Karakter Boyutu A A A
MEDYA EN KOLAY KARİYER SAĞLAR
02 Temmuz 2009 Perşembe 23:55

Gazetemize özel açıklamalarda bulunan Birlik Medya Yöneticisi İrfan Arslan medyayı çok çabuk kariyer sahibi yapacak alan olarak tanımladı medyaya girdiysen yükselmek için gerisi yetenek işi dedi...

Birlik Medya Yöneticisi usta gazeteci İrfan Arslan

MEDYA EN KESTİRME KARİYER YAPMA YERİDİR  

Tercüman Gazetesi, Nurhak, Fırat, Turan Gazetelerinde muhabirlik ve haber koordinatörlüğü, televizyon kanallarında haber müdürlüğü yapan yerel medya ve habercilik dendiği zaman haber fabrikası lakabıyla akla ilk gelen isimlerden İrfan Arslan bu hafta röportaj sayfamızın konuğu oldu. 

Kısaca sizi tanıyalım…

1960 Elazığ doğumluyum. İlk, orta, lise, üniversite tahsilimi Elazığ’da yaptım. 1982 yılında ilimizde Nurhak Gazetesinde gazeteciliğe başladım. Aynı dönemde ulusal Tercüman Gazetesinde de spor muhabirliğine başladım. 1990 yılına vatani görevimi yapmaya gidene kadar da bu yerde devam ettim. 1991’de askerden döndükten sonra ilk kez ilimizde ofset baskıya geçen Fırat Gazetesinde, 1993’ün ikinci yarısında Turan Gazetesinde başladım. 1996 – 2000 arasında Anadolu Ajans muhabirliğini yürüttüm. Ayrıca 1993’te yayına başlayan Kanal 23 televizyonunun haber müdürlüğünü yaptım. Şu anda da Birlik Medya bünyesinde hayatımızı sürdürüyoruz.

Bir anda medyada buldum kendimi…  

Medyayla nasıl tanıştınız? Özel bir hikâyesi var mı?

Medyaya girmek hiç aklımda yoktu. Fırat Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okurken aynı zamanda bir iş yerimiz vardı. Müşterilerimiz arasında dönemin Tercüman Gazetesi muhabiri olan nur içinde yatsın Saadettin Öner Gedik arkadaşlar arasında yaptığımız konuşma ve tartışmalarda benim öne sürdüğüm fikirlerimi, ifade tarzımı beğenerek bana Nurhak Gazetesinde spor yazmamı, Tercüman Gazetesinin de spor muhabiri olmamı teklif etti. Bende kabul ettim. Yani hiç beklemediğim bir anda kendimi gazeteciliğin içinde buldum.

Matbaa mürekkebine bir kez bulaşan bir daha da onu bırakamaz  

Spor, haber, gazete, televizyon medyanın her alanında görev yaptınız… En severek yaptığınız, sizi geliştirdiğini hissettiğiniz alan hangisi? 

Biliyorsunuz ki medyanın bölünmüş bir hali var. Alaylı ve mektepliler diye… Alaylılar içinde en iyi yetişme alanı bence spor… Elbette bu işin eğitimi alınmalı ama gerçekler de gösteriyor ki her eğitimli de gazeteci olmuyor. Yani bir yerde gazeteci doğmak gerek… İletişim okuyan kişilere saygısızlık etmek istemiyorum ama bir tabir vardır matbaa mürekkebine bir kez bulaşan bir daha da onu bırakamaz diye. Bu bir gerçekliği anlatıyor. Boş yere söylenmiş bir söz değil. Ben kendi fikrimi söyleyeyim spor beni en çok geliştiren alan oldu.

Spordan bir türlü kopmuyorsunuz? Saha kenarında fotoğraf çekmeye de hala devam ediyorsunuz… 

Sporun içindeki etkinlik, imkânlar, rahat hareket edebilme durumu sizin hamlığınızı alıyor, haber yapma tekniğini öğreniyorsunuz. Ayrıca spor ilk göz ağrımız da… 

Bir gazetenin etkisi tirajıyla değil getirdiği sesle ölçülür

Sizin bir özelliğiniz var… Kime sorsak bir oturuşta 10 haber yapar diye anlatıyor. Bir yerde haber fabrikası diyebiliriz… Nedir bunun sırrı?  

