Eski GİK Üyesi Necmettin Aydın, SP'nin izlediği stratejinin "SP'nin
AKP'lileştiği" yorumlarına neden olduğunu iddia etti.
Mayıs 2010 yılında yapılması
muhtemel parti kongresinde Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un
parti tüzüğünde köklü değişime gideceğini duyurmuştuk.
Katıldığı TV programları, salon toplantıları ve verdiği konferanslarda Milli
Görüş geleneğinden farklı bir dil geliştirmeye çalıştığını açıkça ifade eden
Numan Kurtulmuş’un siyaset anlayışına itirazlar yükselmeye devam ediyor.
Milli Görüş’te daha önceki kongre sathına kadar eleştirilerin hep kapalı devre
yapıldığı biliniyordu.
Yeni Genel Başkanın ismi ile birlikte eleştiri geleneğinin değiştiği ve artık
her ortamda (hatta Sayın Kurtulmuş’un TV’den Erbakan’ı 28 Şubat sürecinde
hata yaptığını iddia etmesi) eleştirinin mümkün olduğu gözlemlenmekte.
Saadet Partisi 20. dönem Milletvekili ve Eski GİK Üyesi, Zonguldak Belediye
Başkan Adayı Necmettin Aydın, Numan Kurtulmuş'un Saadet Partisini Milli Görüş'ü
var eden temel ilkelerden uzaklaştırmaya yönelik söz, fil ve girişimleri
olduğunu iddia etmiş ve duyduğu rahatsızlığı daha fazla gizleyemeyerek
yazılı gerekçe ile istifasını sunmuştu.
Eski GİK Üyesi Necmettin AYDIN’ı 25 Haziran 2009 tarihinde yayınladığı istifaya
götüren gerekçelerin üstünden nerdeyse bir yıl geçti.
Geçtiğimiz sürede gelişen hadiseleri Saadet Partisi etrafında değerlendiren
Necmettin Aydın, Parti Sekreterliği’ne gönderdiği, “Değerlendirme” başlıklı
yazısında ilginç iddialarda bulunmuş.
İşte Necmettin
Aydın’ın “Değerlendirme” başlığı ile Saadet Partisi Genel
Sekreterlerine gönderdiği açıklama:
"İSTİFA GEREKÇELERİM AYNEN DURUYOR” (*)
22 Haziran 2009 tarihli istifamla (zorunlu olarak 05 Temmuz 2009’ da da bir
açıklama yapmış ve daha detaylı bir şekilde) gerekçelerimi de
açıklamıştım Bu açıklamamın sonunda istifa gerekçelerimin ortadan kalkması
halinde gönüllü bir nefer olarak Saadet Partisine hizmet etmeye devam edeceğimi
beyan etmiştim. Ancak istifa tarihimden bu güne bir yıla yakın zaman geçmesine
rağmen istifa gerekçelerim aynen ortada durmaktadır. Şöyle ki:
1) Yeni yönetimin
Milli Görüş kavramı ve felsefiyle ilgili sorunlu duruşu halen devam etmektedir.
"SAADET PARTİSİ AKP’LİLEŞİYOR MU?” (*)
a-Sayın Genel
Başkan 29 Ağustos 2009 tarihinde Star gazetesinde yayınlanan gazeteci Şamil
Tayyar’ la yaptıkları bir mülakatta (tamamının okunması ile konu daha iyi
anlaşılacaktır) Şamil Tayyar’ın “AK Partinin de yapmaya çalıştığı bu
değil mi?” sorusuna sayın Kurtulmuş “Evet AK Parti bunu yapmaya çalıştı girişim
düzeyinde kaldı, başaramadı.” diyerek. AKP’den de öte bir modelden
bahsetmektedir. Zaten siyasi çevrelerde de son dönemlerde, AKP’nin, SP’
lileştiği ; SP’nin de AKP’ lileştiği yorumlarını her halde duymayan
kalmamıştır.
“KURTULMUŞ, YETERSİZ VE TUTARSIZ” (*)
b-Sayın Kurtulmuş
ekonomi konferansında çok dağınık bir görüntü ortaya koymuş (mesela iç
borçları merkez bankasına aktarmak gibi), anlamsız ve hesapsız ekonomik bir
takım beyanlarla ne dediği de belli olmamış, ekonomi platformlarında ciddi
itibar erozyonuna uğramıştır. Türkiye’nin temel meselelerine yönelik
tespit ve çözüm önerilerinde de yeterli olamamanın ötesinde çok büyük
yanlışlıkların ve tutarsızlıkların içerisindedir.
“MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN KAVRAMLARIDNAN UZAK
DURULUYOR” (*)
c- Bu
konferanslarda Milli Görüş hareketinin kırk yıllık birikimi sonucu ortaya
çıkmış halka mal olmuş ve hatta efsaneleşmiş ekonomik kavram ve uygulamaların
(Adil Düzen, Havuz sistemi, denk bütçe, kaynak paketleri, milli kaynakların
servete dönüştürülmesi, İslam birliği, D8 gibi ) dan özellikle uzak durulmaya
çalışılmıştır.
d-Din kardeşliği
gibi evrensel bir kavram yerine gönüllü birliktelik gibi illa farklı bir şeyler
söylemek , önce ordu operasyonları durdursun dan açılım karşıtlığına
geçmek sıkıntılı durumlardır.
“TEMEL İLKELERİMİZ DİĞERLERİNE
BENZEMEYE BAŞLADI” (*)
e-Milli Görüş’ün en
temel ilkesi önce ahlak ve maneviyattır. Olmazsa olmaz ilkesidir. Bu hepimizin
varoluş gayesi, hayat felsefemizdir. Sayın Kurtulmuş ise maneviyatçılığı SP’nin
dört özelliğinden biri olarak açıklamaktadır. Bu ise diğer sağcı partilerin
milliyetci– mukaddesatcı- medeniyetci vs. açıklamalarına benzemektedir.
Başlangıçta önemsenmeyen küçük açı farklılıkları çok büyük savrulmalarla
sonuçlanmaktadır.
"KURUTLMUŞ, ERBAKANLA REKABETE Mİ SOYUNDU?” (*)
2) Sayın Erbakan’la
ilgili istifa dilekçemde ve daha sonraki açıklamalarımda beyan ettiğim hususlar
aynen geçerliliğini korumaktadır. Mesela Sayın Erbakan elli yılı aşkın sanayici
ve devlet adamlığı birikimini billurlaştırdığı (Aralık 2009 Kocatepe genel kültür
merkezinde) son ekonomi konferansına başta Sayın Genel Başkan olmak üzere parti
üst yönetimi katılmamış aksine on beş gün sonra aynı yerde ve geçtiğimiz ay
İstanbul’da iki ayrı ekonomi konferansı vererek sanki bir rekabet havasına
girmiş görüntüsü vermiştir. Milli Görüş’ün tarihi iki yüz yıldır gibi beyanlar
da bu rahatsızlığı açığa vurmaktadır, Hayatında değil yeteri kadar,
hiçbir iş - idari ve siyasi başarısı olmayan normal bir akademisyenin genel
başkan olarak işe, dava formatlaması, ideoloji önermesi ile başlaması,
bitişinin başlangıcı olur
“SAADET’TE TASFİYE SÜRECİ
HIZLANACAK” (*)
3) Teşkilatlarla
ilişkiler konusundaki tedirginliklerse derinleşerek devam etmektedir. Yine
yukarda zikrettiğim Şamil Tayyar’la röportajda ipuçları verilen teşkilatlara
yönelik değişikliklerin ve tasfiyelerin kısmen yürütüldüğü, yakın zamanda
yapılacak büyük kongreyle merkezden başlayarak daha hızlı bir şekilde
gerçekleştirileceği konuşulmaktadır.
“KURTULMUŞ BOŞ ZAMANLARINDA MI GENEL
BAŞKANLIK YAPIYOR?” (*)
4) Başta
Sayın Genel Başkan olmak üzere parti üst yönetiminin büyük çoğunluğu halen
Ankara dışında oturmaya devam etmekteler; haftada bir gün toplantıya gelinmekte
sanki Sadet Partisi Genel merkezi haftada bir geçerken uğranılan bir mola yeri,
turistik tesis gibidir. Sayın Kurtulmuş TV konuşmalarında da notları idareye
verdiğini, ikinci dönemin martta başlayacağını açıklayarak asıl işinin hocalık
olduğunu boş zamanlarında Genel Başkanlık yapıyormuş izlenimi vermektedir.
