Karakter Boyutu A A A
SAADET PARTİSİ KENDİNİ KEMİRİYOR
29 Aralık 2009 Salı 01:59

Numan Kurtulmuş hızla yaklaşan seçim için harcanacak para ve enerjiyi daha kongrelerini yeni yapmış bulunan illerin yönetimlerini değiştirmek için kullanıyor.
Yaşamsal önemde bir genel seçim hızla yaklaşırken…
SAADET PARTİSİ KENDİNİ KEMİRİYOR
Saadet Partisi, geçtiğimiz yıl il kongrelerini tamamladıktan sonra 26 Ekim 2008 günü büyük kongresini de yaparak Numan Kurtulmuş’un Genel Merkez Üst Kurulunca ittifakla aday gösterilip delegelerin de onayı ile Genel Başkan seçilmesi sonucu yeni yönetimini oluşturdu.
Herkes Genel Başkan Recai Kutan yaşlı olduğu için Refah Partisi’nin bir türlü yapamadığı atağı, genç, yakışıklı ve akademik kariyer sahibi Numan Kurtulmuş’un yapacağı umuduyla, yaklaşan yerel seçimde büyük bir başarının gerçekleştirileceği beklentisine girdi. Ama hiçbir şey beklendiği gibi gitmedi.
Çok geçmeden, Numan Kurtulmuş yaklaşan yerel seçim için çalışmalar başlatmak yerine Millî Görüş ile hesaplaşmaya ve Erbakan’a karşı bayrak açmaya kalkıştı... Önce yeni bir yaklaşım, yeni bir üslup, yeni bir anlayış, yeni bir söylem, yeni bir paradigma diyerek Millî Görüş’ü ve geçmişini sorgulamaya yönelik bir kampanya başlattı.
Böylece kongrede yoğun olarak Fark var Saadet var, Harun gelip Karun olmayacağım gibi sloganları, anlaşıldığının aksine -Tayip Erdoğan ve AKP’ye yönelik değil- Erbakan ve Millî Görüş ile ilgili hesaplaşma adına dillendirdiği ortaya çıktı.
Hesaplaşmasını Millî Görüş’e karşı söylemleri ile sınırlı tutmayan Numan Kurtulmuş, ittifakla aday gösterilmesine onay veren bizzat Erbakan’a yönelik olarak da sürdürdü. Bu bağlamda da ben emanetçi olmam, kimsenin gölgesini kabul etmem, vesayet altına girmem, dışarıdan müdahale edilmesine izin vermem gibi ifadelerle durup dururken Erbakan’a sürekli söz atmaya ve sataşmaya başladı.
Bununla da yetinmeyen Numan Kurtulmuş, AKP iktidarına karşı yapmadığı bu sert muhalefeti Erbakan’a karşı dozunu daha da arttırıp sürdürerek tutum ve davranışlarıyla tavır da koymaya başladı.
Önce Erbakan’ın kayıp trilyon denilen davada mahkûm edilerek ömür boyu siyasi yasaklı hale getirilmesine karşın, Avrupa Birliği yasalarına uyum nedeniyle değiştirilen Türk Ceza Yasası gereği mahkemece memnu haklarının iade edilmesi üzerine vaki davet üzerine Saadet Partisi Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısını boykot edip katılmayarak tavrını koydu.
Arkasından üst düzey yetkililerince ülkelerine yapılan davet üzerine İran’a düzenlediği gezi vesilesiyle Erbakan’ın tertiplediği basın toplantısına da katılmayarak bu boykotunu sürdürdü. Keza, büyük yankılar uyandıran 12 günlük İran gezisi sonunda Türkiye’ye döndüğünde Erbakan’ın yaptığı basın toplantısında da hazır bulunmayan Numan Kurtulmuş bu tutumunda ısrar etti. Bu boykotlarla da yetinmeyerek Erbakan’ın İran gezisinin Saadet Partisi adına yapılmadığını, kendilerini bağlamayacağı gibi anlaşılmaz beyanlarda bulundu.
Bu aykırı tutum ve davranışlarını tırmandırarak sürdüren Numan Kurtulmuş, Millî Görüş’ün en önemli etkinliklerinden biri olan İstanbul’un fethi kutlaması vesilesiyle 29 Mayıs 2009’daki yıldönümü kutlama programında konuşmasını yaptıktan sonra Erbakan’ın yapacağı konuşmayı beklemeden protokoldeki yerini terk edip stadyumdan ayrılıp giderek bu tavır koyma eylemlerine bir yenisini daha ekledi.
