Karakter Boyutu A A A
ORDUYU ZORA SOKAR
31 Ocak 2010 Pazar 23:59

Anayasa Mahkemesi iptal kararı paradoksal şekilde orduyu zora sokar.

Anayasa Mahkemesi iptal kararı paradoksal şekilde

ORDUYU ZORA SOKAR

Yapılan darbe planlarına ve girişimlerine adları karışan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını temin etmek amacıyla çıkartılan yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi kamuoyunda AKP iktidarının elini zayıflatacağı, buna karşın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elini güçlendireceği şeklinde yorumlandı.

Gayet sofistike şekilde oluşturulan bu durum yanıltıcıdır, kesinlikle kazın ayağı göründüğü gibi değildir. Kamuoyu önünde gelişmeleri yorumlayan asker ve sivil strateji uzmanları bilinçli ya da bilinçsiz, olayları geçmiş bağlantılarından kopuk, bağımsız bir konjonktürde ele almaktadırlar.

Oysa gelişmeler, önceki olaylara bağlantıları, illiyet bağları ve karakteristik nitelikleri ile birlikte determinist bir yaklaşımla bütünsellik içerisinde ele alınmayıp yaşanan süreçten bağımsız, birbirinden kopuk, ayrı şekilde değerlendirildiğinde arka planlarına ve içyüzlerine ilişkin sağlıklı bir görüş ileri sürülüp istikametleri hakkında doğru bir fikir ortaya konamaz.

Şahit olduğumuz, olayları spontane değerlendirme yaklaşımları iyi niyetli değil, maksatlıdır. Çünkü yaşanan gelişmeler karşısında kimse akşamdan sabaha kolayca konumunu, dolayısıyla tutumunu değiştiremez. Herkes genellikle gelişmeleri bir şekilde yontup bulunduğu konumuna ve paradigmasına uygun şekilde yorumlama ve uygun bir tutum içine girme eğilimindedir. Eğer farklı yaklaşımlar, çelişkili tutumlar gözlemleniyorsa bunun nedenleri üzerinde durulması gerekir.

Çıplak gözle bile bakıldığında AKP iktidarının Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında baştan beri sergilediği tutumun farklılık ve çelişki arz ettiği açık ve kesin hatlarla görülebilmektedir. Keza Silahlı Kuvvetleri’nin AKP iktidarı karşısındaki tutumu da öyledir. Bunun nedeni anlaşılıp izah edilmeden gelişmelerin seyrini doğru okuyup anlatmak mümkün değildir.

Başbakan Erdoğan, Şemdinli olayında eylemci askerlere tanırım iyi çocuklardır diyen Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanlığına getirirken davayı açan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın HSYK tarafından avukatlık da yapamayacak şekilde görevden ihraç edilmesine çanak tuttu.
 
Oysa Org. Yaşar Büyükanıt Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına şiddetle karşı çıkan kesimlerce hararetle destekleniyordu. Buna karşın ordu içerisindeki birtakım unsurlar tarafından o süreçte, dedesi Osmanlı Ordusunda ihaneti tespit edildiği için öldürülüp mezarı Kudüs’te bulunan bir Yahudi diye internet sitelerinde kıyasıya bir karalama kampanyasına hedef yapılıyordu. Söz konusu bu tür internet sitelerinin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanıldığı geçtiğimiz günlerde resmen açıklandı.

Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına karşı Yaşar Büyükanıt’ı destekleyenler Genelkurmay Başkanı olursa kodu mu oturtacak diye havalara giriyorlardı ki hiç de öyle olmadı. Gerçi ilk günler böyle bir görüntü verdi ve kendi ifadesi ile 27 Nisan geceyarısı e-muhtırasını bizzat yazarak AKP iktidarının tutumuna ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı sert bir çıkış yaptı.

Ancak hükümetin verdiği daha sert karşılığı içine sindirdiği için 22 Temmuz Seçiminde AKP oylarında patlama yaşandı ve Abdullah Gül inadına cumhurbaşkanı seçildi. Dolmabahçe’de Başbakan Erdoğan ile içeriği sır olarak saklanan bir uzun görüşme yapan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını da içine sindirdi, emekli edildiğinde de bir zırhlı Audi ile ödüllendirildi!

