İL BAŞKANLIĞINDAN ETTİ 18 Haziran 2009 Perşembe 23:59
Çarşamba günü yayınlanacak olan El-Aziz'in yeni manşeti...
Millî Görüş’ün Brütüs’ü Kurtulmuş bıçağını ilk sapladığı Karaduman’ı
İL BAŞKANLIĞINDAN ETTİ
Saadet Partisi’nin 26 Ekim 2008’deki Olağan Büyük Kongresinde, uzun süre direndikten sonra nihayet Erbakan’ın kerhen de olsa onayı üzerine ittifakla tek aday gösterilerek Genel Başkanlığa getirilen Numan Kurtulmuş; kısa süre sonra değiştirmeye başladığı Millî Görüş söyleminden sonra şimdi kadrolarını da değiştirmeye başladı. Bu yönde çok büyük bir ilk adım atıp İstanbul İl Başkanı Sadrettin Karaduman’ı görevden aldı ve yerine kendisine yakınlığı ifade edilen Erol Erdoğan diye birini atadı.
Numan Kurtulmuş’un bu antidemokratik, pervasızca, despotça tasarrufunun ne yandan bakılırsa bakılsın iler tutar bir tarafı yok. Bir kere bu işlemi haklı ve yerinde gösterilebilecek kamuoyuna ve camiaya yansıyan herhangi bir somut olay, gelişme ya da İl Başkanı Karaduman’ın olumsuz bir tutum ve davranışı söz konusu değilken; bu tamamen nedensiz, gerekçesiz, keyfi uygulama herkesi hiçe sayan jakoben bir tutum, totaliter bir yaklaşım niteliğindedir.
Bu ayrıca siyaseten de çok acemice, hoyratça ve akılsızca yapılan bir güven sarsıcı bed muameledir. Çünkü bir siyasetçi bir tasarrufta bulunmayı kafasına koyduysa önce onun gerekçesini hazırlamak ve haklı bir nedene dayandırmak durumundadır. Ben yaptım oldu yaklaşımı ile bir siyasi parti şöyle dursun bir bakkal dükkânı bile işletilemez.
Diğer yandan karakteristik özelliği itibariyle tam bir Yahudi tıynetiyle karşı karşıyayız. Siyaseti iki yüzlülük, kalleşlik, ihanet ve fırsatçılıkla yürütmeyi şiar edinen bir zihniyetin temsilcisi olarak Prof. Dr. Numan Kurtulmuş; yıllarca üst düzey görevlerde bulunmasına karşın sinsice içinde saklayıp hiçbir şekilde açıklamadığı ve üzerinde tartışılmayan görüş, düşünce ve planlarını Genel Başkanlığa getirildikten sonra ortaya atmaya başladı. İlk önce televizyonları, gazeteleri dolaşarak kamuoyuna bu garip görüş ve düşüncelerini aktarmaya kalkıştı. Önüne ilk çıkan 29 Mart Yerel Seçimi fırsatında da o güne kadar özenle gizlediği bu farkını her platformda vurguyla dile getirip ortaya koymaya çalıştı.
Medyanın büyük ilgisi ve etkin çevrelerin cömertçe desteğine rağmen, konjonktür de oldukça elverişli olmasına karşın neredeyse hiçbir gelişme sağlayamayarak Saadet Partisi’ni beklenen yükselişi yapmaktan mahrum etti. Böylece önemli bir fırsatı da heba etti. Bunca dış destek, gürültü, patırtıya rağmen ancak Recai Kutan liderliğinde girilen 28 Mart 2004 Yerel Seçimine kıyasla bu 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde sadece % 04 (binde dört) oranında bir oy artışı elde edilebildi.
Uğradığı bu ağır hezimete karşın, adeta herkesi kör âlemi sersem yerine koyarak büyük bir pişkinlikle ve çeşitli rakam oyunlarıyla illüzyonlar yaparak büyük bir oy patlaması yaptığını malum medyanın da desteği ile lanse etmeye çalıştı. Oysa durum hiçbir şekilde çarpıtılamayacak kadar açık ve net ortada: AKP’nin oylarını arttırmaya devam ettiği 28 Mart 2004 Yerel Seçiminin aleyhindeki şartlarında Recai Kutan’la % 4.77 oy alan Saadet Partisi; AKP’nin büyük oy kaybına uğradığı 29 Mart 2009 Yerel Seçimindeki lehte şartlarda Numan Kurtulmuş ile ancak % 5.17 alabildi. Fark: sadece %04!
