Karakter Boyutu A A A
DEDİĞİ DEDİK
06 Temmuz 2009 Pazartesi 23:59

Ergenekon Davasını kim yürütüyorsa Türkiyeyi o yönetiyor:DEDİĞİ DEDİK

Ergenekon Davasını kim yürütüyorsa Türkiye’yi o yönetiyor:  

 DEDİĞİ DEDİK
 
  
“Ergenekon Davası Türkiye’yi rehin aldı” diyerek bu konuda üzerine söz söylenemeyecek sözü söyleyen ve ötesine geçilemeyecek tespiti yapan CHP lideri Deniz Baykal oldu. Evet; gerçekten Ergenekon Davası iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla, ordusuyla, emniyetiyle, istihbaratıyla, yargısıyla, üniversiteleriyle, sivil toplum örgütleriyle, her türlü resmi ve sivil kurum ve kuruluşlarıyla, yer altı ve yer üstü dünyasıyla tüm Türkiye’yi kelimenin tam anlamıyla kıskıvrak yakalayıp rehin almış durumda…
 
İstediği yere baskın yapıyor, istediğini sorguluyor, istediğini tutukluyor, istediğini salıyor, istediğini yargılıyor… Hiçbir güç ve irade karşı koyamıyor, engel olamıyor, elinden kurtulmak için çıkış yolu bulamıyor. Bugüne kadar herkesin şerrinden Allah’a sığındığı ceberut kesimler bile yakınmaktan, dövünmekten, yırtınmaktan, ağlayıp sızlamaktan öte bir şey yapamıyorlar; Ergenekon Davasını yürüten güç karşısında mutlak bir çaresizlik içindeler.
 
Bu durumu, yani Ergenekon Davasından kurtuluşun imkânsızlığını da yine en çarpıcı ve en anlamlı şekilde Deniz Baykal mealen şu sözlerle ifade edip tasvir ediyor:
 
Tek kurtuluş umudu Ergenekon Efsanesindeki gibi yine bir dişi kurdun mucizevî şekilde ortaya çıkması, bu milleti emzirip kılavuzluk ederek sahili selamete ulaştırmasıdır; bundan öte öngörülebilir hiçbir kurtuluş çaresi ve ihtimali yok!  
 
Her nedense Deniz Baykal’ın CHP grup toplantısında sarf ettiği bu oldukça manidar sözlerini hiç dikkate alan, üzerinde duran olmadı. Belki de mutlak bir umutsuzluk tablosu çizen, teslimiyet içinde kadere rıza göstermekten başka bir çözüm yolu gösteremeyen bu çarpıcı ve ironik sözleri hoşlarına gitmediği için pek kimse duymak, anlamak istemedi. Çünkü Baykal açıkça Ergenekon Davası sanıkları ile alay edip efsanedeki asenadan (dişi kurt) başka umut bağlayabileceğiniz bir güç ve irade yok diyor!  
 
Ancak devekuşu gibi kafayı kuma sokup bu somut gerçekleri görmeme eğilimi ve çabasıyla aslında Deniz Baykal’ı lisanı hal ile tasdik ediyorlar. Yoksa biri çıkar niye bu umutsuzluk tablosunu çizip bizleri Ergenekon Davasına teslim olmaya çağırıyorsun diye en azından çıkışırdı.  
 
Aslında Ergenekon Davasından kurtaracak olan dişi kurt ABD ve İsrail’den başkası değil ancak bu da hiç mümkün değil. Çünkü Ergenekon Davasından yargılananların yarısı ABD ve İsrail yanlısı ise bir yarısı da ABD ve İsrail karşıtlarından yani ulusalcılardan oluşuyor. Ergenekon sanığı ulusalcıların ABD, AB, NATO, İsrail ve topyekûn Batı emperyalizmine şiddetle karşı oldukları çok açıktır.  
 
