MİLLİ GÖRÜŞ
CAMİAMIZ HALA ŞUURSUZ
Milli Nizam Partisinin kurucularındanım. Ama tanışmamız ilginç oldu.
Ağabeyim Milli Görüş Lideri Erbakan’ı ilimize konferansa geldiğinde
ağırlamıştı. Bir salonda konferans verilecekti.
O zamanlar gençtim çok da bir dava derdi içinde değildim. Ağabeyim
bana gel salonun önünde bekle dedi. Güvenlik açısından çok kötü günlerdi o
zamanlar… Ama karşı cenah beni tanır sayardı. Kapının önünde beklemeye
başladım. Tabi kimse yanaşamazdı. Gelen eyvallah, giden eyvallah...
Derken Erbakan geldi içeri geçti, başladı konuşmaya...
Dışarıda beklerken birden kulağımı içeriden gelen sese verdim.
Baktım siyasi toplantıda dinden imandan bahsediliyor. Bizim zamanımızda birinin
açıkça dini konulardan bahsetmesi çok acayip gelirdi, tuhaf karşılanırdı hele
de profesörün... Bu nasıl profesör böyle dinden imandan bahsediyor dedim,
hayran kaldım. Baktık net bir adammış dedik ve o günden sonra da Milli Görüşçü
olduk.
Milli Nizam’dan bu yana da hiç fire vermeden, bazıları gibi yağ
kavurmadan bu günlere geldik. Ölene kadar da Milli Görüş’e hizmet edeceğiz. Bu
davanın iki sene il başkanlığını 15 sene de muhasipliğini yaptım. O zamanlar
bir emir beklemeden dükkânımızı kitler davaya hizmet aşkı ile çalışırdık biz o
şekilde inanmıştık. İçimizde büyük bir heyecan vardı.

O heyecan yok tabi... Ben Selametçileri görünce hazır olda dururdum,
saygı hürmet gösterirdim. Çünkü davanın liderinin ne kadar büyük bir adam
olduğunu biliyordum. Onun hürmetine mensuplarına da saygı gösteriyordum. Gelip
evimde kalırlardı… Öyle kahvaltılı toplantılar olurdu ki 500 kişiyi bulurdu.
Hepsinin masrafını da ben karşıladım. Şimdi otelde kalıyorlar, masraflar için
para toplanıyor,o zamanlar böyle şeyler yoktu ayıptı. Biri çıkar bütün
masrafları karşılardı. Ama sonradan baktık ki hak dava münafıksız olmuyormuş…
Menfaat düşkünü, farklı amaç peşinde olan pek çok gafil, art niyetli insan da
varmış… Tabi bunlar da insanın içini kaçırıyordu. Ama çok şükür ki davamızın
liderinde bir kusur yoktur. O yüzden hala Milli Görüşçüyüz. Belki de insanların
içini kaçırmak için bunu özellikle yapıyorlardı.