AKP’den ayrılan oylar Numan Kurtulmuş’un renksiz söylemi ve kaypak tutumundan ötürü Saadet Partisi yerine MHP’ye gitti. Millî Görüş bu talihsizliği de ilk kez değil; ikinci defadır yaşıyor. Daha önce de Fazilet Partisi yönetiminde yenilikçi ve değişimci kanat 28 Şubat post modern darbesi sürecinin etkisi altında kalarak Millî Görüş söylemini dile getirmediği ve Erbakan’ı savunmadığı için; MHP’nin ürkeklere değil erkeklere oy verin şeklindeki propagandası etkili olmuş ve Refah Partisi’nin aldığı oyların oldukça gerisinde kalınmıştı. Ama fatura her zamanki gibi Erbakan ve Millî Görüş’e kesilmişti.
Erkeklikedebiyatı ile oylarını rekor düzeyde arttıran MHP ise başörtüsü sorununu çözmek yerine başörtülü hanım milletvekili Nesrin Ünal’ın Meclis girişinde başörtüsünü çözünce foyası ortaya çıkmış ve bir sonraki seçimde barajın altını boylamıştı. Ne yazık ki kamuoyu oluşturan mekanizmalar maziyi unutturan bir tutumla olup biteni kısa sürede gündemden çıkarıp toplumun ortak hafızasından siliyor.
Şimdi Numan Kurtulmuş da tıpkı Fazilet Partisi döneminde yenilikçi ve değişimci kanadın yaptığı gibi; renksiz, kokusuz, muğlâk bir söylemle girdiği 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde kelimenin tam anlamıyla nal toplayarak AKP’den ayrılan oyları MHP’ye kaptırdı ama bu gerçekliği gözler önüne seren kimse yok. Aksine Saadet Partisi’nin oyları sayesinde patladı şeklinde âlâyı vâlâ ile takdim ediliyor Numan Kurtulmuş!
Bütün bu açık seçik gerçekliğe rağmen, uğradığı ağır yenilgiye de aldırmadan Romalı muzaffer komutan edasıyla büyük bir başarı sağladığını, yeni paradigmasının ve söyleminin kabul gördüğünü, liderliğinin onaylandığını iddia eden kerameti kendinden menkul Numan Efendi şimdi de Millî Görüş kadrolarını tasfiye ederek kendi kadrosuyla bu müthiş başarısını (!) devam ettirmeye kalkışmış bulunuyor.
Her şey bir yana bir kere, liderlik konumunda bulunan kişinin hiç değilse kendi toplumuna karşı açık, şeffaf, dürüst ve mertçe hareket etmesi gerekir. Çünkü hiç kimse göz göre göre hilekâr, kalleş, hain ve fırsatçı bir adamın lider diye arkasından gitmez. Ancak kendisi gibi birkaç tıynetsiz, onursuz, şakşakçı yalakayı bulabilir yanında.
Şimdi, Numan Kurtulmuş’un kamuoyu önünde cereyan eden, bire bir çıplak gözle görülebilen bu gözler önündeki apaşikâr durumunu birlikte tespit edip birlikte hükmümüzü vermeye çalışalım…
Bu Numan Kurtulmuş daha önce Fazilet Partisi GİK üyeliği ve İstanbul İl Başkanlığı görevinde bulundu mu?
Evet, bulundu!
Peki, o zaman yenilikçi ve değişimci kanat mensupları her şekilde görüş ve düşüncelerini Erbakan’a rağmen her platformda ve her fırsatta camiaya ve kamuoyuna anlatıyorlar mıydı?
Evet, anlatıyorlardı!
Peki, kimse hakkında bir soruşturma başlatılıp kovuşturma açıldı mı, disiplin mekanizması işletildi mi? Hatta yenilikçi ve değişimci kanat ayrılıp gidene kadar Erbakan en ufak bir eleştiri yöneltti mi onlara?
