Marmarahaber Editörü C.Nihat TOPCU "şimdilerde fitne çıkaran KAHRAMAN, fitne çıkarana 'neden?' diye soran FİTNECİ oluyor!" diyor yazısında...
İşte o yazı...
”terazi var dartı var, her şeyin bir vahtı var!” (Dilber Hala)
SUS! Başına iş çıkarma!
Bastığımız yerler görüntüde sağlam dizilmiş kaldırım taşı olsa da, müteahhit firmanın ehil olmamasının verdiği beceriksizlikle dıştan baktığımızda altındaki oyuğu görmediğimiz için güvenerek bastığımız taşın altından rengârenk sular fışkırıyor pantolonlarımıza. Her adımda rengini kaybediyor elbisemiz. Belediye başkanı yahut müteahhit firma tanıdık olduğu yahut bizden olduğu için sesimizi çıkarmadan yolumuza devam ediyoruz. Sus! Başına iş çıkarma!
SUS! Mide bulandırma!
Lüks bir lokantada büyük bir davetteyiz. Leziz bir sofra donatılmış. Çorba orta malı. Konuşulanların mı yoksa sıcağın etkisi mi bilinmez, geçerken yolu bu lüks lokantaya uğrayan karasineğin başı dönüyor ve protokol masasındaki orta çorbasının içine düşüyor. Sofrada on kişi var. Çorbanın içine düşen sineği göz ucuyla herkes görüyor. Ne çorbayı içebiliyor nede ses çıkartabiliyorlar. İçlerindeki ses “AMAN, SUS! Kimsenin midesi bulanmasın!” diyor…
SUS! Ebu Zer olmanın sırası mı?
Hz. Ömer Cuma günü hutbeye çıktı, günün meseleleri ve icraatlarıyla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Derken Emir, uygun olmadığı düşünülen bir icraat ve fikir ortaya atıyor. Emir-ul Mü’minin en iyisini bilir diyen cemaat-i müslimin sesini çıkartmaz. Ebu Zer, köşede oturmaktadır, yanlışı görmüş ve ayağa kalkmıştır! Tam Hz. Ömer’e işin doğrusunu söyleyecek, içinden bir ses “sus ve otur şimdi Ebu Zer olmanın sırası mı?” der…
SUS! Bırak! Sorma!
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) mescitte oturdu sohbet ediyor. Sahabi’den birisi müsaade isteyerek sual etti “Ya Rasulallah, bu söz senden mi yoksa Allah’tan mı?” Peygamberimiz, Allah’tan dese ‘’EyvAllah’’ denilecek, kafaya takılan sorular unutulup gidecek. "Benden" dese, Sahabi soracak “Sebep nedir ya Rasulallah”… İçinden bir ses “bırak sorma Bedir Ashabı kesilmenin sırası mı?” der…
SUS! Mayın Mitingi Yapma!
Çoook uzak diyarlarda Müslümanların(!) idaresinde bir ülke varmış. Günün birinde bu ülkenin başbakanı ülkenin en önemli topraklarını Siyonistlerin 40 yıl kullanım karşılığında mayınsızlaştırmak teklifine EVET! Demiş.
Ülke içinde haksızlığa karşı direndiği iddiası ile hareket eden bir grup HAYIR! Bu toprağı Siyonist’e yâr etmeyiz demiş ve MAYIN MİTİNGİ düzenlemek istemiş.
Bu davasında haklı grubu küçümsemek için ülkenin Başbakan’ı “ Bunlar bir grup azınlık ve hükümetimizi yıpratmak için çirkin bir kampanya başlattılar. Bunların bir tane gazetesi ve birkaç adet küçük internet sitesi var. Bu, MAYIN MİTİNGİ düzenleyecek arkadaşlar Müslümanların yönettiği hükümete ve Müslümanlara fitne sokup bölücülük yapıyorlar ‘’ demiş.
Bunu duyan parti lideri “ Fitne çıkartmayalım! Bu arkadaşlar namazında niyazında arkadaşlar, susalım ve miting yapmayalım! ‘’ demiş ve miting yapmaya filan gerek duymamışlar…
SUS! Fitneci derler!
Çoook eski zamanlarda… Bir siyasi parti, il başkanını tepeden atama ile değiştirmiş. Sonra nasıl olmuşsa tabanın artık canına tak etmiş ve “NEDEN?” diye sorası gelmiş. Sorular çoğalınca ortalık karışmış. Herkes kafadan bir şeyler söylemiş. Sonra bir haber daha gelmiş “eski başkan tekrar göreve iade edildi.”