Hatta Kara Kuvvetleri Komutanı iken Genelkurmay Başkanı olmasını istemedikleri Org. Yaşar Büyükanıt hakkında “Dedesi Osmanlı’ya ihanet eden bir işbirlikçi Yahudi idi, bu yüzden öldürüldü. Kudüs’teki kabrini, torunu Org. Yaşar Büyükanıt’a jest yapmak üzere İsrail anıtmezar haline getirdi.” şeklindeki iddiaları internet sitelerine gönderen asker kökenli kişilerin de ulusalcı oldukları şüphe götürmeyen bir husustur. Yine Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Kudüs’teki ağlama duvarı önünde dua ederken ve fanatik Yahudilerle poz verirken çekilmiş resimlerini medyaya servis edenlerin de ordu içerisindeki ulusalcılar olduğu bilinmektedir.  
 
İşte bu yüzden, Ergenekon Davası sanıklarının tamamı ulusalcı olmadığı, önemli bir kısmı küreselci, yani ABD, AB, NATO ve İsrail yanlısı olduğu için pirincin taşı ayıklanamamaktadır. Bu durum karşısında ABD ve İsrail’in yalnızca Ergenekon sanığı kendi yandaşlarını kurtarıp karşıtlarını mahkûm ettirmesi gerekir ki zaten gösterilen çabalar da bu yöndedir.  Ne var ki bu çabalar pek bir işe yaramış ve şimdiye kadar herhangi bir sonuç vermiş ya da arpa boyu yol almış değildir.  
 
Bu amaçla Genelkurmay komuta kademesi AKP Hükümeti ile dayanışma içerisinde hareket ederek Ergenekon örgütüne bulaşmış ulusalcı subayları mahkûm etmeye ve ordu içindeki ABD, AB, NATO, İsrail karşıtlarını tasfiye etmeye çalışmaktadır. Genelkurmay Başkanlığının tutuklanan üst rütbeli generallere sahip çıkıyor gibi görünürken öte yandan Ergenekon Savcısına her türlü kolaylığı dolaylı şekilde göstermesinin nedeni budur.  
 
Ancak ordu içerisindeki ulusalcı kanat öyle kolay tasfiye edilecek gibi değildir. Nitekim onların birçok konuda tutuklu askerlere bazı ordu kademeleri ve askeri kurumlar üzerinden destek ve yardım sağladıkları da bir vakıadır. Buna ilişkin medyaya her gün birçok haber yansımaktadır. Bu tür palyatif gayretler Ergenekon Davasından kurtuluş için sonuç almaya yetmese de lokal kolaylıklar sağlamada etkili olmakta, en önemlisi de ordu içindeki ulusalcıların varlığı böylece yansıtılmış olmaktadır.  
 
Ergenekon Davasını yürüten güç ve irade ise şimdiye kadarki tutumu ile ulusalcıların yargılanıp küreselcilerin salıverilmesine asla yanaşmadığını göstermiştir. Aksine asker-sivil Ergenekoncu sanıklarının ulusalcı-küreselci ayırımı yapılmadan bir denge içerisinde yargılanmasını sağlamıştır. Ne var ki konjonktürel olarak bazen küreselciler bazen de ulusalcılar için usul çerçevesinde yasal uygulamalar gevşetilmektedir. Fakat bu hiçbir şekilde sonucu etkilemeye veya hedefi saptırmaya müncer olacak nitelikte olmamıştır.  
 
En son olarak ABD ve İsrail’in has adamı 28 Şubatçı emekli Org. Çevik Bir ile emekli MİT’çi Nuri Gündeş’in sorgulanmaları ise bu tür hesapları iyice altüst etmiştir. Çevik Bir’in Başbakan Erdoğan’ın uçağına saldırı planı yapıp suikast tertiplemekle suçlandığı medyada yer almaktadır. Dahası Kıbrıs’taki tatbikat sırasında o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun hedef alındığı suikast planı ile ilgili de sorgulandığı medyaya yansımış bulunmaktadır.  
 
