YAHUDİ ŞAŞKIN VE ÇARESİZ 11 Haziran 2009 Perşembe 23:59
Yahudi, dünya hâkimiyetini siyonizmin elinden almakta olan Türkiyenin önünü kesmek için çılgınca her yol ve yönteme başvurmaktadır.Ancak her şey boşuna, bu gidiş ne yapılırsa yapılsın engellenip durdurulamaz.
Türkiye’yi ne siyasi kaosa ne ekonomik krize
sürükleyebiliyor;
YAHUDİ ŞAŞKIN VE ÇARESİZ
Herkes
bilmese de bilen bilir ki tıpkı ANAP gibi AKP de ABD Yahudi Cemaati ile
Türkiye’deki uzantısı azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisinin büyük himmet ve
gayreti sonucu kurulup desteği sayesinde iktidar oldu. Tıpkı ANAP’ın kurucusu
Turgut Özal gibi AKP’nin kurucusu Recep Tayip Erdoğan da Türkiye’deki açık ve
gizli Yahudilerin referansı ile ABD’deki Yahudi kuruluşlarından icazet alarak
işe başladı ve bu sayede tüm engeller bir bir ortadan kaldırılıp önü açıldı.
Yine
ANAP 12 Eylül 1980 askeri darbesinin bir nevzuhur ürünü olduğu gibi, AKP de 28
Şubat post modern darbe sürecinin olağanüstü şartlarında oluşturuldu.
Her iki darbenin de asıl amacı Erbakan ve Millî Görüş’ü tasfiye edip siyaset
dışı bırakmaktı. Her iki darbe de ABD’de planlandı. Birincisinde Ecevit-Demirel
ikilisinin gizli onayı ve zımni desteği, ikincisinde ise açık onayı ve doğrudan
desteği vardı. Her ikisinin de temel nedeni ve gerekçesi aynıydı: Erbakan’ın
rayından çıkardığı hile rejimi ve köle düzenini yeniden rayına oturtmak.
12
Eylül 1980 öncesi kısa aralıklarla art arda Başbakan olan CHP lideri Bülent
Ecevit ve AP lideri Süleyman Demirel kurdukları hükümetlerle ülkeyi yönetemeyip
o zamanki tabirle ekonomik darboğaz, anarşi, terör, siyasi kaos,
belirsiz bir gelecek ve umutsuzluğa sürüklediler. Bunun sorumlusu olarak da 4
yıl boyunca yer aldığı koalisyonlarda ısrarla dayattığı milli politikalar ve
muhalefette aynı doğrultuda izlediği tavizsiz etkin tutumu nedeniyle Erbakan ve
Millî Selamet Partisi gösterildi.
Bu
her iki lider ve parti topluma herhangi bir çare ve çözüm umudu veremedikleri
için de 1 yıl sonra yapılacak olan 1981 genel seçiminde ister istemez siyaset
meydanında tek alternatif olarak kalan Erbakan liderliğindeki Millî Selamet
Partisi’nin büyük bir sıçrama yapıp birinci parti olmasından korkuluyordu.
Hatta
bu korku nedeniyle Türkiye’deki Yahudiler göç etmek istediklerini bildirerek
ABD’den vatandaşlık belgesi istemişlerdi. Bunun üzerine Türkiye’ye gelen ABD
Yahudi Cemaati yetkililerinin “ABD’ye yerleşme talebinizin yerine
getirilmesi sorun değil ama biraz sabredin buna gerek kalmayabilir” şeklinde
verdikleri cevap kamuoyuna yansıdı. Görüyoruz ki bu günlerde yine benzeri
haberler kamuoyuna yansıyor. Türkiye’de 30 bin açık kimlikli Yahudi’ye karşın
kimliğini gizleyen 60 bin Sabetayist Yahudi olduğu ve geleceklerinden
duydukları endişe nedeniyle İsrail’e göç etmek için talepte bulunduklarına dair
haberler medyada yer alıyor.