Sonra "bir grup azınlık! Fitneci! Dedikoducu! Nifak merkezi! Haber sitesi" (www.marmarahaber.net) bunu haber yapmış ve NEDEN? Diye sormuş…
Derken editörün aklına bir Mahsuni Şerif türküsü gelmiş "sordum sormaz olayıdım!"
Neyse efendim devam edelim.
SUS! Yoksa sustururlar!
Sonra, bakmışlar ki bu adamın susacağı yok, ne yapsak ta bu adamı etkisiz hale getirsek?
Düşünmüş düşünmüş ve akıllarına Ergenekon operasyonuna benzer bir şey gelmiş.
"Editörün geçmişini araştıralım. Tüm kusurlarını içeren bir dosya hazırlayalım. Ya açıklarız yada dosyayı açıklamakla tehdit ederiz!"
En iyisi biz bu editörün çocukluğuna inelim. Bu adamı karalayıp, sözünü etkisiz hale getirelim. Zira adamın yazdıkları doğru. Yalanlayamıyoruz da.
AAAA… Editör kendi kalesine gol atmış!
Aaaaa… Ne görsünler! Bu Editör var ya!
İlkokul 2. sınıfta iken köyüne (Uğrak Köyü İlköğretim Okulu) ilk kez gelmiş olan plastik topla köy okulunun bahçesinde futbol oynayan çocukları seyrediyor.
Derken sınıf öğretmeni Nevin Hanım, “evladım! Sen neden oynamıyorsun?” diye sual etmiş. Bizim editör Anadolu çocuğu utangaçlığı ile futboldan anlamadığını söylemekten çekinmiş (Nasıl editörse. Hem de soyadı TOPCU) derken oyuna dâhil olmuş yaklaşık 20 dakika sonra ilk kez ayağına değen topa olanca gücü ile tekmeyi vuran Editör’ün bu vuruşu kale direğinden içeri girmiş.
Editör sevinçli, nede olsa gol attı.
Tam sevincini doya doya yaşamak isterken Nevin öğretmenin yüzüne attığı tokatla kendine gelmiş….
Yıllarca o tokadın sebebini öğrenemeyen Editör, yediği dayağın etkisi ile futboldan da nefret etmiş. Yıllar sonra öğrenmiş ki golü attığı kale kendi kalesi…
İşte ilk belge: Editör kendi kalesine gol atmış! (NOT: Bu hadise tamamıyla başımdan geçen gerçek bir anıdır)
SUS! Senin derdin kişisel değil, kurumsal!
SUS! Derdin Bağcı değil bağdaki üzüm!
Sonra bu araştırmayı haber alan Editör, araştırmayı yapan yahut yaptıran kişi ve kişilerle ilgili bildiği kişisel ne varsa aklına getirmiş ( mesela, bu kişi veya kişilerin danışmanlık yaptığı sıralarda sorumlu olduğu kurumla ilgili bir kısım uluslararası girdi çıktı işleri ve …. Mesela ayağını yerden kesen arabanın kaynağı… Mesela yıllardır nasıl geçindiğinin ve bu zaman diliminde kullanılan hesapsız paraların kaynağı… ve… Editör gibi “NEDEN?” Sorusunu soranların gönderdikleriyle biriken Foto, belge, ses kayıtları, videolar… daha neler neler...)
Editör düşünmüş!
Benim sorunum bağcı ile değil.
Sorunum ürettiği üzümün kalitesi ile.
Ben müşteriyim.
Üründe kalite ve kusursuzluk aranır.
Ve elbette bu ürünü benim önüme getirecek olan kişinin sunumu da önemlidir.
Kişi ve kişiler geçici, dünya döndükçe bu üzüm bağından üzüm yiyecek Ümmet-i Muhammed kalıcı.
Ümmet-i Muhammed’in kursağına üzüm girsin, şarap değil!
Ben ürünün kalite standartlarını yükseltecek her türlü zirai mücadelenin içinde olurum ve desteklerim.
Elbette kusursuz değilim. İnsanım.
Ama ben toplumu yönetmeye, ÖNDER olmaya talip değilim.
Benim hatalarım kendimi, Bağcı'nın hataları, üreteceği üzümün kalitesi ile topyekûn Ümmet- Muhammed’i ilgilendirir...
Neyse sevgili okur! Şimdilik yeter!
Bakarsınız yine aklımıza FİTNE! gelir yine yazarız!
Ne diyor Dilber Hala “ben lafımı ortaya gorun! Beenen alır, beenmeyen bırahır gider!”
Extra Not: Aklıma 'Karga Yumurtası' hikayesi geldi... Neyse bir başka zaman...
Her türlü ELEŞTİRİ, HAKARET, KÜFÜR ve SÖVMEler için Editör'e
emailyazin@gmail.com
C.Nihat TOPCU / Editör
www.MarmaraHaber.Net