Bütün bunlardan ortaya çıkan tablo şudur: Genelkurmay Başkanlığı’nın AKP Hükümeti ile işbirliği yaparak ulusalcıların yargılanmasına karşın küreselcilerin serbest bırakılması çabası çıkamaza girmektedir. Çünkü Başbakan Erdoğan’a yönelik suikast girişimi ile suçlanan Çevik Bir ve MİT’çi Nuri Gündeş de küreselci gruba mensuptur.  
 
Esasen Ergenekon Davasının gidişatı sırasında ortaya çıkan belirgin tablo, arkasındaki gerçek gücün AKP iktidarı olmadığını net şekilde göstermektedir. Zaten, partisine kapatma davası açılmasını ve laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan ötürü para cezasına mahkûm edilmesini önleyemeyen bir iktidarın Ergenekon gibi muazzam bir davayı yürütecek güce sahip olduğunu düşünmek abestir.  
 

Ayrıca giderek daha açık ve yadsınamaz şekilde 28 Şubat rövanşına dönüşen Ergenekon Davası uygulamalarının, kendisi de bir 28 Şubat ürünü olan AKP iktidarı tarafından samimiyetle desteklendiğini ileri sürmek akla ziyan bir düşüncedir. Eğer Ergenekon Davasının sonucunda 28 Şubat sürecinin sorgulanmasına da el atılacak olursa hiç kuşkusuz ki bugünkü AKP iktidarının yöneticilerine de kesilecek hesaplar olacaktır.

Bu arada Ergenekon Davasını çıkmaza sokmak için, sulandırmak için yapılan her türlü girişimin de sonuçta -bilinçli ya da bilinçsiz- aslında yargılama sürecine güç katıp kolaylık sağladığı da gözlemlenmektedir.  

Örneğin CHP Lideri Deniz Baykal’ın durup dururken 12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştirenlere yönelik yargı sürecinin başlatılmasına ilişkin açıklama ve girişimleri Ergenekon Davasını yürüten iradenin elini güçlendirmektedir. Çünkü o takdirde itiraf edilen 28 Şubat post modern darbesi sorumlularının da yargılanması kaçınılmaz olacaktır.  Dahası bizzat yazdığını itiraf ettiği 27 Nisan bildirisinin sorumlusu da okkanın altına alınacaktır. Baykal bu yeni yaklaşımı ve sergilediği duruşu ile Ergenekon Davasının yanında yer aldığı izlenimini fena halde vermektedir. Meclis’ten gece yarısı geçirilen “darbe önleme yasasının” CHP’nin desteği ile çıkması da ilginçtir.  
 
Kamuoyu desteğine ve toplumsal mutabakata yol açan bu yaklaşım Ergenekon Davasını 28 Şubat’a karşı bir rövanşa dönüştürme eğilimi gösteren arkasındaki güç ve iradeye meşruiyet ve büyük itibar kazandırmaktadır. Ayrıca demokrasinin askeri darbelerin tasallutundan kurtarılmasını isteyen her kesimden büyük kitlelerin de tabii arzusu ve özlemi de okşanmış olmaktadır.  
 
Tabloyu biraz daha bütünselleştirerek göz önüne getirecek olursak; Ergenekon Davasını yürüten irade sürekli güç toplarken; karşısındakiler giderek daha çok bölünmekte, dağılmakta ve zaafları, handikapları artarak güç kaybına uğramaktadırlar.  
 