Daha sonra da Erbakan’ın D-8’in yıldönümü vesilesiyle ESAM’da düzenlediği programda ve Millî Görüş’ün 40.yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Anadolu Gençlik tarafından Ankara’da gerçekleştirdiği görkemli gençlik şölenine de katılmayarak bu tavırlarına ilişkin görüntüler vermeye devam etti.
Ancak bu arada Saadet Partisi Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığında girdiği 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde angaje olduğu büyük çıkışı yapmak şöyle dursun beklenmedik bir hezimetle yüz yüze geldi. Bir önceki yerel seçimde Recai Kutan Genel Başkanlığında alınan oy oranına kıyasla toplam oy itibariyle sadece %0.4 (binde dört) artışla %5,2’de kalmasına karşın ülke çapında tek bir tane il belediye başkanlığı dahi kazanamadı. İstanbul’da ise bir önceki seçime kıyasla %1.61 oranında oyları gerileyen Saadet Partisi koca büyükşehirde tek bir tane bile ilçe belediye başkanlığı alamadı.
Bu umulmadık seçim hezimeti karşısında bir iç muhasebesi yapıp nedenleri üzerinde durmak yerine aksine büyük bir pişkinlik ve yüzsüzlükle Saadet Partisi’nin Numan Kurtulmuş sayesinde büyük bir oy patlaması gerçekleştirdiği iddialarıyla bir baskın kampanya başlatıldı. Bu kampanyaya da en büyük desteği Erbakan ve Millî Görüş’ün ezeli düşmanı malum çevreler verdi.
Bu hengâmede oldukça dikkat çekici bir durum olarak, Numan Kurtulmuş yandaşları tarafından fitnecilikle suçlanan El-Aziz Gazetesinin 12 yıldır yayınlandığı Elazığ’da ise Saadet Partisi’nin aldığı oy oranı ülke genelinin 3 katı olan % 15’i geçti! Ve Elazığ’da 4’ü ilçe olmak üzere 9 tane belediye başkanlığı kazandı. Yapılan birtakım hatalar yüzünden iki beldede de belediye başkanlığı çok az farkla kaybedildi.
Numan Kurtulmuş Elazığ mitingini de helikopter kazasında vefat eden Muhsin Yazıcıoğlu’na atfen iptal ettiği halde bu sonuçlar alındı. Böyle bir başarı Elazığ dışında hiçbir ilde gerçekleştirilemedi. Demek ki El-Aziz’in fitne-fesat çıkarması (!) Numan Kurtulmuş’un Fark var Saadet var açılımından daha çok kabul gördü Millî Görüşçü seçmenden.
Oynamayı beceremeyen gelinin yerim dar, yenim dar diye sürekli bahane araması gibi Numan Kurtulmuş da Sabetayist çevrelerin ve işbirlikçi medyanın hiç eleştirmeyip büyük destek vermesine karşın bir türlü beklenen çıkışı gerçekleştiremeyişine bahane aramasının sonu gelmiyor.
Kendi başarısızlığını teşkilata yükleyerek bu bahane ile Saadet Partisi teşkilatları üzerinde art arda operasyonlara girişiyor. Önce kongresini yeni yapmış olan İstanbul’da İl Başkanını bir gece ansızın görevden alıp yerine kendine yakın biri olduğu ileri sürülen birini getirdi. Görevden aldığı da göreve getirdiği de MKYK üyesi bulunuyorlar!
Şimdi de Ankara İl Başkanını değiştirmek üzere start vermiş bulunuyor. Baskılar üzerine istifa ettiğini açıklayan Ankara İl Başkanına “Hayır niye istifa ediyorsun; kongre yaparak yeni arkadaşa devret” diye öneride bulunuluyor. İl Başkanı da “Daha kongremizi yeni yaptık, üstelik de kongre yapacak para mı var?” diye itiraz edip kabul etmek istemiyor. Sonra artık ne yapıp ettilerse Ankara İl Başkanını da il kongresini yapıp Numan Kurtulmuş’un belirlediği kişiye devretmesi için uzlaşılıyor.
Düşünün hızla yaklaşan seçim için harcanacak para ve enerjiyi daha kongrelerini yeni yapmış bulunan illerin yönetimlerini değiştirmek için kullanıyorlar.
Tabii, bu yaklaşımın bütün illerde büyük tedirginliğe yol açacağı şüphesizdir. Aldığımız habere göre İzmir İl Başkanı Şerafettin Kılıç da toplantıda “Bakınız açıkça söyleyeyim, ben Erbakancıyım isterseniz görevden alın” diye restini çekmiş. Bu demektir ki İstanbul ve Ankara’dan sonra sırada İzmir var.