Göçmenize
gerek kalmayabilir denmesindeki kasıt, o zaman ABD Yahudi
Cemaati ve Türkiye’deki uzantısı azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisinin
birlikte 12 Eylül 1980 askeri darbesini planlayıp gerçekleştirmeleriydi. Amaç
Erbakan ve Millî Selamet Partisi’ni -Türkeş ve MHP’yi de suç ortağı olarak
yanına koyarak birlikte- bertaraf etmek, siyaset arenasını temizledikten sonra
yeniden Demirel-Ecevit ikilisine teslim etmekti.
Nitekim
askeri darbe yönetiminin icra organı Millî Güvenlik Konseyinin Başkanı Kenan
Evren, TRT canlı yayınında okuduğu ilk resmi bildirisinde darbenin en başta
gelen gerekçesi olarak MSP’nin Konya’da yaptığı Kudüs Mitingini gösterdi.
Bu
sadece bizim iddiamız değil, bazı mason köşe yazarları darbe öncesi ve
sonrasındaki süreçte pervasızca, Erbakan liderliğindeki MSP ve Türkeş
liderliğindeki MHP tasfiye edildikten sonra sağ ve sol siyasi yelpazenin
yeniden Demirel liderliğindeki AP ile Ecevit liderliğindeki CHP’ye
bırakılacağına dairbuplanı yazıp çizdiler. O dönemin gazete
arşivleri bu gerçeği ortaya çıkaracak araştırmacılarını bekliyor!
Burada
akla gelmesi kaçınılmaz şu soruya cevap verilmesi gerekiyor. Mademki 12
Eylül darbesi asıl hedef olarak Erbakan ve Millî Görüş’ü bertaraf edip siyaset
arenasını sağ ve sol yelpazeyi temsil edecek şekilde Demirel-Ecevit ikilisine
bırakmak için yapılmıştı. Peki, o halde Yahudi neden Turgut Özal’a ANAP’ı
kurdurdu?
Çünkü
daha sonra 12 Eylül darbe yönetimi,
Erbakan’ın 12 Mart 1971 Muhtırası öncesi kurduğu millî derin devlet ile
işbirliği yaparak ABD ve onun uzantısı Sabetayist Toplum Oligarşisinin kontrolü
dışına çıktı. Bu yüzden de Demirel-Ecevit ikilisine ülke yönetimini yeniden
teslim etmeyeceğini resmen açıkladı. Darbe lideri Kenan Evren, Sivas’ta
tertiplenen mitingde yaptığı konuşmada bunu “Kirlettikleri tencereyi güçbelâ
temizledik. Artık tencereyi onu kirletenlere yeniden teslim etmeyeceğiz” sözleri
ile ilan etti. Zaten Demirel, Ecevit, Sabetayist Toplum ve ABD Yahudi Cemaati
ondan sonra hep bir ağızdan12 Eylül darbesine veryansın etmeye başladılar! Oysa
darbeyi hepsi birlikte planlayıp gerçekleştirmişlerdi.
Bunun
üzerine tek çare olarak Yahudi Turgut Özal’ı destekleyip MSP kadroları ve
tabanını sermaye yaparak 4 eğilimi birleştirme siyasi mühendislik
projesi ile ANAP’ı kurdurdu! Turgut Özal ve ANAP’a biçilen misyon kontrolden
çıkan 12 Eylül darbe yönetiminden hesap sormaktı ama iktidar olunca aksine o da
millî derin devlet kontrolüne girmek zorunda kaldı. Bu yüzden de bu kez
Özal ve ANAP’a cephe aldılar.
Keza
bunun gibi 28 Şubat post modern darbesi de -hiç tartışmasız- 54.
Hükümetin Başbakanı Erbakan’a karşı ABD’de planlanıp içerideki azınlıkçı
Sabetayist Toplum oligarşisi ve Demirel-Ecevit ikilisi tarafından sonuna kadar
desteklendi. Çok önemli bir faktör ise bazı resmi raporlarda “Başbakan
Erbakan’ın kurduğu 54. Hükümetin başarılarının devamı halinde gelecek seçimde
Refah Partisi’nin % 60 oyla tek başına iktidar olacağı” uyarısının
yapılmasıydı.