Sanırız bu gidişin sonunda herkes bir şekilde suçlu sandalyesine oturtulup ortak kurtuluş için her şeyden sorumlu bir günah keçisi bulunup toplumsal barış öyle sağlanacaktır. Bu günah keçisi ise sanırız hile rejimi ve köle düzeni olacaktır. Çünkü herkesin kurtuluşunun tek yolu rejimin ve onun dayandığı resmi ideolojinin yürürlükten kaldırılıp tasfiye edilmesidir. Böylece ülkenin üzerine örtülen bitli yorgan gidecek kavga da bitecektir. Gerçekte darbelere ve yasadışı derin örgütlenmelere yol veren, imkân sağlayan ülkenin başına tebelleş edilen hile rejimi ve köle düzeni yapılanmasıdır. Bu işbirlikçi düzen yıkılıp Adil Düzen kurulmadıkça ne toplumsal mutabakat, ne barış ne huzur sağlanabilir.  
 
Olayın bir de ekonomik boyutu var. Bugün küresel ekonomik kriz dünyanın süper gücünü ve en güçlü müttefiklerini dize getirip perişan ederken yeni dengelerin oluşmasına yol açmaktadır. Türkiye’de de ekonomik kriz özellikle küreselci sermayeyi vurmaktadır. Buna karşın TÜSİAD ve güdümündeki medyanın AKP iktidarını İMF ile anlaşmaya zorlamaya yönelik baskıları sonuç vermediği gibi aleyhlerine büyük bir propagandaya da yol açmaktadır.  
 
Günümüzde siyaset de ekonomi de hatta savaşlar bile gerçeklerden çok algılar üzerinden yürütülmektedir. Türkiye’deki küreselciler ve ulusalcılar kamuoyu desteğini ve toplumsal tabanlarını hızla yitirmektedirler. Üstelik Körfez sermayesi Türkiye’yi destekleyip giderek küresel sermaye ve onun içerideki işbirlikçisi büyük sermayenin yerine ikame olmaktadır. Böylece siyasi ve askeri destekten yoksun kalan Ergenekon Davası sanığı geleneksel egemen güç çevreleri ekonomik kayıplarla da hızlı bir şekilde erimektedirler.  
 
Ergenekon Davasını yürüten güç ve irade hiçbir şekilde yadsınamayacak bir realite olarak; yalnızca yargı erkiyle, yalnızca emniyetle, yalnızca orduyla, yalnızca istihbaratla, yalnızca siyasi iktidarla, yalnızca kamuoyu desteğiyle, yalnızca toplumsal mutabakatla ya da yalnızca bunların bir bölümü ile bunca kapsamlı bir yargılama faaliyetini planlayamaz, örgütleyemez, yürütemez, üstesinden gelemez ve sürdüremez.  Ancak bütün bunların hepsinin çok güçlü ve istikrarlı bir dayanışması ve işbirliği sonucu bu dava bu kapsamda, bu kararlılıkta ve bu dirayette yürütülebilir ki böyle bir durum kesinlikle söz konusu değildir, zaten olamaz da.  
 
Tam aksine tüm bu kurum ve kuruluşlar kısmen ya da tamamen çok önemli ölçüde Ergenekon Davasının karşısında yer almakta var güçleri ile mücadele etmektedirler. Bu son derece somut gerçek ortadadır ve çıplak gözle de izlenip gözlemlenebilmektedir. O halde Ergenekon Davası nasıl oluyor da engellenemeden, saptırılamadan, tökezletilemeden, çomak sokulamadan, bir yerde patlak vermeden; son derece planlı, programlı, istikrarlı ve belirlenen doğrultuda dirayetle yürütülebilmektedir? 
 
Aslında herkesin bütün zihinsel melekeleriyle, istihbarat imkânlarıyla, birikimleriyle keskin kılıç üzerinde durduğu ve fakat bir türlü kavrayamadığı, altından kalkamadığı ve dile getirip itiraf da edemediği en önemli husus Ergenekon Davasının nasıl yürütüldüğüdür. Bu bilindiğinde Türkiye’nin nasıl yönetildiği de bilinmiş olacaktır. Çünkü Türkiye’yi avucunun içine alıp yönetecek bir güç ve kudrete sahip olmayan bir irade asla bu kapsam ve nitelikteki Ergenekon Davasını yürütemez. 
 
