Karakter Boyutu A A A
ZÜMRE OLİGARŞİSİ
21 Şubat 2010 Pazar 23:59

Ergenekon Davasına karşı çıkan çevrelerce askeri darbe tehlikesi abartılarak AKP iktidarı ile oluşturulmakta olan sivil totaliter rejime meşruiyet kazandırılmak isteniyor şeklinde uzun süredir bir kampanya başlatılıp feryat-figan yaygaralar kopartılıyor.

Sivil totaliter rejimle korkutularak savunulmak istenen

ZÜMRE OLİGARŞİSİ

Özellikle Ergenekon Davasına karşı çıkan çevrelerce askeri darbe tehlikesi abartılarak AKP iktidarı ile oluşturulmakta olan sivil totaliter rejime meşruiyet kazandırılmak isteniyor şeklinde uzun süredir bir kampanya başlatılıp feryat-figan yaygaralar kopartılıyor. Bu çevrelerin en çok dillendirdikleri iddialar şöyle:

1- Özgür medya baskı altına alınıyor, gerçekleri yazamaz, AKP iktidarı eleştirilemez hale getiriliyor. Aydın Doğan’a bu amaçla vergi cezası kesildi.

2-AKP iktidarı yandaş bir medya oluşturuyor.

3-Bağımsız yargı siyasi baskı altına alınmak ve ortadan kaldırılmak isteniyor. Yargı bu yüzden yıpratılıp itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Yayınlanan Stratejik Taslak bu niyeti açığa vuran bir belgedir.

4-Ergenekon Davasında hep belli zihniyetteki insanlar soruşturulup yargılanıyor. Tüm operasyonlar iktidar karşıtlarını suçlamaya, töhmet altında bırakmaya, itibarsızlaştırma ve etkisizleştirmeye yönelik yapılıyor.

5- Hükümeti denetleyebilecek kurumlar, mekanizmalar siyasi baskı altına alınıp işlemez hale getiriliyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılıyor.

6-Türk Silahlı Kuvvetleri darbe planları yapmakla suçlanıp etkisizleştirilerek rejimi koruma ve kollama kabiliyetinden yoksun bırakılıyor. Orduya karşı komplolar tertipleniyor.

7-Siyasi partiler yasası parti içi demokrasiye imkân vermediği için bu antidemokratik uygulamalar aynı şekilde ülke yönetimine de yansıyor.

8-Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bulunmayan % 10’luk yüksek seçim barajı farklılıkların parlamentoya yansımasına imkân vermiyor bu yüzden çoğunluğun azınlıkları ezmesine yol açıyor. Bu da ülkenin bölünmesine yol açıyor.

9-Cumhuriyet’in “kurucu iradesi” ülke yönetiminden, çeşitli kurumlardan tasfiye edilip totaliter, faşist bir sivil baskı rejimi oluşturulmaya çalışılıyor.

10-Bütün bu çabalar açık yüreklilikle kamuoyunda tartışılarak değil, gerçek niyetler gizlenerek örtülü şekilde yürütülüyor.

11-Tehlikenin farkında olanlar komplo teorisi üretmekle suçlanarak etkisizleştiriliyor ve yandaş medya darbe tehlikesi çığırtkanlığı yaparak olup bitenin üzerini örtüyor.

12-Bu büyük planın arkasında Türkiye’nin üniter yapısını, ulusal ideolojisini ve laik rejimini ortadan kaldırıp yerine Türkiye’nin bölge jandarmalığını yapacak şekilde bir yeşil kuşak ve ılımlı İslam projesi yürüten ABD var.

Şimdi tüm bu iddiaları ve arka planlarını irdeleyip asıl gerçekliği olabildiğince çıplak gözlerle görülebilir duruma getirmeye çalışalım…

1- Özgür medya baskı altına alınıyor, gerçekleri yazamaz, AKP iktidarı eleştirilemez hale getiriliyor. Aydın Doğan’a bu amaçla vergi cezası kesildi.

Bir kere Türkiye’de daha önce özgür bir medya olduğu varsayımı asılsız bir kuyruklu yalan. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Osmanlı dönemindeki çok partili hayata son verilip kurucu irade olarak azınlıkçı Sabetayist Topluma dayalı oligarşik bir tekparti diktatörlüğü kuruldu ve basındaki çeşitlilik de ortadan kaldırılıp tam bir tekel oluşturuldu.