28
Şubat’ın Erbakan ve Millî Görüş’ü hedef alan temel amacını ise sürecin Başbakan
yaptığı Bülent Ecevit Zeytinburnu ilçe kongresinde yaptığı konuşmada “Bunların
partilerini kapatmak yetmez, köklerini kazımak lazım” sözleriyleaçıklayıp
ilan etti.
28
Şubat sürecinde kurulan hükümetler ülkeyi yeniden art arda ekonomik krizlere
sokarak büyük bir yıkıma uğrattılar. Bülent Ecevit Başbakanlığında kurulan son
DSP-MHP-ANAP hükümeti ülkeyi ekonomik krizle birlikte siyasi kaosa da
sürükleyince tek çareyi erken seçimde buldu. Bu durum normal seçim tarihine
kadar devam etseydi, yeniden ülkenin başına çöken bu karanlıkta daha önceki 54.
Hükümetin fevkalade başarılı icraatları yıldız gibi parlamaya başladığı için
Saadet Partisi’nin tek başına iktidar olacağından korkuluyordu.
İşte
bunu önlemek için Millî Görüş’ün yetiştirdiği kadrolar Erbakan’dan kopartılıp
öne çıkartılarak muhafazakâr demokrat bir parti olarak AKP ivedilikle
kuruldu ve tıpkı ANAP gibi kısa bir sürede tek başına iktidar yapıldı. AKP
görünürde ismi konulmayan yeni bir 4 eğilimin birleştirilmesi projesiydi.
Ancak aldığı oya bakıldığında neredeyse bütünüyle Millî Görüş tabanı üzerine
oturtulduğu görülüyordu. Çünkü Refah Partisi’nin 1995’teki % 22’lik oy oranı
sadece nüfus ve seçmen artışı ile bile 2002’de AKP’nin aldığı % 34’e
varabilirdi. AKP ile aslında Millî Görüş’ün kökü kazınmak ve siyasi
hayattan silinmek istendi.
Çok ilginçtir, tek başına iktidar olan ANAP ve
lideri Başbakan Turgut Özal’ın başına gelenler şimdi aynen, hiç eksiksiz AKP
iktidarı ve Başbakan Tayip Erdoğan’ın da başına getirilmektedir.
Sabetayist
laik medya o zaman Başbakan Turgut Özal ve ANAP iktidarına nasıl
saldırıyorduysa, şimdi de Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına öyle saldırıyor.
Sadece kullandığı argümanlar farklı…
Yaşı
müsait olanlar hatırlamalı, Başbakan Özal icraatın içinden programlarına
çıkıp: Ben 70 sente muhtaç edilen bu ülkeyi ayağa kaldırdım. Ekonomiyi dışa
açtım, tamamen durmuş olan ithalat ve ihracat adeta patladı. Boğaza daha modern
ikinci bir köprü yaptım, hayal bile edemeyeceğiniz otobanlarla tanıştırdım.
Başta Karakaya ve Atatürk olmak üzere birçok barajlar yaptım. Büyük modern
termik santraller inşa ettim. Sahillerimizi bir baştan bir başa turistik
tesislerle donattım. Ülkenin kaderi gibi kabul edilen kıtlık, yokluk, kuyruk,
karaborsa dönemine son verip üzerinize bolluk bereket yağdırdım, bulundurulması
bile suç sayılan döviz yağmuruna tuttum. Ülkeyi sonu belirsiz karanlıklardan
kurtarıp medeni dünya düzeyine getirip adeta çağ atlattım… Şeklinde
icraatlarını anlatmaya çalışırken…
12
Eylül 1980 öncesinin özlemi ile yanıp tutuşan bugünkü işbirlikçi laik çevreler
ve medya o gün hep bir ağızdan: Yeter artık, onlarla kafamızı şişirme,
bıktık usandık senin icraatın içinden diye anlattıklarından… Sen bize Semra
Hanım’ın papatyalarını anlat… Zeynep’in aşk maceralarını ve Jaguarını anlat…
Damat Davulcu Asım’ı anlat… Gelinlerinin, torunlarının, dünürlerinin
saltanatını anlat... Köşe dönücü prenslerini, rüşvetçi bürokratlarını anlat… Diye
yaygara koparıyorlardı.
