İLETİŞİMDE ESAS OLAN SÖZDÜR 24 Şubat 2010 Çarşamba 22:36
Rektörlük Basın Danışmanlığından İletişim Fakültesi Dekanlığına atanan Prof. Dr. Esma Şimşek ile medya ve iletişim üzerine konuştuk.
İletişim
Fakültesinin çiçeği burnunda dekanı
Prof. Dr. Esma
Şimşek ile medya ve iletişim konusunda konuştuk:
İLETİŞİMDE ESAS
OLAN SÖZDÜR
Sizi tanıyarak başlayalım…
Osmaniye
doğumluyum… İlk ve orta öğretimimi Osmaniye’de tamamladıktan sonra 1986’da
Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden
mezun oldum. Aynı yılın Eylül ayında Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsünde yüksek lisansa başladım. 1987’nin sonunda yüksek lisansımı
tamamladım. 1988’de doktoramı yaparken araştırma görevlisi olarak da Fırat
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde göreve başladım ve 1990’nın Eylül
ayında da doktoramı tamamladım. 1998 yılında doçent, 2004 yılında profesör
oldum.
Türk Dili
ve Edebiyatı bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, rektör danışmanlığı gibi
farklı idari görevlerde yer aldım. 21 Ocak 2010 itibariyle de İletişim
Fakültesi dekanlığı görevini aldım. Uzmanlık alanım Halk Edebiyatı. Folklor ve
halk bilimi üzerine çok çalışmalarım var. Bunlardan bir kısmı da Elazığ
folkloruyla ilgili çalışmalar.
Aynı
zamanda Elazığ masalları, fıkraları, manileri üzerinde farklı şekillerde
çalıştım, öğrencilerimi yönlendirdim. Yüksek lisans tezi ve ya bitirme ödevi
aşamalarımızda da bu tür çalışmalarımız oluyor. Öğrencilerim Yrd. Doç. Dr. Ebru
Şenocak, Yrd. Doç. Dr Birol Azar ve Araştırma Görevlisi Güldal Çetindağ ile
birlikte Elazığ folkloru üzerine oldukça geniş ve güzel bir çalışma
hazırlıyoruz, yayın aşamasına gelmek üzere…
Bunların
dışında kitaplarım var, folklor ve halk edebiyatıyla ilgili… Mesela Kadirli ve
Osmaniye Ağıtları, Yukarı Çukurova Masallarında Motif ve Tip Araştırması… Bu
eser aynı zamanda doktora tezimdi, yayımlandı. Hocalarım Prof. Dr. Saim
Sakaoğlu ve Prof. Dr. Ali Berat Alptekin ile birlikte Azerbaycan üzerine
hazırladığımız iki ciltlik bir kitabımız var. Yine aynı hocalarımla Meddah
Behçet Mahir’in Bütün Hikâyeleri adıyla iki ciltlik eserlerimiz var. Su ve Ab-ı
Hayat adında beş, altı yıldır üzerinde çalıştığım bir eserim var, son şeklini
verip inşallah onu da yayınlatacağım.
Sizi
dekanlığa getiren iletişimci yönünüz nerden geliyor? Halk bilimci olmanızdan
mı?
Neticede
Fen Edebiyat Fakültesi ile İletişim Fakültesi’nin sosyal bilimler bölümü
birbirinden pek de uzak değil. İkisinin de ana konusu insan ilişkileri ve
sosyal konular. Ayrıca edebiyat ile iletişim birbirine yakın, ikisinde de esas
olan söz ve dil o sebeple bir takım konuları örtüşüyor. Hem ikisi de ilgi gören
alanlardan. Sanırım bu yönleriyle düşünüldü ki rektör tarafından teklif edilip
YÖK tarafından bu göreve uygun görüldüm.
Evet…
Yine alanımdan kaynaklansa gerek. Basın ve halkla ilişkilerde de iletişim
fakültesinin hazırladığı gazetede yazı yazma, yazıların kontrolü, iletişimin
sağlanması, basınla bağlantıların kurulması gibi görevlerde yer almıştım.
Fakültenin mevcut durumu hakkında
bilgi alalım. Umduğunuz gibi mi karşılaştınız?
İletişim
Fakültesi 1997 yılında resmi olarak açıldı. 2001 yılında ilk mezunlarını verdi.
Bu aşamada ilk zorlukları kurucu dekanımız çekmiş olmalı. Tabii ki bir proje
gerçekleştiği anda her şey dört dörtlük olmuyor zamanla düzene oturuyor.
Tanımadığım
bir fakülte olsaydı belki göreve geldiğimde hayal kırıklığına uğrayabilirdim
ama ben farkında olarak geldim. Çünkü İletişim Fakültesi bize uzak değildi ve
rektör danışmanlığı yaptığım dönemlerde de bu fakülteyle bire bir ilişki
içerisindeydim. Yapıyı iyi biliyordum, öğretim elemanlarını tanıyordum.
