1960 Elazığ doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Elazığ’da
tamamladıktan sonra 1985’de Fırat Üniversitesi’nden mezun oldum. Bir yıl sonra
mezun olduğum Makine Mühendisliği bölümünde asistanlığa başladım. 1988’de
yüksek lisansı, 19991’de 9 eylül Üniversitesinde doktorayı bitirdim. O
yıllardan beri çalışmalarımız sürüyor.
Basında adından
çokça bahsedilen gidiş yönüne dik hareket ederek park eden araç projeniz
hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?
Park problemini
çözme fikri nasıl ortaya çıktı?
Problem olmadıkça ve düşünmedikçe ortaya bir ürün çıkmaz. Bu
projeler sürekli karşılaştığımız problemlerin ürünleri. Arabanız var park
edemiyorsunuz, nasıl daha kısa sürede park edebiliriz, nasıl daha fazla park
alanı çıkarabiliriz diye düşünmeye başlıyorsunuz haliyle... Her şey için bu
böyle ilk etapta ihtiyaca binaen çıkar ortaya. Bizim tasarladığımız ürün tek
amaca hizmet etmiyor aslında; hem kısa sürede park edebiliyorsunuz hem park
alanını % 25 oranında artırabiliyorsunuz hem de kısa sürede arabayı kaldırıp
zincir takabiliyorsunuz, lastik değişebiliyorsunuz, patinaja düşme ihtimali
ortadan kalkıyor, etrafa hasar vermiyorsunuz, yakıttan tasarruf ediyorsunuz,
çevre kirliliğini azaltmış oluyorsunuz… Bin metrelik bir alana normalde 204
araç yerleşirken bizim projemizle 245 araç yerleşebiliyor bu da park alanı problemini
azaltmış oluyor.
Park etme
mekanizmasını daha geliştirecek misiniz?
Tabi ki… Bazı basit sistemlerle daha mükemmel hale getirilebilir… Mesela
boş yere geldiğinizde aracın sığıp sığmayacağını size hesap edip söyleyecek bir
sistem eklenebilir.
Size ne kadara
mal oldu?
Tekeri sanayide kimde çıkma var oradan aldık, hidroliğini,
kaportasını aynı şekil… Aküyü kendi laboratuarımızda vardı kullandık. Uzaktan
kumandaya sadece 50 TL ödedik. Yani bize çok pahalıya mal olmadı ama sıfırdan
yapmaya kalkarsan 1-2 bin lira arası tutar tahminimce…
Peki, bu yaygın
hale getirilebilecek mi?
Getirilebilir tabi… Bunun
masrafı 1,5 – 2 bin TL arası değişiyor. Ek bir masraf olarak görünse de öyle
değil. Sıfır araçlarda proje ona göre hazırlanabilir. Bu şekilde daha uygun
olur. Kullandığımız araçlara adapte etmek de kolay ama biraz daha masraflı olur.
Ya da sonradan eklediğimiz için problemli olabilir.
Size böyle
teklifler geliyor mu?
Türkiye’nin kendine has projesini yaptığı arabaları yok. Bu sebeple
tasarımda bir değişiklik yapılmıyor... Hatta bunun için müracaat ettiğim bir
firmadan gelen cevapta şöyle diyordu araçlarımızın imalatını Amerika veya Japonya’da
yaptığımız için böyle bir yetkiye sahip değiliz. Yurt dışı için de projemizin
İngilizce çevirisini yaptık müracaatlarımızı yapacağız.
Peki, başka
projeleriniz de var mı?
Yakında bitecek projelerim var. Uzaktan kumandalı güneş enerjisiyle
çalışan çim biçme makinesi, hidrolik sistemle 5 kata kadar çıkabilecek asansör
sistemi, bununla birlikte ağacın boyuna göre kendini ayarlayabilen ilaçlama
aparatı geliştirdik. Tavan vinci dediğimiz bir çalışmamız var ve sensorlu
ayakkabı temizleme cihazı yaptık çalışmalarımız da devam ediyor.