Evet,
gözü dönmüş bu hırçın Sabetayist medya ülkeyi hızla kalkındırmaya çalışan
Başbakan Turgut Özal’a aile boyu yaylım ateşi başlatıp şeref ve haysiyetini
ayaklar altına alarak imha planlarını hayata geçirmeye çalışıyorlardı. Sonunda
da başarısız bir suikast girişiminde bulundular. Ailesinin ısrarlı iddialarına
göre Çankaya köşkünde zehirlenerek ve tedavisi önlenerek suikast nihayet
gerçekleştirildi.
Bu
imha planında o kadar ileri gidildi ki; spesifik şekilde Başbakan Özal ve ANAP
iktidarına yönelik resmen paravan olarak DavuluDelen Jaguar Partisi
kurduruldu. Ve her türlü yasal haklar da sağlanarak seçime sokulup tekel
konumundaki TRT’den tepe tepe propagandası yaptırıldı.
Ülkedeki
egemen oligarşik düzen bu eşi benzeri görülmedik rezil entrikayı anayasal
çerçeveye oturtarak bir siyasi mücadele yöntemi olarak resmen yürüttü. Çünkü
Yahudi’nin gözü Başbakan Özal ve ANAP iktidarını bertaraf etmek dışında hiçbir
şeyi görmüyordu. Bunun için en gözde kuruluşlarını bile alabildiğine hoyratça
kullanmaktan çekinmiyordu. Bu yüzden ne hukuk tanıyordu, ne rejimin itibarını…
Hani şimdilerde de diyorlar ya Ne puştluk biliyorsan yap diye, bunu o
zaman da yaptılar!
Ve
bütün bunları bağıra çağıra ardı arkası gelmeyen kampanyalar halinde sürdürerek
oluşturdukları illüzyonlarla ülkenin kalkınmasını, gelişmesini gözlerden
kaçırıp Başbakan Özal ve iktidarını yerden yere vurdular; ta ki ANAP Mesut
Yılmaz’ın yönetimine girinceye kadar.
Ne
yazık ki bu çok yakın geçmişin o ibret verici dönemi millete unutturuldu, kimse
sözünü bile etmiyor artık. İşte millete o dönemi unutturdukları içindir ki
şimdi aynı şeyi Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına yönelik yapıyorlar. Ne ki bu
kez farklı argümanlar kullanarak…
Önce
laik çevrelerin hassasiyetinden yola çıkarak rejimi ve resmi ideolojisini
koruma adına: Gizli ajandaları var, takiye yapıyorlar, laik rejimi
değiştirecekler…Millî Görüş gömleğini çıkardık diyerek milleti
aldattılar…
Başbakanın ve neredeyse tüm bakanların eşleri başörtülü… Başbakanın
kızları ve gelinleri hep başörtülü… Yaptıkları bürokrat atamalarında esas
kriterleri eşlerinin başörtülü olması… Köşke eşi başörtülü ve iki numaralı
adamlarını Cumhurbaşkanı seçip yolladılar. Bu ve benzeri yaygaralarla başta
laik kesimler olmak üzere çeşitli toplum kesimlerini kışkırtmaya çalıştılar…
Bunların
AKP iktidarına milletin desteğini arttırdığını görünce bu kez başka argümanlar
kullanmaya başladılar… İşte bilmem Başbakan Erdoğan GAP’ı İsrail’e veriyor…
Yabancılara mülk satışı yasasıyla vatanı Yahudilere ve Araplara parsel parsel
satıyor. Yılların birikimi ülkenin büyük tesislerini özelleştirme adı altında
yabancı sermayeye peşkeş çekiyorlar. Yahudiler ve Araplar ülkenin bütün önemli
kuruluşlarını adeta yağma talan şeklinde satın aldılar… Nihayet güney
sınırlarımızı mayından temizlemek adına İsrail’e 49 yıllığına kiraya verip
Gazze’nin 3 katı büyüklüğünde bir yeri Yahudi işgaline açıyorlar… Şeklinde
bu kez milli duyarlılıkları galeyana getirip sonuç almaya çalışıyorlar.