Her şey anlatılmaz tabi… Liderimiz Erbakan Hoca evimizde kaldığı
zaman bizzat bazı sırlarına vakıf oldum. Hocamız da benim sırlara vakıf
olduğumu biliyor. Ama bunları anlatamam şimdi… Zaten bizi Milli Görüşçü tutan
da bu sırlardır.
Ama şöyle bir şey anlatabilirim. Bir gün bir rüya gördüm. Komutan
beni askerlerle dolu bir gemiye bindirdi. Fakat ben asker falan değilim rütbem
yok beni niye getirdiniz buraya dedim sen bu geminin kaptanısın bu gemiyi sen
yürüteceksin dedi. O rüyanın etkisi ile sabah ettim. Dükkana girdim telefon
çaldı. Necmettin Erbakan… Tüylerim diken diken oldu. Emredin Hocam dedim. Dedi
ki Elazığ’ın il başkanısın git partiyi teslim al. Gittim başkan oldum… Böyle
mübarek bir davadan vazgeçilir mi?
Parti içi ayak oyunları mı… Onlar o zaman da çok oluyordu. Erbakan’a
rağmen çok şey yapıyorlardı. Neler neler… Anlatmaya başlarsam bitmez. Tabi
bazen de insanlar gerçekleri görsün diye Erbakan özellikle göz yumuyordu.
Nelere şahit olduk. Davanın liderine güveniyorduk o yüzden içimiz rahattı.
Yoksa parti içinde neler neler yapılıyordu.
Peki, şimdi hocadan bir telefon gelse hadi Nadir Bey falan görev
senin dese…
Verdiğiniz
bilgiler için teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bizlere kendimizi, davamızı anlatma imkânı sunduğunuz için teşekkür
ediyoruz. Gazetenizdeki arkadaşlarıma da selamlarımı iletiyorum.
Öncelikle sizi
tanıyalım…
1955 yılında kuyumculuğa başladım. 1968 yılında da dükkan açarak
esnaflığa adım attım. Tam 55 yıldır bu mesleğin içindeyim.
Kuyumculuk
mesleği dışarıdan bakıldığında çok kazançlı bir meslek olarak görünüyor siz ne
düşünüyorsunuz?
Evet dışarıdan öyle görünüyor ama içine girince sanıldığı gibi kârlı
kazançlı bir meslek olmadığını fark ediyorsunuz. Mesela altını 353 liradan alıp
355 liraya satıyoruz yani 2 lira en fazla kâr ediyoruz. Bir ayakkabıcının kârı
bizden çok fazla... Tabi biz de sürümden kazanıyoruz. Ama işlerin durduğu zaman biz çok daha çabuk
etkileniyoruz.
Para bankadan çıkmıyor öyle olunca da sıcak para dönmüyor. Elazığ’ın
mali durumu da kötü... Eskiden Ferrokrom’da binlerce kişi çalışırdı şimdi 500
kişi çalışıyor. Ferrokrom gitmiş, Maden
gitmiş, yem fabrikası gitmiş, süt fabrikası gitmiş, şeker fabrikası gitmek
üzere. Elazığ’ın geliri nerede? Tarım zaten bitmiş, köylüde para olmasa mal
olmasa şehirli bitmiş.O yüzden kuyumculuğun tadı tuzu kalmadı.
Hayır sanıldığının aksine altına pek de rağbet yok, para yok ki
olsun. Fiyat yükselmesi istikrarsızlıktan oluyor. Bir de altın değişmez bir
değerdir. O yüzden ne olursa olsun en sağlam yatırım aracıdır. Ama döviz öyle
değil… Ait olduğu ülke ekonomisi çökünce elindeki kağıt parçasından farksız
olur.
Tabi sürer… Tecrübelerime dayanarak söylüyorum altın hangi seviyeden
düşmüşse yine oraya çıkar mesela bundan bir ay önce altın 395 liraydı şimdi 355
lira… Er geç o 395 lirayı yine görecek ama 1 ay ama 1 yıl sonra… Süre
değişebilir ama o seviyeye çıkacağı muhakkak.
Çok iyi… Bundan 2 ay önce 300 liraya altın alan şimdi 50 lira kâra
geçti. Niye ilgi göstermesin ki… Gönül kârda gezer…

Az önce de bahsettik altın değişmeyen gerçek bir değerdir. Üzerinden
ne kadar zaman da geçse bir değerdir. Ama kağıt öyle değil… Bir süre sonra bir
bakıyorsunuz ki serveti temsil eden meblağ simit parası bile değil. Böyle bir
şey elbette olumlu sonuç verecektir. En önemlisi piyasadik suiistimalerin önüne
geçecektir. Sahte para basma gibi...
Şimdi günü kurtarma derdindeyiz. Kafamızı kaldırıp da önümüze bakma
durumunda değiliz. Elimizdeki sermayemizi muhafaza etsek yeter diyoruz. Başka
isteğimiz yok... İyi olacak inşallah.
Aileden birisi bir sanat öğrenince gerisi de peşinden gidiyor ister
istemez. Bizim Kürk köyünde ağabeyim Rıfat Yumakgil 1940’larda kuyumculuğa el
attı sonra ben geldim… Yani mesleğe önce ağabeyim başladı… Bizim köyün çoğu da
bizden sonra kuyumcu oldu. Tabi haliyle ailemize de yansıdı bu durum…
Ben 45 senedir bu çarşıdayım ve en eskilerindenim… Bu aralar biraz
ağır geçiyor. Eskiden mal satalım diyorduk. Şimdi verdiğimizi alamıyoruz.


