Şunu
söyleyebilirim ki hem fiziki ortam açısından, hem de akademik ve idari personel
açısından eksiklerimiz var. Ama geçmişe nazaran bayağı ilerleme kat ettik. Şu
anda mevcut iki bölümümüz açık; Radyo Televizyon Sinema Bölümü ve Halkla
İlişkiler bölümü. Radyo Televizyon Ve Sinema Bölümünün ikinci öğretimi de
açıldı. Gazetecilik Bölümü ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nün de açılması
için gayret gösteriyoruz. Bunlar da açılırsa dört bölümümüz açılmış olacak ama
öğretim üyesi kadromuzda da ufak tefek sıkıntılarımız baş gösterecek.
Tabi
bunlar her fakültede olan problemler. Nitekim ilk dönemlerde öğretim üyesi
kadrosu 1 iken bugün benimle beraber 7 oldu. Bunlara ek olarak 5 araştırma
görevlimiz, 2 okutman, 4 öğretim görevlimiz var. Şu anda 6 öğrencimiz dışarıda
doktora yapıyorlar. Bunların da gelmesiyle beraber kadro sıkıntımız bayağı
azalacaktır.
Bize
bağlı televizyonumuz var. Orada daha kaliteli daha güzel programlar yapmamız
için işin uzmanı olan çok sayıda elemana ihtiyacımız var. Bunlar az diye
elimizi eteğimizi çekecek miyiz? Hayır, biz elimizdeki imkânları genişleterek
çok daha kaliteli işler yapma peşindeyiz. Böylece hem fakültemiz büyüyecek hem
de Fırat TV gelişecek. Elemanlar profesyonel olunca elbette daha kaliteli işler
çıkacaktır.
Öğrenci sayınız ne kadar?
300’e
yakın... Ayrıca İletişim Fakültesine de formasyon yani öğretmen olma hakları
verilmesiyle fakülteyi bitiren öğrencilerimizden tezsiz yüksek lisans yapan
öğrencilerimiz oluyor. Tezli ve tezsiz yüksek lisans yapan öğrencilerimiz de
50’yi bulur.
Yüksek lisans programı fakülte
bünyesinde verilmeye başladı mı?
Tabi...
Hatta doktora programı için de girişimlerimiz var. Umarım gelecek yıla kadar
onu da açacağız. Böylece araştırma görevlilerimizi dışarı göndermek yerine
burada yetiştireceğiz. Bu da fakültemiz için çok iyi olacak. Hem onlar
yetişirken biz de onların deneyimlerinden, araştırmalarından istifade etme
imkânı bulacağız.
Mezunlarınızdan bilgi alıyor
musunuz? İş bulmada zorluk çekiyorlar mı?
Ben yeni
geldiğim için mezunlarla ilişki veya bağlantı kurmam söz konusu olmadı ama
aldığım duyumlara göre diğer fakültelere nazaran yerel medyada olsun ulusal
medyada olsun daha rahat iş bulabiliyorlar, daha güncel görevler alabiliyorlar.
Formasyon dersinin verilmesi de öğrencilerimiz için ekstra bir imkân oldu. 80
mezunumuzun 60’ı şu an çeşitli kurumlarda çalışıyor durumda… Gerek kamuda
gerekse de özel sektörde istihdam açısından iyi durumda olan bir bölümümüz var.
Medya sektörü son yıllarda çok
büyük bir gelişim kaydetti. İlimizde medyaya gereken önem veriliyor mu?
Medya,
her kurum ve her alan için önemli bir unsur. Halk bunun pek de bilincinde
değil... Peki medya imkânlarını en verimli şekilde kullanıyor mu? Hayır. Yani
iki taraflı eksiklerimiz var. Medya isterse tüm olayları olumlu yönde
aksettirebilir. Seyirciyi dinleyiciyi ne tarafa yönlendiriyorsa dikkatler o
tarafa toplanıyor, hangi konuyu gündemde tutuyorsa ona güncel olarak
yaklaşılıyor. Belki aksettirilenden daha önemli olaylar oluyor farkında
olmuyoruz.
Madem
medyanın insanlar üzerinde tartışılmaz bir etkisi var o zaman toplumu faydalı
konulara yönlendirmesi, dikkatleri böyle konulara çekmesi medyanın en önemli
amacı olmalı. Ayrıca medyanın dilimize de gereken önemi vermesi lazım...
Televizyon programlarında, gazetelerde, dergilerde yabancı kelimeler değil
Türkçemiz özendirilmeli. Türkçeyi en güzel şekliyle kullanmak da medyanın
önemli görevlerinden olmalı.