Bütün
bu yaygaralar ve ardı arkası gelmeyen saptırma ve yalan propaganda
kampanyalarıyla bugün ülkede çok büyük bir kesim AKP iktidarının gerçekten vatanı
parsel parsel İsrail’e ve Araplara sattığına inanır hale geldi. Ülkedeki
yılların birikimi ekonomik kuruluşların yok pahasına yabancılara peşkeş
çekildiği artık genel kabul görüyor. Gerçekten sınırdaki mayınlı arazilerin
İsrail’e 49 yıllığına kiraya verilmek istendiğine toplumun önemli bir
kesimi inanıyor. Daha önce de toplum AKP iktidarının Avrupa Birliği uğruna
Kıbrıs’ı Rumlara vereceğine, PKK ile federasyon kurmaya çalıştığına
inandırılmıştı…
Bu
göz kamaştırıcı muhteşem Yahudi propagandası karşısında hiçbir iktidarın ayakta
kalma şansı yoktur. Bunun devamı halinde ANAP gibi AKP gibi daha nice
iktidarlar eriyip yok olabilir. Bu millet fiilen Yahudi köleliğinden belki
kurtuluyor ama o zihniyetin köleliğinden zihnini kurtarması çok uzun zaman
alacak gibi.
Bu
mübarek millet şu basit gerçeği maalesef bir türlü kavrayamıyor ki: Eğer
Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarı gerçekten bu ülkeyi parsel parsel İsrail’e
satsaydı, özelleştirmelerde ülkenin ekonomik değerlerini gerçekten kelepir
fiyatına Yahudilere verseydi, mayınlı arazilerin İsrail’e verileceğine
gerçekten inanılsaydı, hiç bu yaygaralar kopartılır mıydı? Başbakan Erdoğan ve
AKP iktidarını yere göğe sığdırmayacak şekilde yüceltmezler miydi?
Hayret
ya… Şu ülkede gerçekten herkes kör, âlem sersem mi kesildi? Yahu,
Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarını ülkeyi ve ekonomik değerlerini İsrail’e
peşkeş çekip satmakla suçlayanlardan hangisi Yahudi karşıtı? Hangisi İsrail
düşmanı?
Hangisi bu ülkeye, bu milletin milli ve manevi değerlerine bağlı?
Dahası, hangisi Yahudi ya da Yahudi dostu değil? Şu AKP iktidarını ve Başbakan
Erdoğan’ı işbirlikçilikle suçlayanlardan kaç tanesi gerçek işbirlikçi değil?
Ama
nafile… Kimseye bu muhteşem Yahudi propagandası üzerine söz kabul
ettiremezsiniz!
Oysa
gerçekler bu Yahudi propagandasından daha muhteşem! Bütün bu kahredici
propagandalara inat, Türkiye hızla o eski mıymıntı ve kokmaz bulaşmaz
politikalarından sıyrılıyor, bölgenin etkili lider ülkesi ve cazibe merkezi
oluyor.
Türkiye’ye rağmen artık hiçbir dünya sorununa çözüm getirilemiyor.
Türkiye’nin rızası alınmadan, katkısı sağlanmadan ne siyaset ne de diplomasi
dünyasında doğru dürüst bir yemek pişirilemiyor. Türkiye bugün o eski
dönemlerle kıyaslanamayacak kadar içeride özgür, dışarıda bağımsız ve şahsiyetli
bir ülkedir.