Yine benzeri bir süreç Yaşar Büyükanıt yerine İlker Başbuğ getirilirken de yaşandı, halen de devam ediyor. Org. İlker Başbuğ’un Kudüs’te Ağlama Duvarı önünde kipa ile dua ederken, orda bulunan fanatik Yahudilerle poz verirken çekilen fotoğrafları medyaya servis edildi. Böylece tıpkı selefi Yaşar Büyükanıt gibi onun da Sabetayist olduğu deşifre edilmeye çalışıldı.

Keza İlker Başbuğ da Genelkurmay Başkanlığı sürecinde tıpkı halefi Yaşar Büyükanıt gibi AKP iktidarına karşı önceleri sert bir tutum sergilerken sonra giderek yumuşadı ve Başbakan Erdoğan ile baş başa uzun görüşmeler yaptı.

Ergenekon Davasında soruşturulan emekli generallere ilişkin askeri mahallerde aramalar ve tutuklamalar yapılmasına, kozmik odaya girilmesine izin verdi. Tutuklu generallerin cezaevinde Türk Silahlı Kuvvetleri adına ziyaret edilmesi gibi bazı jestlerin ise zevahiri kurtarmaya yönelik olduğu daha sonraki uygulamalardan anlaşıldı. Şu anda Ergenekon Davasının yürütülmesi hususunda Genelkurmay Başkanlığı ile hükümet arasında kıskandırıcı bir uyum ve mutabakat olduğu yadsınamaz şekilde herkesçe kabul görmektedir.

Buna karşın Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinden askeri darbe planları ve girişimlerine ilişkin art arda bilgi ve belgeler medyaya servis edilip ifşa edilmektedir. Bu darbe planları ve girişimlerinin ordunun çok üst kademelerinin bilgisi dahası talimatı dâhilinde icra edildiği açıkça anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında ordu içerisinde iki farklı güç ve irade odağı, hatta kurmay karargâhı bulunduğu net görülmektedir. Hükümet ile dirsek teması ve uyum içerisinde olduğu gözlemlenen son 3 Genelkurmay Başkanına karşın TSK içindeki farklı bir güç merkezinin gösterdiği reaksiyonlar çeşitli şekillerde tezahür etmektedir…

Bazen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve başörtülü eşine karşı gösterilen olumsuz tepkiler, bazen de AKP iktidarı ve Hükümeti ile ahenk içerisinde hareket eden Genelkurmay Başkanlarına karşı reaksiyon niteliğinde medyaya sızdırılan olaylar ve darbe hazırlıklarına ilişkin bilgi ve belgeler sağlıklı bir şekilde tahlil edilmemektedir. Bu durum bilgisizlikten ve kifayetsizlikten değil, gerçeklerin ortaya çıkmasını önleyip karartma isteğinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim şu göz ardı edilemez soruların cevabının arandığına dair herhangi bir çaba gösterildiğine tanık olunamamaktadır:

1- Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki odak ya da odaklar tarafından bilgi ve belgeler sürekli medyaya servis edilirken; iktidara destek olunup eli güçlendirilmek ve önümüzdeki seçimi de AKP kazansın diye kamuoyu oluşturulmak mı isteniyor?

2- Hükümet Genelkurmay arasındaki dirsek teması ve ahenk torpillenmeye mi çalışılıyor?

3- Ergenekon Davasına destek ve katkı mı sağlanmaya çalışılıyor?

4- Ergenekon Davası sulandırılıp çıkmaza mı sokulmak isteniyor?

5- Genelkurmay AKP iktidarı ile tam ve samimi bir uyum ve dayanışma içinde midir?

6- Hükümet Genelkurmay ile tam bir mutabakat ve işbirliği içinde mi hareket etmektedir?

7- Genelkurmay AKP iktidarı ile birlikte hareket ederek kendi içindeki aykırı yapılanmayı tasfiye etmeye mi çalışmaktadır?

