Karakter Boyutu A A A
SEVİNÇ DUYAMADILAR
24 Ocak 2010 Pazar 23:59

Bu olay milliyetçi geçinenlerin ne denli İsrail işbirlikçisi, Millî Görüşçü diye ortalıkta dolaşanların ise nasıl Yahudi muhibbi olduklarını çok fena halde gözler önüne seriverdi.
Çakma milliyetçilerle münafık Millî Görüşçüler
İsrail’e özür dilettirilmesinden

SEVİNÇ DUYAMADILAR

İsrail; uğruna Siyonistlerin 20. Yüzyılın ilk yarısında üst üste iki dünya savaşı çıkartıp yüz milyonlarca insanın ölümüne ve yaralanmasına, evsiz barksız, yersiz yurtsuz, işsiz güçsüz, anasız babasız, dul ve yetim kalmasına yol açtığı insanlık tarihinin en uğursuz devleti…

İsrail; uğruna Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Cihan Devleti, Rus Çarlığı ve Büyük Britanya İmparatorluğu gibi 4 büyük imparatorluğun yıkıldığı… Japonya’nın iki şehrine atılan atom bombalarıyla yüz binlerce insanın bir anda kavrulup geri kalanların radyasyona maruz kalıp hayat boyu çeşitli hastalıkların pençesinde kıvranarak yaşamaya mahkûm olduğu insanlığın baş belası ülke…

İsrail; eski Mısır’dan kalma 5 bin küsur yıllık paslı bir hançer gibi İslam Âleminin bağrına saplatılıp Filistin toprakları üzerinde terör yöntemleri ile kurulan, terörizmi bir ideoloji haline getirip yeryüzüne ihraç ederek katliam, sürgün, gözyaşı ve sürekli zulüm ile devletini yaşatan, vahşeti ilke edinen insanlık tarihinin en eli kanlı ülkesi…

İsrail; merkezi Kudüs’te Nil ile Fırat nehirleri arasını kapsayan arzımevud üzerinde bir Yahudi krallığı kurma ideali uğruna kabalist öğreti ile oluşturulan esrarengiz Tapınak Şövalyeleri örgütü vasıtasıyla art arda Haçlı Seferlerini organize edip asırlar boyu Hıristiyanları Müslümanlar üzerine kışkırtıp salan, komplocu zihniyetle yeryüzüne sürekli fitne fesat yayan lanetli kavmin devleti…

İsrail; kabalist öğreti ile örgütlenen Tapınak Şövalyelerinin gerçekleştirdiği Fransız Devrimini ihraç edip ülkeleri karanlık odalarda yöneten Gül-Haç ve Mason derneklerinin marifetiyle derin devletler oluşturan Siyonizm’in…

 Ve kurduğu Gizli Dünya Devleti sayesinde savaşlarla, krizlerle, komplolarla, darbelerle, ihtilallerle, sapkın ideolojilerle, eli kanlı diktatörlerle, zorba yönetimlerle, zulümle, hile ve entrika ile yeryüzünü cendereye sokup adeta bir iğneli fıçıya çeviren ırkçı emperyalizmin üssü…

İsrail; 1000 yıl boyunca Haçlı Seferlerine karşı durarak İslam Âlemini koruyan, yeryüzünde barış, adalet ve huzuru tesis etmeye çalışarak dünyaya nizam veren milletimizden, Osmanlı Cihan Devletini yıkıp İslam Hilafetine son vererek dünya liderliğini alan Siyonist ahtapotun başı…

İsrail; başını çektiği Dünya Siyonizmi, Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde İslam Birliği’nin çekirdeği D-8’in hayata geçirilmesi üzerine derhal harekete geçerek Türkiye başta olmak üzere bu oluşuma güç veren tüm ülkelerde yıkıcı girişimlerde bulunarak ucundaki zehirli iğne ile kuyruğunu sürekli dik tutan akrep…

Evet; D-8’i kuran üye 8 ülkelerde şunlar oldu:

 1-Türkiye’de 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan’a yönelik 28 Şubat post modern darbe…

 2-Nijerya’da Cumhurbaşkanı Muhammed Balarabe Haladu yönetimini deviren önde gelenlerini öldürten kanlı askeri darbe…