Çalışmalarınızda
öğrencilerinizden yardım alıyor musunuz?
Tabi ki… Zaten öğrencilerimizi işin içine katmasak verdiğimiz
eğitimin bir amacı olmaz. Eğitim teorikle pratiği bir arada yürütmektir, biz de
bunu yapıyoruz. İlk teklif, ilk düşünce bizden geliyor sonra öğrencilerimizle
beraber uygulamaya koyuluyoruz.

Fakülte
mezunlarına bakıyoruz da bilim alanında bir şey üretelim derdinde değiller daha
çok kamu sektöründe özel sektörde işe girelim düşüncesindeler bu boşluk nerden
kaynaklanıyor? Üniversitelerin bir eksikliği mi?
Aslında üniversitenin değil de sistemin eksikliği desek yeridir. Biz
üniversite olarak daha çok bölüm olarak gayet yüksek bir performansımız var.
Türkiye’de ilk 5 içerisindeyiz. Mühendislik Değerlendirme Kurulu (MÜDEK)’e
üyeyiz…
Üniversiteler MÜDEK’e üye olmak için yarışıyorlar. Mezuniyetlerde
diplomalarımızda MÜDEK de geçiyor ve Avrupa’da da bu diplomalar geçerli oluyor.
Biz 3-4 yıl önce üye olmuştuk halen de üyeliğimiz devam ediyor. Türkiye’ye
baktığınız zaman Gazi Üniversitesinde, bizde, 9 Eylül Üniversitesinde, İTÜ’de
var ama pek çok üniversitede bu üyelik yok.
Sizin bahsettiğiniz sorun şuradan kaynaklanıyor; Türkiye’mizde
bilhassa Elazığ’ımızda sanayi yok, sanayi olmayınca mecburen mezunlarımız kendini
memurluğa yöneltiyor. Oysa İstanbul’da, Bursa’da, Gebze’de fabrikalardan adım
atacak yer yok. Malatya’da 3. Organize Sanayi
kuruluyor. Bizde sanayi yok…
Düşünün bu kadar projemiz oldu bir sanayicimiz de açıp ne yaptın, ne
yapıyorsun diye bizleri aramadı. İnsanlar çok kısa sürede köşeyi döneyim
derdindeler, sanayici de masrafı olmadan, fazla bir ar-ge yapmadan üreteyim
diyor. Oysa geliştirme yenilenme olmadan ilerleyemezsiniz, ürün demode olur,
elinizde kalır, batarsınız. Yani ar-ge’si olmayan bir firma yükselemez.
Bir ülkenin üniversitesi ne kadar gelişmişse o ülke de o denli
ayakta durur, kalkınır süper ülke dediğimiz ülkeler arasına katılır. Çünkü
teknik, bilim, teori üniversiteden çıkar. Şimdi bir buluş bir proje yaptım
bende duruyor ama sanayi olunca onu alacak kullanacak üretecek ortaya çıkaracak.
Dolayısıyla o ülke de kalkınacak.
Kendimizi küçük
görmeye şartlanmışız
Buluşunuz
hakkında nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Biz bu ürünümüzün patentini aldığımız için %90 olumlu şeyler
duyuyoruz ama arada da yersiz kırıcı tenkitler oluyor. Yok efendim niye ODTÜ
bulmamış da Fırat bulmuş… Niye Japonlar değil de Türkler? Biz kendimizi hep
küçük görme, aşağılama eğilimindeyiz nedense… Çin ortada olmayan bir ülke iken
kopya yapa yapa devleşiyor iş kopya ile başlar. Sen de kopya ile başla işi
kavra sonra üretimini yaparsın. Şimdi hem Çin’i tenkit ediyoruz hem onlara
muhtaç ediliyoruz yavaş yavaş… Arabayı oradan alıyoruz başka bir sürü şeyi
Çin’den getiriyoruz. Öyle anlaşılıyor ki yeni süper güç Çin olacak…
İsrail de aynı şekilde yeri yurdu yok ama biz ne yapıyoruz
teknolojimizi oradan alıyoruz. Tohumlarımızı falan… Bu üniversitelerinin
verdiği eğitimden kaynaklanıyor.