8- Hükümet kendisine karşı darbe hazırlığı yapan odakları temizlemek ve Ergenekon Davasını yürütmek için mi Genelkurmay ile işbirliği yapmaktadır?

9- Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Başbuğ stratejik işbirliği içinde mi hareket ediyorlar ya da karşılıklı çıkarlar için taktik bir işbirliği mi yapıyorlar?

10- İsrail ile Genelkurmay, ABD ile Hükümet yakınlık ve birliktelik profili çiziyorlar; neden?             

11- Demokratik açılım konusunda Genelkurmay ve ABD iktidara destek verirken neden İsrail ve kısmen Avrupa Birliği soğuk bakıyor?

12- İktidar karşıtı çeşitli çevreler ve medyadaki unsurlar Genelkurmay Başkanını hükümet ile uyum içinde olması ve TSK’nın yıpratılmasını engelleyememesi nedeniyle eleştiriyorlar. Bunda bir kasıt mı; yoksa çaresizlik mi gördükleri için bunu yapıyorlar?

Şimdi bu soruların cevaplarını birlikte bulmak üzere bir egzersiz yapmaya ne dersiniz?

Evet diyorsanız buyurun mütalaaya başlayalım…

1- Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki odak ya da odaklar tarafından bilgi ve belgeler sürekli medyaya servis edilirken; iktidara destek olunup eli güçlendirilmek ve önümüzdeki seçimi de AKP kazansın diye kamuoyu mu oluşturulmak isteniyor?

-TSK içerisindeki bu odakların son 3 Genelkurmay Başkanına karşı oldukları biliniyor. Bunun nedenleri ortak mı yoksa farklı mı pek net değil. Ancak AKP iktidarını destekliyor olsalardı son 3 Genelkurmay Başkanının AKP iktidarı ile ahenk içerisinde hareket etmelerinden rahatsız olmamaları gerekirdi. TSK içindeki bu güç odakları ABD, Avrupa Birliği ve İsrail ile uyumlu değiller!

Bu durumda tasfiye edilemeyişleri Türkiye içindeki bir başka etkin gücün kontrolünde olduklarını gösterir. Eğer bunların orduya ait bilgi ve belgeleri medyaya servis yapmaları AKP iktidarına güç veriyor ve TSK’nın darbe yapma yeteneğini ortadan kaldırıyorsa bu etkin güç odağının Hükümeti de kontrolünde tuttuğu anlamına gelir.

2- Hükümet ile Genelkurmay arasındaki dirsek teması ve ahenk mi torpillenmeye çalışılıyor?

-Böyle algılanması üstün bir gücün başarılı bir algı yönetimi sayesinde bilinçli şekilde sağlanmaktadır. Sürekli medyaya bilgi ve belge servis yapan TSK içindeki odaklar bu amaçla yapsalar bile bu sonuçta Genelkurmay Hükümetin kontrolüne ve emrine daha çok girmektedir. Bunu özellikle İsrail ve içimizdeki İsrailliler hiç istememektedirler!

3-Ergenekon Davasına destek ve katkı mı sağlanmaya çalışılıyor?

-Medyaya servis edilen bilgi ve belgelerin Ergenekon Davasına destek ve katkı sağladığı bir realite ama bunu ordu içindeki odaklar niçin yapsın? Çünkü onların desteklediği kişiler de Ergenekon Davasında yargılanıyor.

 Ergenekon Davası ABD’nin, Avrupa Birliği’nin, İsrail’in desteklediği kişileri de karşı çıktığı kişileri de yargılamaktadır. Aynı zamanda Genelkurmay ve ordu içindeki aykırı odakların da desteklediği farklı konumdaki kişileri de yargılamaktadır.

Bu durum da Ergenekon Davasının AKP iktidarını kontrol eden bir başka güç tarafından yürütüldüğünü göstermektedir. Zaten kendi partisine kapatma davası açılmasını ve laiklik karşıtı hareketlerin odağı olduğu tespiti ile yüklü bir para cezasına mahkûm edilmesini önleyemeyen bir iktidarın Ergenekon Davası gibi büyük ve kapsamlı bir davayı başlatıp yürütecek şekilde bağımsız yargıya hükmetmesi olacak iş değil. Akıl ve mantık bunu kabul etmez.

