4 yaşında babasının aldığı top ve forma
ile futbola başlayan ve bu alanda basamakları tek tek çıkarak önce futbolculuk
ardından hakemlik ve teknik direktörlük görevlerinde bulunan daha sonra
habercilikle başlayıp köşe yazarlığı, editörlük ve bir medya kuruluşunun
zirvesi sayılan Genel Yayın Yönetmenliği görevine gelen tecrübeli gazeteci
Vehbi Coşkun’u bu haftaki röportaj sayfamızın konuğu yaptık.
Coşkun sporla tanışmasını ve medyaya
giriş hikâyesini gazetemize anlattı. Kanal 23’teki yeni görevi hakkında da
konuşan Vehbi Coşkun göreve talipli olarak değil çağrılarak geldiğini belirtti.
Elinden gelenin en iyisini yapacağını ifade eden Vehbi Coşkun bir göreve gelen
her insan iz bırakmak ister dedi. Coşkun Kanal 23’te yapmak istediği
yenilikleri gazetemize anlattı.
Sizi
tanıyarak başlayalım…
1956 Elazığ doğumluyum. İlköğretimi
Mehmet Zeki İlkokul’unda ve Devrim Ortaokulu’nda tamamladıktan sonra Atatürk
Llisesinden mezun oldum. Üniversiteyi Erzurum’da okudum. Tokat’ın Zile
ilçesinde öğretmenlik hayatıma başladım. 2 yıl sonra tayinimi Elazığ’a istedim
ve Sivrice Lisesinde 5 yıl müdür, müdür yardımcılığı, öğretmenlik görevi
yaptım. Tayinim Afyon’a çıktı ama Elazığ’a olan düşkünlüğümden dolayı gitmek
istemedim, eş durumundan tayinimi Elazığ’a aldırdım. Elazığ merkezde Yüzüncü
Yıl Orta Okulunda ve Balak Gazi Lisesinde görev yaptım. 2004 Eylül ayında
emekli oldum.
Medyayla
nasıl tanıştınız?
Dedem fotoğrafçıydı aile büyüklerinden de
birçok kişi İstanbul’da yazar çizerlikle uğraşıyorlardı, basın ailenin
kültürüne yerleşmişti. Medyaya ilgi buradan geliyordu.
Ailenin gazeteci kültürü zaman zaman
siyasi makaleler de olsa haberciliğe de ilgimi arttırdı. Önceleri Yeni Gün
Gazetesinde, Turan Gazetesinde amatör bazda spor değerlendirmeleri yaptım. Daha
sonra Elazığspor ile ilgili haberler götürürdüm. Rahmetli Kemal Turan sağ olsun
değerlendiriyordu.
Sivrice’de görev yaptığım zaman TEDAŞ’ın
abonelerine yaptığı uygulamalardaki bazı farklılıkları haber yapmıştım. Ertesi
gün müfettişler ilçeye gelerek bu sorunu çözdüler. Haberciliğe böyle başladım.
Daha sonra Yeni Gün Gazetesinde mahlas kullanarak yazılarıma devam ettim. O
zamanlar çok da merak ediliyordu yazan kim diye…
Ardından Yücel Çakmak teklif getirdi
bizde yazar mısınız diye… Tabi dedim. Yine mahlas isimle yazmaya devam ettim. O
zaman mahlasın bana ait olduğu ise Yücel ve benim aramda bir sırdı. Tribündeki
adam ismiyle yazıyordum, çok da merak uyandırıyordu. Ardından o gazete kapandı.
Ben de teknik direktörlük yapıyordum Elazığ Belediye Spor’da… Takımı 3. Lig’e
çıkardıktan sonra o serüveni de kapadık. O dönemde Günışığı Gazetesinden teklif
geldi ismimi gizlemeden 1998 yılının Ağustos ayında köşe yazmaya başladım. Daha
sonra gazetenin manşetlerini belirlemeye kadar gitti bu iş… Bu görevim halen
daha da sürüyor.
4 yaşındayken babamın aldığı top ve forma
ile futbola başladım. Amatörde oynadım. Erzurum’da üniversitede okuduğum
zamanlarda Rızaiyespor’da forma giyiyordum. Elazığspor Teknik Direktörü Cevdet
Soyluoğlu takımlardan futbolcu seçiyordu. Bizim takımdan da beni sorduğunda
üniversitede okuduğum Elazığspor’a geçemeyeceğim söylenmişti. Bu yüzden
profesyonel olma şansını yitirmiştim. Futbola babadan gelen böyle özel bir ilgi
vardı.
Futbolculuktan sonra antrenör olmayı
istedim. Onun için de hakemlik yapma şartı da vardı. Ben de kurslarına gittim.
O zaman Osman Erdem Fırat milli hakemimiz bana hakemliğe devam etmemi,
antrenörlükte yaş sınırı olmadığını, ne zaman olsa yapabileceğimi söyledi.