Bizim üniversite
sistemimizin eksikliği nerede?
Bizim üniversitelerimizde aldığınız patente, geliştirdiğiniz ürüne
değil yaptığınız yayına önem veriliyor. Herhangi bir dergide projen
yayınlanınca puan alıyorsun ve o puanla doçent ya da profesör oluyorsun. Avrupa
ve Amerika’da böyle değil. Oralarda en ufak bir buluşun patenti alınıyor, ona
göre derece kazanılıyor. Bu da üretime sevk ediyor insanları.
2000 yılında bir yayın yaptım Almanya’dan arayıp o projeyi
istediler. Ne yapacaklar onu kullanacaklar, üretim yapacaklar. Ülkemizde
üniversite sisteminde çok büyük eksiklikler, yanlışlıklar var. Özellikle YÖK’ün
bunun üstüne gitmesi lazım. Bakın Van’da bir çobanın 17 tane patenti var. Adam
çobanlık yaparken fikir de üretip hayata kazandırıyor. İşte bizim yapacağımız
yeni bir sistemle bu beyinleri ülkeye kazandırmamız lazım.
ASELSAN, TAİ gibi kuruluşlarımız var alanında çok ileri durumdalar.
İşte bunu sadece askeri alanda bırakmayıp genel anlamda da teknolojik gelişim
göstermemiz lazım.
İhtiyaç oluyor
aklımıza geliyor üretiyoruz dediniz. Şu an düşünce aşamasında olan hayata
geçirmeyi istediğiniz bir proje var mı?
Siz şu an burada gazeteci olarak değil de iş adamı olarak bana
gelseniz ve fabrikamda şu yönde bir eksikliğim, problemim var deseniz biz ona
göre kafa yorar bir şey bulmaya çalışırdık. Matematik, fizik problemi gibi bu
iş… Tıkanılan yerde size gelecekler ki yardımcı olunabilsin. Buluşlar
ihtiyaçlardan doğuyor.
Az önce
bahsettiğiniz projeler ne durumda?
Onların %90’ı bitmiş durumda… Şu an uzaktan kumandalı güneş
enerjisiyle çalışan çim biçme makinesi üzerinde çalışıyoruz. O da bitmek üzere…
Onlara patent
alacak mısınız?
Patent almak öyle kolay olmuyor. TÜBİTAK destek veriyor ama bir yere
kadar. Çünkü çok masraflı bir iş… Park etme projeme de NTV’ye çıktığım için
patent aldım. Oradaki bazı arkadaşların çalarlar, taklit ederler telkinlerinden
dolayı patent aldım. Yoksa o proje için de patent düşünmezdim. Çünkü
bahsettiğim gibi sistem bizleri patent almaya değil yayın yapmaya yönlendiriyor.
Patent alıp ne yapacağım ki... Aslında böyle düşünmemek lazım ama ne yazık şu
an öyle bir işleyiş var. Öyle düşünmesen ilerleyemiyorsun.
Şu an ülkemizdeki en büyük sorunlardandır bu aslında… Bilim
insanları beyinlerini yayın yapmaya odakladıkları için ona yönelik düşünüyorlar.
Hâlbuki patente yönelik bir işleyiş olsa o zaman görün ne büyük üretimler
yapılacaktır.
Bir örnekle anlatayım… Bursa’da masterımı yaparken bir olaya tanık
oldum. Bir yay fabrikasında çalışan işçi orada çalıştığı süre içerisinde her
gün o yay makinesinin ölçüsünü almış ve emekli olduğunda aynı makineden
kendisin yaparak emekli olduğu fabrikayla rekabete girebilecek güce erişmiş.
Yani halkımızın kafası çalışıyor yeter ki gayret edelim. Ve de gayret etmeye
yönlendirelim…
Eklemek
istediğiniz bir şey var mı?


























