En son ve çok yeni olay şu… Saadet Partisi Ankara İl Başkanlığı Millî Görüş’ün 40. Yılı etkinlikleri bağlamında “Ahde Vefa Gecesi” tertipleyerek ilk günden bu yana Millî Görüş hareketi içinde bulunup sağ kalan mensuplarını TES-İŞ Konferans Salonunda bir araya getirip buluşturan bir program gerçekleştiriyor. Millî Görüş’e hizmeti geçen vefat etmiş kişiler rahmetle yad edilerek ruhlarına Fatihalar hediye ediliyor. Ve çok tabii, Saadet Partisi teşkilatlarında görevli bulunan-bulunmayan Millî Görüş erleri, maruf adıyla tüm mücahitler bu Ahde Vefa Gecesi’ne katılıyorlar.
Ama biri var ki Ahde Vefa Gecesi’ne katılması ve Erbakan ile birlikte sıcak görüntüler vermesi fevkalade dikkat çekip adeta olay oluyor. Bu biri Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’tan başkası değil. Peki, Millî Görüş’ün Partisi Saadet’in genel başkanının eski Millî Görüşçülere yönelik tertiplenen Ahde Vefa Gecesi’ne katılmasından ve Erbakan ile birlikte sıcak görüntüler vermesinden daha doğal ne olabilir; bunun nesi fevkalade dikkat çekiyor ve dahası olay oluyor?
Çünkü Numan Kurtulmuş Saadet Partisi’nin 26 Ekim 2008 Büyük Kongresine kadar çizdiği Millî Görüş’e bağlı, liderine sadık, bütün herkesin beğenisini kazanan dava adamı profilini genel başkan seçildikten sonra bir yana bırakıp başka havalara girdi, başka görüntüler sergilemeye başladı. Yani artık büyük kongreye kadarki gibi şişede durduğu gibi durmayarak bodoslama dalarak her şeyi değiştirip yeniden tanzim etmeye ve damgasını vurmaya kalkıştı.
Bu nedenle de yeni bir söylemden, yeni bir üsluptan, yeni bir paradigmadan söz etmeye ve yeniden bir değişim ve dönüşüm projesi peşinden koşmaya başladı. Seçim sonrasında da oy patlaması yaptığını, yeni söylem ve paradigmasının tuttuğunu, liderliğinin onaylandığını, bu seçimde daha önce Saadet Partisi’ne oy vermeyenlerin kendisine oy verdiğini, böylece yeni bir taban oluştuğunu, daha önce Millî Görüş karşıtı olan kesimlerin büyük ilgi ve desteğine mazhar olduğunu, artık Erbakan’ın bir kenara çekilip kendisine gölge yapmaması gerektiğini dile getirmeye başladı.
Bu tutumunun hareketlerine bir yansıması olarak da Erbakan’ın siyasi yasağının mahkemece kaldırılıp memnu haklarının iadesi vesilesiyle parti genel merkezinde yaptığı basın toplantısına, müteakiben İran’a gerçekleştirdiği 12 günlük fevkalade önemli geziye başlarken ve dönüşünde yaptığı basın toplantılarına katılmayarak tavır göstermeye başladı.
Arkasından Millî Görüş’ün en önemli geleneksel etkinliklerinden İstanbul’un fetih şölenini konuşmasını yaptıktan sonra Erbakan’ın konuşmasını beklemeyerek henüz programın başında terk edip gitmesi ve D-8’in 12. Yıldönümü etkinliklerine katılmayarak Avusturya gezisi ile kaçamak yapması izledi. Ki D-8, Erbakan’ın 20. Asrın 21. Asra en büyük armağanıdır diye tanımladığı en iddialı başarısıdır.
Bütün bunlarla da hızını alamayarak bir gece ansızın İstanbul İl Başkanı Sadrettin Karaduman’ı görevinden alıp yerine Erol Erdoğan diye kendisine yakınlığı iddia edilen birini getirdi. Daha birçok il başkanının değişeceğine dair haberler yayılmaya başladı… Ve işte dananın kuyruğu da böyle koptu… İnternet sitelerine adeta tepki yağmaya başladı…
…Ve sonuçta öyle anlaşılıyor ki Numan Kurtulmuş pes edip nedamet getirerek Ankara İl Başkanlığınca tertiplenen Ahde Vefa Gecesine katıldı ve Saadet Partisi Genel Başkanı olarak Millî Görüş Lideri Erbakan’ın yanında ikinci adamlığı kabullenmek durumunda kaldı.
