Karakter Boyutu A A A
YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR
04 Aralık 2009 Cuma 23:59

Türkiye liderliğinde Osmanlının 10 katı büyüklüğünde yeni bir dünya kuruluyor

Türkiye liderliğinde Osmanlı’nın 10 katı büyüklüğünde

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR 

Halen günümüz dünyasını yönetmekte olan Siyonizm yeryüzü liderliğini Osmanlı Cihan Devletini yıkarak elde etti. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı Devletleri dönemlerinde 1000 yıl milletimiz yeryüzünde adalet ve barışı tesis etmek için Haçlı Seferlerine karşı koyarak ve Viyana kapılarına kadar dayanarak İslam Âleminin ve dünyanın liderliğini yaptı.

20. Yüzyılın ilk yarısında tarihin en kanlı iki dünya savaşını üst üste çıkartarak yeryüzünü ateşe verip kana bulayan Siyonistler ardından da nihayet Yalta Konferansında Birleşmiş Milletler teşkilatı ile onun çatısı altında ABD ve SSCB öncülüğünde iki kutuplu bir dünyayı ve İslam Âleminin bağrında Yahudi Devleti İsrail’i kurdular.

ABD’li bir Siyonist’in övünerek sarf ettiği “Biz Yahudiler 20. Yüzyılda iki devlet kurduk: Biri Türkiye diğeri İsrail” şeklindeki sözleri bir gerçekliğin ifadesinden başka bir şey değildir. Bu amaçla 4 asır boyunca Osmanlı toprağı olan Filistin’i para karşılığı isteyen Avusturyalı ünlü Siyonist Theodor Herzl’e çok sert şekilde ret cevabı veren II. Sultan Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesi 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Siyonist Kongrede kararlaştırıldı.

Bu Siyonist Kongrede alınan kararlar arasında Osmanlı Devleti’nin dağıtılması, kurtarılacak Filistin toprakları üzerinde ilk 50 yılda İsrail devletinin, ikinci 50 yılda ise arzımevud üzerinde merkezi Kudüs olan Büyük İsrail’in kurulması da vardı.

Aynen planlandığı üzere ilk 50 yılda İsrail Devleti 1948’de kurulmasına karşın,1997’ye denk gelen ikinci 50 yılda Büyük İsrail’in kurulması mümkün olamadı. Bunun için Kudüs işgal edilip İsrail’in başkenti olarak ilan edilmiş ve Büyük İsrail Projesi Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içinde kamufle edilerek gerçekleştirilmek üzere özel oluşturulan Çekiç Güç bölgede konuşlandırılmıştı.

O tarihte Türkiye’de iş başında bulunan Erbakan’ın kurduğu 54. Hükümet buna fırsat vermeyip Çekiç Güç’ü bölgeden uzaklaştırdı. Buna karşın başlatılan 28 Şubat post modern darbe sürecinde ise Erbakan, koalisyonun DYP kanadı çökertilerek istifa etmek zorunda bırakılmış ve 54. Hükümet yıktırılmıştı. Daha sonra 28 İslam ülkesini kapsayan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi hayata geçirilmek üzere ABD ve müttefikleri tarafından Afganistan ve Irak işgal edildi.

Ancak 1 Mart Tezkeresi TBMM’de reddedilerek Irak’ın Türkiye üzerinden Kuzey’den işgaline imkân verilmeyince ve ardından da şiddetli bir İslami direniş başlatılınca ABD ve müttefikleri batağa saplanıp sürekli güç ve itibar kaybına uğradılar. Sonuçta Irak’tan çekilmeye başlayan ABD ve müttefikleri Afganistan’da da batağa saplanmış durumdalar.

TBMM 1 Mart Tezkeresini reddederek sadece ABD’nin Irak’ı kuzeyden işgaline engel olmakla kalmadı; asıl önemlisi Pentagon’un bu bahanenin arkasına saklanarak Türkiye’yi işgal etme planını akim bıraktı. Çünkü Nevada Çölünde Türkiye’yi işgal senaryosu ile tarihinin en büyük ve kapsamlı tatbikatını yapmış bulunan Pentagon, Irak işgalini bahane ederek bu senaryoyu hayata geçirmek istiyordu.

