Karakter Boyutu A A A
DÜN DE, BUGÜN DE!
14 Mart 2010 Pazar 13:59

İsrail, Yahudi Lobisini devreye sokarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerini soykırım iddiaları ile Türkiye aleyhine kışkırtıp Ermeni halkı üzerinden hedefine ulaşıp sonuca varmaya çalışmaktadır.

Ermeniler Siyonistlerin kurbanı, Türkiye günah keçisi;

DÜN DE, BUGÜN DE!

Görmemek, göstermemek için ısrarla özel çaba harcamayanlar için tüm gerçeklik olanca çıplaklığıyla boncuk gibi ortada, gözler önünde duruyor; hiçbir alet ve vasıtaya gerek olmadan çıplak gözle net görülüyor; yeter ki görülmek istensin…

Öyle ki; “basının amiral gemisi” Hürriyet’in Başyazarı Oktay Ekşi bile saklanamayan bu gerçekliği hiç yadsımadan -İsrail’e hizmet etmek amacıyla çarpıtarak da olsa- pat diye köşesine koyup kör, kör parmağım gözlerine pervasızlığı içerisinde şu sözlerle adeta herkesin gözüne soktu:

“Daha açık konuşalım: Dış İlişkiler Komitesi'nin Yahudi kökenli Başkanı Howard Berman'ın gayretlerine, aslında Türkiye hakkında olumlu değerlendirmeleriyle bilinen Komite Raportörü Yahudi kökenli Alan Makovsky'nin tutumuna, Komitedeki Yahudi kökenli 7 üyenin hepsinin de ‘Evet, Türkler soykırım yapmıştır.’ yönünde oy kullanmalarına... Ve ABD'deki güçlü Yahudi örgütlerinin bu defa ‘ne haliniz varsa görün’ dercesine Türk tezini sahipsiz bırakmasına bakınca gerçek ortaya çıkıyor:

Geçen yılki meşhur ‘Davos’ zaferimiz(!) vardı ya... Hani Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı'na yedi cihanın gözü önünde, ‘Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz!’ diyerek terk ettiği Dünya Ekonomik Forumu toplantısı... İşte o skandalın bedelini ödedik.”

“En son Haber. Com” İnternet Sitesinin alıntılayarak “Birileri Oktay Ekşi’ye İsrail Ha’aretz Gazetesi Başyazarı olmadığını söylemeli” şeklinde değerlendirdiği yazı, sözde Ermeni soykırım tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunda 1 oy farkla kabul edilmesini işte böyle izah ediyor!

Evet, işte böyle; bu kadar! Demek ki, Millî Görüş’ü her taşın altında Yahudi aramakla suçlayıp dünyadaki her işe Siyonistlerin mutlaka karıştığına ilişkin söylemlerine komplo teorisi diyenler, şimdiye kadar bu gerçekliği bile bile göz ardı edip insanları yanıltmaya çalışıyorlarmış.

Olayı değerlendiren Başbakan Erdoğan kararın oylamasında yapılan katakulliler nedeniyle tam bir komedi oynandı derken; amacına ilişkin olarak da “Bu karar ABD’ye mi; Ermenistan’a mı yaradı” diye sordu.

Açıkça belirtilmese de bu sorunun zımnen göndermede bulunduğu tartışmasız cevabı “Bu karar ne ABD’ye, ne de Ermenistan’a yaradı; aksine her iki ülkeye zarar verdi. Eğer gözetilen bir yararı varsa sadece İsrail için söz konusudur” şeklindedir.

Keza Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da “Kararın oylanmasında sonucun Türkiye aleyhine çıkması için Yahudi Lobisinin oynadığı belirleyici role ilişkin ne düşünüyorsunuz” şeklindeki bir soruya cevap verirken “Olayı bir Yahudi meselesi haline getirmek istemiyoruz” deyip alakası yok demeyerek yine İsrail faktörünü zımnen kabul etti.

Başbakan’ın yaptığı gönderme ve Dışişleri Bakanının bu gerçekliği yadsımayan ifadeleri Türkiye’nin Yahudi Lobisinin bu tutumunu İsrail hesabına not ettiğini gösteriyor. Geri çekilen ABD büyükelçimiz olsa da faturanın İsrail’e yazıldığı belirgin şekilde hissettirilmiştir.

Ama asıl mesele şudur: Peki, Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’i azarlayıp hakaret etmesinin karşılığı neden İsrail Parlamentosu Kneset tarafından değil de ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunda veriliyor?