Yine
medya toplumda birlik ve beraberliği sağlayacak, kültürel değerlerimizi ön
plana çıkaracak konularda hassas davranmalı, toplum menfaatine olan konulara
ağırlık vermeli.
Medya özgürlüğü açısından ülkemizi
nasıl değerlendiriyorsunuz. Amerika özgürlükler ülkesi denir ama 2 ulusal
gazetesi var, ülkemizde ise 25’in üzerinde bu sayı…
Bu konuda
ülkemiz en özgür ülkedir diyebiliriz. Bu iyi ama ölçüsüz özgürlük de her zaman
sakıncalıdır. Bu özgürlüğü suiistimal etmemek lazım…
Anlattıklarınızdan anlıyoruz ki
medya, algı yönetimi gücüne sahip… Halkın medyayı takibi nasıl olmalı?
Suiistimallere kapılmamak bakımından…
Öncelikle
halkımız televizyon izlerken daha seçici ve dikkatli olmalı. Vakit doldurmak
için değil vaktini en verimli şekilde kullanmak için, doğru kazanımlar elde
etmek için medyayı takip etmeli... Başka kültürlerin dayatılmaya çalışıldığı,
toplum ahlakına yakışmayan, özgürlük adı altında yeni nesli saygısızlığı iten
davranışların meşrulaştırılmaya çalışıldığı televizyon programları ve dizilerin
bağımlısı olmak yerine biraz da haberlere, düşünce programlarına, gazetelere
vakit ayırmalıdırlar. Tabi bunları izlerken de konuların nasıl ele alındığına
dikkat edilmesi lazım. Çok mühim bir olayın sadece bir ayrıntısına
yoğunlaştırılıyorsa belli ki saklanmak istenen bir şeyler var. Olayları daha
genel değerlendirmede fayda vardır.
Ayrıca
çocuklara da örnek olması açısından günlük değilse bile arada bir gazete almaya
aileler alışmalıdır. Bu çocuklarda en azından okuma alışkanlığı
kazandıracaktır.
Medyanın takip edilmemesinde sebep
olarak biraz da itibarını yitirmesini söyleyebilir miyiz?
Gazete
açısından düşündüğümüzde okuyucunun beklentilerine karşılık vermeyen, dikkatini
çekmeyen ciddi konulara yer vermemesinden kaynaklanabilir. Geçmişte yayın
organlarının bazıları belki siyasiydi. Farklı düşüncelere, farklı guruplara
hitap eden yayın organları vardı. Şimdi onlar derinliklerini yitirdiler gibi,
insanlar da aradıklarını bulamayınca uzaklaşma oldu. Yine medya organlarının
toplum anlayışından uzak yayınları, başına buyruk tavırları da etkisini
kaybettiren hususlardandır. Bir diğer husus ise menfaat amacıyla gerçekleri
çarpıtma ve üzerini örtme amacıyla yayın yapmaktır ki bu hem etkiyi kaybettiren
hem de ülkeye, insanlara zarar veren bir durumdur. Medya hitap edilen toplumun
anlayışıyla paralel hareket etmelidir.
Öğrencilerinize medyanın işleyişi
hakkında şuurlandırma da yapıyor musunuz? Yoksa daha çok teknik bağlamda
bilgiler mi öğretmeyi tercih ediyorsunuz?
Tabii ki
uygulama alanlarına göre onları yönlendiriyoruz. Dergi hazırlama, sinema
senaryosu hazırlama, kısa filmler çekme gibi yarışmalar düzenleniyor. Bu konuda
da öğrencilerimizi teşvik ediyoruz. Önümüzdeki aylarda Erciyes Üniversitesi
İletişim Fakültesi tarafından hazırlanan bir belgesel filmi yarışma var, bizim
fakültemizden de 5-6 kişi teşvikimizle o yarışmaya katılacaklar. Fırat Haber
adında üniversitemizin bir gazetesi var, gazetecilik bölümünün de açılmasıyla
birlikte o gazetenin çoğu işlerini öğrencilerime devretmek istiyorum. Bu onlar
için de iyi bir uygulama alanı olur.
Uygulama alanlarına bakıyoruz da
üniversitenin gazetesiydi, televizyonuydu eksiklikleri çok. İlimiz medyasına
örnek olması gerekirken uzun zamandır hala mevcut yerel medyanın bayağı
gerisinde kalıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Eksiklerimizin
farkındayız, üzerine de gidiyoruz ama sadece bizim çabamızla hallolmuyor.