Bu husus da güçlü bir vektör olarak ister istemez Ergenekon Davası’nı yürüten ve TSK içindeki darbeci unsurlarla faaliyetlerini ifşa eden iradenin AKP iktidarını da kontrol eden bir üstün güç ve akıl olduğuna bizi götürmektedir.

4-Ergenekon Davası sulandırılıp çıkmaza mı sokulmak isteniyor?

-Medyaya servis edilen bilgi ve belgelerle Ergenekon Davasının kapsamının genişletilip sanık profiline caydırıcı nitelik kazandırılarak çıkmaza sokulmak istendiği algısı da başarılı bir algı yönetimi ile bilinçli olarak sağlanan bir durumdur.

Oysa gerçek o ki servis edilen bu bilgi ve belgeler Ergenekon Davasına inandırıcılık ve etkin bir kamuoyu desteği sağlamaktadır. Ayrıca TSK’nın darbe yapma kabiliyetinin ortadan kaldırılmasına yönelik gerekli radikal reformların yapılmasına ve yeni bir anayasa hazırlanmasına yönelik güçlü bir kamuoyu ve dayanılmaz bir toplumsal istek oluşturmaktadır.

    Esasen Ergenekon Davası ile yapılmak istenen devlet içinde çeteleşmiş suçluların ortaya çıkarılıp mahkûm edilmesi ve mevcut sistemin onarılıp açıklarının kapatılarak güçlendirilmesi gibi bir amaç güdüldüğü söylenemez. Çünkü davanın gidişatı bunu öngörmeye imkân vermiyor.
 
    Tam aksine, güdülen amacın sanık sayısını olabildiğince arttırıp sonunda hepsinin yerine herkesin rızasını bir şekilde alıp mevcut düzen ve zihniyetini mahkûm ederek sistemi tepeden tırnağa değiştirmek ve yeni bir düzen kurmak olduğu anlaşılıyor. Deniz Baykal’ın veciz ifadesi ile Türkiye Ergenekon Davası ile ipotek altına alınıp yeni kurulacak düzene razı edilmek isteniyor. Yoksa hakkında ağırlaştırılmış idam istenen kişilerin tutuksuz yargılanmasının başka bir izahı olabilir mi?

    5-Genelkurmay AKP iktidarı ile tam ve samimi bir uyum ve dayanışma içinde midir?

    -Böyle bir şey olmadığı çok açıktır. Çünkü AKP iktidarına şiddetle karşı çıkan çevrelerce Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ özellikle açıkça desteklenip Hükümetten hesap sorsunlar diye Genelkurmay Başkanlığına getirilmek için büyük çaba gösterildi.

    Ne var ki her iki Genelkurmay Başkanını da paradoksal şekilde Hükümet ile birlikte hareket etmeye zorlayan ordu içindeki iktidar karşıtı darbeci ulusalcı odaklardır. Bu yüzden her iki Genelkurmay Başkanının eli kolu bağlanmış oldu.

    AKP Hükümeti de ordu içindeki bu darbeci ulusalcı odaklara karşı Genelkurmay ile zoraki bir işbirliği içine girerken; Genelkurmay da yine bu unsurları tasfiye etmek için Hükümet ile mecburi bir işbirliği içine girmektedir. TSK’daki karşıt iki güç de ülke yönetiminde mutlak söz sahibi olmak için fırsat bulduğunda darbe yapmaktan çekinmez; demokrasi yanlısı örgütlü bir kesim yoktur.

    İki gücün ideolojik yaklaşımındaki temel fark, birinin küreselci diğerinin ulusalcı olmasıdır. Genelkurmay kürselci olduğu için ABD, AB ve İsrail tarafından desteklenirken; TSK içindeki muhalif kanat ulusalcı olması nedeniyle herhangi bir dış destekten yoksun bulunmaktadır. İki askeri kesim arasındaki bu rekabet ve iç çekişme AKP iktidarı için güç ve etkinlik kaynağı olmaktadır.