Hayır, asla!
Peki, o sonuna kadar özgür ortamda Numan Kurtulmuş şimdi bu, yana yakıla anlattığı görüş ve düşüncelerini, bu çok matah paradigmasını o zaman niçin anlatmadı? Yenilikçi ve değişimci görüşleri benimseyenler ayrılıp AKP’yi kurarken o ne diye Saadet Partisi’nde kaldı? Erbakan’ı, Millî Görüş’ü tasvip etmiyor idiyse ne diye Saadet Partisi’ni tercih etti?
Şimdi, bundan geçtik diyelim…
Mademki farklı görüş ve düşünceleri, Millî Görüş’ten ayrı bir paradigması vardı ve Saadet Partisi lideri olmak istiyordu… O halde, GİK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı olarak hiç değilse Büyük Kongre öncesi bu görüş ve düşüncelerini ve o çok matah (!) paradigmasını ortaya koymalı, yöneltilen eleştirileri tam bir açıklıkla cevaplamalı ve ondan sonra bu şekilde adaylığı kongrede oylanmalı değil miydi? Demokratik bir mücadele bunu gerektirmez mi?
Elbette ki gerektirir, buna kimse itiraz edemez!
Peki, bu durum karşısında: Numan Kurtulmuş’u ittifakla genel başkan adayı gösteren Saadet Partisi yönetimi ve kendisini oybirliği ile seçen teşkilat mensupları aldatılmış, yanıltılmış olmadılar mı?
Elbette, tabii ki hiç şüphesiz öyle!
Peki, o halde görüş ve düşüncelerini büyük kongre öncesi ortaya koyup tartışmaya açma cesareti gösteremeyen… Tam aksine sesini soluğunu kesip tekkeyi bekleyen çorbayı içer misali bir kenarda duran, Millî Görüş’e sadakati ve Erbakan’a bağlılığı ile nam yapmaya çalışan, babası arkadaşı olduğu için Erbakan’ın kendisinde ısrar ettiği propagandası ile öne çıkmaya çalışan… Bütün bu nedenler göz önünde bulundurularak ittifakla aday gösterilip Genel Başkan seçildikten sonra Numan Kurtulmuş; hangi hakla, hangi etikle, hangi mantıkla, hangi demokratik anlayışla şimdi ayrı telden çalıp farklı bir politika izleyebiliyor?
Siyaset etiği bir yana; bu tam bir kalleşlik, adamakıllı bir ihanet, kallavi bir dalavere, dört başı mamur bir komplo, eşi ender görülür bir sütü bozukluk değil midir? Var mıdır bir itirazı olan?
Hayır, yok, çünkü olamaz!
Peki, Saadet Partisi yönetimini, teşkilatlarını, Millî Görüş camiasını ve ülke kamuoyunu aldatıp adeta -af buyurun- ayıya dayı diyerek köprüyü geçtikten sonra bu tutumunu utanmazca ortaya koymanın, küstahça yılışmanın siyasette yeri var mıdır? Makyavelizm’ini böyle müptezel bir şark kurnazlığı ile bunca hoyratça sergileyen bir adamı lider kabul edip arkasında gidecek gerçekten çok sayıda nadan var mıdır bu ülkede?
Bu ülkede değil, hiçbir ülkede ve toplumda bu olamaz! Çünkü her zaman ve bütün toplumlarda bu tür gayri ahlaki, gayri vicdani, gayri insani davranışların mutlaka üzeri bir şekilde süslü kamuflajla örtülür, inandırıcı gerekçeler oluşturulur. Hiçbir zaman böyle iğrenç biçimde ve bayağıca ortaya konup açıkça sergilenmez.
Diyelim ki Numan Kurtulmuş’un zannettiği kadar kendisi gibi Makyavelist kişi var bu ülkede… Diyelim ki onlar da hiç yüksünmeden her türlü puştlukla ele geçirilen bir partiyi sahiplenmek için kendisi ile birlikte hareket etmede bir sakınca görmüyorlar… Ama bu şekilde olsa olsa ancak bir partinin genel başkanı olunur, asla lider olunmaz!