Oysa İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez Davos Platformunda uğradığı o hakaretlerden 10 dakika kadar sonra Başbakan Erdoğan’dan özür dilemiş ve bu dünya kamuoyuna canlı yayın sırasında duyurulmuştu!

Daha sonra da misilleme niteliğinde bazı yetkililerce verilen karşılıklar nedeniyle İsrail her seferinde özür diledi. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu ABD’nin çıkarlarını ihlal edip Türkiye-Ermenistan ilişkilerine zarar veren bu kararı sadece İsrail çıkarlarını gözeterek 22’ye karşı 23 oyla almıştır. Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton’ın çabaları etkisiz kalmıştır. Ancak tabii, Türkiye resmen İsrail’i değil ABD yönetimini sorumlu tutmuştur.

Hep şunu deriz: YAHUDİ, SAVUNAMAYACAĞI KİRLİ İŞLERİ DAİMA BAŞKALARININ ARKASINA SAKLANARAK, ONLARIN KİMLİĞİ İLE YAPAR. DÜŞMANINA DOĞRUDAN DEĞİL BAŞKASI ÜZERİNDEN ZARAR VERİR. GELECEK TEPKİLERİ TEK BAŞINA GÖĞÜSLEMEK YERİNE BİRLİKTE KARŞILAYACAK PARAVAN ORTAKLAR BULUR.

İsrail, Başbakan Erdoğan’ın rahatsız olduğu açıklamalarına ve Türkiye’nin izlemeye başladığı bağımsız politikalarla çıkarlarına zarar veren yaklaşımlarına doğrudan kendisi karşılık vermek yerine ABD ve Avrupa Birliği üzerinden dolaylı cevap vermeyi yeğlemektedir. Böylece ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini bozarak Türkiye karşısında kendine zorunlu müttefikler haline getirmeye çalışmaktadır.

İsrail, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri yönetimleri nezdinde büyük desteğe sahip olsa bile uzun vadede bu desteğini yitirmemek için kamuoylarını da etkileyecek şekilde Türkiye ile aralarını bozmak amacıyla her fırsatı sonuna kadar değerlendirmektedir.

Ayrıca bir de Türkiye’yi, ABD ve Avrupa Birliği yönetimlerini kullanarak vesayeti altına alıp hiçbir konuda İsrail’i aşarak bu ülkelerle doğrudan ilişkiler kurmasın diye kendine mahkûm etmeye, ipotek altına almaya çalışmaktadır.

Bugün Ermeni diasporası üzerinden soykırım iddiasını sürekli gündeme getirip kullanarak Türkiye’nin Ermenistan ile arasını bozmaya, Batı ile ilişkilerini vesayet altına almaya, böylece İsrail hesabına kazanımlar sağlamaya çalışan Dünya Siyonizm’inden başkası değildir. Bu bugün böyle olduğu gibi dün de böyleydi.

Haydi, soykırım demeyelim ama Tehcir olayı da ta başından beri tamamen Siyonistlerin tezgâhladığı, Ermenilerin kurban edilip Türkiye’nin günah keçisi yapıldığı, kitlesel katliamlara yol açan, her türlü kötülüğün örgütlendiği bir planlı, programlı tarihi operasyondur.

Ermeni Tehciri sadece, Selanik ve Balkanlardan Müslüman diye göç ettirilip Anadolu’ya getirilen Sabetayist Yahudilerin kurucu unsur olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni bir gizli Yahudi devleti olarak inşa etmeleri amacına hizmet etmiştir.

 Buna karşın Tehcir nedeniyle ortaya çıkan kargaşa ve çatışmalardan, olumsuzluklardanmeniler ve Rumlar bütün bu toplumsal trajedileri, büyük dramları yaşarken; Dünya Siyonizm’inin sağladığı uluslar arası konjonktür ve baskı nedeniyle başta düveli muazzama olmak üzere diğer bütün Hıristiyan Avrupa ülkeleri seyirci kalıp hiçbir şekilde seslerini çıkartmamışlardır!

Osmanlı Devleti’nin en zayıf döneminde Anadolu’daki bu iki kadim Hıristiyan azınlığa karşı uygulanan sürgün ve arındırma operasyonlarına Hıristiyan Dünyasının bu şekilde göz yumup izin vermesi Dünya Siyonizm’i faktörü dışında başka türlü nasıl izah edilebilir?

Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, hangi dezenformasyonlara başvurursa vursun, ne tür komplolarla yaşanan tarihi farklı mecralara sürükleyip başka türlü göstermeye çalışırsa çalışsın; Ermeni Tehciri ve Rum Mübadelesinin, Dünya Siyonizm’inin, Osmanlı Devleti’ni tasfiye edip Türkiye Cumhuriyeti’ni bir örtülü Yahudi Devleti olarak kurma amacına yönelik yaptığı planın bir parçası olarak programladığı ve gerçekleştirildiği realitesi asla değiştirilemez.

Bir kere Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran çekirdek kadronun, İngilizler İstanbul’u işgal ederken merkezi Ankara’da kurulacak devletin sınırlarını ve niteliklerini bildikleri bugün belgeleriyle ortaya çıkmış bulunan bir tarihi gerçekliktir.

Sabetayist Yahudi unsurların, Osmanlı yönetimindeki toplumlar içerisinde son derece etkin konumlara sahip bulunan Anadolu’daki en kadim iki Hıristiyan azınlık olan rakip konumundaki Rum ve Ermeni toplumlarından bir şekilde kurtulmadan kurucu irade olarak yeni devlete sahip olmaları asla mümkün olamazdı.

Çünkü ileride her sahada ortaya çıkması kaçınılmaz rekabet ve ihtilaflar nedeniyle Rum ve Ermeni topluluklarının, Sabetayist Yahudiler karşısında Hıristiyan unsurlar olarak Batılı Toplumlar tarafından sahiplenilip himaye görmeleri ihtimali büyüktü. Ayrıca Ortodoks olmaları nedeniyle Rusya’dan da himaye ve destek görmeleri söz konusuydu.

İşte Dünya Siyonizm’i bütün bu kaçınılmaz handikapları ortadan kaldırmak için Anadolu’yu bu iki etkin Hıristiyan azınlıktan arındırıp Sabetayist Yahudi toplumu için kılçıksız bir ülke, sorunsuz bir rejim oluşturmak durumundaydı. Üstelik devam eden 1.Dünya Savaşının sağladığı elverişli bir konjonktür, her türlü bahane ve gerekçe de söz konusu iken bu fırsat kaçırılır gibi değildi.

Sabetayist Yahudi unsurların, her zaman dış destek bulabilecek rakip Ermeni ve Rum azınlıklardan kurtulduktan sonra geriye kalan ezici Müslüman çoğunluğu kolay zapturapt altına alabilecekleri düşünülüyordu. Çünkü Osmanlı Devleti dağıtıldıktan sonra bütün İslam Âlemi işgal altına alınacak ve Anadolu Müslümanları sahipsiz ve yardımsız kalacaklardı. Nitekim öyle de oldu.

Başsız ve sahipsiz bırakılan Müslüman Anadolu halkını devlet yönetiminden, siyasetten, ekonomiden, sosyal, toplumsal ve kültürel hayattan soyutlayıp kırsal alana mahkûm etmek; fakir, cahil, köylü, kültürsüz bir toplum haline getirmek, dininden uzaklaştırarak asimile edip sindirmek ve paryalaştırmak zor olmadı. Bütün bunlar Lozan Konferansı sırasında İsmet İnönü’ye danışmanlık yapan Mısırlı Haham Haim Nahum doktrini uygulanarak gerçekleştirildi.

Müslüman Anadolu halkı üzerinde her türlü ayırım, dışlama, baskı, dayatma ile sistematik asimilasyon uygulamaların yürütüldüğünü, Millî Selamet Partisi’nin 1973 Genel Seçiminde 1milyon 200 bin oy alarak 52 parlamenter çıkarmasını değerlendiren 2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü “Bir bakıma iyi oldu; 50 yıl sonra kaç kişi kaldıklarını öğrenmiş olduk” sözleriyle itiraf ediyordu.

Cumhuriyet’in 23 Ekim 1923’te ilan edilmesinden itibaren Millî Görüş’ün ikinci partisinin ilk kez girdiği 14 Ekim 1973 Genel seçimine kadar geçen 50 yılda Müslümanlara uygulanmadık baskı, zulüm, sindirme ve yok edip kökünü kazıma yöntemi bırakılmadı. Buna rağmen halen ülkede kaç Müslüman’ın dini bilincini muhafaza edebildiğinin tüm siyasi hayatını buna adamış bulunan İsmet İnönü için merak konusu olması normaldi.