Türkiye’nin fevkalade önemli bir stratejik genel seçime doğru hızla ilerlediği bir süreçte Saadet Partisi’nin böyle içten içe kendini kemirip iç çekişmelere sürüklenmesinin tabii ki çok önemli bir nedeni olmalıdır.
Herhalde bu neden, artık ileri yaşı ve ağır sağlık sorunlarına rağmen Erbakan’ın siyasi yasakları kalktı diye Saadet Partisi’nin başına gelmek isteyeceği endişesi olamaz. Öte yanda Saadet Partisi için hâlâ var gücü ile çalışan Erbakan; yetiştirdiği, siyasete kazandırdığı ve önemli mevkilere getirdiği öğrencilerinin kurduğu, ikinci dönem iktidarını yaşayan AKP’ye her fırsatta veryansın ederken bu korku ve endişenin nedeni ne olabilir?
Saadet Partisi’nin başarısını hiç kimse Erbakan kadar isteyemeyeceğine göre neden bunca kendisinden korkulmaktadır? Zaten Numan Kurtulmuş defalarca itirafta bulundu ki Erbakan hiçbir şekilde Saadet Partisi yönetimine ilişmiyor, herhangi bir şekilde müdahale etmiyor, hiçbir konuda tavsiyede bile bulunmuyor.
O halde korkularının ve endişelerinin kaynağı, nedeni nedir?
Saadet Partisi Millî Görüş çizgisinden uzaklaştırılıp ılımlı İslam yaklaşımı ile Dünya Siyonizmi için hizmet edebilecek bir kıvama getirilmek isteniyor da Erbakan bunun için engelleyici olumsuz bir faktör olarak mı görülüyor?
Ya da Saadet Partisi teşkilatları değiştirilerek AKP ile uyum sağlayacak bir yapıya kavuşturulup birleştirilmesine yönelik bir plan mı uygulanıyor? Numan Kurtulmuş'un Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşme sırasında birtakım mutabakatlara mı varıldı? Yoksa genel seçim öncesi bu hoyratça yaptıkları nedeniyle yerel seçimde yaşadığından daha büyük bir hezimet yaşaması kaçınılmaz iken bu yaklaşımı ile neyi amaçlıyor olabilir?
Numan Kurtulmuş sadece Saadet Partisi teşkilatlarını hallaç pamuğuna çeviriyor değil; TV-5, Millî Gazete ve Anadolu Gençlik üzerinde de operasyonlar yapacağına dair tutumlar sergiliyor. Medya önünde yaptığı bir konuşmada TV-5 kötü yönetildiği için mali krize girdi diye açıkça eleştirdi!
Oysa TV-5’i istediği şekilde tepe tepe kullanan kendisidir. Şayet bir kötü yönetim söz konusu ise Genel Başkan seçildiğinin 2. yılında hala niçin düzeltmediğini de açıklamak durumundadır; medya karşısına çıkıp bir muhalif gibi eleştirme hakkına sahip değildir. TV-5 ve Millî Gazete’yi bizler zaten Numan Kurtulmuş’un tasarrufları yüzünden eleştirip yerden yere vuruyoruz; o bunu niçin yapıyor?
Numan Kurtulmuş Genel Başkanlığa getirildikten sonra TV-5 ödemelerini yapamadığı için bir ay boyunca yayını durdurmak zorunda kaldı, Millî Gazete ise hacze uğradı. Eğer bütün bunlar kötü yönetim nedeniyle olduysa, medya önüne çıkıp şikâyet edecek bir konumda değil, gereğini yapıp düzeltecek bir konuma sahiptir.
Erbakan’ın kendisine en ufak bir müdahalede ve tavsiyede bile bulunmadığını açıklayan ise yine kendisidir. Yandaşlarının fitnecilikle ve fesat çıkarmakla suçladığı biz El-Azizciler yoksa TV-5 ve Millî Gazete’yi de mi karıştırıyoruz? Erbakan hiçbir şekilde müdahalede bulunmadığına göre geriye tek ihtimal biz El-Azizciler kalıyoruz(!).
Numan Kurtulmuş’un Siyonistlerden şikâyet edecek hali yok ya. Maşallah hahamlarla birlikte Kudüs’ü kurtarmak için çadır tiyatrosunda rol kesiyorlar. Bir İngiliz milletvekili de işte size Türkiye’nin Selahaddin-i Eyyubisi diye Numan Kurtulmuş’u Millî Görüşçülere takdim ediyor. Şıracının şahidi bozacı kabilinden al gülüm ver gülüm Saadet Partisi çadır tiyatrosunda pazarlanırken racon kesen kesene…
Bir yıl içerisinde Numan Kurtulmuş Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi’ni ne hallere getirdi? Düşünün… Erbakan’ın bir çadır tiyatrosunda uzun sakallı, fötr şapkalı, siyah cüppeli Yahudi hahamlarla birlikte Kudüs’ü kurtarma nutukları attığı tasavvur dahi edilebilir mi?