Çok partili hayata geçiş de dış dayatmalar sonucu bu oligarşik yönetimin büyük Müslüman kitleye karşı planlı bir komplosu olarak gerçekleştirildi. Ali Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası (partisi) kontrolden çıkınca kapatıldı ve plan başarısızlığa uğradı. Daha sonra aynı zihniyetin mensubu İttihatçı Celal Bayar ve Adnan Menderes öncülüğünde kurulan DP de 10 yıllık bir uygulamadan sonra yine kontrolden çıkınca 27 Mayıs 1960 darbesiyle kanlı bir şekilde o da tasfiye edildi. Bu kez iki partili muvazaalı dönem CHP-AP ile yürütüldü. Bu süreç de Millî Görüş partileri ile işlemez hale geldi.

Bu durum 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında kökten değiştirilmek üzere harekete geçildi. İlk kez rejimin kurucu iradesini temsil eden CHP de diğer partilerle birlikte kapatılarak ülke siyaseti bir zümrenin tekelinden çıkarılmak üzere köklü değişikliklere girişildi. Bu süreçte Sabetayist basın baronu Erol Simavi, gazetelerini satıp Yahudilerin bir yeryüzü cenneti olan Avusturya’ya gidip yerleşmek zorunda kalınca Türkiye çok sesli bir medyaya doğru yelken açmaya başladı.

Başta Erol Simavi’nin hürriyetim dediği Hürriyet Gazetesi ve Milliyet olmak üzere Sabetayist Cemaatin önemli gazeteleri Aydın Doğan’ın yönetimine bırakıldı. Aydın Doğan kurduğu ve satın aldığı televizyonlarla Erol Simavi kadar etkili olamasa da fiziki çapı itibariyle ülke tarihinin en büyük medya patronu haline geldi.

Ancak 12 Eylül çizgisindeki devlet yönetimi Aydın Doğan’a büyük mali imkânlar sağlayarak giderek daha çok kontrol altına girmesini sağladı. Nitekim 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecini tersyüz etmeye yönelik başlatılan 28 Şubat post modern darbe sürecine destek veren Dinç Bilgin Grubu ve daha sonra Uzan Grubu tasfiye edilirken Aydın Doğan Grubuna dokunulmadı. Dahası Aydın Doğan hızını arttırarak büyümeye devam etti.

Son olarak Aydın Doğan’a kesilen vergi cezası tasfiye amacına hizmet etse bile haksız olduğu çok fazla iddia edilememektedir. Çünkü aslında bir bakıma daha önce peşkeş çekilen devlet imkânları şimdi geri alınmaktadır.

Demek ki bu imkânlar bilinçli olarak kontrol edilebilir şekilde Aydın Doğan’a sağlanmıştı. Kesilen vergi cezası için bizzat çok fazla sesi çıkmadığına göre ekonomik gücünü koruyup medya gücünden vazgeçmek üzere uzlaşılabileceği izlenimi doğmaktadır. Bu ihtimal bazen Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil ettiğini söyleyen çevrelerin şiddetli tepkilerine yol açmaktadır.

Özellikle bu projeyi yürüttüğü varsayılan Hürriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e karşı bu çevrelerden çok sert eleştiriler yöneltilmektedir. Ertuğrul Özkök devlet ile Aydın Doğan arasındaki ilişkilerde kilit rol üstlendiği için 20 yıl boyunca basının amiral gemisi denilen Hürriyet’in kaptan köşkünde kaldı. Bu görevden ayrılması ise Doğan Medya Grubunun da daha öncekiler gibi dağıtılacağı intibaını uyandırmaktadır.

Sonuçta Türkiye’de sözü edilen özgür medya diye bir şey hiç olmadı. Aslında bu, dünyanın en ileri demokrasilerinde de hiçbir zaman olmadı. İşte bu gerçekliği gözler önüne seren çarpıcı bir örnek:

Entelektüel Fahişe

Solcu, Marks'ın arkadaşı gazeteci Swinton,  1880'lerde New York Times'ta yazıyor. Gazete satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere kürsüye çağırıyorlar onu. Swinton elindeki kadehiyle kürsüye çıkıyor. Çıt yok... 

Ve tarihi cümleler dökülüyor bir bir ağzından… 

‘Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da ‘Özgür bağımsız basın’ diye bir şey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz, biz de...’ diye başlıyor sözlerine;  ‘Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü. Çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyor. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de… Öyleyse şimdi burada ‘bağımsız özgür basının’ (!) ‘şerefine’ (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız... 

Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. 

Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. 
Bizler entelektüel fahişeleriz.’ 

Not: Swinton toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk etti… Gazeteden istifa etti ve kimseden para almaksızın 'John Swinton's paper’ diye tek yapraklı bir ‘gazete’ çıkartmaya başladı.”

***

Evet, ABD’deki özgür ve bağımsız medyanın hali pürmelâlini gördünüz!