İşte bu yüzden Numan Kurtulmuş Saadet Partisi lideri mi diye sorulduğunda Erbakan o Saadet Partisi Genel Başkanıdır demiştir!
Millî Görüş seminerlerine katılıp Erbakan’ı dinlemiş olanlar bilirler… Millî Görüş’ü anlatırken genelde askeri terminolojiyi kullanan Erbakan hep şöyle derdi: Terfi ve atama yoluyla bir asker ancak en çok orgeneral olabilir asla mareşal olamaz. Mareşal olmak için mutlaka bir meydan muharebesi kazanmak gerekir.
Bu şu anlama geliyor: Bir siyasetçi seçimle, atama ile ya da naip gösterilerek ancak genel başkan olabilir. Lider olmak için mutlaka siyasi bir mücadele verip görüş ve düşünceleriyle, basiretiyle, ferasetiyle, dirayetiyle, cesaretiyle, liyakatiyle üstünlük sağlayıp rakiplerini yenmesi ve galip gelmesi gerekir.
Oysa Numan Kurtulmuş liderliğe hiç aday bile olmadı. Liderlik yoluna girmeye cesaret dahi edemedi. Herhangi bir mücadeleyi de göze alamadı. Görüş ve düşüncelerini kongre öncesinde bile açıklama açık yürekliliğini de gösteremedi. Yaranarak, yaltaklanarak, yalakalık ederek kendisini parti yönetimine beğendirdi ve ittifakla aday gösterilip genel başkan seçildi.
Şimdi kendini her şeyiyle bunca gizleyerek ve herkesi memnun edip rızasını alarak köprüyü geçtikten sonra böyle hemen kısa sürede, bahane göstereceği bir gelişme bile olmaksızın, velinimeti kişilere ve desteğini aldığı teşkilat mensuplarına böyle agresif davranması, tam bir sütü bozukluk olması bir yana liderlik raconuna uyar mı?
Hiç kuşkusuz ki uymaz!
Numan Kurtulmuş ve avenesi, bunca kalleşliği, hileyi, entrikayı gizleyemeden, eğreti bir kılıf bile bulamadan, bütünüyle yüzüne gözüne bulaştırıp her şeyi berbat ederek lider olunacağını mı sanıyor?
Böyle sanıyorsa dehşet bir yanılgı içerisindedir!
Bir kişi bir yere nasıl geldiyse öyle de gider. Eğer gerçekten Erbakan’a karşı bir mücadele verip de öyle genel başkan seçilseydi bu, Numan Kurtulmuş için gerçekten büyük bir başarı olurdu. Artık herkes ister istemez ona itaat etmek zorunda kalırdı. Çünkü Erbakan gibi bir lideri yenilgiye uğratan Numan Kurtulmuş’un kimse karşısına çıkmaya göz kestiremezdi.
Ama şimdi hile ve entrika ile gelmiş genel başkan olmuş birine kim saygı duyar ve kendisinden kim korkar, kim çekinir? Niye çekinsin ki; yerinde gözü olan herkes onun geçtiği yoldan geçmek için fırsat kollayıp pundunu arar. Geldiğinde de o yoldan onu yollar.
Kaldı ki zaten Erbakan Numan (ipinden) Kurtulmuş’un nasıl biri olduğunu Saadet Partisi teşkilatı, Millî Görüş camiası ve Türkiye kamuoyu görsün, tanısın, kendisinden ibret alsın, ders çıkarsın diye bu olaya izin verdi.
Dahası Erbakan Millî Görüş’ü bu mukadder ihanetin şerrinden korumak için hile ile bir karşı hamle yaptı. Çünkü Aleyhissalat-ü Vesselam Efendimiz harp hud’adır, yani savaş hiledir buyurmuştur.
Erbakan siyasi yasaklarının kaldırılıp memnu haklarının iadesinden önce Saadet Partisi kongresini yaptırıp Numan (ipinden) Kurtulmuş’un genel başkan olmasına olanak sağladı. Çünkü TCK’da yapılan değişikliğe göre Erbakan siyasi yasaklarının ne zaman sona ereceğini biliyordu. Şimdi bütün iğrençliği ile sakim zihniyeti ortaya çıkan bu haramzade adam harcandığında Millî Görüş büyük bir musibeti defetmiş ve büyük bir nasihat almış olacak.