Numan Kurtulmuş tıpkı dünya Siyonizmine ve İsrail’e atıp tutan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad gibi bir yandan antiemperyalist nutuklar çekerken diğer yandan Yahudi hahamlarla sarmaş dolaş vaziyette. Bu da çok doğal; çünkü Numan Kurtulmuş da tıpkı Ahmedinecad gibi bir gizli Yahudi.
Bir İngiliz yayın organı Ahmedinecad’ın şeceresini ortaya çıkartıp Yahudi bir aileden geldiğini gözler önüne serdi. Bakalım bizim Ahmedinecad Numan Kurtulmuş’un Yahudi kökenini kim ortaya çıkarıp gözler önüne serecek?
Dereye su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar diye bir atasözümüz var. Numan Kurtulmuş’un Yahudi Sabetayist olduğuna ilişkin şeceresini ortaya çıkaracak bir babayiğit çıkıncaya kadar Saadet Partisi tarumar edilecek gibi. Daha şimdiden Saadet Partisi ve çeşitli kuruluşları Moğol istilasına uğramış gibi.
İşte, İstanbul ve Ankara il başkanlarının defteri dürüldü, İzmir il başkanı ipinin çekileceği günü bekliyor. Bu istiladan en çok zarar gören kuruluşlar ise TV-5, Millî Gazete ve Türkiye’nin en modern tesislerine sahip dünyada bile çok az benzeri bulunan MİLSAN.
Daha neler olacağını kestirip tahminde bulunmak ise olası değil. Çünkü her şey saman altında su yürütülerek yapılıyor ve zaman zaman saman alevi gibi parlayıp dışa vuruyor. Bütün olup bitenleri kahredici bir teslimiyet içerisinde izleyen ve gıkını çıkartmayan Millî Görüşçüler ise umut olmaktan çıkıp yüzkarası olmuş durumdalar.
Amma ve lakin hiç kimse şu iç karartıcı yıkım manzarasını gözler önüne sererek bir bitmişlik ve tükenmişlik tablosu çizdiğimizi zannetmesin!
Evet, bir Sabetayist şebekenin uzun yıllar boyu sinsice hazırlayıp uygulamaya koyduğu bir plan sonucu Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirdiği, Sabetayist Yahudi bir ailenin çocuğu Numan Kurtulmuş adeta ipini koparmış bir boğa gibi Millî Görüş’ün 40 yıllık kazanım ve birikimleri üzerinde tepinmektedir.
Evet, Millî Görüş’ün 40.yılının kutlandığı bir dönemde hala bu hayâsızca yıkıma müdahale edebilecek kadroların yetişmediği, acizlik, çaresizlik ve daha da kötüsü büyük bir şuursuzluk ve vurdumduymazlık içerisinde olup bitenlere seyirci kalındığı da doğrudur.
Evet, bütün bu uğursuzluk girdabında ve umutsuzluk karanlığında şafak söküp ufukta doğacak yeni bir güneşten de henüz eser yoktur.
Evet, tek dayanağımız ve tek umudumuz ileri yaşında ve ağır sağlık sorunları olan Erbakan ve onun yapacağı bir son fetihtir, zaferini tamamlayıp Millî Görüş sancağını bütün ihtişamıyla insanlığın burcuna dikmesidir.
Ama bütün bu hazin görüntülere ve umutsuz manzaralara rağmen asla her şey çığırından çıkmış ve yapılacak bir şey kalmamış değildir. Hatta hiçbir şey asla kontrolden bile çıkmış değildir. Her şey, ama her şey serapa tam olması gereken şekilde nüfuz edici ve kuşatıcı büyük bir tasarruf altında gelişip sürmekte, ülke adeta kadife eldivenli bir demir yumrukla yönetilmektedir.
Erbakan çünkü zannedilenin çok fevkinde muazzam bir güç ve iktidara hükmetmektedir. Bunu her iki cephenin önde gelen işin erbabı unsurları dışında pek kimseler kavrayıp anlayamasalar da bazen olanca yalınlığı ile dile getirip göstermekten de çekinmemektedir.
Örneğin “Bugün Millî Görüş Türkiye’de fiilen iktidardadır. Yakında bu fiili durum hukukileşecektir” derken bu muazzam iktidar gücünü uykulu gözlere ışığı yavaştan vererek de olsa erbabı için gayet açık ifade etmektedir.