İsmet İnönü, merak ettiği sonucu öğrendikten sonra o yıl vefat etti. Artık gözleri açık mı gitti; yoksa muradına ermiş olarak mı hayata veda etti bilinmez.

Ermeni Tehciri ve Rum Mübadelesinin Sabetayist Yahudi unsurların kurucu unsur olarak Türkiye’yi bir Tekelistan haline getirdikleri gerçekliğini teyit eden gelişmeler daha sonra da devam etmiştir. Çünkü Anadolu’nun Tehcir ve Mübadele ile Rum ve Ermeni azınlıklardan arındırılmasına karşın İstanbul’da hala hatırı sayılır bir Ermeni ve Rum nüfus vardı.

İstanbul’daki Rum ve Ermeni nüfusu da göçe zorlayıp Sabetayist Yahudi Toplumu için tam bir Tekelistan oluşturmak için İsmet İnönü döneminde yalnızca azınlıklara yönelik Varlık Vergisi diye bir özel vergi getirildi. Düşünün, bir insanlık suçu olan bu ayırımcılığa da yine ABD ve Avrupa ülkeleri yönetimleri göz yumup görmezden geldiler!

Spesifik olarak azınlıklara getirilen Varlık Vergisi Yasası Rumları, Ermenileri, bir de açık kimlikli Yahudileri kapsıyordu. Sabetayist Yahudiler ise Müslüman sayıldıkları için kapsam alanına girmiyorlardı. Böylece Rumlar ve Ermeniler göçe zorlanıp Türkiye bu iki azınlıktan tamamen arındırılırken açık kimlikli Yahudiler de Dünya Siyonizm’inin öteden beri yürütmekte olduğu İsrail’e göç planı çerçevesinde Türkiye’yi terk etmeye zorlanıyorlardı.

Dünya Siyonizm’i Türkiye’deki bu bir insanlık suçu olan Varlık Vergisi Yasasına destek verdiği için medeni (!) Batı Dünyası göz yumup gıkını bile çıkaramıyordu!

Sabetayist Yahudi unsurların yönetimindeki Türkiye’yi Ermeni ve Rum iki azınlıktan arındırmak için yapılanlar bu kadarla da kalmadı. Dahası yapıldı. İnönü’den sonra Demokrat Parti iktidarında ise 6-7 Eylül olayları diye bilinen, Rum ve Ermeni halkına karşı resmen devlet eliyle başlatılan yağma, talan ve çapul hareketi de Tehcir, Mübadele ve Varlık Vergisi Yasası uygulamasına rağmen hala yerlerini yurtlarını terk etmeyen bu iki azınlık mensuplarını göçe zorlamaya yönelik tertiplenen operasyonlardı.

İlginçtir, daha 1955 yılında resmen devlet tarafından planlı ve organize şekilde yürütülen bu insanlık dışı operasyonlar da sözde medeni Batı Dünyasında en ufak bir tepkiye yol açmıyordu. Çünkü tüm bu insanlık dışı ahlaksız uygulamalar Siyonist plan çerçevesinde yürütülüyordu.

Aman Allah’ım; Siyonizm nelere kadirdi!

Evet, 1915 yılında Ermeniler Tehcire tabi tutularak Anadolu’dan sökülüp sürülürken uygar (!) Batı Dünyası gıkını çıkarmazken; şimdi bir asır sonra adına soykırım diyerek Türkiye’yi bir kaşık suda boğmak için fırtınalar koparıyor!

Bunu yaparken yine, İsmet İnönü’nün CHP iktidarında bir insanlık suçu işleyerek spesifik olarak azınlıklara yönelik çıkardığı Varlık Vergisi Yasasının hesabını soran yok. Keza Demokrat Parti iktidarında azınlıklara yönelik devlet eliyle planlı ve organize yürütülen çapul, yağma, talan için de herhangi bir hesap sorulmuyor…

…Ve çok önemli bir hususa daha dikkatleri çekmek istiyoruz: Sözde Ermeni soykırım iddiaları ne zaman dünya gündeminde yer almaya başladı; hiç düşündünüz mü?

ABD tarafından planlandığı ve yürürlüğe konduğu artık Mısır’daki sağır Sultana kadar herkesin bildiği 12 Eylül 1980 askeri darbe yönetiminin dış güçlerin güdümünden çıkıp millî çıkarlarımızı esas alan bağımsız politikalar izlemesi üzerine patlak veren ASALA terörü ile başladı!