Bu plan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, CHP lideri Deniz Baykal ve AKP iktidarının, belirlenen bir strateji doğrultusunda ortak hareket etmeleri sonucu boşa çıkartıldı. Çünkü bu, milli derin devlet tarafından çok iyi hazırlanmış bir karşı plandı, kesinlikle spontane bir olay değildi.

Zaten Pentagon bunu gördüğü için fazla diretmeden günlerdir beklemekte olduğu İskenderun Körfezi önlerinden çekip gitti ve artık o saatten sonra kaçınılmaz hale gelen Irak işgalini mecbur kaldığı için Süveyş Kanalını dolanıp güneyden başlatmak durumunda kaldı.

Eğer böyle olacağı bilinseydi Pentagon sadece Irak’ı işgal etmek için gelmezdi. Çünkü kısa süre önce bölge ülkelerine yönelik geniş kapsamlı bir gezi düzenleyen ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheny, İsrail ayağında İsrail Başbakanı Ariyel Şaron ile anlaşmazlığa düşmüştü. Ariyel Şaron’un Filistin sorununun çözümü için yardımcı olmasını istemesini Dick Cheny olumsuz karşılayarak ”Yaser Arafat’ı asın, Filistin’i de toptan kazıyıp denize dökün, bu iş bitsin” şeklinde cevaplamıştı.

Bu sözler dünya kamuoyuna yansıyınca Arap Alemi hop oturup hop kalkarken asıl İsrail büyük bir tedirginlik içine girmişti. Bu yüzden Başbakan Ariyel Şaron ABD’de toplanan Yahudi Kongresine telekonferans yöntemiyle hitap ederek şöyle demişti:
Ne yaparsanız yapın, ABD’nin Irak işgalini önleyin. Çünkü gelip bölgede yangın çıkartacaklar sonunda İsrail’i bu yangın çemberinin ortasında yalnız bırakıp çekip gidecekler.

Bunun üzerine gerçekten de tüm dünyada savaşa hayır mitingleri yapılarak büyük gürültüler çıkartıldı. Ancak sonra ne olduysa birden bu kampanya bıçakla kesilir gibi son buldu. Nitekim ABD işgal ettiği Irak’ta onca katliam yaptı dünyada tek bir savaşa hayır mitingi yapılmadı. Sadece Saadet Partisi başta İstanbul olmak üzere birçok ilde ABD’nin Irak işgalini lanetleme mitingleri yaptı.

Peki, neden İsrail Başbakanı Şaron sonra o çağrısının arkasında durmadı ve savaşa hayır mitingleri de bir anda son buldu?

Çünkü ABD’deki Siyonist NEO-CON ekip, Dick Cheny ve Beyaz Hıristiyan ekibine rağmen asıl Irak’ı değil Türkiye’yi işgal etmek istediklerini söyleyip İsrail Başbakanı Ariel Şaron’u ikna etmişlerdi!

Nitekim Pentagon, Çekiç Güç’ün bölgeden uzaklaştırılmasına karşın, gerekli çalışmaları yapıp tedbirleri aldıktan sonra hazırlanan 1 Mart Tezkeresi ile hava ve deniz limanlarına yerleşip Güneydoğu’ya 80 bin asker konuşlandırmak, Türkiye’yi işgal etmek ve böylece Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek istiyordu.

Bu kalleşçe planın çok iyi farkında olan Türkiye, Birinci Tezkere ile adeta Pentagon’u davet ederek deniz limanlarının büyük gemilerin yanaşabileceği şekilde derinleştirilmesine, hava üslerinin dev nakliye uçaklarının inebileceği şekilde uzatılmasına ve 80 bin kişilik Pentagon kuvvetinin konuşlanması için Güneydoğu’da arazilerin kiralanmasına izin verdi.

Bu noktadan sonra İkinci Tezkerenin (1 Mart Tezkeresi) TBMM’den geçmemesine hiç ihtimal vermeyen Pentagon kuvvetleri gelip İskenderun Körfezine dayandı. Türkiye hain planı bildiği içindir ki Birinci Tezkereyi yem olarak kullanıp ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgalini kaçınılmaz hale getirerek batağa saplattı.

Çünkü Pentagon’un Türkiye’yi işgal planından asla vazgeçmeyeceği, mutlaka bir şekilde bunu gerçekleştirmek için yeni planlar yapacağı biliniyordu. Kaldı ki olay o sıralar medyada tartışılıyordu. Özellikle Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal ABD’nin Türkiye’yi işgal etme planı yaptığını dile getirip sürekli gündemde tutuyordu. Bu durum karşısında ABD’nin Irak’ta batağa saplanması halinde ancak Türkiye’nin işgalden kurtulabileceği değerlendirmesi yapılıyor olmalıydı.