Erbakan Türkiye’de fiilen iktidar olan Millî Görüş sayesinde İslam Birliği’ni de fiilen oluşturmuş bulunuyor! Bugün tüm dünya eğer Türkiye’ye fiilen dünyanın yeni süper gücü muamelesi yapıyorsa tek nedeni budur!
Erbakan; Millî Görüş’ü fiilen Türkiye’ye hâkim kılarken, ayrıca bu fiili durumu hukukileştirmek üzere, 28 Şubat’ın rövanşı alınıyor şeklinde vaveylâ koparılan Ergenekon Davasında hile rejimi ve köle düzeni unsurlarını yargılatırken kimse gıkını çıkartamıyorsa nedeni budur.
Bir Sabetayist olarak Numan Kurtulmuş’un Millî Görüş’ün yegâne temsilcisi Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesine Erbakan’ın onay vermesi ise daha önce defalarca yazdığımız gibi Yahudi’nin önüne yem atmaktan öte bir şey değildir.
Çünkü Erbakan, Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmek üzere kendisine ve Millî Görüş’e düşman unsurlarca hazırlanıp uzun süre aday konumunda tutula gelmekte olduğunu en iyi bilen konumdaydı. Erbakan eğer adaylığına karşı çıksaydı açıkça bayrak açıp siyasi mücadele edebilirlerdi. O takdirde Saadet Partisi ele geçirildiğinde geri alınmasının imkânı kalmazdı.
Oysa Numan Kurtulmuş’a bir siyasi mücadele imkânı verip bileğinin hakkı ile kazanma şansı vermemek için tek aday gösterilmesine ve oybirliği ile genel başkan seçilmesine fırsat verildi. Zaten o ve destekçileri siyasi bir mücadele vermeyi göze alamayarak kolay yolu seçip önlerine konan bu fırsatı değerlendirmek üzere adeta üzerine atladılar.
Bu şekilde kongre yapılıp Numan Kurtulmuş Genel Başkanlık koltuğuna oturtulduğunda artık köprüyü geçtiklerine inanarak Erbakan ve Millî Görüş’e karşı bayrak açmaya başladılar. Ancak bu bir şerefli siyasi mücadele niteliğinden uzak; tamamen ihanet, kalleşlik, fırsatçılık, komploculuk, Brütüsvari bir ahlak dışı yöntemdi.
Hiç kuşkusuz, başarıya ulaşılması halinde ahlaki olmayışını çok fazla sorun yapacak değillerdi ama asla bu mümkün olmayacaktır. Çünkü her şey çok önceden ta baştan düşünülüp muhteşem bir plan ve mükemmel program dâhilinde kusursuz ve pürüzsüz şekilde yürütülmektedir.
Aksi düşünülemeyecek gerçek o ki, Numan Kurtulmuş ve avenesi şerefli bir mücadele ile Saadet Partisi yönetiminden uzaklaştırılacaklardır. Ve elbette ki Millî Görüş’ün inançlı, sadık, vefakâr, fedakâr mensuplarına teslim edilecektir. Bunda asla bir şüphe yoktur. Yalnızca bu kadar da değil, bugüne kadar çeşitli amaçlarla Millî Görüş davasına adeta kene gibi yapışan diğer aşağılık çıkarcılar da azami ölçüde Numan Kurtulmuş ile birlikte tasfiye olunacaktır.
Eğer Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığa getirilmesine izin verilmeseydi bu köklü temizlik hiçbir şekilde ve hiçbir zaman yapılamazdı. Bu yüzden şimdiye kadar yaşananlar Sabetayist şebekenin tıkır tıkır işleyen bir planı gibi gözükse de gerçekte asıl yürütülen Erbakan’ın onların planı içerisine yerleştirdiği kendi plandır.
Erbakan bugüne kadar kurduğu 4 partinin -kapatılması pahasına da olsa- asla başkalarının eline geçmesine izin vermedi. Millî Görüş partilerini ele geçirmeye çalışanların hepsi ayrılıp gitmek ve başka partiler kurmak zorunda kaldılar.
Ancak hiçbir zaman Millî Görüş partilerinin kilit noktalarına mutemet olarak konulmuş bulunan Selanik Dönmesi Şevket Kazan ve ekibi temizlenemedi. Bu ekip her şeyi tezgâhlamasına karşın daima Erbakan’ın yanında 4 ayakları üzerine düştüler.