Bugün
ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerde asırlık dev
kuruluşları yere seren küresel ekonomik krizden -Türkiye’de işbirlikçilerin
ihanete varan tüm olumsuz çaba ve gayretlerine rağmen- hiçbir kuruluş batmış
değil. Ama muhteşem Yahudi propagandası
toplumda Türkiye’nin küresel krizde en fazla yıkıma uğrayan ülke olduğu
algısını gerçekleştirmiş bulunuyor.
Türkiye’nin o eski yurtta baskı ve zulüm,
cihanda silik ve mıymıntı dönemden kurtulup bu sürece girmesi Millî Görüş’ün
ortak olduğu koalisyonlarla ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile başladı ve
artarak devam ediyor. Bu yüzden Millî Görüş ne zaman iktidara gelecek diye
sorulduğunda Erbakan, Millî Görüş hiç iktidardan düşmedi ki şeklinde
cevap veriyor. Eğer Millî Görüş hiç iktidardan düşmedi ise 1974’te
MSP-CHP koalisyonu ile ilk kez iktidar oldu… Demek ki Millî Görüş şeklen
iktidardan uzaklaştırıldıysa bile gerçekte hiçbir zaman iktidar gücü elinden
alınamadı. Açıkçası o gün bugündür ülkeyi demek ki Erbakan yönetiyor!
O
halde bırakalım Yahudi göz kamaştırıcı muhteşem bir propaganda ile her iktidara
gelen partiyi toz duman edip un ufak etsin… Nasılsa her seferinde yerine daha
millî karakterli bir iktidarın gelmesine mani olamıyor. Başbakan Turgut Özal’ı şamar oğlanına çevirip
ANAP iktidarını tuz-buz edip dağıttı da ne oldu? Tayip Erdoğan ve AKP iktidarı
şimdi ondan daha millî değil mi?
Bugün
de eğer Başbakan Tayip Erdoğan’ı şamar oğlanına çevirir AKP’yi tuz-buz edip
dağıtırsa ne gam? Nasılsa yerine gelecek iktidar bu kez öz be öz Millî Görüşçü
olacak. O halde Yahudi bu muhteşem propagandasına hiç ara vermeden devam etsin,
bu mübarek millet de ağzı açık hayran hayran izlesin, ne çıkar?
Kaldı
ki artık köprülerin altından çok sular aktı… Başbakan Tayip Erdoğan, Turgut
Özal gibi yalnız değil. Yahudi öyle şamar oğlanına çeviremez, AKP iktidarı da
desteksiz değil, kolay tuz-buz edip dağıtamaz.
Bugün
AKP iktidarının yandaş diye suçlanan asla küçümsenemeyecek güçlü, geniş
yelpazeli bir medyası var… Giderek güçlenen destekçisi sivil toplum kuruluşları
var. Artık diğerlerine ağır basan büyük bir yandaş sermaye ve ileri teknolojiye
sahip sanayici kesimi var. En dibe vurduğunda bile % 39 toplumsal desteği var…
Peki,
karşısında ne var?
Ana
muhalefet CHP mi? İktidar alternatifi olamadığı bir yana lideri Deniz Baykal
Yahudi için Erdoğan’a rahmet okutacak biri. Zaten bunu her vesile ile Türkiye’nin
(Yahudi’nin) asıl sorunu AKP iktidarı değil Deniz Baykal liderliğindeki
CHP ana muhalefetidir diyerek açıkça dile getirmekten geri duramıyorlar.
Peki,
MHP mi? O da Devlet Bahçeli yönetiminde Yahudi için umut olmaktan çok bir onmaz
gönül yarasıdır artık. Prof. Dr. Ümit Özdağ liderliğindeki iç muhalefet bir
halta yaramadı. Şimdi de kariyerinde, aklansa da Yüce Divan gölgesi silinmeyen
Koray Aydın’ın da bir halt başaracağı yok.
Peki,
şu Yahudi idüğü Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanı olduğu Millî Görüş’ün gerçek
temsilcisi Saadet Partisi’ne mi tüm umutlar bağlanmış?