    Çünkü gerek Genelkurmay, gerekse bünyesindeki bu darbeci ulusalcı yapılanma, temel yaklaşımları ile toplumu karşısına alarak TSK’nın darbe yapma ve siyasete müdahalede bulunma kabiliyetini telafi edilemez şekilde zayıflatmaktadır. AKP iktidarının bu ince dengeyi kurma ve lehine kullanma kabiliyeti olduğu düşünülemez. Bu denge de keza üstün bir güç, irade ve siyasi akıl tarafından oluşturulup sürdürülmektedir.

    6-Hükümet Genelkurmay ile tam bir mutabakat ve işbirliği içinde mi hareket etmektedir?

    -Hayır! Hükümet de Genelkurmay ile tam bir mutabakat ve işbirliği içinde hareket ediyor değildir. Yalnızca TSK içindeki darbeci unsurlara karşı kalkan olarak kullanmaktadır. Hükümet ile Genelkurmay arasındaki karşılıklı birbirini kalkan yapma çabası AKP iktidarının gücünü arttırıp itibar kazandırırken Genelkurmay aksine güç ve itibar kaybına uğramaktadır.

    7-Genelkurmay, AKP iktidarı ile birlikte hareket ederek içindeki aykırı yapılanmayı tasfiye etmeye mi çalışmaktadır?

    -Bu sorunun cevabının evet olduğu yukarıda ifade edildi. Ancak bu hususta arpa boyu yol almak şöyle dursun giderek bu amaçtan uzaklaşılmaktadır. Çünkü Genelkurmay mahkûm edildiği ikircikli yaklaşımları ile hükümet karşısında güç, kamuoyu önünde de tüm kesimler nezdinde itibar kaybına uğrarken; TSK içindeki muhalif unsurlara karşı da etkinliğini yitirmektedir.

    8-Hükümet, kendisine karşı darbe hazırlığı yapan odakları tasfiye etmek ve Ergenekon Davasını yürütmek için mi Genelkurmay ile işbirliği yapmaktadır?

    -Bu sorunun da cevabının evet olduğu yukarıda ifade edildi. Hükümet bu sayede toplumsal destek sağladığı gibi TSK ve yargı üzerinde giderek artan ölçüde bir hâkimiyet de kurmaktadır. Ergenekon davası da iktidarın gücünü ve etkisini arttıran ayrı bir faktör olmaktadır.

    9- Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Başbuğ stratejik işbirliği içinde mi hareket ediyorlar ya da karşılıklı çıkarlar için taktik bir dayanışma içindeler mi?

    -İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığındaki süresinin sonuna hızla yaklaşıyor. Bu yüzden kendisinden beklenen her ne ise artık onu yapması için bir zamanı kalmadı. Dolayısıyla ne stratejik ne de taktik bir amaç gütmesi söz konusu değil. Sadece kendisinden sonraki komuta kademesini istediği gibi şekillendirmek için Başbakan Erdoğan ile birlikte hareket etmektedir.

    Başbakan Erdoğan’ın da aynı şekilde benzeri bir düşüncede olduğu söylenebilir. Ancak her ikisinin arzu ettiği komuta kademesi niteliği itibariyle aynı olmasa gerek.

    10-İsrail ile Genelkurmay, ABD ile Hükümet yakınlık ve birliktelik profili çiziyorlar; neden?

    -Yıllardır ifade ettiğimiz gibi tek bir ABD yok; iki ABD var. Söz konusu iki ABD’den birinin İsrail ile arasında önemli sorunlar var.  Diğeri ise İsrail ile birlikte hareket etmektedir. O kadar ki İsrail ile birlikte hareket eden ABD, önceki Başkan Bush yönetiminin eski Savunma Bakanı Rumsfeld’i yeterli asker, araç gereç ve lojistik destek göndermeyerek kasıtlı şekilde Irak işgalini mağlubiyet ile sonuçlandırmaya çalışmakla suçladı ve sonunda değiştirtti!