3-Pakistan’da Başbakan Navaz Şerif’i deviren askeri darbe…

4-Bangladeş’te Başbakan Sheikh Hasina’nın devrilmesi ile sonuçlanan toplumsal ayaklanmalar ve iç kargaşa…

5-Endonezya’da birden patlak veren ve Cumhurbaşkanı Mr. Suharto’nun devrilmesi ile sonuçlanan terör olayları, siyasi kargaşa ortamı…

6-İran’da Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’ye seçim kaybettiren yıkıcı kampanyalar…

7-Mısır’da birden patlak veren, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in koltuğundan olmasını sağlayamasa da Başbakan Kemal Ahmet El-Ganzouri Hükümetinin devrilmesine yol açan art arda büyük kanlı terör eylemleri…

8- Malezya’da birden patlak veren ve Başbakan Mahatir Mohamad’ın iktidardan uzaklaştırılması ile sonuçlanan terör eylemleri ve siyasi istikrarsızlık…

Sonuç olarak İstanbul’da toplanıp D-8’in kuruluş bildirisine imza atan devlet ve hükümet başkanlarının tamamı konumlarından edildiler!

Ancak yine de netice pek değişmedi ve D-8 oluşumu her halükârda resmen varlığını koruyup yavaş da olsa gelişimini sürdürdü.

Asıl önemlisi, D-8’in lideri ve kurucusu Türkiye’de 28 Şubat post modern darbesi tersyüz edilerek sürece öncülük eden ve destekleyen bütün mensupları sermaye, siyaset, medya, askeri ve sivil bürokrasi, sivil toplum kuruluşları ile diğer tüm sahalardan tasfiye edildiler; nihayetinde ise Erbakan’ın ifadesiyle Millî Görüş fiilen iktidar oldu!

…Ve 28 Şubat post modern darbe sürecinin rövanşı alınıp mensuplarından hesap sorulmak üzere yine post modern nitelikte bir Ergenekon soruşturma ve dava süreci başlatıldı. Tersyüz edilen 28 Şubat sürecini yeniden başlatıp tamamlamak üzere teşebbüs edilip sonuçsuz bırakılan askeri darbe planları da askeri ve sivil uzantılarıyla soruşturma ve dava kapsamına alındı.

Bu arada Türkiye’nin arabuluculuğunda Başbakan Erdoğan’ın öncülük ettiği İsrail-Suriye barış görüşmelerinde bölge ülkelerinin umut bağladıkları bir noktada Siyonist devlet, Gazze’ye aniden saldırarak başlattığı vahşi katliamlarla asıl niyetini ortaya koyarak yayılma politikalarından vazgeçmeyeceğini ve barıştan yana olmadığını bütün dünyaya dramatik şekilde gösterdi.

Böylece, bölgede barışı tesis etme gayretleriyle Siyonist emellere engel çıkartarak boyunu aşan işlere girişen Başbakan Erdoğan küçük düşürülüp aciz, güçsüz, zavallı bir ülke lideri konumunda gösterilerek; İsrail’in bölge ve dünya liderliğini gölgeleme çabalarına asla göz yumulmayacağı kanıtlanmak istendi.

İsrail’in Başbakan Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye yönelik bu kalleşçe çıkışının ve tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de sergilediği tüyler ürpertici vahşetin hesabı Davos Zirvesinde tüm dünyanın izlediği canlı bir programda soruldu.

Dünyayı şaşırtan Davos çıkışı sonrasında Türkiye’de bir milli kahraman olarak karşılanan Başbakan Erdoğan İslam Âleminde de büyük beğeni toplayıp sükse yaptı. Bu süreç Türkiye ve İsrail kamuoylarında karşılıklı büyük travmalara yol açarak iki ülke arasında gerilimi sürekli tırmandırdı.

Son olarak Kurtlar Vadisi dizisindeki bazı sahnelerde İsrail karşıtlığı yapıldığı gerekçesi ile Tel-Aviv Büyükelçimiz Oğuz Çelikkol’u İsrail Parlamentosu Kneset’teki makamına çağırıp kurduğu bir komplo ile tezgâha getirip aşağılama çabası sergilemesi üzerine Türkiye en üst perdeden çok sert tepki gösterdi.