Çünkü Türkiye işgalin dışında kalıp gücünü koruduğu takdirde, Afganistan ve Irak’ı işgal eden ABD ve müttefiklerini başarısızlığa uğratıp bölgeden uzaklaştırabilirdi. Ama eğer Türkiye işgal edilecek olsaydı ABD ve müttefiklerini bölgeden uzaklaştıracak bir güç İslam Dünyasında mevcut değildi.

Nitekim Türkiye bir yandan ABD’nin kuzeyden Irak’ı işgal etmesine izin vermeyerek bölge ülkeleri ve toplumlarının müzaheretine, güvenine mazhar olurken; diğer yandan ise işgal güçlerinin her türlü lojistik ihtiyaçlarının İncirlik Üssü ve Habur Sınır Kapısından karşılanmasına izin vererek kendine bağımlı hale gelinmesini sağladı. Bu basiretli ve uzun vadeli politika çok başarılı sonuçlar verdi.

Başta ABD’nin oluşturduğu yeni yönetim olmak üzere Irak’taki bütün kesimlerle iyi ilişkiler kuran Türkiye; kurumsallaştırdığı Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Toplantısı aracılığıyla da bölge ülkeleri ile en ileri düzeyde ilişkilerini geliştirdi ve her aşamada konuya müdahil olmayı başardı.

Bütün bunlara ilaveten İslami Direniş’in gerçekleştirdiği eylemler de sonuç itibariyle Türkiye’nin bölge siyasetine güç verip katkı yapan bir nitelikte devam ede geldi. Türkiye’nin bölgeye yönelik ABD’den bağımsız ve özgün politikalarından psikolojik güç kazanıp umuda kapıldığı için mi; yoksa başka destekler de aldığı için mi; direnişin uzun soluklu olup varlığını sürdürdüğünün netliğe kavuşturulması oldukça zor bir tartışma konusudur.

Fakat şu var ki Türkiye dışında Irak ve Afganistan’daki direnişi örgütleyecek, destek çıkacak bir ülke ve dünya gücü bulunmuyor. Sonuçta İslami Direnişten yarar gören Türkiye’den başka bir ülke de yok. Başta İsrail, ABD ve müttefiklerinin dünyada terörü bir silah olarak kullandıkları zaten biliniyor. Bu bağlamda dünyanın en kanlı terör örgütü PKK’nın Türkiye’ye karşı çeyrek yüzyılı aşan bir zamandır kullanıldığı da bir vakıadır. Her türlü silaha aynısı ile karşılık verme zorunluluğu kaçınılmazdır.

Gelinen noktada Irak işgalinin askeri, ekonomik ve siyasi olarak büyük kayıplarına yol açtığı ABD ve müttefiklerinin Irak işgalini sürdüremeyecekleri anlaşılmış bulunuyor. İşgalcilerle işbirliği ettiği için Irak’taki tüm toplumlarla arası kötüleşen Kuzeydeki Kürt yönetimi de çaresiz ister istemez geleceğini Türkiye ile birlikte düşünmek zorunda kalmış durumda.

Oysa nihai olarak bağımsız bir Kürt Devletini öngören Kuzey Irak Kürt yönetimi bir İsrail projesidir. Nitekim İçişleri Bakanı Beşir Atalay daha yeni yaptığı bir konuşmada Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin istihbarat örgütünün İsrail tarafından kurulduğunu söyledi.

İsrail’in bölgede Arap olmayan bir müttefik, daha doğrusu uydu devlet kurma planı da ABD’nin Irak işgali sonucunda suya düşmüş durumdadır. Çünkü Kürt Yönetimi ve Toplumu bölge toplumları ile öyle kanlı bıçaklı hale geldi ki Türkiye dışında hiçbir ülke ile birlikte olamaz, varlığını sürdüremez.

Türkiye’de ise zaten toplumun her kesimi ile kaynaşmış büyük bir Kürt nüfus var. Dünyadaki Kürtlerin en büyük kısmı Türkiye’de, onların da en büyük kısmı başta İstanbul büyük şehirlerdedir. Türkiye kendi Türklerine tanıdığı her türlü hakkı Kuzey Irak ve diğer bölge Kürtlerine de tanımak zorundadır. Dolayısıyla Türkiye’deki Kürtler entegre oldukları takdirde diğer bölge Kürtleri için de bir teminattır.

