’ın bir ömür adadığı Millî Görüş Davasına layık dava erleri
olacaksınız… Ya da -Allah korusun- İslam Âleminin umut bağladığı dünyanın
başkenti İstanbul’un Endülüs’e dönüşünü alçakça ve şerefsizce ah-ı enin içinde
izleyeceksiniz.
Millî
Görüş’ün 40. yılında hala, Erbakan’ın bir ömür adadığı davaya ihanet edenlerle
beraber olanlar kadar alçak kim olabilir?
Bu
dava elbette ki alçaklara emanet edilip bırakılamaz. Allah’a andolsun ki son
nefesimize kadar -inkârcılarla olduğu gibi- bu alçaklarla da var gücümüzle
mücadele etmeye devam edeceğiz.
Zafer
Allah’ın yardımı ile ancak inananlarındır ve zafer yakındır.
Bu
ilahi müjde asla şerefsiz münafık alçaklar için değil; yalnızca şerefli gerçek
müminler içindir!
Karabük'tenKısmen destekliyorum09 Haziran 2009 Salı 22:03
Çok güzel bir analiz olmuş yüreğinize sağlık bu olanlara bizzti şahit oldum şunu hatırlatmakta fayda görüyorum (hesabı olanlar allah'ın hesabınında olduğunu unutmasınlar).
Cahit GÜNALsalih GÜN06 Haziran 2009 Cumartesi 18:12
SALİH GÜN beyefendiye ben milli görüşten ve dünya lideri hocamız erbakandan 1 dk bile vazgeçmem,bikere bunu bilesin..sen o kartel medyanın dolduruşuna gelinmiyeceğini bilmiyormusun,o medya ya erbakan hocamız da röpotaj verdi.bunda ne sakınca var,bu röportajlar tebliğ niteliğinde değilmi ayrıca kartel medyasını bütün halk kesimi izliyor oysa bizim bir tek TV 5 imiz var onu da bizden başka kim seyrediyor söylermisin bana,,,...ben yine inanıyormki MUHTEREM ERBAKAN Hocam pr.dr.Numan KURTULMUŞ un ne olduğunu bilmese o genel başkanlığı rüyasında bile göremezdi sayın salih GÜN beyefendi.bundan sonra bana yorum yazmak istersen mynet adresime yazarsan sevinirim.cahit_54@mynet.com
ahmet demirsamangül05 Haziran 2009 Cuma 16:40
sen çok sevdiğni söylediğin başbakanınla ilgilen.milli görüş bunca yıl neyin mücadelesini verdi diye soran biri nasipsizdir.biz bu filmi ilk seyretmiyoruz,her filmin sonunda da milli görüş kazançlı çıktı.şimdide öyle olacak..sn zeki ceyhanın dediği gibi bu adamın ayak uçları kapıya bakıyor.yani gidici.bizler bundan ne ders çıkarırız o önemli.