    İsrailli bir yetkili Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasinin tek güvencesidir diyerek orduya ne kadar güvenip umut bağladığını göstermiştir. Bu durum yalnızca İlker Başbuğ ile sınırlı değildir. TSK’nın İsrail ile stratejik işbirliği ve derin ilişkisi, Pentagon üzerinden ve ülkedeki Sabetayist Toplum oligarşisi sayesinde köklü bir geçmişe dayanmaktadır.

    Ancak Başbakan Erdoğan ile stratejik ittifak içinde bulunan öteki ABD’nin İsrail ile içine girdiği tartışmalarda Türkiye’yi desteklediği gözlerden kaçmamaktadır. Türkiye kamuoyu, dolayısıyla siyasetin geleceği de İsrail aleyhinedir ve bu durum giderek artarak keskinleşmektedir. İsrail’in Türkiye üzerinde etkili olamayışında aşamadığı asıl handikabı ABD yönetimi üzerindeki eski mutlak hâkimiyetinin giderek zayıflamasıdır.

    11-Demokratik açılım konusunda Genelkurmay ve ABD iktidara destek verirken neden İsrail ve Avrupa Birliği soğuk bakıyor?

    -Başbakan Erdoğan ABD yönetimi ile hem önceki Başkan Bush hem de Başkan Obama döneminde PKK’yı desteksiz bırakıp tasfiye etme konusunda anlaşarak bir mutabakat sağladı. Bu yüzden de PKK tasfiye edilirken yıllardır yol açtığı toplumsal yaraları sarmak için demokratik açılım diye bir program hazırladı. Bu konu kamuoyunda ve Meclis’te yoğun şekilde tartışılarak maksadın hâsıl olmasına büyük katkı sağlanarak önemli mesafeler alındı.

    İsrail ise bu durumdan fevkalade rahatsızlık duymaktadır. Çünkü PKK’nın tasfiye edilmesi ile Türkiye’yi kontrol altına alıp terbiye etmek için kullandığı bir araçtan yoksun kalacaktır. Nitekim İsrailli yetkililer açıkça Türkiye Suriye ile ilişkilerini geliştirdi ve bize ihtiyaçları kalmadı demektedirler.

    28 Şubat post modern darbe sürecinin kudretli Generali Çevik Bir’in dediği gibi Abdullah Öcalan’ı Şam’da himaye eden Suriye istihbarat örgütü Muhaberat MOSSAD’a angaje idi. Bu sayede İsrail PKK üzerinden Türkiye’yi manipüle edip kontrol edebiliyordu. Ama Abdullah Öcalan Suriye’den kovuldu ve sonuçta paketlenip Türkiye’ye teslim edildi. Türkiye-Suriye ilişkileri de hızla düzelip bugünkü inanılmaz düzeye geldi.

    Suriye üzerinden PKK’yı yönlendiremeyen İsrail bu kez Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi üzerinden kontrol edip yönetmeye başladı. Ancak buna karşın Türkiye ABD üzerinden Kuzey Irak ile de işbirliği yaparak ilişiklerini geliştirdi. Sonuçta Mesut Barzani ve Celal Talabani de bugün Türkiye’deki demokratik açılım sürecini destekleyecek noktaya geldiler.

    Demokratik açılım konusunda Genelkurmay da İsrail’e rağmen Başbakan Erdoğan’a destek veriyor. Ancak TSK içinde bundan rahatsızlık duyan unsurların varlığı da yadsınamaz. İlker Başbuğ Başbakan Erdoğan’a demokratik açılım konusunda maslahat icabı mı destek veriyor yoksa içtenlikli midir bilmek mümkün değil.

    Avrupa Birliği’ndeki özellikle Siyonist işbirlikçisi unsurlar da İsrail gibi demokratik açılıma soğuk bakıyorlar. Çünkü Avrupa Birliği yönetimi PKK üzerinden Türkiye’yi yönetme imkânlarından olmak istemiyorlar.