Bu durumu çok iyi bildikleri için gerek Kuzey Irak Kürt Yönetimi Mesut Barzani gerekse Irak’ın Kürt kökenli Cumhurbaşkanı Celal Talabani Türkiye ile entegre olmayı bekaları için tek çıkar yol olarak görmektedirler.

Peki, bütün Kürtler Türkiye ile entegre oldukları takdirde ileride bağımsız bir devlete dönüşüp ülkeyi bölebilirler mi?

Bu mümkün değildir. Çünkü Kürtlerin büyük çoğunlu Türkiye’dedir ve onların da büyük çoğunluğu batıdaki büyük şehirlere yerleşmiş olup Türkleşmiştir. Kuzey Irak ve diğer bölge Kürtlerinin Türkiye ile entegre olmaları halinde toplumsal bazda buradaki Kürtlerden daha kolay Türklerle entegre olacakları muhakkaktır.

Nitekim Saddam zamanında Çekiç Güç’ün kışkırtması sonucu kaçıp Türkiye’ye sığınan Kürtler bölge halkı ile uyum sağlayamadılar ve birçok soruna yol açtılar. Onlara yapılan yardımlar da daha çok Batıdan ve Müslüman kesimler tarafından yapıldı. Bu yaşanan tecrübe Kuzey Irak Kürtlerinin Güneydoğu’daki Kürt halkından daha çabuk ve daha kolay şekilde toplumun geneli ile entegre olabileceklerini gösterdi.

Türkiye’nin bölgeye yönelik özgün global politikasına geri dönersek, Irak işgalinin iç politikasını böldüğü ABD’de şu anda Türkiye ve İsrail yanlısı iki farklı ve hatta zıt siyasi akım ortaya çıkardı. Bu yüzden Türkiye’nin geliştirdiği Ortadoğu politikalarına karşı bir kesim İsrail ile birlikte hop oturup hop kalkarken, diğer kesim açık destek veriyor. Önceki Başkan Bush’tan sonra onun yerine gelen Obama da Türkiye’nin Ortadoğu politikalarını desteklemektedir.  İşgal sonrasında Irak’ın ve bölge güvenliğinin Türkiye’ye emanet edilmesini ABD istemektedir. Hem de İsrail’e rağmen.

Çünkü Türkiye’nin bölge lideri olarak yeni bir dünya gücü olduğunu birçok ABD’li resmi yetkili açıklamıştır. Türkiye eskiden olduğu gibi Batı’nın sadık müttefiki ve her şeyin dikte edilebildiği bir ülke değil, artık işbirliği yapılması gereken bir süper güç oldu demektedirler.

Türkiye yalnız Ortadoğu’da değil, Balkanlarda, Kafkaslarda güçlenen ve diğer komşuları ile ilişkilerini geliştiren bir lider ülkedir. Örneğin, bir süre önce patlayan Gürcistan krizi nedeniyle NATO donanmasının boğazlardan Karadeniz’e çıkarma yapma girişimine Montreoux sözleşmesini gerekçe göstererek izin vermeyen Türkiye, Rusya ile zaten ileri düzeyde olan ilişkilerini bu sayede daha da güçlendirip aradaki güveni pekiştirmiş oldu.

Türkiye bölgesinde hızla yükselen yıldız ülke olarak dünyanın yeni süper gücü haline gelmeye başladığı içindir ki Batı medyasının gündeminden hiç düşmüyor. Gün geçmiyor ki ABD ve Avrupa medyasında, diplomasi çevrelerinde Türkiye’nin bu önlenemez yükselişine ilişkin kaygıları dile getiren yorumlar, analizler yapılmış olmasın.

Çünkü Afganistan ve Irak işgallerinin büyük bir güç ve prestij kaybına uğrattığı, üstüne üstlük bundan kaynaklanan küresel ekonomik krizin de ağır şekilde tahrip ettiği ABD tek süper güç konumunu fiilen yitirip etkisizleşmiş durumdadır. Ayrıca bölünen iç politikası nedeniyle de dünyanın jandarması olarak kullanamadığı ABD gözünden düştüğü için Dünya Siyonizmi bu kez Çin’i süper güç yapmak üzere kolları sıvamış bulunuyor ama bundan alabileceği herhangi bir sonuç yoktur.