Fiziki imkânlar, maddi imkânlar, en önemlisi kadro eksikliği kaliteden ödün
vermemize sebep oluyor ama özellikle işi bilen elemanlar göreve gelince elbette
kalitemizde artış olacaktır. Ben göreve başlayalı 1 ay olmadı. Bundan sonraki
planlarımızın başında kadroyu zenginleştirme ve elimizden geldiğince maddi
sıkıntıları azaltma var. Bunları çözebildiğimiz ölçüde verimi de
uygulamalarımıza yansıyacaktır.
Üniversite televizyonunun
yayınlarına baktığımızda daha çok suya sabuna dokunmak istemiyormuş izlenimi
var…
Televizyonumuz
resmi bir kuruma bağlı olduğu için belli kıstaslara uymak zorundayız. Bu sebeple
siyasete giremiyoruz. Bizim için önemli olan kültürel değerler, sosyal konular,
bilgi paylaşımları. İleride bunları çeşitlendirmeyi elbette düşünüyoruz. Sadece
üniversite halkının değil, Elazığ halkının hatta çevre illerin de dikkatini
çekecek daha kaliteli programlar düzenlemeyi düşünüyoruz.
Osmaniye’den geldiniz ama uzun
yıllardır Elazığ’dasınız. İlimiz üzerine pek çok araştırma yaptınız. İlimizde
en önemli iletişim sorunu nedir?
Sevgi
sorunu var… Bunu sadece ilimize özel bir durummuş gibi değerlendirmek yanlış
olur. Sevgiden ziyade bir takım olumsuz olaylar insanlar arasındaki güveni
sarstı. Güvenle yaklaşamıyoruz verilen bir selamın dahi ardında bir art niyet
olduğunu düşünmeye başladık. Toplumda menfaatler ön plana çıktığı için insanlar
birbirine şüphe ile yaklaşıyor bu da sevgiyi azaltıyor. İletişimde sevgi çok
önemli ama sadece kendimizi değil, tabiatı diğer insanları da sevmek
zorundayız. Bilgi ve sevgi paylaşıldıkça artar. Sevgiyle yaklaşılınca mutlaka
karşılığı alınır. Bu durum ilimizde biraz da kıskançlıkla birleşince durum çok
daha farklı oluyor.
Halk bilimci olarak ilimizi
kültürel açıdan nasıl buluyorsunuz?
Ben
Osmaniyeliyim. Elazığ halk kültürünü Osmaniye’ye nazaran daha zengin yaşayan
bir şehir... Mesela bayram gelenekleri Osmaniye’de bu kadar zengin
yaşatılmıyor. Bayram hazırlıkları, bayramlaşma, iade-i ziyaretler açısından
daha zengin. Mahalli yemekler çok çeşitli. Manileri, hoyratları, fıkraları vs.
Şairlerimiz yazarlarımız oldukça bol… En önemlisi çayda çıra oyunuyla Elazığ
halk bilim alanında kendini ispatlamış, kültürel değerleriyle zenginliğini
göstermiş bir ilimizdir.
İlimizdeki yerel medya hakkında
iletişimci şapkanızla görüşleriniz neler?
Genel
anlamda zengin kültüre sahip bir şehir olduğu için medyası da çok çeşitli...
Bir ildeki medya bolluğu o ilin kültürel zenginliğinin bir getirisidir. Elazığ
birçok araştırmacıya ve yazara da ana vatan olmuştur. Ama bu medya bolluğu çok
da iyi değerlendirilmiyor. Çok fazla medya organı var ama etki bakımından sorun
var. Halbuki konulara birlikte yaklaşmak etki bakımından da sonuç alma
bakımından da daha iyi olacaktır.
Dekanlığa geldiğiniz günden sonra
özel yaşantınızda ne gibi değişiklik oldu?
Yoğunluk
oldu. Benim daimi kadrom Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
bölümünde, halk bilimi alanında öğretim üyesiyim. Şu anda danışmanlığını
yürüttüğüm 3-4 doktora, 3-4 tane yüksek lisans öğrencim var. Hem Fen Edebiyat
Fakültesinde hem Eğitim Fakültesinde derslerim var. İletişim Fakültesinin belli
toplantıları var, alanımla ilgili toplantılar oluyor. Bu görevi alınca belki
daha rahat çalışmam ve burada daha verimli olmam için dersleri bırakmam
gerekirdi ama dönem ortasında dersi bırakmamın öğrencilerime haksızlık
olacağını düşündüm ve tüm sorumluluklarımı özel hayatımdan fedakârlık ederek
yerine getirmeye çalışıyorum. Bünyem buna ne kadar müsaade eder bilmiyorum.
Eğer yetiştiremezsem kendi alanımdan fedakârlık edeceğim. Belki projelerim
sürüncemede kalacak, makalelerim azalacak ama şimdilik hepsini yapmaya gayret
ediyorum.
Verdiğiniz bilgiler için teşekkür
ediyorum. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?