Karakter Boyutu A A A
ÜRÜNÜ MEVSİMİNDE YİYECEKSİN
30 Aralık 2009 Çarşamba 00:38

Elazığ Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Yrd. Doç.Dr. Orhan ÖZBEY ile güncel bir konu olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları (GDO) konuştuk...
Elazığ Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası Başkanı
Yrd. Doç. Dr. Orhan ÖZBEY
 HER ÜRÜNÜ MEVSİMİNDE
YİYECEKSİN
 
Sizi tanıyalım?
1964 Elazığ doğumluyum… Elazığ Bölgesi Veteriner Hekimler Oda Başkanıyım. Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinde öğretim görevlisi olarak hizmet veriyorum.
 
Veteriner Hekimler Odasını tanıyalım…
Bölge Veteriner Hekimler Odası olarak görev yapıyoruz. Tunceli, Muş, Bingöl illeri ile bize bağla olarak çalışıyoruz.
 
Kaç üyeniz var?
Yaklaşık 450 üyemiz var. Diğer illerde de il temsilciliklerimiz var.
 
Ne tür faaliyetler yapıyorsunuz?
En önemli faaliyetimiz bölgemizdeki veteriner hekimler arasındaki dayanışma ve yardımlaşma bağlarını güçlendirip sosyal ve mesleki alanda fikir alışverişinde bulunmak, mesleki konularda tek sesli davranmayı sağlamaktır. Ayrıca veteriner hekimlerin haklarının korunması, yanlış yapanlar hakkında gerekli soruşturma açılması ve cezalandırmanın yapılması da odanın görevleri arasındadır.
Kuş gribi, Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı, Domuz Gribi ve GDO olsun bunlar gündeme geldikçe Veteriner Hekimlerin önemi daha çok ortaya çıkmakta meslektaşlarımız bu konularda gerekli çalışmaları yaparak halkı bilgilendirmektedir.
 
Gündemde GDO var? Nedir bu GDO?
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar konusu 26 Ekim 2009 tarihinde resmi gazetede yayınlanan yönetmelikten sonra insanların dikkatini çekti. GDO nedir ve insan sağlığını nasıl tehdit ediyor gibi yüzlerce soru kafaları kurcalamaya başladı. Kısaca GDO hayvanların, bitkilerin ve mikroorganizmaların genlerinde yapılan manipülasyonlarla oluşturulmuş organizmalardır.
 
Bu uygulamadaki amaç nedir?
Özellikle bitki ve hayvanlarda yapılan uygulamadaki temel amaç daha fazla ürün elde etmek, dayanıklılığı arttırmaktır. Normalinde bitki ve hayvanlar genetik kapasitesinin müsaade ettiği ölçüde ürün verirler. Daha fazla ürün elde etmek için iki yol vardır biri çevre şartlarını düzeltmek diğeri genetiğini değiştirmek. Çevre şartlarını her insan yapacağı şeylerle düzeltebilir ama genetik yapıyı değiştirme konusunda belli yöntemler vardır.
 
Bunlardan biri seleksiyon… En iyilerine üreme ve yaşama şansı vermek yani… Daha sonra melezleme yöntemine gidildi. Yani aynı tür içinde birbirine yakın farklı ırklar bir araya getirildi. Diyelim ki sığır türü içindeki farklı ırkları bir araya getirdik. Kültür ırkının faydalı genlerini yerli ırka aktarıyoruz. Bu doğal ama kültür ırkındaki ne kadar özellik yerli ırka geçiyor bunu da ancak sonuçlarına bakarak öğreniyoruz.
 
Melezleme çalışmaları da yeterli gelmedi. Sonrasında bilim daha ileriye gitti… Acaba genler üzerinde değişiklik yapabilir miyiz diye harekete geçtiler. Yani melezleme ile değil de direk faydalı olan geni aktararak bunu yapmaya çalıştılar. Türlere has bazı çok önemli genler var. Mesela hiçbir türde bulunmayan soğuğa karşı dayanıklılık geni… Uzun süre ürünün muhafaza edilmesi geni, sıcağa ve ilaca karşı dayanma geni gibi… Bilimde bu çok özellikli genlere majör genler deniyor. Bu genleri melezleme yoluyla değil de bulunmasını istediğimiz türler üzerine direk aktarım yoluyla aktarıyoruz. Bu aktarım aynı tür içinde de olabiliyor farklı tür içinde de… Bu insanlığa hizmet birim alanından daha fazla ürün elde etmek, dayanıklılığı arttırmak için yapılıyor.
 