Bunun üzerine uzun yıllar devam ettim. Daha sonraki yıllarda ilimiz
hakemlerinden Dilaver Üstündağ’ın hak ettiği halde A klasmanına alınmayışı
ilimizdeki tüm hakemlerin olduğu gibi bizim de şevkimizi kırdı. Daha sonra
Diyarbakır’daki bir maçta dizimden de sakatlanınca artık hakemliği de bırakmak
zorunda kaldım.
Hakemliğin ardından gözlemci olmaya karar
verdim. O zaman sınavla alınıyordu. O dönem ilimizde hakemlik yapan bir
astsubay arkadaşla beraber Gaziantep’teki kursa gittik ve sonucunda sınavı
örnek gösterilen bir sonuçla kazandık. Gözlemcilik hayatım da böyle başladı.
Fakat gözlemcilik çok daha yalnız olmayı gerektiriyordu. Bu da bana sıkıcı
geldi. Bir yıl bu işi yürüttükten sonra Belediyespor’dan antrenörlük teklifi
geldi. Daha önce Yüzüncıyıl Lisesi takımını şampiyon yaptığım bilindiği için bu
teklif gelmişti. Ben de kabul ettim ve antrenörlük yaşamım başladı. Bir süre de
teknik direktörlüğü sürdürdükten sonra onu da bıraktım ve bu kez de basının
içine girdim.
Aktif
sporculuktan medyaya gazetecilikle girdiniz. Uzun yıllar da spor bölümünde
gazetecilik yaptınız. Şimdi televizyon kanalında genel yayın yönetmenliğine
geldiniz. Adapte olmakta zorlanıyor musunuz?
Aslında televizyonculuğa çok da yabancı
sayılmam… Daha önce çeşitli kanallarda yorum yapıyordum. En son da Kanal E’de
bu görevi sürdürüyordum. Kanal 23’teki bu görevi yürüten arkadaş görevinden
ayrılınca görev bana verilmek istendi ben de bazı görüşmelerden sonra kabul
ettim. Yani baştan beri olduğu gibi yine çağrıldığım için bir görevi almış
oldum. Göreve talip olmadım.
Talipli
olmakla görevin verilmesi ayrımını özellikle vurguluyorsunuz…
Bir işe talipli olduğunuz zaman orada
göstereceğiniz eksik ve kusura tolerans gösterilmez çünkü sen istemiştin denir.
Teklifi
kabul etmeden önce görüşmeler yaptım dediniz. İsteklerde mi bulundunuz?
Tabi… Öncelikle mevcut durumu gözden
geçirdik. Ve neler yapabiliriz, bunun üzerinde durduk. Bunun için teknik
donanım açısından ve kalifiye eleman bakımından bazı isteklerimiz oldu. İkinci
olarak fikirleriyle bana destek ve yardımcı olacağına inandığım İbrahim
Menengiç Hocamın benimle olmasını istedim. Ama şartlarımız sadece kurumu daha
iyi nasıl yönetiriz bunu sağlamaya yönelikti yoksa kendi maddi durumumuz için
değildi…
İbrahim
Menengiç ile Kanal E’de görev yapıyordunuz. Oradan ayrılışınız nasıl oldu?
Beraber gittik Eşref ve Murat beylerle
görüştük. Kafamızda bazı fikirlerin olduğunu, bunu gerçekleştirmek için de
Kanal 23’ten gelen teklifi değerlendirmek istediğimizi, buna müsaadelerinin
olup olmadığını sorduk. Kendileri bizi anlayışla karşıladılar. Dostça ayrıldık
yani…
Göreve
geldiğiniz günden beri neler yaptınız?
Logodan başladık değişime… Bu önemliydi
çünkü onunla insanlarda bir imaj oluşturuyorsunuz.
İlk zamanlar reklam ve haber programımız
hariç diğer programların yayınını durdurduk. Kanal 23’te İbrahim Menengiç ile
şunu konuştuk. Biz önceleri televizyon
izlerken neleri eleştiriyorsak bunları elimize imkân geçmişken düzeltelim
dedik.
Bunun için öncelikle ucu açık program
bırakmadık. Yani artık her programın bir süresi var.
Yine haberlerde çok eleştiri alan uzun
süreli ve konuşmaların neredeyse tamamını veren haber tarzını değişerek bir
süre sınırlaması getirdik. Artık her haber 3 dakikayı geçmeyecek. Tabi olağan
dışı hallerde olaya göre gerekli süre ayrılacak.
Bunun yanında yeni isimleri bünyemize
kattık.
Günışığı Gazetesiyle aynı medya grubuna
bağlıydık ama tam bir irtibat halinde değildik bunu sağlama amaçlı çalışma
başlattık. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Bedrettin Keleştimur, Yazı İşleri
Müdürü Murat Kuşçubaşı ve yazarlarından Yücel Çakmak artık ayrı birer program
yapmaya başladılar. Yine radyodan bize yardımcı olacak arkadaşlarımız var.