Gülüşmeler… Ben burada genç arkadaşlarıma da diğer arkadaşlara da şunu söylüyorum. Gazeteci kimsenin görmediğini görendir bir yerde… Tabiri caizse cımbızla içinden haberi çekip alacaksınız yani… 1982’de bu işe ilk başladığımda Saadettin Öner Gedik benim ilk öğretmenim, rahmetli Sami Abi vardı, Bedrettin Keleştimur vardı, Ahmet Kaya vardı bu isimler bir olaya nasıl haber gözüyle bakabiliriz onu öğrettiler. Bu konuda benim üzerimde emeği olan insanlar. Haber nedir önce onu göreceksin, toplum nereyle ilgileniyor onu bileceksin ve bunu etkileyen kişi ve kurumları tespit edeceksin bu dinamiklerin hepsine ulaşarak o haberi yoğuracaksın. Bir gazetenin etkinliği tirajıyla değil getirdikleri sesle ölçülür. Yani yazdığınız yazı yaptığınız haber ne kadar çok ses getirirse bu önemli. Bir haber de ses getirince onun devamını yani haberden haber de türetmeniz gerekli. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. 1999’da seçimler yapılıyor. Keban’dan bir faks geldi. Seçmen sayısı nüfusundan fazla ilçe Keban diye.. Ben Anadolu Ajans’a bu haberi atacağım ama benim bu haberi satılabilir hale getirmem için bir şey yapmam lazım. O dönemde de bu tür haberler yaygın. Neyse ben bir hale dönüştürdüm ve haberi gönderdim. Ertesi gün bir baktık ulusal gazetelerin hepsinde benim haberim manşet olmuş… Yani gazeteci görülmeyeni gösterir. Tabi böyle yıllarca uğraşınca da artık oturduğunuz yerden haber yazma yeteneği kazanıyrsunuz. Mesela telefon açarım bir kurumla, müdürüyle görüşürüm oradan 5-6 haber çıkarırım. Benim bu yönümü ulusal medya da keşfetti. Kanal D gibi büyük kanallardan teklif aldım. Ama serdeki Elazığ sevgisi izin vermedi bırakıp gitmeye… Mesela Ogün Altıparmak ünlü gazeteci… Beraber maç izlerken benim fikirlerimden etkilendi ve gel seni İstanbul’a götüreyim dedi. 

Medyada manipülasyon var  

Görülmeyeni gösterme özelliği zamanla keşfedildikten sonra medya haber vermekten çok insanların haberi nasıl algılayacağını belirleme şeklinde çalışmaya başladı. Yani artık medyada manipülasyon çokça tartışılan bir konu. Her kişi kendi mesleğinin hırsızıdır denir. Siz de mesleğin erbabı olarak bu konuda neler söyleyeceksiniz?  

Evet tasvip etmiyoruz ama medyada bu çok yaygın. Bunu kendilerine menfaat sağlamak, bununla güç elde etmek, etkili olmak için düstur haline getirmiş kurumlar var. Ben medyada bunların olmasını istemiyorum. Çünkü bu diğer medya kurumlarını da zan altında bırakıyor. Haberin esas boyutundan çıkıp bir ayrıntıya insanların dikkatini çekerek ya da olayı çok farklı gösterecek argümanlar bularak olayın esas seyrinden çıkmasını sağlayarak bunu yapıyorlar. Gerçi günümüzde bu geçerliğini gün geçtikçe de yitiriyor. Çünkü artık bir habere ulaşmak bir tık ötede. Siz bir haberi saklamak isteseniz de görülmesini istemediğiniz yönünü saklasanız da diğer bir site tüm gerçekliği gözler önüne seriyor. Böyle olunca artık siz yıpranıyorsunuz. Meslekte Hocam Saadettin Öner Gedik bana kalemini bir yemeğe, bir elbiseye, paraya satma derdi. Ne güzel bir ölçü değil mi?