Avrupa Birliği ise tam aksine Başkanlığa ve Dışişlerinden sorumlu göreve düşük profilli iki kişiyi seçerek dünyadaki gelişmelerde aktif rol almaya yönelik isteksizliğini ortaya koymuş durumdadır.

Bütün bunlar Türkiye’ye “Osmanlı’nın on katı büyüklüğünde Yeni Bir Dünya” kurma fırsatından öte zorunluluğunu getirmiş bulunmaktadır. Tırnak içine aldığımız bu sözler yıllar öncesinden Erbakan’ın çokça tekrar ettiği konuşmalardan alınmış sözlerdir.

En son yapacaklarını en başta dünyaya ilan eden Erbakan, belli ki bugün yaşananları ve ileride yaşanacak olanları daha ilk günde planlayıp programlamıştır. Siyasete daha ilk başladığı yıllarda Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde, İslam Birliği temelinde Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kurulacağını haber veren Erbakan 1976’da Milliyetçi Cephe Koalisyonu adı verilen Hükümette iken Türkiye’yi İslam Konferansı Teşkilatına üye yaptı. Başbakan olarak kurduğu ve ancak 11 ay görevde kalan 54. Hükümette ise D-8’i kurarak dünyaya ilan etti.

Erbakan, İslam Âlemini oluşturan 60 Müslüman ülke ve birçok İslam toplumu adına en büyük 8 İslam ülkesi liderinin İstanbul’da bir araya gelip kuruluşunu ilan ettiği D-8’in D-60, ezilmekte olan diğer tüm ülkelerin iştirakiyle de D-160’a baliğ olacağını belirtiyordu. Deklare edilen D-8’in 6 ilkesi temelinde 6 milyar insanın saadetini amaçlayan ve Adil Düzen’in kurulacağından söz eden Erbakan bunun için Batı ülkelerini barış masasına oturtacak müeyyidelere sahip olunduğunu da belirtiyordu.

Bu bağlamda Allah’ın büyük bir nimeti olarak nitelediği teknolojiye İslam ülkeleri olarak en ileri derecede sahip olduğundan da söz ediyordu. İran’ın nükleer silah yapma çabalarını anlamsız bulan Erbakan, İslam ülkelerinin Batılıların 60 yıldan beri sahip olduğu bir silaha sahip olmakla üstünlük sağlamalarının mümkün olmadığına vurgu yaparak onlarda olmayan üstün teknolojiye sahip olmak gerekir diyor.

Erbakan bir örnek vererek şunları söylüyor: “Batılılar bugün 3 metreden öte sapmayan kıtalar arası füzelere sahip bulunuyor. Nükleer bombaları bu füzelere yükleyip atıyorlar. Biz ise bu füzeleri uzaktan kumanda yöntemiyle havada iken geri döndürüp geldiği noktaya düşürecek bir teknolojiye sahibiz. Bu yüzden onların elindeki tüm nükleer bombalar bizim sayılır. Bizim nükleer bomba yapmamıza gerek yoktur.”

Erbakan Türkiye’yi şu anda AKP iktidarı aracılığıyla İslam Âleminin fiilen lideri ve hamisi konumuna getirmiş bulunuyor. Şu haliyle pratikte işleyen bu mekanizmanın ileride bir statü verilip prosedüre kavuşturulması çok kolay olacaktır.

Nitekim Avrupa Birliği yarım yüzyıldır yapılanmasını sürekli geliştirmesine rağmen halen hiçbir fonksiyonelliğe kavuşmuş değildir. Hiçbir uluslar arası meseleye ağırlık koyup belirleyici olamamaktadır. Buna karşın Türkiye liderliğindeki İslam Birliği henüz yapılanması başlangıç noktasında olmasına karşın son derece fonksiyonel bir pratiğe sahiptir. Dünyada da hızla artan bir ağırlığa ve saygınlığa sahip bulunuyor.

Çok önemli bir husus da Türkiye’nin iç yapılanmasının bir süper güç ve dünya lideri konumuna uygun şekilde yeniden tanzim edilmesidir. Çünkü 1930’lu yılların ulusal devlet anlayışı ve üniter yapısı ile süper güç ve lider ülke olunamaz. Bu hususta yaşanmakta olan kaostan bir düzen çıkarılacağına hem içeriden hem dışarıdan gözlemciler kesin gözle bakılmaktadırlar.