Numan
Kurtulmuş şimdi Millî Görüş arabasına koşulmuş bir beygirden farksız. İstendiği
an arpası kesilip koşumları çözülür ve layık olduğu kazığa bağlanır. Saadet
Partisi elbette iktidar alternatifi potansiyeline sahip tek partidir. Bunun sadece
Yahudi değil biz de çok şükür farkındayız.
Bizzat kendi eliyle kurduğu ve iktidar
yaptığı ANAP ve AKP’yi elinden kaçıran Yahudi, Millî Görüş’ün tek temsilcisi
Saadet Partisi’ni mi ele geçirecek? Buna umut bağlaması biraz aşırı iyimserlik
ve hayalperestlik olmuyor mu?
Peki,
Aydın Doğan medyası mı umut bağlanan güç?
Heyhat
ki Aydın Doğan, Erol Simavi’den Hürriyet Gazetesi’ni daha alırken millî
derin devletin işbirlikçisiydi. Yahudi ne sanıyor? Yalnızca Yahudi’nin mi
işbirlikçileri olur; başkasının da olamaz mı?
Kızılderili
filmindeki replikle ifade edecek olursak Ey Yahudi, boşuna çabalama
gebereceksin!
Türkiye
şu anda yürüttüğü Ergenekon Davası ileazınlıkçı Sabetayist Toplum
oligarşisinin derin yapılanmasını ortaya çıkartıp tasfiye etmektedir. Bunun
sonunda hile rejimi ve köle düzeni ortadan kaldırılıp yerine Adil
Düzen kurulacaktır.
Bölgenin lideri konumundaki Yeniden Büyük Türkiye
şimdilik Adil Düzen’i İslam ülkelerine de teşmil etmektedir. Ancak Yeniden
Büyük Türkiye hızla dünyanın lideri oluyor! O zaman Yeni Bir Dünya
kurulacak ve Adil Düzen tüm yeryüzüne hâkim kılınacaktır.
İşte
Yahudi, dünya hâkimiyetini siyonizmin elinden almakta olan Türkiye’nin önünü
kesmek için çılgınca her yol ve yönteme başvurmaktadır.
Ancak
her şey boşuna, zamanın ruhu Türkiye’den yana, bu gidiş ne yapılırsa yapılsın
engellenip durdurulamaz.
mustafa kanlıbıcaksiyonizm13 Haziran 2009 Cumartesi 19:21
yazınızı beyenerek okudum size katılıyorum birgün yahudilerde anlayacak bosyere ugrastıklarınr tsk
ahmet demira ersoy a bak10 Haziran 2009 Çarşamba 13:53
ciddiye almıyormuş,ama vaktini harcayıp saçmalamayı biliyor.ya ciddiye alsa ne yapardı.kafam basmıyor desene koçum.bu taban bizim ,bu ülkede ,bı devlette bizim,siyonistler yönetimi başkasına bırakmıyorda neden sn erbakan bıraksın,mücadele devam ediyor.ne yani sn erbakan köşesine çekilip küssünmü ,beklesinmi halk bizim değerimizi anlayıp iktidar yapınca mücadeleye kaldığımız yerden devam ederiz mi desin.çok komik ,bu mücadelede sp de akp de birer vasıta ,mücadele her alanda devam ediyor.meydan da boş değil.boş olan senin gibilerin kafasıdır.ama mühim değil kervan yürüyor...
Hasan GülmezAllah ıslah etsin10 Haziran 2009 Çarşamba 13:24
Zaten onun için burnunuz pislikten kurtulmuyor ya! Mümin bir yılan deliğinden 2 kere ısırılmaz demiş Efendimiz AS. Ama bizim akılsız Milli Görüşçüler aynı delikten defalarca ısırıldılar hala bana mısın demiyorlar. Abdülhamid İngiliz ve Rus büyükelçilerine sorup tersini yapıyormuş. Siz Siyonist medyanın tam da istediği şeyin aynını yapıyorsunuz. Devam edin kardeşim devam edin. Elazizin tersini yapmaya devam edin. Bu gidişle sırtınız hiç yerden kalkmayacak!...Allah ıslah etsin