İşte Dünya Siyonizminin hâkim olduğu sözde demokratik ülkelerdeki sözde özgür medyanın iç yüzü budur. Bu gerçekliği içinden birinin tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermesi göz yaşartıcı bir manzara oluşturmaktadır. Baskı altına alınmak isteniyor denilen Türkiye’deki özgür ve bağımsız medya da ABD’deki medyanın bir versiyonundan ibarettir. Yani sözü edilen Sabetayist masonik medyadır.

Ancak şu anda alabildiğine çeşitlenen ve kartelleşmeye çok fazla imkân bırakmayan medya yapılanması, hiçbir demokratik batılı ülkede olmadığı kadar Türkiye’de bir gerçek özgür medyanın oluşmasına giderek daha fazla yol açmaktadır. Tekelci medya anlayışına sahip entelektüel fahişe niteliğindeki unsurların kopardığı yaygaraların nedeni de bu tekelin kırılmakta oluşudur.

2-AKP iktidarı yandaş bir medya oluşturuyor.

Aslında AKP iktidarının bir yandaş medya oluşturacak kabiliyeti yoktur. Yandaş medya oluşturuluyor suçlaması ile engellenmek istenen de Türkiye’deki medya çeşitlenmesi ile sağlanan azınlıkçı Sabetayist Toplumun medyadaki tekelinin kırılmasıdır. Bu süreç ise AKP iktidarı ile değil, Turgut Özal’ın Başbakanlığındaki ANAP iktidarı döneminde başlatıldı. Bu yüzden şimdi Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına yönelik başlatılan saldırıların benzeri Başbakan Özal ve ANAP’a da yine aynı çevrelerce yöneltilmişti. Şimdi ise yandaş damgası vurularak mahalle baskısı oluşturulmak isteniyor.

3-Bağımsız yargı siyasi baskı altına alınmak ve ortadan kaldırılmak isteniyor. Yargı bu yüzden yıpratılıp itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Yayınlanan Stratejik Taslak bu niyeti açığa vuran bir belgedir.

Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı hiçbir zaman olmadı. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında yargı baskıcı yönetimin hegemonyasını tesis etmeye yönelik tamamen keyfi bir mekanizmadan ibaretti. Daha sonraları azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisinin büyük Müslüman çoğunluğu ilelebet yönetebilmesini sağlamaya yönelik resmi ideolojiyi korumak amacıyla dizayn edilip sistemleştirildi. Zaten yargı sözcüleri rejimin bir koruyucu unsuru olarak tarafsız olmadığını, yanlı olduğunu pervasızca belirtiyor!

Şimdi yaşanan gelişmelerden ve gidişattan, toplumun tüm kesimleri ve tüm bireyleri karşısında mutlak tarafsızlığı temin etmeye yönelik bir yargı reformu hazırlığı sezildiği için bağımsız yargı ortadan kaldırılıyor diye yaygara kopartılıyor. Oysa tarafsız ve bağımsız bir yargı yok ortada, hiçbir zaman da olmadı. Tamamen azınlıkçı Sabetayist Toplumun ülkedeki iktidarını korumak amacıyla dizayn edilmiş bir oligarşik zümre yargısıdır söz konusu olan. Bu imtiyazlı sınıfa hizmet veren yargı yerine herkese eşit davranan bir adil yargı kurulsun istenmiyor.

4-Ergenekon Davasında hep belli zihniyetteki insanlar soruşturulup yargılanıyor. Tüm operasyonlar iktidar karşıtlarını suçlamaya, töhmet altında bırakmaya, itibarsızlaştırma ve etkisizleştirmeye yönelik yapılıyor.

Doğrusu bu iddianın gerçekliği yadsınamaz. Çünkü Ergenekon Davasında yargılanan suçlar, resmi ideolojiyi korumak adına devlet gücü ve otoritesi ile işlenen suçlardır. Dolayısıyla niteliği ne olursa olsun tamamı siyasi suçlardır. Bunlar yürürlükteki yasalara göre suç sayılsa da aslında zımnen rejimin kurucu iradesi mensupları için bir hak ve görev olarak belirlenmiştir. Bu yüzden Ergenekon Davasındaki yargılamalar yürürlükteki yasalara şeklen uygun düşse de özüne aykırıdır. Çünkü yerine getirilmesi gereken bir koruma ve kollama görevi suç olarak telakki edilmektedir.

5- Hükümeti denetleyebilecek kurumlar, mekanizmalar siyasi baskı altına alınıp işlemez hale getiriliyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılıyor.