Daha da somutlaştırırsak; Kenan Evren’in Sivas’ta tertiplenen mitingde “Kimse bizden bu tencereyi kirletenlere tekrar teslim etmemizi beklemesin, kolay temizledik!” sözleri ile Ecevit ve Demirel’in siyasete dönmesine izin vermeyeceğini ima etmesi üzerine patlak verdi ASALA terörü!

Ancak diplomatlara yönelik eylemler gerçekleştiren ASALA’nın iki nedenden ötürü Siyonizm’in amacına hizmet etmediği kısa sürede fark edildi. Birincisi, öldürülen diplomatların tamamına yakını Sabetayist Toplum unsurlarıydı; çünkü Dışişleri Bakanlığına Sabetayist olmayanların kapıdan içeri adım atmaları bile olası değildi. Bu yüzden diplomatlara yönelik bu katliamlar yanlıştı.

İkincisi ve asıl önemlisi, her diplomatımızın katledilmesi sonrasında gösterilen tepkiler ve oluşan Batı karşıtlığı nedeniyle ülkede milli birlik ve beraberlik ruhu canlanıyor, sağ-sol ayrılıkları külleniyor ve daha da önemlisi 12 Eylül yönetimi ASALA eylemleri nedeniyle güçlenip kamuoyu nezdinde itibar kazanıyordu. Bu yüzden ASALA organizasyonuna derhal son verilerek bu kez PKK için revize edilip vizyona konuldu.

Daha sonra Ecevit ve Demirel’in yasakları kaldırılıp siyasete dönmelerine imkân verildiği halde Türkiye 12 Eylül çizgisinden bir türlü çıkarılamadı. Bu yüzden de bir yandan PKK terörü desteklenirken öte yandan Ermeni soykırım iddiaları gündemdeki yerini koruyup arttırarak devam ettirildi.

Daha sonra Türkiye’yi 12 Eylül sürecindeki çizgiden koparıp yeniden 1980 öncesi şablona geri getirip oturtmak için bu kez 28 Şubat post modern darbe süreci başlatıldı. Çok kısa sürede bu süreç de tersyüz edilerek 12 Eylül çizgisi güçlendirilerek sürdürülürken; potansiyel karşı hamlelere fırsat verilmemek üzere her sahada büyük tasfiyeler gerçekleştirildi.

Sonuçta Sabetayist Toplum unsurlarının sermaye, medya ve siyasetteki tekelleri kırılıp ülkenin yönetimi hızla tamamen el değiştirmeye başladı. Nihayet Millî Görüş geleneğinden gelenler Başbakan, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı olup ülke yönetimi tamamen Sabetayist unsurlardan kurtarıldı. Üstüne üstlük Ergenekon Davası ile de Sabetayist Unsurlar yargı önüne çıkartılıp Cumhuriyetin kurucu iradesini temsil eden unsurlar itibarsızlaştırılarak ülke yönetiminde söz sahibi olmaktan tamamen uzaklaştırılmaya başlandılar.

Cumhuriyet tarihi boyunca sadece İsrail ile dost olup bütün komşu ülkelerle kanlı bıçaklı ve düşman olan Türkiye, şimdi tam aksine bütün komşuları ile sıfır sorunlu hale gelerek yalnızca İsrail ile kanlı bıçaklı olacak noktaya geldi.

İşte şimdi bu kez İsrail, Yahudi Lobisini devreye sokarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerini soykırım iddiaları ile Türkiye aleyhine kışkırtıp Ermeni halkı üzerinden hedefine ulaşıp sonuca varmaya çalışmaktadır.

Dünya Siyonizm’i 1915’te İttihat ve Terakki yönetimi eliyle Ermeni Tehcirini gerçekleştirip bunca trajediye yol açarken gıkını çıkarmayıp seyirci kalan Hıristiyan Dünyası ise bu kez İsrail’in kışkırtmaları ile sözde Ermenileri savunmak adına soykırım iddialarına dört elle sarılmış bulunuyor.

Daha dün Ermenilere ve Rumlara yönelik Varlık Vergisi Yasası uygulamalarına ve 6-7 Eylül 1955 günleri İstanbul’un ortasında dünyanın gözleri önünde devlet tarafından gerçekleştirilen çapul ve yağma olaylarına seyirci kalıp sesini çıkartmayan Batı Dünyası şimdi kalkmış soykırım yaygaraları ile sözde mağdur edilen Ermeni halkının haklarını arıyor.