Gazetecilik en kestirmeden  

kariyer yapma alanıdır  

yeter ki yeteneğin olsun  

Bir müdürü arar bilgi alırım dediniz. Sizi görüyoruz da ilin önemli isimleri ile bir araya geliyorsunuz. İrfan Arslan arıyor dense herhalde telefona çıkmayacak bürokrat yoktur. Bu pencereden bakacak olursak medyayı nasıl tanımlarsınız? Yıllarını eğitimine veren, profesör olan bir insanın bile kolay ulaşamayacağı imkânlara ulaşıyor insan gazetecilikte… 

Aynen öyle… Gazetecilik en kestirmeden kariyer yapma alanıdır. Medyaya girdikten sonra yeter ki yeteneğiniz olsun gerisi çok kolay. Bir profesör olmak için 40 yıl vermek lazım. Ama bir gazeteci olmak, tanınmak için iyi bir yazı, haber, röportaj yetiyor. İnsanların televizyonda gördüğü insanlarla aynı ortamı paylaşmak, kimsenin cesaret edemediği ortamlara, toplantılara serbestçe girip çıkabilmek aklınızdaki soruyu ona iletebilmek çok önemli bir olaydır. Yalnız bu da mesleğe yeni başlayan insanlarda şok etkisi yapıyor. Bir düşünsenize yıllardır ekrandan izlediğiniz insanı birden karşınızda birebir konuşabilir halde görüyorsunuz. Böyle olunca bahsettiğim şok başlıyor ve bu ilişki imkânı suiistimal ediliyor. Bu çok hassas bir dengedir. Evet, ilini yöneticisi, önemli bir ismi ile konuşabilirsiniz ama gazeteci kimliğinizi korumak şartıyla. Bunu gazetecilik adına toplum adına yapmak kaydıyla… O insan bunun için size kapılarını açıyor. Siz bunu şahsi istekleri iletme kapısına, eş dost işlerini halletme mekanizmasına dönüştürürseniz iş çığırından çıkar. Az önce bahsettiğim şokla bunu anlatmak istedim.

Sadece yazarlık, muhabirlik kabul etmiyorsunuz. Aynı zamanda gazeteciliğin mutfağında da görev yapıyorsunuz. Nedir bunun sebebi?

Sevgi… İnsan bir işi severek yapınca ne kadar çok emek harcasa o kadar çok zevk alıyor. Ayrıca mutfağın adı üstünde haberlerin piştiği servise sunulduğu yer... Yani insanlar o haberi okuyunca ne anlayacak orada belirlenir. Burası sevilmez mi? 

Kitap çıkarmayı düşünüyorum

Bu kadar çok sevdiğiniz gazetecilikteki hedefiniz nedir? Bir gün bırakırım diyebileceğiniz bir nokta var mı?  

Bir işi ne kadar çok sevseniz de fiziki şartlarınız bazı şeylere elvermeyebilir. Elverdiği kadar bu işi yapmak isterim. Kısmetse yakın zamanda emekli olacağım. O zaman da farklı projeler düşünüyorum. Aldığım notlarım, ajandalarım var. Hanımla zaman zaman bu konuda tartışırız. Bana nereye koyacağım bu kadar ajandayı diye sitem eder. Ben biraz da kitaba yönelmek istiyorum zamanla. Bir kitap çıkarmayı düşünüyorum.

Kitabın içeriği hakkında tüyo alabilir miyiz?  

Anılarımı yazmayı düşünüyorum. Meslekte yaşadığım anılarımı bir kitap haline getirmek o ilginç anlara insanları da ortak etmek istiyorum.

Bakana sigara cezası kestim  

Ajandalardan bahsettiniz, anılar dediniz… Belli ki çok anılarınız var not aldığınız. Okurlarımızla kitabınızdan önce paylaşmak istediğiniz anınız var mı?  

Sene 1996 dönemin bakanlarından biri Rüştü Kazım Yücelen… Elazığ’da Şeker Fabrikasını ziyarete gelmiş. Biz de oradayız ve toplu yerlerde sigara içme yasağı 4207 sayılı yasa yeni çıkmış. Bakan çıkardı sigarasını yaktı. Yanında Allah rahmet etsin Avni Çarsancaklı, Valimiz Lütfullah Bilgin oturuyorlar. Kalktım dedim ki sayın bakanım ceza vermek zorundasınız. Hayırdır dedi… Siz sigara yasağı çıkaran meclisin bakanısınız. Bu yasayı ihlal ediyorsunuz. Bu sebeple bu yasanın getirdiği cezayı ödemek zorundasınız. Döndü Vali bey ile konuştu ve peki kime ödeyeceğiz bu cezayı babayiğit dedi… Dedim Elazığspor muhasibi burada ona ödeyebilirsiniz. Çıkardı ödedi. Bu haber oldu ulusala ve bakan ceza kesildi dendi.