Bununla anlatılmak istenen, rejimin kurucu iradesini temsil eden güçleri bir yana bırakıp milli iradenin gereğini yapmaya çalışan siyasi iktidarın, rejimin koruyucu emniyet supapları gibi işlev yapan kurumların etkisinde kalmayıp bağımsız hareket etmesinin verdiği rahatsızlıktır. Kast edilen bu kurumlar TSK, yüksek yargı, MİT, YÖK, Medya ve TÜSİAD gibi sivil toplum kuruluşlarıdır.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasının sürekli gündemde tutulmasının da asıl nedeni milli iradeyi temsil eden siyasal iktidarın, rejimin kurucu iradesini temsil eden kurumlar karşısında savunmasız bırakılmasıdır. Zaten son derece zayıf konumda bulunan milletvekillerinin dokunulur duruma getirilip rejimi koruma ve kollamada taraflı olduğuna bizzat açıkça vurgu yapan yargının insafına terk edilmesidir.

Özellikle siyasi partiler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan Yargının bu vesayetinin kaldırılması için terör ve şiddeti yöntem olarak kullanmayan partilerin kapatılmasının imkânsız hale getirilmesi gerekirken; aksine dokunulmazlıkları da kaldırılarak milletvekilleri de şamar oğlanına çevrilmek isteniyor. Her şey, milli iradeden korkan azınlıkçı zümre oligarşisinin Müslüman büyük çoğunluğu ilelebet yönetme garantisinin sağlanabilmesi için; gerisi demagoji ve çarpıtmadır.

6-Türk Silahlı Kuvvetleri darbe planları yapmakla suçlanıp etkisizleştirilerek rejimi koruma ve kollama kabiliyetinden yoksun bırakılıyor. Orduya karşı komplolar tertipleniyor.

Gerçekleştirilip hayata geçirilen birçok askeri darbe, değişik yöntemlerle yapılan bir sürü askeri müdahale ve sayısız darbe girişimi ile orijinal darbe planı ortada iken hala pişkince askerin asılsız darbe planları yapmakla suçlandığını söyleyebilmenin nasıl bir şarlatanlık olduğunu izaha kelime bulamıyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bağrından çıktığı milletinin milli iradesi ile oluşan siyasi iktidarların emrinde ülkeyi dış düşmandan koruması gerekirken; rejimin kurucu iradesini temsil eden Sabetayist Toplum oligarşisini, potansiyel tehdit ve tehlike addettiği Müslüman millet karşısında koruma misyonunu nasıl yüklenebilir? Korunup kollanmada aslolan azınlıkçı zümrenin oluşturduğu ideolojik rejim mi; yoksa millet ve ülke midir?

Her rejim konjonktürel olarak gerektikçe ve imkân bulundukça her zaman değiştirilebilir ama ülke ve millet öyle midir?

Orduya karşı kimsenin komplo yapma isteği de imkânı da yoktur. Ancak orduyu kontrolleri altında tutan birtakım unsurların millete karşı komplo yapma imkânlarının olduğu defalarca görülüp yaşanmış bir olgudur.

Bir kere orduya verilen resmi ideolojiyi ve rejimi koruyup kollama görevi ordunun milletin ve ülkenin güvenliği ve bekası için değil; rejimin kurucu iradesini temsil eden zümre oligarşisinin güvenliği ve bekası için dizayn edildiğini göstermektedir.

Şimdi Türk Silahlı Kuvvetleri için iç tehdit kavramı algılamasına son verilerek asli görevi olarak ülkenin ve milletin güvenliğinin ve bekasının dış tehditlere karşı korunması olarak yeniden tanzim edilmesi gündemdedir. Çünkü olağanüstü haller dışında iç güvenlikten sorumlu olan emniyet teşkilatıdır. Bütün medeni ülkelerde bu böyledir.

7-Siyasi partiler yasası parti içi demokrasiye imkân vermediği için bu antidemokratik uygulamalar aynı şekilde ülke yönetimine de yansıyor.

Bu konu, genel anlamda değil, sadece konjonktürel olarak zaman zaman gündeme getirilip sonra takipsiz bırakılmaktadır. Örneğin bir karı-koca ürünü olan DSP seçimden birinci çıkıp Bülent Ecevit’i Başbakanlığa taşımasına ve demokrasinin zerresine bile izin vermemesine rağmen ciddi anlamda parti içi demokrasi olmadığı suçlamasına muhatap yapılmamıştır. Çünkü karı-koca Sabetayist olan Ecevitler ile rejimin kurucu iradesi arasında herhangi bir sıkıntı söz konusu değildi.