Ergenekon Davasının seyrine bakıldığında bunun bir koalisyon, bir ittifak, bir komisyon veya heyet tarafından değil tek merkezden yönetildiği çok açık görülebilmektedir. Bunca farklı kesimleri içine alan, bunca karşıt kutupları hedefine koyan, bunca büyük kitleleri mağdur eden bir organizasyonun herhangi bir ittifak ve birleşik cepheye dayanması ve bunu sürdürebilmesi, strateji belirlemesi, üstün bir taktik ve manevra kabiliyeti göstermesi imkânsızdır, eşyanın tabiatına aykırıdır.  
 
Dolayısıyla kaçınılmaz olarak dünyada eşi görülmeyen -İtalya’daki bunun yanında mizansen kalır- bu davanın ülkedeki ve bölgedeki bunca hercümerce rağmen tıkır tıkır işletilerek yürütülmesi muazzam bir beynin, üstün bir aklın ve siyasi dehanın varlığını ister istemez gerektirmektedir. Bunun başka türlü izahı eğer karartma ve manipülasyon amacı gütmüyorsa aptallıktan beri değildir.  
 
Bazıları, Gülen Grubu medyasının Ergenekon Davasını büyük bir coşku ve azimle desteklemesini ve Hocaefendinin ABD’de bulunmasını dikkate alarak bu büyük güç ve organizasyonun ABD’ye dayandığını düşünmekte ve bu nedenle başarılı olacağına inanarak konumunu belirlemektedir. Özellikle Ahmet ve Mehmet Altan kardeşlerin düşünce tarzı ve yaklaşımı budur.  
 
Ancak bu çok sığ bir düşüncedir, dahası Ergenekon Davasını yürüten güç ve iradenin bir manipülasyonudur. Çünkü bu düşünce ve ona dayalı yaklaşımlar Ergenekon Davasının güçlü görünmesini desteklemekte, başarıyla sonuçlanacağına olan inancı pekiştirmektedir. Oysa önümüzde yakın bir geçmişin çok açık bir tecrübesi var. 28 Şubat sürecinin arkasında gerçekten ABD vardı ve herkes bu yüzden yanında yer aldı. Oysa ABD Yahudi kuruluşu JİNSA tarafından ödüllendirilen Çevik Bir dâhil birçok asker ve sivil bu sürecin daha başında tasfiye edildiler!  
 
Çevik Bir Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarı için de İsrail ve ABD Yahudi cemaati nezdinde kefil olmuştu ama sonra bizzat kendisi -iddia o ki- suikast tertipledi. Başbakan Erdoğan’a suikast tertip etmiş olmasa bile artık kefil olmayacağı çok açık. Çevik Bir eğer bir suikast girişiminde bulundu ise; bunun o kefilliğin yol açtığı zarar ziyanı telafi etmesi için kendisine yüklenmiş bir ihale olması olasıdır.  
 
Daha önce Turgut Özal da -başlangıç çizgisinden sapan- 12 Eylül yönetiminden hesap sorsun diye ABD Yahudi Cemaati tarafından desteklendi ve fakat iktidar olduğunda Kenan Evren ile sarmaş dolaş olup işbirliği içerisine girdi. Bu durum ihanet olarak kabul edildi ve Yahudi töresi gereği ölüm cezasına mahkûm edildi. Başbakanlığı sırasında girişilen suikast girişiminden sonuç alınamayınca, bundan kaçıp sığındığı Çankaya Köşkü’nde işi bitirildi…  
 
Şimdi aynı töre cezasını Yahudi kendisine ihanet eden Başbakan Erdoğan’a da kesmiş bulunuyor ama bir türlü infaz edemiyor. Başbakan Erdoğan da bu cesaretini bu umutsuzluktan alıyor. Çünkü artık Yahudi’ye yaranamayacağını biliyor ve asla güvenmiyor. Bu yüzden kaderine razı olup devlete güvenmekten başka çaresinin olmadığı bilinci ile Yahudi’ye karşı elinden geleni ardına koymuyor.  
 