    12-İktidar karşıtı çeşitli çevreler ve medyadaki unsurlar Genelkurmay Başkanını hükümet ile uyum içinde olması ve TSK’nın yıpratılmasını engelleyememesi nedeniyle eleştiriyorlar. Bunda bir kasıt mı; yoksa çaresizlik mi gördükleri için bunu yapıyorlar?
 
    -İktidar karşıtı güçler kodu mu oturtacak diye Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasını beklediler; tam bir hayal kırıklığına uğradılar. Sonra daha derinlikli ve daha birikimli diyerek bu kez İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasını beklediler. Yine umduklarını bulmuş değiller.

    Ancak ordu içerisindeki karşıt unsurlar nedeniyle AKP iktidarı üzerinde etkili olmadığını düşünüyor olmalılar ki Büyükanıt’a yönelttikleri eleştirileri aynı dozda Başbuğ’a yöneltmeyip daha anlayışlı davranıyorlar.

    …Ve gelelim asıl konumuza!

    Anayasa Mahkemesi aldığı kararla askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına ilişkin yasayı iptal etti. Bu durumda darbe planlarına ve girişimlerine ilişkin davalar askeri yargıda görülecek. Bu ise Genelkurmay’ı çok zor duruma sokacak.

    Eğer Genelkurmay olayların üzerine ciddi şekilde giderse AKP iktidarı darbe tehditlerinden kurtulacak ve o takdirde hiç söz geçiremeyecek. Ayrıca Genelkurmay ordu içindeki tepkilere hedef olacağı için daha da güç ve etkinliğini yitirecek. İktidar karşıtı çevrelerin de sert eleştirilerine hedef olacak olması ise cabası.

    Yok, eğer darbe girişimleri ve planları yapanlar üzerine gidilmez, olayların üzeri kapatılıp örtbas edilirse bu kez ordu içindeki muhalif güçleri tasfiye edemeyecek ve ister istemez onların kontrolüne girecek. Bu durumda ise TSK bir bütün olarak yoğun eleştirilerin hedefi yapılacak ve yine iktidar bu şekilde gücünü arttırmaya devam edecek.

    Nerden bakılırsa bakılsın Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar her halükârda AKP iktidarını güçlendirip TSK’yı zora sokan ve elini zayıflatan sonuçlar doğuracak niteliktedir. Bu aynı zamanda AKP Hükümetine kamuoyu nazarında haklılık ve itibar kazandırıp iktidar süresini daha da uzatacak bir karardır.
  
    Balyoz adlı darbe planında AKP iktidarına karşı olan gazetecilerin listesinin darbe yanlısı şeklinde lanse edilmeleri, Başbakan Erdoğan’a alternatif olma potansiyeline sahip bulunan Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun da darbecilerin adamı diye gösterilmesi; Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil ettiğini söyleyen Sabetayist Toplum oligarşisi mensuplarının işinin asla kolay olmadığını gösteriyor.

    Ama Allah var; haklarını yemeyelim, muhteşem bir direniş sergiliyorlar. Bravo doğrusu. Millî Görüşçülerin Sabetayistlerin tarihe geçecek bu muhteşem direnişinden alacakları çok büyük dersler var. Adamlar kadrolarını çok iyi yetiştirmişler, imrenilecek bir mücadele veriyorlar.

    Osmanlı’nın son direnişi de böyle muhteşem olmuş; inançlı, yetişkin kadroları son nefeslerine kadar kahramanca savaşıp asla teslim olmamışlardı. Ama ne yazık ki devletlerin ve rejimlerin de ezelden takdir olunmuş ömürleri var, bunun ötesine geçilemiyor.

    Ancak şu var ki üstün bir siyasi akıl ve irade ile baş etmenin bir yolu yoktur, en büyük güç akıl gücüdür. Sultan II. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra Osmanlı yönetiminde siyasi akıl üstünlüğü mutlak surette Sabetayist Yahudi Toplumuna geçti. Arkalarında da korkunç bir gelişme içinde bulunan Dünya Siyonizmi vardı; başardılar.
  
   Bugün ise tasfiye ediliyorlar!