Hep yapıldığı gibi Yahudi küstahlığına kılıf yapılmak amacıyla gerekçe diye ileri sürülen koalisyon hükümetinin ortağı aşırı milliyetçi partinin girişimi tüm İsrail’i bağlamaz türü manevralara prim vermeyen Türkiye, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ağzından en üst düzeyde bir ültimatom verdi.

Olay bir densizin işi olsa da İsrail devletini bağlar diyen Cumhurbaşkanı Gül, tanınan süre içerisinde resmen özür dilenmediği takdirde büyükelçinin geri çekileceğini bizzat açıkladı. Türkiye’deki Siyonist işbirlikçisi medyanın bile ister istemez büyük tepki göstermek zorunda kaldığı olay nedeniyle İsrail yönetimi çok zor anlar yaşadı.

Nihayet Türkiye’yi küçük düşürüp şantaj yapmaya kalkışmanın faturasını diplomatik bir ağır bedelle ödemek zorunda kalan İsrail kendi kurduğu bu kumpasa düşürüldü; dünyanın heyecan ve merakla izlediği bir süreçte özür dileyip geri adım atmaya mecbur bırakıldı.

Bizzat kendi medyasında İsrail’in gurur günlerinin sonsuza kadar sona ermesi olarak nitelenen tarihindeki bu ilk kez özür dileme olayı dünya medyasında da büyük yankılar uyandırdı. Böylece, iddia edilen üstün Yahudi zekâsının Türkiye karşısında eşi görülmemiş bir akılsızlık örneği vermesi milletimizin tarihteki gibi hayranlık uyandıran cihangir dehasını yeniden dünyanın gündemine getirdi.

Türkiye’nin bu başarısını Başbakanın şahsında değerlendiren bir Lübnan Gazetesi Sultan Erdoğan diye başlık atarken bir diğeri İsrailliler sadece Türkçe anlıyor diye takıldı. Türkiye tarafından İsrail’in burnunun sürtülmesi tüm dünyada değişik şekillerde büyük yankılar uyandırırken özellikle de İslam Âleminde coşkulu tepkilere yol açtı.

İçeride ve dışarıda, dost-düşman herkes ister istemez bir şekilde Türkiye’nin bu büyük diplomatik zafer sonucu kazandığı prestiji değerlendirirken ne yazık ki çakma milliyetçiler ve münafık sözde Millî Görüşçüler bu başarının sevincini coşkulu bir şekilde yaşayamadılar.

Bu olay milliyetçi geçinenlerin ne denli İsrail işbirlikçisi, Millî Görüşçü diye ortalıkta dolaşanların ise nasıl Yahudi muhibbi olduklarını çok fena halde gözler önüne seriverdi. Çakma milliyetçiler dut yemiş bülbüle dönerken, sözde Millî Görüşçüler Türkiye’nin bu başarısı karşısında iktidarın gölgesinde kalıp adeta yok oldular.

Milliyetçi geçinen bazı çevreler “Gazze’den, Filistin’den bize ne? Niye Mısır, Suudi Arabistan sesini çıkartmazken Başbakan Erdoğan ikide bir Gazze deyip İsrail’e sataşmayı takıntı haline getiriyor?” diyerek adeta Siyonist ağzıyla konuşuyorlar, yazıp çiziyorlar.

Oysa Siyonist İsrail Devleti Mısır’ın, ya da Suudi Arabistan’ın toprakları üzerinde değil; Osmanlı Devleti’nin toprağı olan Filistin’de kuruldu! Yahudi İsrail devletinin kurulması uğruna bir Arap devleti yıkılmadı; Osmanlı Devleti yıkıldı. Siyonistler bölge ve dünya liderliğini de Araplardan değil bizim milletimizden aldılar. Milliyetçiler eğer yakın tarihin bu çıplak gerçeklerini bile idrak edemiyorlarsa ya çok cahiller ya da İsrail işbirlikçisidirler.

Millî Görüş partileri içerisinde yuvalanan bir Sabetayist şebekenin yıllarca bir kenarda tutup nihayet bir fırsatta Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirdiği Numan Kurtulmuş ise Türkiye’yi ve tüm dünyayı ayağa kaldıran Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in yüzüne haykırdığı ifadeler nedeniyle mahcup bir eda ile sözde destek çıkmıştı.