Oysa Ermenilerin başına gelen bütün felaketleri Dünya Siyonizm’i getirdi. Bir Ermeni aydını olarak gazeteci yazar Hrant Dink bütün bu gerçekleri bildiği ve anlattığı için suikasta hedef yapıldı. Bir televizyon programında müteveffa Hrant Dink canlı yayında bizzat şunları söylemişti: Bizim Ermeni büyükleri arasında “BAŞIMIZA NE GELDİYSE HEP YAHUDİLERİN PARMAĞI ALTINDAN ÇIKTI” sözü sürekli dile getirilirdi!

Yine, bütün her şeye rağmen yurdunu terk etmeyen yaşlı bir İstanbullu Ermeni de bir televizyonun canlı yayınında şunları söylüyordu: 6-7 Eylül 1955 olayları İttihatçı zihniyetin hep yapa geldiği bir geleneksel provokasyonu idi. Kesinlikle Müslüman Türk halkının yaptığı bir eylem değildi!

Nitekim Avrupa’da ve Ermenistan’da da birçok Ermeni aydını bu gerçekliğin farkındadır ve imkân buldukça da dile getirmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki genel anlamda ne Rumlar, ne Ermeniler ve ne de Müslüman milletimiz bu gerçeklerden haberdardır.

Çünkü Türkiye’ye ve dünyaya egemen olan Siyonist güç odakları bu gerçeklerin ortaya çıkarılmasına ve bilinmesine fırsat vermemektedirler. Aksine tarihi acı olayları çarpıtıp Rumları, Ermenileri ve Türkiye’nin Müslüman halkını karşı karşıya getirip kendileri hep üste çıkmaktadırlar.

Ancak, gerçeklerin zeytinyağı gibi nihayet mutlaka bir şekilde su yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır. Bu yüzden sözde soykırım iddialarının devam ettirilmesinde, konunun Türkiye ve dünya gündeminde yer alıp tartışılmasında kesinlikle yarar görüyoruz. Çünkü konu irdelenip mıncıklandıkça nihayet bir şekilde gerçek iç yüzü ortaya çıkacak ve komplocu Yahudi zihniyeti bir kez daha bu vesile ile insanlık tarafından lanetlenecektir.

Özellikle Türkiye İsrail ve Dünya Siyonizm’inin etki alanından süratle çıkıp kurtulurken; bu çarpıtılan tarihi hadisenin üstü örtülen içyüzünün bütün çıplaklığı ile ortaya çıkartılıp dosdoğru şekilde insanlık önüne konulması hiçbir şekilde engellenemez. Bu süreç hiç kuşkusuz ki Türkiye’nin lehine, İsrail ve Dünya Siyonizm’inin aleyhine olacaktır. İsrail, Türkiye için kazmakta olduğu kuyuya kendi düşecektir.

Sayı: 596

 