Şimdi artık sıra bu demirbaş Sabetayist ekibin Saadet Partisi’nden temizlenmesine geldi. Bu süreç de başlatılmış bulunuyor. Şevket Kazan bugüne kadar ilk kez Erbakan karşısında bayrak açmış bulunan Numan Kurtulmuş’un yanında açıkça konuşlanmış bulunuyor. Numan Kurtulmuş ile kader birliği yapan Şevket Kazan ve şebekesi bu kez onun yenilgiye uğratılması halinde davadan ayıklanıp uzaklaştırılacaktır.
Erbakan Numan Kurtulmuş’un ipini bir an önce çekmiyorsa bu taraflar iyice ayrışsın ve muzır unsurlar Saadet Partisi içinde yeniden yer almasın diyedir. Yoksa Numan Kurtulmuş’un layık olduğu yere atılması için bir fiske bile yeter. Nitekim Numan Kurtulmuş bugüne kadar bunca çizmeden yukarı çıkıp haddi aşan tutum ve davranışlar sergilemesine karşın Erbakan en ufak bir telaş, en küçük bir endişe ve tedirginlik, kale alıp da karşılık niteliğinde herhangi cevap bile vermedi.
Ama Numan Kurtulmuş Erbakan karşısında sürekli yalpaladı, zikzaklar çizdi, bir şöyle bir böyle davrandı. Bazen Aslan Yürekli Rişar edaları takındı, bazen de süt dökmüş kedi gibi süklüm püklüm olup kıvırdığı kuyruğu üzerine çömeldi…
Çünkü Erbakan ne yaptığını, ne yapacağını çok iyi biliyor; tezgâhını sağlam kurmuş ve asla ondan kaçış yok. Numan Kurtulmuş ve arkasındaki odaklar ise ne yaptıklarını pek bilmiyorlar, doğru yaptıklarından asla emin değiller. Ne yapacakları konusunda da tamamen şaşkınları oynamaktadırlar.
Erbakan; hayatını adadığı, koca bir ömür harcadığı Millî Görüş davasının 40.yılında çeşitli kutlama programlarıyla zaferini ilan etmeye hazırlanırken… Ve dünya Siyonizmini dize getirip, okulun arka kapısından kaçan diye nitelediği haylaz talebelerinden biri bile İsrail Cumhurbaşkanını Davos’ta dünyanın gözleri önünde şamar oğlanına çevirip yüzüne hakaretler savururken… Biberonla büyütülen bir siyaset buzağısına Saadet Partisi Genel Başkanlığını bırakır mı hiç?
Erbakan bugüne kadar her zaman tek kişilik bir ordu olarak Millî Görüş mücadelesini yürüttü. Hiçbir zaman gerçek anlamda hiç kimsenin yardımına, katkısına, desteğine ihtiyaç duymadı. Ve de hiçbir zaman yapılan ihanetlerden, kalleşliklerden, sütü bozukluklardan olumsuz etkilenip de gücü sarsılmadı.
Tam aksine herkesin yardımından müstağni bulundu ve aleyhine yapılan girişimleri de daima lehine çevirdi. Erbakan öyle Biri’ne sırtını dayadı ki, O artık hiç kimseye muhtaç etmedi, herkesten ve her şeyden kendisini bağımsızlaştırdı.
Erbakan sırtını dayadığı bu Semavi güç sayesinde gerektiğinde bütün dünyaya, milletine ve temsil ettiği camiaya karşı restini çekip meydan okumaktan da çekinmedi.
Buna ilişkin iki anekdot anlatıp konumuzu kapatalım.
Millî Selamet Partisi’nin 1980’de Malatya’da tertiplediği mitingde halka hitap eden Erbakan biraz da mizahi bir üslupla özet olarak şöyle diyordu:
Ey millet, anarşiden, pahalılıktan, kıtlıktan, yokluktan, kuyruklardan canın çok yanıyor, illallah diyorsun değil mi? Peki seni kurtarmamı istiyor musun?
Hayır, hayır, istediğin söylenemez. Çünkü hala bu hallere düşmene yol açan mason gazetelerini okuyorsun… Bugün seçim yapılsa seni bu durumlara sürükleyen işbirlikçi partilere yine oy vereceksin. O halde aklını başına toplamak için bir süre daha sürünmelisin!
Bu miting yapıldığında Türkiye’de bir yıl sonra 1981’de genel seçim yapılacaktı ama yapılamadı. Çünkü 12 Eylül 1980 askeri darbesi gerçekleştirildi. Ve Erbakan’ın masonların dediği o gazetelerin bütün yaptıkları burunlarından fitil fitil getirildi. Demirel ve Ecevit’in partileri kanırta kanırta kapatılıp sonra da çökertildi!