Şimdi de İsrail’e cüret ettiği küstahlık nedeniyle özür dilettirilmesi karşısında Başbakan’a ve hükümete yine yarım ağızla ve dil ucuyla destek verdiğini açıklarken yaşadığı iç burukluğu ve çektiği sıkıntı yüzünden açıkça okunuyordu.

Oysa Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin lideri İsrail’in bu küstahça komplosu karşısında volkan gibi patlamalı ve hükümeti asla tereddüt göstermeden en sert şekilde karşılık vermeye çağırmalıydı. Yasak savar türünden ve dil ucuyla zoraki bir destek açıklaması ile olayın gerisinde kalıp tırsmak Saadet Partisi liderine yakışır mı hiç?

İsrail’in sergilediği pervasızlıklar nedeniyle Başbakan Erdoğan’ın yaptığı bu çıkışlara utangaç bir destek vermekten öte bir varlık göstermek içinden gelmeyen Numan Kurtulmuş Saadet Partisi’ni AKP’nin gölgesinde bırakarak Millî Görüş oylarının yuvaya dönmesini engellemekte ve geciktirmektedir.

Numan Kurtulmuş’un bu tutumu İsrail hinterlandındaki seçmenin Mustafa Sarıgül’ün yeni oluşumuna kaymasına yol açarak AKP’ye de zarar vermektedir. Çünkü Saadet Partisi Millî Görüş kadrolarını geri getiremediği takdirde AKP’deki batıcı yaşam tarzına meftun gayri milli çevreler huzursuz olacaklardır.

Bu yüzden, aslında ABD ve Avrupa Birliği yanlısı gayri milli politikalar izleyen AKP iktidarı karşısında Millî Görüş güçlenip toplum üzerinde etkili olamamakta, Saadet Partisi iktidar alternatifi konumuna gelememektedir.

Saadet Partisi beklenen gelişmeyi bir türlü gösteremediği için de milli politikalar izlediği görüntüsü veren AKP iktidarı ülkeyi siyasi istikrarsızlığa sürükleyebilir. Çünkü AKP’nin bu samimiyetsiz yönelişi siyaset yelpazesinde kaymalara yol açıp taşların yerli yerince oturmasını geciktirebilir.

Oysa artık Türkiye demokrasisinin maskeli balo olmaktan kurtulup herkesin ya göründüğü gibi olması ya olduğu gibi görünmesi gerekir. Toplumsal yapılanması, üst düzey kadroları ve kuruluş felsefesi ile batı işbirlikçisi gayri milli politikalar doğrultusunda dizayn edilmiş bulunan AKP iktidarının altı doldurulamayan birtakım samimiyetsiz çıkışlarla Millî görüşçü bir profil çizmesi Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesi sayesinde mümkün olmaktadır.

Bu gidişle Millî Görüş seçmeni AKP’ye mahkûm edilip Saadet Partisi’nin ocağına incir ağacı dikilirken; CHP ve MHP’nin iktidarından umut kesenlerin ise Mustafa Sarıgül’ün işporta işi politikalarına meyletmeleri kaçınılmaz olacaktır.

Erbakan ile yolunu ayırıp sürekli Millî Görüş’ten uzaklaşmaya çalışan Numan Kurtulmuş siyasi çizgisini belirsizleştirdiği Saadet Partisi’ni tabanından koparıp partiler yelpazesindeki mevcut yerinden de etmektedir. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olan Saadet Partisi, Numan Kurtulmuş’un göz kırptığı diğer seçmen kesimlerinin hiç birinden umduğu desteği alamamaktadır.

Hasan Celal Güzel ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu gibi herkesi memnun etmeye çalışan mavi boncuk politikasıyla önüne gelene gülücükler dağıtmakla oy almanın mümkün olmadığı yakın siyasi tarihimizde defalarca tecrübe ile sabit olmuş bir toplumsal realitedir. Bunu bir kez daha denemenin iyi niyetle izahı mümkün değildir.