Ama örneğin Deniz Baykal Sabetayist kökenli olmadığı için bazen hizipçilikle, bazen parti içi demokrasiye imkân vermemekle ısrarla suçlanmıştır. Bazen de Sabetayist kökenli bile olsalar kontrolden çıkan partiler parti içi demokrasiye yer vermemekle suçlanmıştır.

Örneğin Tansu Çiller Sabetayist kökenli olmasına karşın parti içi demokrasiye yer vermemekle suçlanırken keza Sabetayist bir aile mensubu olan Mesut Yılmaz çok despotça partisini yönettiği halde parti içi demokrasiye yer vermemekle suçlanmamıştır.

Bunca partisi kapatılan Erbakan da parti içi demokrasiye yer vermemekle suçlanmıştır. Oysa Millî Görüş partilerinden onca kopmalar gerçekleştiren ayrılıkçılar her zaman açıkça Erbakan’ı medya üzerinden eleştirdikleri halde hiç biri hakkında hiçbir şekilde disiplin kurulu işletilmiş ve tek bir kişi dahi ihraç edilmiş değildir. Buna karşın Numan Kurtulmuş Sabetayist olduğu için Millî Görüşçüleri pervasızca Saadet Partisi’nden tasfiye ederken parti içi demokrasiye yer vermemekle asla suçlanmamaktadır.

8-Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bulunmayan % 10’luk yüksek seçim barajı farklılıkların parlamentoya yansımasına imkân vermiyor bu yüzden çoğunluğun azınlıkları ezmesine yol açıyor. Bu da ülkenin bölünmesine yol açıyor.

Bugünkü baraj kapatılan Millî Selamet Partisi yerine kurulan Refah Partisi’nin Meclis’e girmesini önlemek için konuldu. Refah Partisi bu barajı aşıp nihayet birinci parti oldu ve Erbakan bu sayede 54. Hükümeti kurdu. Ondan sonra bu seçim barajı konjonktürel olarak zaman zaman temcit pilavı gibi ısıtılıp gündeme getirildi ve geri çekildi.

Şu anda yüksek seçim barajının kaldırılmak istenmesinin 3 temel nedeni var. Birincisi, AKP iktidarını dağıtıp bir koalisyon hükümeti kurdurmak… İkincisi, BDP’yi Meclis’e güçlü bir grupla sokmak… Üçüncüsü ise Saadet Partisi ile Numan Kurtulmuş’u Meclis’e sokup kurulacak bir koalisyon hükümetine almak…

Sabetayistlerin hızlı ulusalcı kesilip mangalda kül bırakmamasına bakmayın siz, BDP türü partilerin Meclis’e taşınması için her zaman her türlü doğrudan ya da dolaylı desteği vermişlerdir.

9-Cumhuriyet’in kurucu iradesi ülke yönetiminden, çeşitli kurumlardan tasfiye edilip totaliter, faşist bir sivil baskı rejimi oluşturulmaya çalışılıyor.

Aslında Cumhuriyet Fransız Jakobenlerinden kötü bir kopya ile tam bir totaliter rejim olarak ırkçı prensiplerle kuruldu. Ancak Türkçülük ideolojisi Sabetayist Yahudi unsurlar tarafından kurulup geliştirildi. Yalnızca ilk Meclis demokratik ve milli iradeyi temsil edecek şekilde kuruldu. Sonra bu Meclis dağıtıldı ve neredeyse milletvekillerinin tamamı Sabetayist unsurlardan oluşturuldu.

Dolayısıyla hiçbir zaman Cumhuriyet’in kurucu iradesi ile milli irade örtüşmedi, tam aksine sürekli karşılıklı bir iktidar mücadelesi yürütüldü. Bugün de yaşanan bu iki irade arasındaki iktidar mücadelesinden başka bir şey değildir. Yaşanan bütün bu gayri tabii sorunlar, milletimizden ülke iktidarını hile, entrika ve zorbalıkla gasp eden azınlıkçı bir zümrenin bu iktidarı milli iradeye bırakmak istememesinden, Sabetayist oligarşinin Müslüman Milletimizi ilelebet yönetme tutkusundan vazgeçmemesinden kaynaklanmaktadır.

10-Bütün bu çabalar açık yüreklilikle kamuoyunda tartışılarak değil, gerçek niyetler gizlenerek örtülü şekilde yürütülüyor.

Sabetayistler güçlerini sırtlarını dayadıkları Dünya Siyonizminden ve içeride son derece iyi örgütlenip mükemmelce gizlemelerinden almaktadırlar. Öyle ki millet çoğunluğuna bu yapılanmanın varlığını bile anlatıp kabul ettirmenin mümkünatı yoktur.