1450 defa okundu...
EDİTÖR       safa asya'ya cevap   13 Mart 2010 Cumartesi 20:00
Erbakan, 26-27-28 Mayıs 1978 günleri Yukarıayrancı'daki seminerde yaptığı konuşmada hiç bir isim vermedi. Ancak Numan Kurtulmuş yaptığı ayrıntılı tarife kesinlikle uymuyor.
safa asya       mesud akgül beye   12 Mart 2010 Cuma 14:19
El Aziz'i anlayabilmek ve inanabilmek adına Erbakan Hoca'nın 1977 li yıllarda aşağı ayrancıda yapılan milli görüş toplantısında açıkladığı halefinin adını söyler misiniz? safaasya@hotmail.com yazarsanız sevinirim.
mesud akgül       Mustafa Köseoğlun'a   11 Mart 2010 Perşembe 15:54
Erbakan 28 Şubat süreci ile ilgili yaptığı son konferansta sürecin ABD'de hazırlandığına dair belgeyi bizzat göstererek açıkladı. Fethullah Gülen Hoca Efendi 28 Şubat sürecini destekledi ve Yalçın Doğanın Kanal-D' de hazırladığı programa çıkıp Erbakan'ı Başbakanlıktan istifaya çağırdı.Ancak Erbakan Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra millî derin devletin imkanlarını kullanarak 28 Şubat sürecini tersyüz etti. Bu süreçte 28 Şubatçıları ve destekçilerini büyük oranda devletten, siyasetten, ekonomiden, medyadan, sivil toplum kuruluşlarından tasfiye etti. Bu arada Ecevit'e destek veren Fethullah Gülen Hoca ile Mesut Yılmaza' yakın duran Esat Coşan Hoca da etkilendiler ve çareyi kaçmada buldular. Şimdi Erbakan 28 Şubat'ın rövanşını alırken Fethullah Gülen ve asıl önemlisi cemaati de -daha önce zarar görmüş bulunduğu için- destek veriyor. Zaten ABD yönetimi de artık iki grup olmuş durumda. Katolik Hıristiyan grup AKP iktidarını ve Fethullah Gülen'i destekliyor. Diğer Siyonist grup ise İsrail'i ve Ergenekoncuları destekliyor. Siyonisk NEO-CON'lar artık Fethullah Gülen Cemaati ve AKP iktidarından desteklerini çekmiş, aksine aleyhinde bulunuyorlar. Durum budur.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
ANKET Diğer Anketler
Yardım gemisi için sizce İsrail'den izin alınmalı mıydı? Bu konuda Türkiyen'nin tavrı mı yoksa otoriteye başkaldırmama anlayışı mı doğrudur?
İsrail'den izin alınmalıydı. otoriteye başkaldırmamak lazım.
Türkiye'nin tavrı doğru, izne gerek yok.
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
MİLLÎ GAZETE ABONELERİNİ KESTİRENLERE DİKKAT!
Milli Gazete abonelerini tek tek dolaşıp Erbakan'a ihanet ettiği gerekçesiyle gazeteyi kesmelerini söyleyen geri zekâlı ya da fırsatçı kişilere asla itibar edilmemelidir.
ERBAKAN'A MUHTEŞEM KARŞILAMA
Milli Görüş tarihinde kayda geçecek muhteşem bir coşkuyla karşılanan Milli görüş Lideri 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakanın İstanbula gelişi bayram havasındaydı.
Erbakan: Bünyemize karışmış çürükler temizleniyor!
Milli Görüş lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan Ajans5.com'un sponsor olduğu AGD'nin ev sahipliğini yaptığı iftarda konuştu...
200 KİŞİYLE MİTİNG YAPTILAR
Milli Görüş liderine başkaldırarak Saadet Partisi'nin üzerine kara bir bulut gibi çöken Numan Kurtulmuş zihniyeti medyadan gördüğü desteği SP tabanından ve milletten göremedi. Kurtulmuş Arnavutköy'de 200 kişiyle miting yaptı.
EVET EKSENİ KAYIYOR
Bugün de Batı Dünyasında Türkiyenin ekseni kayıyor söylemi ile çarpıtılmaya çalışılan, aslında dünyanın ekseninin kaydığı gerçekliğidir.
ERBAKAN:'SENEYE İKTİDARIZ'
Milli Görüş Lideri Prof.Dr.Necmettin Erbakan SP İzmir il başkanlığının organize ettiği iftara katıldı. Erbakan iftardan sonra yaptığı konuşmada seneye yapılacak seçimlerde SP'nin %40 oyla iktidara geleceğini söyledi.
HARUN YAHYA: AĞZINI KULAKLARINA KADAR YIRTARIM
Numanistlerin, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a yönelik yıpratıcı söz ve fiilleri Adnan Oktar'ı da çileden çıkardı.
» MİLLÎ GAZETE ABONELERİNİ KESTİRENLERE DİKKAT!
» ERBAKAN'A MUHTEŞEM KARŞILAMA
» Erbakan: Bünyemize karışmış çürükler temizleniyor!
» 200 KİŞİYLE MİTİNG YAPTILAR
» EVET EKSENİ KAYIYOR
» ERBAKAN:'SENEYE İKTİDARIZ'
» HARUN YAHYA: AĞZINI KULAKLARINA KADAR YIRTARIM
» Erbakan: Bünyemize karışmış çürükler temizleniyor!
» EVET EKSENİ KAYIYOR
» EKREM DUMANLI'DAN İFTAR İTİRAFI
» 200 KİŞİYLE MİTİNG YAPTILAR
» MİLLÎ GAZETE ABONELERİNİ KESTİRENLERE DİKKAT!
» BEDİÜZZAMAN VE ERBAKAN
» ÇÖZÜMSÜZ SORUN YARATILMAMIŞTIR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.233 93 68
Eposta: info@el-aziz.com