Zaten Numan Kurtulmuş’un izlediği yol haritası AKP hesabına Saadet Partisi’ni eritip yok etmeye yönelik bir Sabetayist planın gereğidir. Millî Görüş seçmenini AKP’den koparıp yuvaya geri döndürmek yerine Saadet Partisi AKP çizgisine sokulursa her iki parti de tabii mecrasından çıkar ve sonuçta her ikisi de kaybeder.

Çünkü ne Millî Görüş gömleğini çıkartan AKP’nin yeniden bu gömleği giymesinin ve ne de Saadet Partisi’nin yenilikçi hareketin izinden gidip sonunda gömlek değiştirmesinin bir yararı vardır. Kaldı ki AKP’nin oldukça değişen toplumsal ve siyasal yapısı Millî Görüş gömleğini yeniden giymesine izin vermez. Saadet Partisi ise değişim ve dönüşüme uğrayıp Millî Görüş’ten koptuğu takdirde artık yerleşebileceği bir boş alan da yoktur.

ANAP ve AKP örneğini göz önünde bulundurarak Millî Görüş’ten uzaklaşırsak biz de iktidar oluruz düşüncesi son derece akılsızca bir ham hayaldir. Halk ANAP’a, 12 Eylül darbesi sürecinde seçime girmelerine izin verilen yalnızca 3 partiden diğer ikisine askeri vesayet altında kurulmaları nedeni ile soğuk baktığı için ister istemez oy verildi.

Kaldı ki ANAP asla Millî Görüş aleyhine herhangi bir söylem ve imada bile bulunmadı. Aksine birleştirdiği 4 siyasi eğilimden en çok Millî Görüş’ü öne çıkardı. ANAP Millî Görüş’ten saptığı için başarılı oldu iddiası art niyetli, maksatlı bir saptırma ve safsatadır.

AKP ise 28 Şubat post modern darbe sürecinde iktidar yapılan DSP-MHP-ANAP koalisyonunun ülkeyi ekonomik kriz ve siyasi kaosa sürüklemesi sonucu toplum bunalınca; Başbakan Erbakan’ın 54.Hükümetteki büyük başarılarının yıldız gibi parlayıp Millî Görüş borsasının yükseldiği bir sırada kurulduğu için milletimizin güvenine mazhar olup iktidara geldi.

Tayip Erdoğan Millî Görüş gömleğini çıkardık sözünü ise AKP seçimi kazandıktan ve başbakanlık görevini Abdullah Gül’den devraldıktan sonra Antalya’daki uluslar arası Lions Kulüpleri toplantısına giderken söyledi. Seçim sırasında asla Millî Görüş karşıtlığı yapmadı.

 Açıkçası ne ANAP ve ne de AKP Millî Görüş’ten yollarını ayırdıkları için değil; tam aksine Millî Görüş’ün başarılarını sahiplenip oya tahvil ederek iktidar oldular.

Şimdi de Numan Kurtulmuş’un Erbakan ile yolunu ayırıp Millî Görüş’ten uzaklaşarak Saadet Partisi’ni götürebileceği ne siyasi yelpazede başka bir boş alan söz konusudur ve ne de kaybedeceği Millî Görüşçü oylarla ikame edebileceği bir sahipsiz seçmen kitlesi vardır.

Her seçimde söz konusu olan mahdut miktardaki bir yüzer-gezer oy kitlesi de var ki bu kimin seçimi kazanacağına kanaat getirse ona yönelen, istikrarsız ve siyasi niteliksiz bir kesimdir. Bu kesim hiçbir partiye yar olmaz ve ona güvenilip kılıç bağlanmaz.

12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi sonucu batı uzantısı SAĞ-SOL ayırımına dayalı politik şablonun kırılıp yerine ikame edilmek istenen HAK-BATIL (millî-gayri milli) ayırımına dayalı siyasi bir tablonun oluşturulması süreci ne yazık ki henüz bir türlü tamamlanamadı.

12 Eylül 1980 sonrası süreçte ANAP-Refah Partisi ikilemi ile bu tablo gerçekleşmek üzere iken ANAP’ın başına Mesut Yılmaz’ın geçmesi nedeniyle sonuçsuz kaldı. 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinin tersyüz edilmesi sonucu AKP’nin tek başına iktidar olması ile bu demokratik vizyonun hayata geçirilmesi imkânı yeniden doğdu. Ancak bu kez de Saadet Partisi’nin başına Sabetayist Numan Kurtulmuş’un getirilmesi ile bu plan yeniden zora girmiş durumda.