Çünkü her şeyi sembollerle, astarlı sözcük ve kavramlarla anlatıyorlar… Şimdiye kadar siyasi partiler kontrollerinde iken kendi iradelerinden milli irade diye söz ediyorlardı. Bugün ellerinde hiçbir siyasi parti kalmadığı için kurucu irade demeye başladılar. Çünkü Osmanlı’yı dağıtıp bu devleti onlar kurdu.

Cumhuriyet, laiklik, çağdaşlık, demokrasi derken de zümrevi Sabetayist Toplum oligarşisinin Türkiye’yi yönetmesini kast ediyorlar. Bu ülkeyi sokakta bulmadık, başka Türkiye yok derken de Sabetayist Toplumun kurucu irade olarak ülkeyi ilelebet yönetme hakkından asla vazgeçilemeyeceğini anlatmak istiyorlar.

Ancak devlet, siyaset, ekonomi, medya ve sivil toplum kuruluşları neredeyse bütünüyle ellerinden çıkmış vaziyette. Dayandıkları dış güç olarak ABD de artık ikiye bölünmüştür ve bir kesimi AKP iktidarını desteklemektedir. Avrupa Birliği de keza öyle bölünmüş durumdadır. İsrail ise sürekli güç kaybediyor.

11-Tehlikenin farkında olanlar komplo teorisi üretmekle suçlanarak etkisizleştiriliyor ve yandaş medya darbe tehlikesi çığırtkanlığı yaparak olup bitenin üzerini örtüyor.

Şimdiye kadar Siyonizm’den, Yahudi hâkimiyetinden, Sabetayist Toplum oligarşisinden söz edenleri; her taşın altında Yahudi aramakla, komplo teorisi üretmekle suçluyorlardı. Şimdi ise askeri darbe planlarından, çeteleşmeden, Ergenekon örgütünden söz edenleri komplo teorisi üretmekle suçluyorlar!

 Ve en önemlisi, “Laik cumhuriyeti, kuvvetler ayrılığı esasına dayanan demokratik anayasal düzeni yıkıp yerine totaliter bir İslami düzen kurmak isteyen bir zihniyet TSK’ni darbe planları ile yıpratıyor ve Atatürkçüleri Ergenekon Terör örgütü mensubu diye yargılatıyor. Bunun bir karşı darbe olduğu gerçekliği ise komplo teorisi olarak niteleniyor” diyerek, şimdiye kadar kendilerine yöneltilen suçlamaları onlar muhataplarına yöneltiyorlar.

Böylece önemli bir gerçek ortaya çıkmaktadır… Sabetayist Toplum oligarşisinin Türkiye’de büyük Müslüman çoğunluk üzerinde bir hile rejimi ve köle düzeni kurduklarını söyleyenler komplo teorisi üretmekle suçlanırken; bu suçlamaya muhatap olanlar bir komplonun yapılmasının ilk şartı herhangi bir komplo olmadığına herkesi inandırmaktır diyorlardı.

Şimdi ise tam tersi bir durum söz konusudur. Sabetayist Toplum oligarşisi mensupları, ulusal ve üniter devlet yapısına, laik Cumhuriyet’e, TSK’ne, bağımsız yargıya, çağdaş demokrasiye karşı bir sivil totaliter darbe yapılmaktadır. Ortaya konulan bu gerçeklik, komplo teorisi denilerek üzeri örtülmek isteniyor demektedirler.

Bu durumda kendilerini, yapılanmalarını ve niyetlerini gizleyip iyice kamufle eden iki karşıt güç ve iradenin varlığından söz etmek kaçınılmazdır. Dolayısıyla Türkiye’de yaşanan siyasi iktidar mücadelesinin iki derin tarafı vardır. Ve bu derin niyet/yapılanma topluma başka türlü yansıtılmaktadır. Çünkü her iki taraf da mevcut konjonktürde taktik ve stratejik olarak varlığını kabul etmek ve açıktan mücadele etmek istememektedir.

Bize göre bu taraflardan biri Osmanlı Devletini yıkarak Cumhuriyet’i kuran kurucu irade temsilcisi azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisi; diğeri ise 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam medeniyetini güncelleştirerek yeniden kurmaya çalışan ve bu uğurda 40 yıldır mücadele eden Millî Görüş yapılanmasıdır. Her iki cephe mensupları da dikkatle ve özenle kendilerini saklayıp mükemmelce kamufle ederek topluma başka türlü bir görüntü vererek bu iktidar mücadelesini sürdürüyorlar.