Yani GDO uygulamalarındaki amaç iyi… Örneğin bu sayede doğada olmayan bir renkte gül elde edebiliriz… Veya soğuğa dayanaklı bir mısır… Bunlar faydalı taraflar fakat insanları ilgilendiren bu faydalı taraflardan ziyade özellikle yapılan bu bilimsel çalışmalar toplanmış ve sonuçlarını uluslar arası şirketler alıp milyarlarca dolar harcayıp kendi kurdukları laboratuarlarda yapıp elde ettikleri ürünleri de kendileri patent verip tüm insanların sahip olduğu ürünlere tohumlara kendi şirketleri adına sahip çıkıyor. Ki bunlar küçük şirketler değil endüstri devleri… Hatta bütçeleri ülkemiz bütçesinden de çok fazla… Bunların sayısı onu bile bulmaz ama çok güçlüler. Bunların artık bu ürünün sahibi benim diyerek bir tekel yapıp bu ürünleri ülkelere nasıl satabiliriz, insanları buna nasıl mecbur edebiliriz amaçlı çalışmalarının sonuçlarını bugün görüyoruz.
 
Peki GDO’larla ilgili şimdiye kadar pek bir şeyin gündeme gelmemesinin sebebi nedir? Neden artık daha yüksek sesle konuşulur oldu?
Yönetmeliğin çıkması ile artık köşeye sıkıştılar. Bu yüzden de artık sesler yükselmeye başladı. Ama yönetmelikte bazı düzenlemelerin yapılmasını uygun görüyorum.
 
Hangi ürünlerde GDO daha çok uygulanıyor?
En çok Soya’da yapılıyor. Soya’dan sonra mısır, kanola bitkisi, pamuk ve diğer ürünler geliyor. Biz en çok soya ve mısırı kullanıyoruz. Düşünün ülkemizin yıllık soya tüketimi 60-70 bin ton ama bir buçuk milyon ton getirilmiş. Bu yağ ve hayvan yemi olarak kullanılıyor. Biz bu soyayı 600-700 üründe kullanıyoruz.
 
GDO’lu ürünleri nasıl tespit edebiliriz?
Birlikte gidelim marketi gezelim. Bir ürünü alıp etiketine bakalım. Lesitini, E 322 ya da soya hammaddelerinden biri varsa bilin ki o GDO’ludur. Et, tavuk, süt bunların elde edildiği hayvanın yediği yemlerle ilgili bir bilgi yok ama… Onların da yazılması lazım... Gerçi diğer ürünlerde var ama gözlükle dahi zor görüyoruz.  Yalnız bu demek değildir ki her E322 ve Lesitini’li ürünü GDO’ludur ama bir gerçek de var ki ülkemizin soya ihtiyacı 60-70 bin tonken bir buçuk milyon ton alım yapılıyor. Ben artık bu iki maddeyi gördüğüm ürünleri almıyorum.
 
Olmayan ürün bulmakta zorlanıyor musunuz?
Tabi.. Çünkü 700 ürün bu maddeden üretiliyor.
 
Peki sebze ve meyvelerde nasıl fark ediliyor?
Şeklinden, içinden belli eder kendini.. Mesela açıyorsun domatesi salatalık gibi çıkıyor. Ya da domatesin çekirdekleri bildiğimiz çekirdek gibi görünmüyorsa şekillerinde değişik görüntüleri varsa belli ki var bunlarda… Ya da marketin önünden geçiyorsunuz yerli salatalık birkaç gün içinde bozulurken bir diğeri aynı yerde haftalarca kalabiliyor. Yani bir yerde ürünlerin raf ömürleri de uzatılıyor bu değişimle…
 
O zaman korunmak için ne yapmalıyız?
En basit ve etkili korunma şekli her şeyi mevsiminde yemek ve yerli ürünleri tercih etmeye özen göstermektir. Eğer talep azalırsa GDO’lu ürünler de azalacaktır.
 
Ticari olarak mı sağlık yönünden mi etkisi daha fazla?
Ticari olarak bir kesimin çok fazla para kazanacağı belli… Bu da ekonomik olarak üreticiyi vuracaktır. Ama diğer yandan sağlığı da ciddi oranda tehdit eden bir şey… Ayrıca GDO’lu bir ürünü yetiştirmek için muhakkak her defasında tohum alman lazım. Yani kısır bir tohum. Bu insana da etki etmiyor diyemeyiz… Ayrıca GDO’lu ürünlerin toprağa da zararı var. Diyelim böyle bir ürün ekmek istediniz. O ürün önce topraktaki 300’e yakın mikroorganizmayı öldürüyor. Yani toprağı kendine bağlıyor. Ayrıca tozlaşma ve böcekler vasıtasıyla çevreyi de etkiliyor. Yani bu gidişle bu ürünler insanı da kendine alıştıracak diyebiliriz.
 
