İstanbul’da kurulan Kudüs Çadırı’nı bazı sözde anti Siyonist hahamlarla birlikte ziyaret eden Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’u dinleyen İngiliz parlamenter George Galloway “İşte Türkiye’nin Selahaddin-i Eyyubi’si” deyivermiş.
Olayı başkası anlatsaydı, acaba Numan Kurtulmuş’a bir kastı mı var diye düşünürdük, ama kaynak sağlam… En mutemet yalakası Yavuz Selim Kurt sahibi olduğu Boyut Haber internet sitesinde yazıyor. Bu yüzden itiraza mahal yok.
Peki, bu İngiliz gâvuru, İngilizlerin milli kahramanı Aslan Yürekli Rişar (Richard The Lionheart)’a unutulmaz bir ders verip Kudüs’ü Haçlılardan kurtaran Selahaddin-i Eyyubi’ye Numan Kurtulmuş’u görür görmez nasıl benzetmiş olabilir?
Numan Kurtulmuş’u Arslan Yürekli Rişar’a benzetseydi -yine alakası yok ama- anlamakta o kadar zorlanmazdık. Selahaddin-i Eyyubi’ye benzetmesine ise pek bir anlam veremedik, doğrusu çok da şaşırdık. İngiliz gâvuru acaba bizlerden daha çok mu tanıyor Numan Kurtulmuş’u? Yoksa münasebetsizlik edip tereciye tere satmaya mı kalkışmış?
Şu tanıdığımız, bildiğimiz, gördüğümüz Numan Kurtulmuş ne Selahaddin-i Eyyubi’ye ne de Aslan Yürekli Rişar’a benzetilebilir. Ama mesela ünlü İngiliz ajanı Lawrence’e pek âlâ benzetilebilir. Eğer Numan Kurtulmuş için Türkiye’nin Lawrnece’i deseydi ağzına sağlık derdik, çünkü cuk otururdu.
Şu Kudüs Çadırları da çok netameli oluyorlar… Sincan’da kurulan Kudüs Çadır Tiyatrosu 28 Şubat post modern darbe sürecinin adeta startı olmuştu. 6 Eylül 1980 günü Konya’da yapılan Kudüs Mitingi de Erbakan’a rağmen Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’ün dayatması sonucu yapılmış ve bir grup provokatör istiklal marşı okunurken protesto edip oturmuştu. Ondan sadece 6 gün sonra yapılan 12 Eylül 1980 darbesi için bu eylem en önemli gerekçe yapılmıştı.
Eğer Kudüs, çadır tiyatrolarında kurtarılabilseydi Nurettin Şirin Numan Kurtulmuş’tan çok önce Selahaddin-i Eyyubi olup tarihe geçmiş olurdu.
Ne yazık ki; Erbakan 40 yıldır şu Millî Görüşçüleri feraset, basiret, dirayet sahibi yapamadı; kişilik, özgüven ve onur kazandıramadı; bir türlü aşağılık duygusundan kurtaramadı. Hiç adam olacakları yok. Hata, -hâşâ- Erbakan’da değil; köleleştirilmiş, benliği ezilmiş bir topluma kişilik kazandırmak kadar zor bir şey yoktur.
Bu nedenledir ki bugüne kadar hep Millî Görüşçülere kimin liyakatli lider, kimin İslamcı radikal yazar, hangisinin radikal İslamcı gazete olduğunu hep bu malum çevreler çaktırmadan lanse ettiler, empoze ettiler. Onlar da Erbakan’ın uyarılarına kulak asmadan hepsini bağırlarına bastılar.
İlk önce Millî Selamet Partisi’nin 1974’teki daha ilk kongresinde Gündüz Sevilgen’i takva ve ihlâs abidesi Nurcu lider olarak onlar lanse etti… Sonra adam 48 milletvekilinin 25’ini peşine takıp gitti. Ve sonra artık adı sanı unutuldu. Yaşıyor mu; öldü mü? Bilen yok. Nurculuk ile ne alakası olduğu da anlaşılamadı. Kimse Nurcu diye de adam yerine koymadı.
Sonra MSP’nin 1978’deki kongresinde “Erbakan siyasetten anlamıyor; bu parti ancak Korkut Özal ile başarıya gider” diye dehşet bir propaganda yaptılar. Onu da Nakşîler destekledi. Erbakan karşısında o da kıl payı kaybetti. Sonra 12 Eylül fırsatında ağabeyi Turgut Özal ile birlikte ANAP’ı kurdular ve MSP’nin kadrolarını ve tabanını silip süpürdüler. Refah Partisi ilk seçimde ancak % 3 oy alabildi.
Sonra aynı çevreler bu kez Recep Tayyip Erdoğan’ı yenilikçi hareket adına “işte lideriniz” diyerek Millî Görüşçülerin önüne koydu. Erbakan istemeyince, nihayet Millî Görüş gömleğini çıkartıp gitti AKP’yi kurdu. Bu kez de o Millî Görüş kadrolarını ve tabanını silip süpürdü. Saadet Partisi de %2,5 oya mahkûm oldu.
Sonra da hile rejimi ve köle düzeni uyduruk kayıp trilyon davasında Erbakan’ı -hâşâ- sahtecilikle mahkûm edip ömür boyu siyasi yasaklı konuma getirdi ve Saadet Partisi Genel Başkanlığından uzaklaştırıldı.
Aynı çevreler bu kez nihayet, uzun süre bir kenarda beklettikleri Numan Kurtulmuş’u “Erbakan’ın veliahdı, ısrarcı olduğu aday, baba dostu ve davanın sadık lideri” gibi yakıştırmalarla rakipsiz şekilde dayatıp Saadet Partisi Genel başkanlığı koltuğuna getirip oturttular. Erbakan öncekiler gibi Saadet Partisi’ni de bölmesinler diye hayır diyemedi, ister istemez peki demek durumunda kaldı.
Çok geçmedi adam rengini belli edip Erbakan ve Millî Görüş’e hasım kesildi. Erbakan’ın gölgesinden, vesayetinden yakınıp asla emanetçi olamam diye tutturdu, meydan okumaya, tavır koymaya başladı.
Şimdi de bir İngiliz Gâvuru gelmiş Numan Kurtulmuş Türkiye’nin Selahaddin-i Eyyubi’si diyor. Millî Görüşçüler vay anasını bu gâvur ne de her şeyi biliyor mu dediler; yoksa Numan Kurtulmuş’u bize kakalamaya çalışıyor mu dediler? Bilemiyoruz.
Ama şunu biliyoruz… Bugüne kadar malum çevreler ne zaman “işte size hıyar!” dedilerse Millî Görüşçüler tuzlarını bıçaklarını alıp hemen seğirttiler! Ve bunu her defasında tekrar yapmaktan da sakınmadılar.
Şimdi de yine Numan Kurtulmuş’a Selahaddin-i Eyyubi diye sarılırlarsa hiç şaşmayız.
Atalarımız bir kere aldatılan eşektir, defalarca aldatılan ise eşek oğlu eşektir demişler, doğru demişler.
>>>>>O<<<<<


