Ağabey Türkçe konuşuyor bu…  

Bizim İHA Muhabiri Erol Kara ile farklı bir dostluğumuz vardır. Erol da yaptığı hinliklerle tanınır. Bir gün Bilgin Elektriğin yaptığı baraja gitmişiz haber yapacağız. Erol o arada güvenlikçilerle bir şey konuştu. Bir süre sonra ben etrafta çekim almaya gidince baktım etrafıma toplandılar. Neyse iyice takip ediyorlar beni döndüm hayırdır dedim n’oluyor? Döndüler Erol’a o güvenlikçiler abi bu Türkçe konuşuyor dediler. Meğerse Erol gitmiş onlara demiş ki bu adam yabancı yerden gelmiş dikkat edin farklı bir amacı olabilir… 

Sizin de yazılarınıza, haberlerinize bakıyoruz eski hareketli, sert üslubun yerini ılıman bir hal almış. Nedir bunu sebebi? İlimizdeki siyasi hareketliliğin artık olmayışı mı? Yoksa başka bir sebebi mi var?

Elazığ eskisi gibi değil. Nerede o hareketli günler. O zamanlar farklıydı. Tabi gündem hareketli olunca size de, kaleminize de yansıyordu bu. Durduk yere sert olunmaz. Toplumu ilgilendiren haksızlık olur bunu savunmak için hakkını almak için sert yazarsınız.

Medyanın kaleminin keskinliğini konjonktür belirler

Yani medyanın kaleminin keskinliğini bir yerde konjonktür belirliyor yani...

Elbette… Medyada bu dengeyi sağlamak çok önemlidir hele de yerel basınsanız. Mesela başımızda demeklesin kılıcı gibi sallanan bir ihale yasası var. Yerel gazetelerden alınması söz konusu... Zaman zaman onlar bize karşı kullanıyor, zaman zaman biz onunu için karşı atağa geçip sertleşiyoruz. Yani bir yerden bakınca hükümetlere hak veriyorsunuz zaman internet çağı ama öte tarafta da bu kadar ekmek yiyen insan var.

Gazeteci gözlüğünüzle ilimizin gidişatını nasıl görüyorsunuz?

Tek kelimeyle Elazığ sahipsiz… Sahip çıkanı yok… Bir olay oluyor açıyorsunuz vekillerimizin haberi bizim telefonumuzla oluyor. Maden’in ilimizden alınması söz konusu arıyorsunuz sizin vekiliniz o tasarının altında imzası olduğunu öyle öğreniyor. Hâlbuki rahmetli Ali Rıza Septioğlu vardı. Bakanken önüne bir yasa tasarısı getirilmiş onaylanması için. Soruyor nedir bu diye… Diyorlar ki İstanbul köprüsünden elde edilen gelirin bir kısmı belediyeye aktarılsın. Diyor ki tamam… Ama bir şartla imzalarım, nedir şartınız diye soruyorlar? Keban Barajında üretilen elektrikten kazanılan paranın bir kısmı da Elazığ Belediyesine aktarılsın diye madde ekleyin imzalayayım. Eklenmiyor o da imzalamıyor ve o yasa çıkmıyor. Yani ilin hakkını savunacaklar böyle uyanık olacaklar. Böyle insanlar istiyoruz. Ha diğer yönden bakarsanız sahipsiz de olsa gelişiyor. Bir gün televizyonda Elazığ’a şunlar gerekli dediğimde dışarıda beni görenler hayal dünyasında mı yaşıyorsun dediler. Ama bakıyoruz şimdi çoğu gerçekleşmiş. Gazetecilik budur bir yerde.

Açıklamalarınız için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizlere kendimizi anlatma imkânı sunduğunuz için gazetenize teşekkür ediyorum. Artık bizlerin yerine sizler geleceksiniz. Başarılarımı diliyorum.
Röportaj: Osman Gürses
Foto: Muhammet Gürses
 

387 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» ERBAKAN/ '28 ŞUBAT BAŞARILI OLAMADI'
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com