    Sayı: 590


873 defa okundu...
mesud akgül       HUKUKİ MİLLİ GÖRÜŞ İKTİDARINA DOĞRU   27 Ocak 2010 Çarşamba 09:27
Erbakan bir seminerde" Yahudi Osmanlı Devleti’ni hangi yöntemlerle yıkıp kurduğu bu hile rejimi ve köle düzeni ile ülke yönetimini milletimizin elinden aldıysa biz de o yöntemlerle bu hile rejimi ve köle düzenini yıkıp yerine Adil Düzeni kuracağız!" demişti.Yahudi, ordu içerisinde illegal şekilde İttihat ve Terakki Cemiyetini kurduktan sonra onu siyasi partiye dönüştürüp legal hale getirerek Osmanlı Devleti’nin yönetimini ele geçirmişti. Önce Meşrutiyet’i sonra da Cumhuriyet ‘i ilan ederek nihai amacına ulaşmıştı. Erbakan da Yüksek Askeri Akademisinde ders verdiği bir dönemde ordu içerisinde millî derin devlet çekirdeğini oluşturan bir gizli örgüt kurdu. Erbakan, 1978’de bir seminerde bunu pervasızca şu ifadelerle anlatmaktan da çekinmemişti: Generallerle her gece beraberiz. Bana “Bu ülkeyi senden başkasına teslim etmeyiz” diyorlar. Onlara diyorum ki “Bu ülkeyi bana teslim etmeye gücünüz yetmez. Teslim etseniz bile 3 gün elimde bırakmaz, Yahudi geri alır. Ama merak etmeyin öyle bir gün teslim alacağım ki Yahudi artık geri alamayacak.” Ülkemizde yaşanılmış olan İhtilalerin sonuçları incelendiğinde Erbakan'ın açıkladığı bu hakikatlerin sonraki yılarda birer birer gerçekleştiği görülecektir.12 Mart Muhtırasından sonraki süreçte Erbakanın kurmuş olduğu MNP kapatılmış ancak yerine kurulan MSP ile ilk girilen seçimde %12 oy alınarak Erbakan 4 yıl bu Ülkenin yönetiminde fiilen bulunmuştur.12 Eylül ihtilalinden sonra MSP kapatılmış ancak yerine kurulan RP nihayet önce 1994 Yerel seçimlerinde ve 1995 Genel seçimlerinde 1. parti olup iktidara gelmiş ve Erbakan Başbakan olarak Ülkenin yönetimine fiilen gelmiştir.Milli Görüşün kökünü kazımak için yapılan 28 Şubat post-modern darbe süreci netice itibari ile,Ülkenin siyasetinden,ekonomisinden,sermayesinden,medyasından,sivil toplum kuruluşlarından Sabetayist Oligarşi kadroları tamamen tasfiye olmuştur. Ülkemizde ki gündemin çok sık ve hızlı bir şekilde sürekli değişkenlik göstermesi ve tansiyonun hiç düşmeyip sürekli gergin bir seyir izlemesinin altında yatan gerçek Erbakan'ın şu ifadesinde gizlidir."Biz istense de istenmese de 40 yıldır bu Ülkede fiilen iktidardayız.Sıra bu fiili iktidarı Hukuki iktidara çevirmeye gelmiştir."
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Hürriyet yazarı Oktay Ekşi başyazısında Elazığ yerine El-Aziz ismini halk istemez diye yazdı. Gerçekten öyle mi?
Asla istemem
El-aziz ismini tabii ki isterim
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» HEDEF ADİL DÜZEN
» ELAZIĞSPOR DOLUDİZGİN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» NUMAN KOPMA NOKTASINDA
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN/ '28 ŞUBAT BAŞARILI OLAMADI'
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» DÜN DE, BUGÜN DE!
» KERPİÇ EVLERİN FATURASI
» DEPREMLE İLGİLİ SON GELİŞMELER!
» HEDEF ADİL DÜZEN
» Genç/ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ BİR TEK ERBAKAN
» ERBAKAN'A RAĞMEN İTTİFAK ISRARI
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com