Geçen günlerdeki ilginç bir anekdot bu konuyu kavramada önemli ip uçları veriyor. Mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin yasa görüşülürken İsrail Büyükelçisi de TBMM’ye giderek alenen kulis yapmaya çalıştı. Çünkü muhalefet Hükümetin bu yasayı mayınlı araziyi temizleme karşılığı 49 yıllığına İsrailli bir firmaya kiralamayı amaçladığı noktasında iktidar aleyhine yoğun propaganda yapıyordu.  
 
Eğer İsrail Büyükelçisi gerçekten bu yasa için kulis yapmaya çalışsa ve buna ihtiyaç duysa; bunca ayyuka çıkmış iddialar karşısında elini kolunu sallayıp medyanın gözleri önünde Meclis’e giderek mi yapar? Yoksa kimlerle görüşmek istiyorsa onları uygun mahfillerde, karanlık odalarda bulamaz mı, ya da bulmaya çalışmaz mı?  
 
Ama hayır Büyükelçinin amacı üzüm yemek değil bağcı dövmekti!  
 
Çünkü AKP iktidarının istese de artık bunca kavga gürültüden sonra bu ihaleyi İsrail firmasına vermeyeceğini, daha doğrusu veremeyeceğini bildiği için… Bu fırsattan yararlanarak AKP iktidarı İsrail yanlısı yasa çıkarıyor görüntüsünü destekleyip güçlendirmek için böyle alenen gitti kulislerde medyanın gözleri önüne arzı endam etti ve bolca habere konu oldu. Böylece DAVOS’ taki dobra tutuma karşı Yahudice bir kalleşlikle cevap vermeye çalıştı.  
 
Başbakan da buna benzeri şekilde bir cevap vererek muhalefete yüklenirken Türkiye ile İsrail arasında birçok gizli anlaşma olduğunu açıkladı. Kimin yaptığı daha etkili oldu onu zaman gösterecek…  
 
İşte tıpkı bunun gibi Gülen Grubu medyasının Ergenekon Davasını destekleyerek verdiği görüntü birçok kesimin işine geliyor. Ergenekon Davasını yürüten güç ve iradenin de işine geliyor, ABD’nin ve daha birçok kesimin de. Herkes kendi hesabına bunu yontmaya çalışıyor. Bazı safdiller ise bu işleri Fethullah Gülen’in yürüttüğünü düşünüyor. Bir büyük deve sürüsünü güden çobanın sürünün sahibi zannedilerek çok zengin biri olduğunun sanılması gibi bir yanıltıcı durumdur bu.  
 
Peki, Gülen Grubunun asıl patronu kim?  
 

Bu sorunun cevabı çok sofistike gibi ama pek de öyle değil… Grup birçok kez el değiştirdi ise de sonunda aslına rücu etti. Unutulmasın ki Fethullah Gülen Hoca Efendi, Özal’ı Demirel’e karşı desteklemek üzere Risale-i Nur Cemaatinden 12 Eylül yönetimi tarafından çıkartılıp desteklendi. Gülen’in 12 Eylül yönetimi ile daha doğrusu asker ile ilişkisi Özal’dan da öncedir!

Ve son sahibi yine aynı çizgideki milli derin devlettir. Fethullah Gülen Topluluğunu -görüntüsü öyle olsa da- gayri milli konuma oturtmak yanlıştır. Şöyle ya da böyle sonuçta bu ülkeye ve millete hizmet ettikleri ortadadır. Evet, zorlama ve yakıştırma değil öküzün altında buzağı görünüyor; ama yine de görüntüye aldanmamak lazım.  

Sayı: 561 
 

2642 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com