12-Bu büyük planın arkasında Türkiye’nin üniter yapısını, ulusal ideolojisini ve laik rejimini ortadan kaldırıp yerine Türkiye’nin bölge jandarmalığını yapacağı şekilde bir yeşil kuşak ve ılımlı İslam projesi yürüten ABD var.

Sırtını Dünya Siyonizmine dayayıp Osmanlı Devleti’ni yıkan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Sabetayist Toplum, büyük Müslüman kitle üzerinde kurduğu bu hegemonik baskıcı rejiminin yıkılıp yerine Adil Düzen kurulmak istendiğini biliyor. Ancak Adil Düzen kurma iddiasındaki Millî Görüş ABD ve Batı karşıtıdır.

Bu yüzden AKP iktidarının ABD ve batı tarafından desteklendiğini söyleyip gözden düşürmeye çalışıyor. Esasen ABD bugün iki farklı iktidar mücadelesine sahne olduğu için bir taraf -ki onlar Katolik Hıristiyan’dır- gerçekten İsrail’i samimiyetle desteklemiyor, aksine AKP iktidarını destekliyor.

İsrail ile ABD’deki bu kesim arasında da örtülü ama şiddetli bir iktidar mücadelesi var. Bu iktidar mücadelesi ABD’deki her iki parti içinde de devam ediyor. Yani Demokratlar ve Cumhuriyetçiler kendi aralarında Siyonist ve Hıristiyan olarak iki farklı kampa bölünmüş durumdalar ve ABD’de bir iktidar mücadelesi yürütüyorlar.

Hatta o kadar ki, önceki Başkan Bush’un Savunma Bakanı Rumsfeld’i, ABD işgal kuvvetlerini Irak’ta bilinçli olarak yenilgiye uğratmak için yeterli asker, araç, gereç ve lojistik destek yapmamakla suçlayıp sonunda görevden aldırdılar!

Şu anda Katolikler Irak’ı Türkiye’ye emanet edip ABD işgal güçlerini çekmek istiyorlar. Siyonistler ise verdikleri görüntünün tam aksine, İslam Birliği’ni engellemek için bir Şii kuşak oluşturmak amacıyla Irak’ı İran’a bağlamaya çalışıyorlar. Ancak bu gizli niyet dünya kamuoyuna başka türlü anlatılıp yansıtılıyor.

Bu durum iç politikada ABD Türkiye’yi bölgenin jandarması yapmaya çalışıyor şeklinde Siyonistler ve içerideki uzantıları tarafından kullanılıyor. Oysa Türkiye gerçekten güçlenip bölgede lider konumuna geliyor. Bu gerçekliği çarpıtıp gölgelemeğe ve lider ülke Türkiye’yi uydu ülke Türkiye gibi yansıtmaya çalışıyorlar.

Siyonistlerle Hıristiyanlar arasındaki bu iktidar mücadelesi Avrupa Birliği’nde de söz konusudur. Hıristiyanlar Türkiye’nin bir Hıristiyan kulübü olarak AB’a girmesini istemiyorlar. Türkiye’nin stratejik ortak olmasını ve İslam Dünyasının lideri olarak iyi siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulmasını istiyorlar.  Siyonistler ise Türkiye’yi AB içine alıp eritmek ve nihayet İsrail’e vilayet yapmak istiyorlar.

Bu yüzden Türkiye’deki örtülü iktidar mücadelesinde her iki taraf da ABD ve Avrupa Birliği’nde kendine arka çıkan güçler bulabiliyor. Bu durumu Sabetayist Toplum unsurları iç politikada AKP iktidarı aleyhine kullanarak işbirlikçi olarak göstermeye çalışıyorlar. Seçimlerde de bunu en büyük suçlama nedeni olarak kullanıyorlar.

Halen, resmen yürürlükteki rejimin sahibi ve kurucu iradesinin temsilcisi konumunda bulunan Sabetayist Yahudi Topluma ait zümre oligarşisi fiilen tüm sahalardaki gücünü yitirmiş bulunuyor. Sermaye ve medyada artık tekel konumunda değiller, süratle de eriyorlar. Siyasette ise sıfırı tüketmiş durumdalar.

Çünkü iktidarda bulunan AKP de, ana muhalefet CHP de kontrollerinde değil. Meclis’teki üçüncü parti MHP de onların güdümünden çıkmış durumdadır. BDP de onlarını inisiyatifinde değil. Şu anda hiçbir siyasi partiyi gönül rahatlığı ile destekleyebilecek durumda değiller.