İkinci anekdot da Millî Görüşçülerle ilgili…
Millî Selamet Partisi’nin 1978 büyük kongresi Atatürk Kapalı Spor Salonunda yapılıyor; Korkut Özal aldığı büyük destekle Erbakan’a karşı liste çıkarmıştı. Bu satırları yazan bendeniz de Elazığ’ın bir delegesi olarak oy kullanacaklar arasında oturuyorum… Erbakan, her zamanki gibi muhteşem bir konuşma yaparak tüm salondakileri hayran bıraktıktan sonra biz delegelere döndü…
Hep alışıla geldiği gibi, şimdi bizlere kompliman yapacak, övgülere boğacak, bu davanın asıl sahibi sizsiniz diye gönüllerimizi okşayan bir retorikle konuşmasını sonlandıracak diye bekliyorum muhtemelen diğer delegeler gibi...
Ama o da ne? Erbakan öyle bir fırça atmaya başlıyor ki neye uğradığımızı şaşırıyoruz!
Ve eyvah, Hoca kazanmaktan umudunu kesmiş diye içimden kötü şeyler geçiriyorum.
Ezcümle şöyle diyordu Erbakan: Delegeyiz, oy kullanacağız, diye sakın kendinizden bir güç vehmetmeyesiniz. Kudret ve kuvvet sahibi yalnızca Cenabı Allah’tır. Yani, Hakkâri’nin bir köyünden gelip de burada Millî Selamet Partisi’nin yönetimini siz mi seçeceksiniz?
Unutmayın ki bizler çok şükür Müslüman’ız ve yönetimimizi istişare ederek belirleriz.
Şimdi diyeceksiniz ki “Peki, mademki öyle, o halde bizi buraya neye getirdiniz; bu ne kongredir böyle?”
Bakınız her biriniz evlenirken iki tane nikâh kıydırıyorsunuz; biri şer’i diğeri resmi nikâh. Asıl nikâhınız şer’i nikâh ama mecburiyet karşısında bir de resmi nikâh yapıyorsunuz. Şimdi biz de hile rejimi ve köle düzeni karşısında iki türlü muamele yapıyoruz. Önce İslam’ın gereği yönetimimizi istişare ile belirliyoruz. Sonra da böyle bu salonda resmi uygulamayı yerine getirip şölen havasında bir büyük kongre yapıyoruz. Bu şekilde işlem tamamlanıyor!
…Ve şimdi düşünüyorum da; hükümet komiserinin hazır bulunduğu ve çekişmeli geçecek olan kongreyi büyük bir merakla izleyen medyanın gözleri önünde yaptığı bu konuşmada Erbakan nasıl bunca pervasızca sözler sarf edebildi?  Ne oldu da kimsenin hiç gıkı çıkmadı? Hipnotizma mı etti; ne yaptı?
Sonra seçime gidildi… Korkut Özal’ın listesi kıl payı kaybetti. Ve Erol Simavi’nin ertesi günkü Hürriyet’i 8 sütuna şu manşeti çekiyordu: İçeriden ve dışarıdan tüm çabalara rağmen; YİNE ERBAKAN!
Evet, Erbakan hiçbir zaman gerçek anlamda ne dünya egemenlerini, ne milleti, ne temsil ettiği camiayı ve ne de hile rejimi ve köle düzeni baronlarını önemsedi…
Erbakan yalnızca ve yalnızca görevini en mükemmel şekilde yapmaya önem verdi.
Hz. Muhammed (SAS)’den bu yana Erbakan kadar dünyayı değiştiren ve hayranlık uyandıran muhteşem bir lider yeryüzüne ayak basmadı ve de ayak basmayacak! Şu anda bu muazzam gerçekliği görüp kavrayamayanlar da çok yakında görüp bileceklerdir.
Erbakan’ın yaşını bir engel zannedenler hatırlamalı ki; Hz. Muhammed (SAS) Mekke’nin Fethi ile nihai zaferini kazanıp Veda Hutbesini irad buyurarak hâkimiyetini dünyaya ilan ettikten sonra tam 2 yıl bile yaşamadı!
Eğer 14 asır boyunca İslam adına onlarca devlet ve birçok medeniyet kurulduysa… Ve eğer bugün insanlığın dörtte biri yeryüzünün üçte biri üzerinde Müslüman olarak yaşıyorsa… İşte bu, Mekke’nin Fethi ile gerçekleşmeye başlayan azametli bir olgudur.
Şayet Hz. Muhammed’e gönülden bağlı 313 yiğit kişinin azmi ile Bedir Savaşı kazanılmasaydı Mekke fethedilemezdi. Mekke de fethedilmeseydi bugün yeryüzünde hiç kimsenin Hz. Muhammed’in dünyaya gelip yaşamış olduğundan haberi bile olmayacaktı.