Ancak henüz kesinlikle iş işten geçmiş değildir, hatta tam da kıvamına gelmiş durumdadır. Yeter ki önümüzdeki olağanüstü genel kongrede Numan Kurtulmuş Saadet Partisi’nin başından uzaklaştırılıp bu göreve inançlı, sadık, vefalı bir Millî Görüşçü getirilebilsin.

Bu takdirde iktidarda hızla yıpranan AKP’nin özellikle de inançlı kesimlerle memur, işçi, emekli, esnaf, çiftçi, işsiz, dar ve sabit gelirli büyük kitleler ihmal ve mağdur edildiği için Millî Görüş’ün geçmişteki başarılarını referans gösterecek bir Saadet Partisi’nin hızla gelişip iktidar alternatifi olması işten değildir.

Çünkü şu anda ana muhalefet CHP ve yavru muhalefet MHP’nin hiçbir şekilde iktidar şansı olmadığı yaşanan bunca seçim tecrübesi ile kaziyei hüküm halini almış bir olgudur. İşte bu gerçeklik göz önünde bulundurularak Mustafa Sarıgül öncülüğünde başlatılan yeni siyasi oluşumun yaklaşan seçim süreci içerisinde partileşip iktidar olması ise son derece zordur.

Belki Mustafa Sarıgül Cem Uzan gibi alacağı oylarla bu kez CHP ve MHP’yi marjinalleştirip tekrar barajın altına sokabilir, asla daha fazla bir başarı gösteremez. Çünkü Mustafa Sarıgül’ün arkasında devlet gücü yoktur. Devlet gücü tam aksine Mustafa Sarıgül’ün karşısında olduğu içindir ki CHP büyük kongresinde Deniz Baykal’a mağlup ettirildi. Şimdi ise şartlar daha da aleyhte olacak şekilde değişmiş durumdadır. Kendisine müsaade edilen düzeyin ötesine geçmesi Mustafa Sarıgül için adeta imkânsızdır.

Sabetayist toplum oligarşisi -eğer Ergenekon Davası ile kılıç artığı haline getirilmeseydi- 22 Temmuz 2007 Genel Seçimi öncesinde vizyona sokmaya çalışıp fiyasko ile sonuçlanan sağda ve solda birlik projesini yeniden vizyona sokmaya çalışacaktı.

Ama şimdi iki siyasi alternatifi birden gündeme getirmek -çok uzaklardaki hayali bile zor bir ütopya olarak kaldığı için- şimdilik mümkün olmadığından sağda ya da solda artık hangisini tutturabilirse sadece alternatiflerden birini oluşturmayı hedeflemektedir.

Medya gücünü yitirmiş, elindeki devlet kaleleri bir bir düşmüş, sahibi olduğu büyük sermaye itibarsızlaştırılıp güçten düşürülmüş, dış destekleri kırılmış, Ergenekon Davası ile de sanık sandalyesine oturtulmuş bir zihniyetin normal demokratik yoldan seçim kazanarak 12 Eylül 1980 öncesi gibi batıcı SAĞ-SOL siyasi şablonunu yeniden inşa etmesi bir ham hayaldir.

Açıkçası gelinen bugünkü noktada İttihat ve Terakki kökenli batıcı zihniyetin Türkiye demokrasisini iki alternatif parti ile işletme kabiliyeti tamamen yok edilmiş durumdadır. Olay sadece iktidarda 8. yılını idrak eden AKP’nin Millî Görüş kökenli olmasından ibaret değildir. CHP ve MHP de Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil eden Sabetayist Toplum mensubu olamayan kişilerin elindedir.

Yoksa asıl sorun sadece CHP ve MHP’nin iktidar olma kabiliyetine sahip olmamaları da değildir. Özellikle CHP iktidar umudu vaat etmese de hala ana muhalefet konumundadır. Bir koalisyon ile hükümet kurabilecek güce de hala sahiptir. Dolayısıyla alternatif konumuna sahip bulunuyor. Ancak Sabetayist Toplum unsurları Deniz Baykal’a Tayip Erdoğan’dan daha çok mesafelidirler ve CHP’nin başından uzaklaştırma umutları da kalmamıştır. Bu durum MHP için de söz konusudur.