Yalnızca Numan Kurtulmuş’un Genel Başkan olmasından beri Saadet Partisi’ni şevkle destekliyorlar. Hiçbir parti liderine gösterilmeyen büyük ilgiyi masonik medya Numan Kurtulmuş’a gösteriyor. Ekranlara çıkarmak için adeta sıraya girmişler, paylaşamıyorlar. Ama tüm bu çabalara rağmen Saadet Partisi anketlerde gerilemiş gözüküyor. Yani Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oluyor.

Bütün bu süreç, içeride ve dışarıda Sabetayist Toplumun kurucu irade olarak temsil ettiği zümre oligarşisinin aleyhine işliyor. Bu yüzden tam bir panik içerisindeler. Gözleri dönmüş şekilde her şeyi yapabilecek, ellerinden geleni artlarına bırakmayacak haldeler.

Ancak devleti ve ülke yönetimini çok büyük ölçüde onlardan devralan milli irade temsilcisi güçler her şeyi kontrol altına almış durumda oldukları için ne yapsalar ülkede yaprak kımıldatamıyorlar. Sivil totaliter bir rejim kuruluyor diyerek milleti korkutarak oligarşik zümre yönetimlerini sürdürme çabaları da hiçbir sonuç vermiyor, verecek gibi de değil.

Açıkçası Türkiye’nin yönetimi kurucu iradenin temsilcisi zümre oligarşisinin elinden çıkıp millî iradenin temsilcisi güçlerin eline geçiyor. Yaşananlar bu sürecin yol açtığı tabii sıkıntılardır.

Sayı: 593


1926 defa okundu...
mesud akgül       ERBAKAN'IN İFADELERİ İLE MİLLİ GÖRÜŞ.   17 Şubat 2010 Çarşamba 09:39
Erbakan İstanbul İl Teşkilatında yapılmış olan bayramlaşma törenlerinden birin de “ bizim amacımız sadece bu Ülkede iktidar olmak değil,asıl amacımız bütün Dünyada hakka ve Adalete dayalı yeni bir Adil Düzen kurmaktır. Çünkü biz hiç iktidardan düşmedik ki “ açıklamasını yapmıştı. Erbakan yine İstanbul da AGD’ nin Feshane de vermiş olduğu iftar programlarından birinde Milli Görüşü şu şekilde tarif ediyordu” İnsanı bir bütün olarak incelediğimizde ,İnsanoğlunun hayatının ve yaşamının olmazsa olmazlarından 2 şey vardır.Sinirler ve Beyin.70 kg ağırlığında ki bir insanın sahip olduğu sinirlerin ağırlığı 70 gramdır.İnsanoğlunun sahip olduğu beynin tüm vücuda oranına baktığımızda %3 bile etmez.Ama sinir ve beyin olmazsa vücut hiçbir işe yaramaz.Milli Görüş de Ülkemiz ve Milletimizin Sinirleri ve Beynidir.SP almış olduğu %3 lük oy oranı kimseyi yanıltmasız.Milli Görüş olmazsa bu Ülke ve Millet yaşayamaz”.Millî Görüş’ün 40.yılı kutlama programlarında ise sürekli şu 2 tarihi gerçeği haykırıyordu :İstense de istenmese de Millî Görüş şu anda Türkiye’de fiilen iktidardır. Şimdi bu süreçte yapılacak olan bu fiili durumu hukuki iktidara çevirmektir. Milli Görüşün ilk partisi MNP’ nin İzmir de yapmış olduğumuz bir toplantıda Cenab-ı Hak bizim ağzımızdan tarihe bir vesika olarak kayıt düştüğü şu mucizevî ifadeleri dile getirdi: Nizam’la bismillah, Selamet’le inşallah, Refah’la maşallah, Fazilet’le elhamdülillah, Saadet’e ulaşanlara selam olsun! Erbakan’ın , 1978’de bir seminerde pervasızca şu ifadelerle kullanmaktan da çekinmemişti: Generallerle her gece beraberiz. Bana “Bu ülkeyi senden başkasına teslim etmeyiz” diyorlar. Onlara diyorum ki “Bu ülkeyi bana teslim etmeye gücünüz yetmez. Teslim etseniz bile 3 gün elimde bırakmaz, Yahudi geri alır. Ama merak etmeyin öyle bir gün teslim alacağım ki Yahudi artık geri alamayacak.” Erbakan’ın yaptığı tüm bu açıklamaların tek bir anlamı vardır.O anlamda ,Millî Görüş hareketini başlatan Erbakan tarafından Türkiye Cumhuriyeti azınlıkçı Sabetayist toplum oligarşisinin elinden alınarak ve bu tarihi kırılma süreci parantez içine alınıp tamir edilerek Yeniden Büyük Türkiye 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı geçmişi üzerine tekrar inşa edilmektedir.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com