Ancak bütün her şey İlahi takdirin tecellisi ile gerçekleşti ve asla başka türlü olamazdı.
Bugün Erbakan’ın bir görev olarak eksiksiz ve kusursuz şekilde gerçekleştirdikleri de aynı İlahi takdirin bir tecellisidir.
…Ve Erbakan bu sayede yeryüzündeki herkesten ve her şeyden kemal-i izzetle müstağnidir. İstediğini yapmasının önünde hiçbir engel yoktur ve olamaz.
Onun bütün hali bir görüntüden ibarettir.
Ve bu görüntüsü hakikat âleminde son derece mükemmel ve kusursuzdur!
Sayı: 585

1697 defa okundu...
mesud akgül       KURAN-İ BAKIŞ AÇISI İLE ERBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ.   23 Aralık 2009 Çarşamba 12:14
Kuran-ı Kerimde hayatları ve mücadeleleri anlatılan Peygamberlerin isimleri, yaşadıkları tarih ve mücadele ettikleri inkarcılar farklı da olsa , Hak- batıl mücadelesinde karşılaştıkları zorluk ve sıkıntılar ,bu sıkıntılara karşı ortaya koydukları tavır ve çözüm yöntemleri aynıdır.Bunun anlamı ,kıyamete kadar devam edecek olan Hak-batıl mücadelesi ,Kuran-ı Kerimde bizlere anlatılan Peygamberlerin mücadeleleri çerçevesinde gerçekleşecek olmasıdır.Erbakan’ın başlattığı Milli Görüş mücadelesini bu anlamda incelediğimiz zaman ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır.Erbakan da bütün Peygamberler gibi Küfrün ve İnkarın hakim olduğu ,cahiliye ahlakının toplum tarafından benimsendiği bir dönemde mücadelesine başladı.Peygamberler mücadelelerine başlarken kendilerine yardım ve destek olabilecek,sadakat ve itaat edip emirlerini dinleyecek toplumsal taban ve destekten yoksun,tek kişilik bir ordu gibi hareket etmişlerdir.Erbakan da siyasi mücadelesine başlarken tek kişilik bir ordu gibi hareket etmiş,bir yandan hile rejimi ve köle düzeninin önüne çıkardığı engellerle uğraşırken,diğer yandan da Milli Görüş teşkilatlarını tek tek kurmak ve kadrolarını da yetiştirmek durumunda kalmıştı.Erbakan da mücadelesinde tıpkı peygamberler gibi,kendisine destek olanlar toplumun gençleri ve genellikle nitelik ve keyfiyet olarak alt sınıfı oluşturanlardı.Toplumun ileri gelenleri Peygamberlere tabi olmayıp ellerindeki imkanları kaybedecekleri korkusu ile onlarla nasıl mücadele ettilerse,Erbakan da Toplumun ileri gelenlerinin daima muhalefeti ve düşmanlıkları ile karşı karşıya kaldı. Devrin dini kurumlarından ve din adamlarından hiç kimse Peygamberlere iman etmediği gibi,günümüzdeki dini yapılanmalar ve din adamları da daima Erbakan’a karşı düşmanlık edip karşıt tarafta yerlerini aldılar. İnkar ve Küfür sisteminin her türlü hakaret,saldırı,karalama kampanyası, iftira, ve zulmüne maruz kaldı.Tıpkı peygamberler gibi iç ihanete,Nifak hareketlerine uğradı,fitne ve fesat yapılanmaları ile mücadele etmek durumunda kaldı.Erbakan’ın mücadelesi de peygamberler gibi,uzun bir maraton koşusu misali zamana yayılmışı.Bu mücadelesinde bazen galibiyet bazen de mağlubiyetlerle teşkilat mensupları imtihana tabi tutuldu.Tüm zorluklara,sıkıntılara,zulüm ve haksızlıklara rağmen, inancından,mücadele azminden,gayretinden,fedakarlığından,hakkı hakim kılma aşkı ve amacından asla vazgeçmedi.Peygamberlerin mücadele dönemleri, hayatlarının büyük bir kısmını kapsadığı ve zafere ömürlerinin son kısmında ulaştıkları gibi,Erbakan da mücadelesinin zaferine ömrünün sonlarına doğru ilan etmek üzeredir. Çünkü hakkı üstün tutanlara Allah yardım eder. Allah kimlere yardım ederse onlar galip gelir!
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» ERBAKAN/ '28 ŞUBAT BAŞARILI OLAMADI'
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com