Ayrıca Cihan Haber Ajansından Metin Erol
Eren kardeşimiz bizimle siyasi bir program yapmayı kabul etti.
Tabi buradaki amacımız hem kaliteli
programlar hazırlamak hem de durdurduğumuz programlardan dolayı oluşan boşluğu
doldurmaktı.
Aynı anda hem büromuzun hem de
stüdyomuzun tadilatını yaptık. Arkadaşlar arasında yeniden bir görevlendirme
yaptık. Yani en kısa sürede yeni bir dizayn yapmaya çalıştık.
Yine yayınlarımızı artık 24 saate
çıkardık. Yani kanalımızda uyuma yok. Geceleri de burada bir arkadaşımız
kalarak programlar arası geçişi sağlayarak sabaha kadar yayın yapmaya başladık.
Bu
kadar değişimden sonra kurumdan nasıl bir tepki aldınız?
İlk yaptığımız toplantıda onların da
bizlere fikirleri ile destek olmasını istedik. Bizlerin hızına ayak uydurmaları
gerektiğini söyledik. Elinizden geleni yapmanızı değil daha fazlasını istiyoruz
dedik. Tabi eski alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değildi ama yine de olumlu
karşıladılar, çalışmalarını ikiye katladılar. Bugüne kadar bizim de fikrimizin
sorulmasını bekledik dediler. Olumlu karşıladılar yani…
Göreve her gelen insan bir iz bırakmak
ister. Tabi ki bu yapılanlarla ve elde edilen başarıyla olmalı… Bu da zamanla
olur. Halkımız yaptıklarımızı beğendikçe, onların tepkilerini aldıkça biz de
taleplere gerektiği karşılığı vermeye çabalayacağız.
Kurum içerisinde ise kurallara riayet
edilmesini özellikle isterim. Bu kurallara da önce benim uymam gerekli tabi ki…
Bu bağlamda kurum içerisinde ve kamuoyu gözünde Kanal 23’ü bir adım öteye
götürebilirsek iyi bir iz de bırakmış oluruz sanırım.
İlk
iş olarak programları sıfırlamayı tercih ettiğinize göre yayın çizginizi
oturtmak istediğiniz bir yer var…
Toplumun her kesiminin izleyebileceği
programlar yapmak istiyoruz. Halkın aradığı şeyleri kanalımızda bulmasını arzu
ediyoruz. Tabi şu anda eksiğimiz var ama imkânlarımızı arttırdıkça inşallah bu
istekleri de karşılamaya çalışacağız. Ve televizyonculuk uygulamamızı biraz
daha ulusal tarzda yapmak istiyoruz. Yani yerelcilikten biraz kurtulmak
istiyoruz. Bu yerel haberlere yer verme açısından değil de daha çok kanalın
yayın anlayışı, haberlerin sunum tarzı açısından bunu sağlamayı istiyoruz.
Özelikle haberlerde bunu yapmayı istiyoruz. Çünkü iki sayfa açıklama geliyor.
Aynen yayınlamayınca bu kez gönderen tepki gösteriyor. Bu anlayış artık
değişecek… Ulusalda cumhurbaşkanının bile açıklaması çok kısa özet şeklinde
veriliyor, bizde bir açılış olunca katılan herkesin tüm konuşmaları aynen
veriliyor. İnşallah bunu değişmekle başlayacağız. Tabi ki bazı ulusallar gibi
konunun anlaşılmasını engellemek değil maksadımız.
Her medya kuruluşunun, temsilcisinin,
mensubunun kendine ait görüşü vardır. Onlar doğrultusunda olayları
değerlendirir. Ama bu değerlendirmeyi herkes sadece kendi seçtiği konu üzerinde
yapınca ve bir başkaları da bu konuyu da görmezden gelince bu haliyle sesin de
cılız çıkmasını sağlıyor. Bir elin nesi ver iki elin sesi var boşuna
dememişler.
Seçimler
hızla yaklaşıyor. Son olarak sizden genel bir siyasi durum değerlendirmesi
alabilir miyiz?
Halkımızın muhafazakâr yapısı ilimizde
genelde muhafazakâr partileri hep ön plana çıkarmıştır. İlimizde hep de bir
gelenek vardı, mağlup partiden yana oluş… Ama son zamanlarda bu anlayış
değişmeye başladı. Gerçi sahipsizlikten yine de kurtulamadı ama…
Halkımız ülkenin genel eğiliminden
etkileniyor. Geçenlerde televizyonumuzda bir halk söyleşisinde genel kanı
olarak şu vardı… Vatandaş iktidar partisini onaylıyor ama ilimiz
milletvekillerinin değişmesi şartını koyuyordu. İktidar partisinin kamuoyunda
oluşan bu eğilimi değerlendireceğini umuyorum. Kısacası seçimleri iktidar
partisinin listesi yönlendirecek diyebiliriz.
Fotoğraf:
Muhammed Gürses
Röportaj:
Osman Gürses

