Türkiye gündemine gelen hangi konuyu tartışırsa tartışsın aslında her halükârda İslam Birliği liderliği konusunu tartışıyor.

Sayı: 582
 

1190 defa okundu...
mesud akgül       ERBAKAN VE ERDOĞAN'IN LİBYA ZİYARETİ   02 Aralık 2009 Çarşamba 08:04
Refah-Yol Hükümeti döneminde Başbakan olan Erbakan gerçekleştirdiği Libya Ziyareti sonrası bu Ülkede Sabetayist odaklar kıyamet kopmuştu.Erbakan’ın Libya ziyaretine karşı çıkan "Bu ülkede Erbakan Başbakan olsa bile Dışişleri Bakanlığına giremez" açıklamasını gazetelere pervasızca yapan Dışişleri Bakanlığındaki Sabetayist Cunta,bu ziyaretin gerçekleştirileceği kesinleşince,Libya da ki Büyükelçilik vasıtası ile bu ziyareti provake edecek girişimlerde bulundu.Libya Lideri Kaddafinin çadırda gösterdiği tepkinin altında Dışişlerindeki Sabetayist monşerlerin yaptığı bu provekatif çalışmaların etkisi büyüktü. .Erbakan’la birlikte o ziyarete katılan işadamı İbrahim Cevahir Libya ziyareti ile ilgili TGRT Televizyonunda şu açıklamayı yapmıştı."Erbakan’ın Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerine ziyaret yapacağını öğrenince,Önce Recai Kutana gidip dedik ki, Erbakan’ın ziyaret edeceği Ülkeler arasında Libya yok.Libya dan toplam 300 Milyon Dolar alacaklı olan işadamlarımız var.Ancak Kaddafi bu parayı ödemiyor.Erbakan Hocam Libya ziyaretini gerçekleştirirse bu parayı alabiliriz dedik. Recai Kutan bizim isteğimizi Erbakan’a iletmiş, ancak Erbakan programda bu ziyaret yok diyerek reddetmiş. Bundan haberimiz olunca biz bir heyet olarak Erbakan’la tekrar görüştük ve sonunda Erbakanı razı ettik.Gerçekleştirilen Libya ziyareti sonrası Kaddafi 300 Milyon dolar olan alacağımızı da ödedi.Bundan dolayı Erbakan’a müteşekkiriz.".Evet Türkiye de Refah-Yol Hükümetinin düşmanı olan çevreler tarafından Üzerinde günlerce kıyamet kopartılan Libya ziyaretinin özeti bu idi.Ancak Medya bu Libya ziyaretini bir rejim sorunu haline getirmeyi başarmıştı.PKK Terör örgütünü kuran,her türlü Askeri Teçhizat,Eğitim,İstihbarat yardımını yapan ve bütün Lojistik desteğini sağlayan,Irak,Suriye,İran gibi Ülkelerinin topraklarında barınmasını sağlayan ABD ve İngiltere,Almanya,İtalya,Fransa gibi ülkeleri Türkiye’nin Dostu ve Müttefiki ilan eden İşbirlikçi Medya ,Kaddafinin Kürtlerle ilgili söyledikleri karşısında ise tam bir ikiyüzlülük sergileyip kıyamet koparmıştı.Aslında Medyanın derdi ne Libya idi,ne Kaddafi ne de Kürtlerdi. Asıl derdi İslam Birliğinin temellerini atan, IMF'yi kovan Erbakan’ın Başkanlıktan indirilmesi idi.İntikam soğuk yendiğinde lezzetli aştır, derler ya,İşte Erbakan da Öğrencisi Tayyip Erdoğan’ın Libya ziyareti ile o dönemde kendisine yapılan haksızlıkların rövenşını Sabetaist Oligarşiden böyle almıştı.O dönemde Arslan kesilip kıyamet koparan Sabetayistler nedense Erdoğan’ın ziyareti karşısında ise uysal Kedi gibi miyavlayamadılar bile. Anlaşılan Arslanın tüyleri dökülmüş,dişleri de sökülmüş.İşte Erbakan’ın gücü, bükülmez bileği ve üstün aklı budur.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» VAROL önemli açıklamalar yaptı
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN/ '28 ŞUBAT BAŞARILI OLAMADI'
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com