Medyada bazı ilginç bilgiler de dolaşıyor. Fareden tavuk eti yiyeceğiz diye… Abartılıyor da galiba?
Evet abartılıyor. Öyle bir şey yok… Bahsettiğim gibi bu uygulama ürünün dayanıklılığını, kalitesini ve miktarını arttırmak için yapılan bir uygulama gerisi abartıdan ibaret... Yani bir üründeki gen bir diğerine aktarılıyor. Tabi hayvandan da ürüne aktarım olabiliyor ama dediğimiz gibi gen olarak aktarım yapılıyor. Tabi burada da dini açıdan uygun olup olmadığı sorusu akıllara gelecektir artık onu da din adamlarımız gerektiği gibi açıklığa kavuştururlar inşaallah.
 
Peki hayvandan insana geçen hastalıkların yaygınlaşmasında GDO’lu ürünlerin etkisi var mı?
Elbette… Birden bire olabilecek bir şey değil bunlar. Kenelerle insanlar önceleri daha iç içe yaşıyorlardı. Ne oldu ki birden bire hastalık yaymaya başladılar.
 
GDO türü bilimsel çalışmalara karşı mısınız?
Biz bilimin gelişmesi insanlara hizmet edilmesi için yapılan şeylere karşı çıkmayız. Amaç insanlara hizmetse desteklenmeli ama biz bunların zamanla insan sağılığını tehdit edecek bir hale dönüşme riskine karşıyız.
 
Peki kesin sonuçlar üzerine mi konuşuyoruz yoksa ihtimaller mi söz konusu?
Dünya Sağlık Örgütü bir rapor yayınlamıştı.. Raporda GDO’ların etkisinin 35 yıldır tartışıldığı yazıyordu. Yani kesin bir sonuç ortada yok. Kesin bir sonuç ortaya konması için çok derin araştırmaların yapılması lazım. Sonuçları kesin değil ama GDO’lu ürünlerin ne kadar yaygın olduğu üzerinde şöyle bir araştırma yapılmış ODTÜ tarafından… Marketlerden 28 farklı domates alınmış 22’si GDO’lu çıkmış. Yaygınlığını varın siz düşünün… İnşallah kesin zararları yoktur demekten başka bir şey elimizden gelmiyor.
 
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Konunun daha da üzerine gidilmesi lazım… Daha ciddi adımlar atılmalı… Vatandaşlarımız da alışverişlerine dikkat etmeli... Tabi etiket üzerindeki yazıları görebilirlerse… Ve de beslenmelerine özen göstermeli, doğal besinleri tercih etmeliler… Dikkat edilirse eğer alışkanlık yapan ürünler genelde GDO’lu çıkacaktır. İnsanlarımız doğal ürünlere olan talebini arttırsın. Medyamız da bu işin üzerine gitsin… İnşallah kendi sağlığımızın yanında geleceğe yönelik de iyi bir iş yapmış olacağız. Görüşlerimize yer verdiğiniz için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
 
Foto: Muhammet Gürses
Röportaj: Osman Gürses

314 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
DÜN DE, BUGÜN DE!
İsrail, Yahudi Lobisini devreye sokarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerini soykırım iddiaları ile Türkiye aleyhine kışkırtıp Ermeni halkı üzerinden hedefine ulaşıp sonuca varmaya çalışmaktadır.
KERPİÇ EVLERİN FATURASI
Elazığ'daki deprem nedeniyle Cumhurbaşkanı Gül, "Devlet tüm imkânlarıyla seferber olmuş durumdadır" derken, Başbakan Erdoğan ise kerpiç evlerin faturasının ağır olduğunu ve afet bölgesi için TOKİ'ye talimat verdiğini söyledi.
DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
Bu sabah meydana gelen Karakoçan-Başyurt merkezli depremde ölü sayısının 51 ve yaralı sayısının ise 74 kişi olduğu bildirildi. 19 cenaze defnedilirken, artçı depremler dinmek bilmiyor...Şu ana kadar 90'ı aşkın artçı sarsıntı oldu...
HEDEF ADİL DÜZEN
28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinin 13. yılında gelinen durumun bir fotoğrafını çekip bilançosunu çıkarmak ve ortaya koyduğu vizyonun ne hale geldiğine bir projeksiyon tutmak istiyoruz
Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
Nihat Genç: "Ülkede bir tek Milli Görüşçü ERBAKAN HOCA kaldı. SP yöneticileri AKP karşısında etkisiz kalıyor." dedi...
ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
Numan Kurtulmuş Erbakan'a rağmen Tantan ve Şener'le sağda birlik arayışını sürdürüyor.
DEPREM DEDE UYARDI VE ÖNERDİ
Deprem uzmanı Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara, Elazığ'daki deprem bölgesinde incelemelerde bulunarak, Doğu Anadolu'yu bekleyen büyük deprem tehlikesine dikkat çekti ve köy dönüşüm projesinin gerekliliğine vurgu yaptı.
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» DEPREM DEDE UYARDI VE ÖNERDİ
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com