Şayet böyle yapmayıp da Erbakan, siyasi yasağı kaldırıldıktan sonra Saadet Partisi Genel Başkanlığını Recai Kutan’dan devralsaydı veya güvendiği birine devretseydi; o zaman Numan Kurtulmuş haklı bir konumda, çok güçlü bir şekilde mücadele eder, gelir görevi devralırdı. Bu takdirde atama ile değil, mücadele ile gelmiş olacağından tam bir lider olurdu. Artık kimsenin de karşısına çıkma gücü ve cesareti kalmazdı.
Ancak Numan (ipinden) Kurtulmuş’un bu beleşçiliğini, bu hazıra konma zaafını çok iyi bildiği için Erbakan, önüne genel başkanlığı yem şeklinde koyarak lider olma imkânlarını tamamen elinden almış oldu. Artık bundan böyle Numan Kurtulmuş’un lider olması imkânsızdır. Buna karşın bir şekilde genel başkanlıktan düşürüldüğünde eşekten düşmüş karpuza dönecektir ki bu da kaçınılmazdır.
Erbakan 40 yıldır liderliğini yaptığı ve destansı muhteşem bir mücadele ile yürüttüğü Millî Görüş davasını koruma ve hain ellere geçmesini engelleme konusunda da büyük bir basiret gösterdi. Tam bir vukufiyet ve sorumluluk bilinciyle gereğini dirayetle yapıp kendisinden sonra olabilecek bir komployu öne çekerek örnek şekilde halletmenin yolunu göstermiş oldu. Artık Numan Kurtulmuş’un tasfiyesi bir içim su.
Son olarak şunu da belirtelim ki eğer İstanbul İl Başkanı Muhterem Sadrettin Karaduman Bey kendisine yapılan bu kabul edilemez kötü muameleyi daha önce sezgisiyle öngörebilseydi ve teşkilatlar uyarılsaydı; Erbakan Numan Kurtulmuş için koyduğu rezervi kaldırmak durumunda kalmayıp genel başkan seçilmesine onay vermeyebilirdi.
Nitekim geçtiğimiz günlerde Tekbir Giyim’in Elazığ Şubesinin açılışına ağabeyi ile birlikte katılan Muhterem Sadrettin Karaduman Beyefendi ile tanışma imkânı bulup o fırsatta Numan Kurtulmuş’un nasıl biri olduğunu anlatmaya çalıştık ama pek etkili olamadığımızı gördük.
Atalarımız bir musibet bin nasihatten yeğdir demişler.
İbrahim Hakkı Hazretleri de bir dörtlüğünde şöyle buyurmuş (aklımızda kaldığı kadarıyla):
cumasayın editör05 Temmuz 2009 Pazar 04:51
sayın editör ben şanlıurda yaşıyan bir milli görüş sevdalısıyım sizden ricam 29 mart öncesi ve sonrası şanlıurfada yapılanları .şanlıurfa teşkilatını, numan kurtulmuş ,ahmet fakıbaba diye bir akp li eskisi ve karanlık bir geçmişe sahip adama resmen peşkeş çekti, teşkilata ve davaya ömrünü adamış insanlara istifa edin baskısı yapılıyor seçimden beri. lütfen bu olayların üstüne gidin ve benle bu mail adresinden iletişim kurabilirsiniz... ALLAH AŞKINA KAYITSIZ KALMAYIN
mehmet şafak2 dörtlük18 Haziran 2009 Perşembe 03:14
Davamız hak, liderimiz ERBAKAN,
40 yıldır yolda bu kutlu kervan,
Unutulur mu; Sevigen, Özal, Erdoğan,
Şimdi de ağzı süt kokan Numan!
El-aziz yine en önce tanıdı kalleşi,
Artık çok zor Kurtulmuş’un işi,
Mücahit ERBAKAN böyle bitirir işi,
Ne çabuk söndü Numancıların ateşi!..