Öte yandan hâlihazırda alternatifi bulunmayan AKP Millî Görüş kökenli bir siyasi kuruluş olarak tek başına iktidardadır. Buna karşın Millî Görüş’ün asıl temsilcisi Saadet Partisi güçlü bir teşkilat yapısı ve tabanı ile iktidar potansiyeline sahiptir.

Tek sorun, ele geçen fırsatta bir emrivaki ile Sabetayist kökenli Numan Kurtulmuş’un getirilip oturtulduğu genel başkanlık koltuğundan artık start verilmiş bulunan önümüzdeki olağanüstü genel kongrede uzaklaştırılıp Erbakan ile uyumlu birinin yerine getirilmesidir. Artık ondan sonra Saadet Partisi’nin önünde hiçbir pürüz kalmaz.

Önümüzdeki genel seçimde Saadet Partisi ya tek başına iktidar olur AKP ana muhalefet konumuna geçip gerçek anlamda partileşme imkânına kavuşur. Ya da Saadet Partisi birinci parti olup bir koalisyonla iktidar olur ve AKP yine ana muhalefet konumuna gelir. Türkiye demokrasisi böylece İttihatçı gelenekten ve Sabetayist kökenden gelen iki batıcı parti yerine; Millî Görüş geleneğinden gelen iki yerli ve millî parti ile işletilme sürecine girmiş olur.

İttihatçı köken ve gelenekten gelen partiler dönemi sona erip Millî Görüş gelenek ve kökeninden gelen partiler dönemi başladığında; kurulacak olan Adil Düzen demokratik bir diyalektik ile toplumda kökleştirilir ve sağlam bir tabana oturtulur. Bu sayede Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyeti bu kez çağdaş bir anlayışla demokratik yaklaşımla yeniden hayata döndürülür.

Erbakan’ın Türkiye siyaseti için belirlediği vizyonun bu olduğunu düşünüyoruz.

Sayı: 589


1739 defa okundu...
erbakanın aslanları       HOCA KONGREDE NUMANA SÜPRİZ YAPSANA YAP YAP Y   22 Ocak 2010 Cuma 03:52
istanbul-fatihten yazıyorum ve adınız gibi emin olunki butun sp sizi dikkatle takip edio kızanlar var ama ses etmeyip sevinenler daha fazla numan ancak kagıt uzerinde genel başkan olabilir HOCA yeterki işaret etsin once onu dinler o ne derse o olur LİDERİMİZE BAGLILIGIMIZ SEVDAMIZDANDIR
Adnan EROĞULLARI       ALLAH CÜMLENİZDEN RAZI OLSUN...!   20 Ocak 2010 Çarşamba 23:40
Bu kadar güzel izah edilebilir türkiye israil ilişkisi allah razı olsun el-aziz...
yusuf ayyıldız       Mücadeleye Devam!   20 Ocak 2010 Çarşamba 13:01
Numan Kurtulmuş’un içinde bulunduğu işbirlikçi tutuma, yaptığı ihanete, kalleşliğe, Erbakan ve Millî Görüş karşısında bayrak açarak başlattığı mücadeleye sessiz kalanlar, geçen 40 yıl boyunca hala kölelik zihniyetinden, özgüvensizlikten ve edilgenlik duygusundan kurtulup henüz gerçek bir özgürlüğün tadına varamayanlardır. Küçük çıkarlar, basit beklentiler uğruna Numan Kurtulmuş ve avenesine boyun eğen bu müptezeller asla yüksek İslami seciye, izzet ve şerefi taşıyor olamazlarMüslümanları Haim Nahum doktrini ile köleleştirip asimile eden Sabetayist Yahudi Toplumu oligarşisi kalıntıları ile artık Ergenekon Davasını yürüten devletin yargısı, istihbarat ve emniyet güçleri mücadele etsin. Bizler, Yahudi esareti altında zihinleri köleleştirilen Müslümanlara karşı -ruhları gerçek özgürlükten ve yüksek İslami seciyeden onur ve haz duyuncaya kadar- mücadeleye devam edeceğiz
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com