“PROFESÖR OLMAK YETMİYOR, AKSİYON GEREK”
"TANSU ÇİLLER DE NAZIM EKREN DE
PROFESÖRDÜ” (*)
5) Aslında bir
başka gerçek şudur Dünyada 183 tane ülkenin hiçbirisinin ne devlet başkanı nede
başbakanı profesör değildir. Çünkü akademik karakterlerle yöneticik formasyonu
birbirine zıttır. Akademik formasyon teorik, kavramsal analitik,
ayrıştırıcı ayrıntıcı, doktriner ve egosantrik özellikler içerir. Gerçekliğin
engebeli alanı, girift ilişkileri, labirentleri onlara terstir. Ancak ilimsiz
olmaz. İlim ışıktır. İlimden uzaklaşanlar yıkılmış
yok olmuşlardır. Onun için tüm
dünyada akademisyenlerden danışman olarak istifade edilir. Osmanlı her
meslekten, meşrepten yönetici yapmış ulemadan yapmamıştır. (Hiç kimse Sayın
ERBAKAN’ı örnek göstermesin. Onun tüm hayatı aksiyondur. Muhteşem akademik
hayatından çok daha uzun ve başarılı (Gümüş motor, odalar birliği, bağımsız
milletvekilliği, Başbakan Yardımcılığı, Başbakanlık) elli yılı aşkın iş,
yönetim ve Devlet Adamlığı hayatı vardır. Ebetteki akademik hayatı yanında
yeterli süre ve yoğunlukta tecrübeleri olanlar daha şayanı kabuldür. Aksi
hüsrandır. Prof. Dr. Tansu Çiller Türkiye’nin başına gelmiş bir felakettir. Son
dönemde de Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Nazım Ekren’i ekonomiden sorumlu bakan
yapmış çok kısa zamanda da görevden almak zorunda kalmıştır.
“SAADET
% 04 LERDE. BU GERÇEĞİ GÖRMEMEK GAFLETTİR” (*)
6) Seçimlere bir
yıl gibi zaman kalmıştır. Seçimlere bir yıl kala seçmen eğilimleri hemen hemen
bellidir. Geçtiğimiz en az üç dört seçimin bir sene önceki anketleriyle o seçim
sonuçlarını karşılaştırdığımızda bu gerçeği görürüz. OCAK ayı içerisinde
yayınlanan üç dört tane ankete baktığımızda Saadet Partisinin durumu %2 ila %6
arasında gösterilmektedir. Bunun ortalaması da %4 tür. Eğer biraz bilim
diyorsak artık insanların tüm eğilimlerinin ölçülebildiğini, tahmin
edilebildiğini kabul etmek zorundayız Bu gidişle önümüzdeki seçimlerde Saadet
Partisinin alacağı oy (artı, eksi 2) %4 tür. Milletvekilliği seçimleri baraj
altı partiler için daha zordur. Bu gerçeği görememek saflığın, gafletin ötesidir.
Siyasette mucize olmaz. Bizim için daha önceki raporlarımda arz ettiğim gibi
başarının iki temel şartı vardı ama geçti. Aktif agresif liderlik ve belde
-İlçe teşkilatlarından başlayarak teşkilatları ayağa kaldırmak. Sayın Genel
Başkan ve merkez yönetim kadrolarının televizyon -televizyon, salon- salon
değil teşkilat –teşkilat dolaşmaları, halkın içine girip çarşı pazar
gezmeleridir.
“GERÇEKLERİ KAMUOYU BİLMELİ” (*)
Bu güne kadar görüşlerimi dar bir alanda açıklamaya çalıştım. Özellikle yazılı
ve görsel medyadan uzak durdum. Ancak bu gerçeklerin tüm kamuoyuyla da
paylaşılmasının bir görev olduğu ve bu düşüncelerimi yazılı ve görsel medya
kuruluşları üzerinden anlatmanın Milli Görüş davası ve ülkemizin selameti
açısından gerekli olduğu düşüncemi kamuoyuna saygıyla arz ediyorum.
16.02.2010 Necmettin Aydın
Kaynak: Marmara
Haber

