Numan Kurtulmuş, fiili bir durum olarak kabullendiği Erbakan’ın liderliğini ve kendisinin ikinci adam konumunu içine sindirip samimiyetle teslim mi olmuştur; yoksa bulduğu ilk fırsatta yine baş kaldırıp bildiğini yapacak mıdır? Başka bir deyişle Numan Kurtulmuş kendisi isteyerek mi tekrar şişeye girmiştir; yoksa zorla mı içine tıkılmıştır? Bunu önümüzdeki günlerde görüp izleme fırsatı bulacağımızı umuyoruz.
Ancak Numan Kurtulmuş bütün bunları yaparken kesinlikle haklı noktada değildi, zerre kadar bile haklılık payı yoktu. Çünkü bir kere kendisi daha baştan rüştünü ispat etmek üzere siyasi mücadele yolunu tercih etmek yerine; itaatkâr, sadık, vefalı, davaya bağlı, lidere saygılı bir profil çizdi. Sırf bu yüzden kendisi ittifakla tek aday gösterilerek bütün teşkilatların desteği ile kongrede genel başkan seçildi.
Artık o saatten sonra siyasi bir mücadele içerisine girip liderliğe soyunması ve rüştünü ispatlamaya çalışması söz konusu olamaz. Bundan sonra bu yönde atılacak her adım, yapılacak her girişim vefasızlık olarak, ihanet olarak, kalleşlik olarak, köprüyü geçinceye kadar iki yüzlülük etmiş biri olarak algılanacaktır.
Bu nedenle şu husus artık değişmez ve değiştirilemez bir sabite halini almıştır: Numan Kurtulmuş liderlik için mücadele yolunu tercih etme fırsatını kaçırmış ve ebediyen yitirmiştir. Artık yalnızca genel başkan olarak konumuna razı olmak zorundadır. Aksi halde kulağından tutulup atılmaktan kendini koruyacak hiçbir siyasi imkân ve dayanağa sahip değildir.
Numan Kurtulmuş görevini Erbakan’ın izniyle Recai Kutan’dan devralmıştır. O da Kutan gibi ikinci adam olmaktan öteye asla geçemez. Liderlik yoluna sapabileceği kavşak geride kaldı. Önünde artık böyle bir kavşak yok. Çünkü ancak Erbakan ile siyasi bir mücadeleye girmesi halinde lider olabilirdi. Numan Kurtulmuş için bu artık söz konusu değildir. Liderlik yolu Numan Kurtulmuş ile siyasi bir mücadeleye girişecekler için sadece açıktır.
Umarız Numan Kurtulmuş bükemediği bileği öptükten sonra bir kez daha saygısızlığa ve yeniden ipini koparmaya yeltenmez. Yol yakın iken yanlıştan dönmesi çok iyi oldu. Geçmiş olsun.
Öte yandan her türlü ahlak dışı ve siyasi etiğe aykırı bir girişimi karakterine yakıştırıp gayrimeşru bir liderliğe soyunmayı içine sindirse bile buna dayanak yapabileceği bir başarıyı geride bıraktığımız ilk girdiği seçimde gösterememiştir. Çünkü o kendi etrafında dans ettirmeye çalıştığı rakamlar ortadadır, hiçbir şekilde çarpıtılamayacak kadar açık ve nettir.
Recai Kutan ile girilen 28 Mart 2004 Yerel Seçiminde Türkiye genelinde alınan oy oranı % 4.77’dir. Numan Kurtulmuş ile girilen 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde ise alınan oy oranı % 5.17’dir. İstanbul il bazında ise durum daha da vahimdir. İstanbul’da 2004’te Saadet Partisi’nin oyu % 6.51 iken 2009’da % 4.9’a düşmüştür. Yani net % 1,61 oranında gerilemiştir. Ayrıca bütün Türkiye’de tek bir il belediye başkanlığı ve koca İstanbul’da tek bir ilçe belediye başkanlığı alınamamıştır.


























