Ermeniler
Siyonistlerin kurbanı, Türkiye günah keçisi;
DÜN DE, BUGÜN DE!
Görmemek, göstermemek için ısrarla özel çaba harcamayanlar
için tüm gerçeklik olanca çıplaklığıyla boncuk gibi ortada, gözler önünde
duruyor; hiçbir alet ve vasıtaya gerek olmadan çıplak gözle net görülüyor;
yeter ki görülmek istensin…
Öyle ki; “basının
amiral gemisi” Hürriyet’in Başyazarı Oktay Ekşi bile saklanamayan bu
gerçekliği hiç yadsımadan -İsrail’e hizmet etmek amacıyla çarpıtarak da olsa-
pat diye köşesine koyup kör, kör
parmağım gözlerine pervasızlığı içerisinde şu sözlerle adeta herkesin
gözüne soktu:
“Daha
açık konuşalım: Dış İlişkiler Komitesi'nin Yahudi kökenli Başkanı Howard
Berman'ın gayretlerine, aslında Türkiye hakkında olumlu değerlendirmeleriyle
bilinen Komite Raportörü Yahudi kökenli Alan Makovsky'nin tutumuna, Komitedeki
Yahudi kökenli 7 üyenin hepsinin de ‘Evet, Türkler soykırım yapmıştır.’ yönünde oy kullanmalarına... Ve ABD'deki güçlü Yahudi örgütlerinin bu
defa ‘ne haliniz varsa görün’ dercesine
Türk tezini sahipsiz bırakmasına bakınca gerçek ortaya çıkıyor:
Geçen
yılki meşhur ‘Davos’ zaferimiz(!) vardı ya... Hani Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı'na yedi cihanın gözü önünde, ‘Siz
insan öldürmeyi iyi bilirsiniz!’ diyerek
terk ettiği Dünya Ekonomik Forumu toplantısı... İşte o skandalın bedelini
ödedik.”
“En son Haber.
Com”
İnternet Sitesinin alıntılayarak
“Birileri Oktay Ekşi’ye İsrail Ha’aretz Gazetesi Başyazarı olmadığını
söylemeli” şeklinde değerlendirdiği yazı, sözde Ermeni soykırım tasarısının
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunda 1 oy farkla kabul edilmesini
işte böyle izah ediyor!
Evet, işte böyle; bu kadar! Demek ki, Millî Görüş’ü her taşın altında Yahudi aramakla
suçlayıp dünyadaki her işe Siyonistlerin
mutlaka karıştığına ilişkin söylemlerine komplo teorisi diyenler, şimdiye kadar bu gerçekliği bile bile göz
ardı edip insanları yanıltmaya çalışıyorlarmış.
Olayı değerlendiren Başbakan Erdoğan kararın oylamasında
yapılan katakulliler nedeniyle tam bir
komedi oynandı derken; amacına ilişkin olarak da “Bu karar ABD’ye mi; Ermenistan’a mı yaradı” diye sordu.
Açıkça belirtilmese de bu sorunun zımnen göndermede
bulunduğu tartışmasız cevabı “Bu karar
ne ABD’ye, ne de Ermenistan’a yaradı; aksine her iki ülkeye zarar verdi. Eğer
gözetilen bir yararı varsa sadece İsrail için söz konusudur” şeklindedir.
Keza Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da “Kararın oylanmasında sonucun Türkiye
aleyhine çıkması için Yahudi Lobisinin oynadığı belirleyici role ilişkin ne
düşünüyorsunuz” şeklindeki bir soruya cevap verirken “Olayı bir Yahudi meselesi haline getirmek istemiyoruz” deyip alakası yok demeyerek yine İsrail
faktörünü zımnen kabul etti.
Başbakan’ın yaptığı gönderme ve Dışişleri Bakanının bu
gerçekliği yadsımayan ifadeleri Türkiye’nin Yahudi Lobisinin bu tutumunu İsrail
hesabına not ettiğini gösteriyor. Geri çekilen ABD büyükelçimiz olsa da
faturanın İsrail’e yazıldığı belirgin şekilde hissettirilmiştir.
Ama asıl mesele şudur: Peki, Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’i azarlayıp hakaret etmesinin karşılığı neden
İsrail Parlamentosu Kneset
tarafından değil de ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunda
veriliyor?
Oysa İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez Davos Platformunda
uğradığı o hakaretlerden 10 dakika kadar sonra Başbakan Erdoğan’dan özür
dilemiş ve bu dünya kamuoyuna canlı yayın sırasında duyurulmuştu!
Daha sonra da misilleme niteliğinde bazı yetkililerce
verilen karşılıklar nedeniyle İsrail her seferinde özür diledi. ABD Temsilciler
Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu ABD’nin çıkarlarını ihlal edip Türkiye-Ermenistan
ilişkilerine zarar veren bu kararı sadece İsrail çıkarlarını gözeterek 22’ye
karşı 23 oyla almıştır. Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton’ın çabaları
etkisiz kalmıştır. Ancak tabii, Türkiye resmen İsrail’i değil ABD yönetimini
sorumlu tutmuştur.
Hep şunu deriz: YAHUDİ,
SAVUNAMAYACAĞI KİRLİ İŞLERİ DAİMA BAŞKALARININ ARKASINA SAKLANARAK, ONLARIN
KİMLİĞİ İLE YAPAR. DÜŞMANINA DOĞRUDAN DEĞİL BAŞKASI ÜZERİNDEN ZARAR VERİR.
GELECEK TEPKİLERİ TEK BAŞINA GÖĞÜSLEMEK YERİNE BİRLİKTE KARŞILAYACAK PARAVAN
ORTAKLAR BULUR.
İsrail, Başbakan Erdoğan’ın rahatsız olduğu açıklamalarına
ve Türkiye’nin izlemeye başladığı bağımsız politikalarla çıkarlarına zarar
veren yaklaşımlarına doğrudan kendisi karşılık vermek yerine ABD ve Avrupa
Birliği üzerinden dolaylı cevap vermeyi yeğlemektedir. Böylece ABD ve Avrupa
Birliği ile ilişkilerini bozarak Türkiye karşısında kendine zorunlu müttefikler
haline getirmeye çalışmaktadır.
İsrail, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri yönetimleri
nezdinde büyük desteğe sahip olsa bile uzun vadede bu desteğini yitirmemek için
kamuoylarını da etkileyecek şekilde Türkiye ile aralarını bozmak amacıyla her
fırsatı sonuna kadar değerlendirmektedir.
Ayrıca bir de Türkiye’yi, ABD ve Avrupa Birliği
yönetimlerini kullanarak vesayeti altına alıp hiçbir konuda İsrail’i aşarak bu
ülkelerle doğrudan ilişkiler kurmasın diye kendine mahkûm etmeye, ipotek altına
almaya çalışmaktadır.
Bugün Ermeni diasporası üzerinden soykırım iddiasını
sürekli gündeme getirip kullanarak Türkiye’nin Ermenistan ile arasını bozmaya,
Batı ile ilişkilerini vesayet altına almaya, böylece İsrail hesabına kazanımlar
sağlamaya çalışan Dünya Siyonizm’inden başkası değildir. Bu bugün böyle olduğu
gibi dün de böyleydi.
Haydi, soykırım demeyelim
ama Tehcir olayı da ta başından beri
tamamen Siyonistlerin tezgâhladığı, Ermenilerin kurban edilip Türkiye’nin günah
keçisi yapıldığı, kitlesel katliamlara yol açan, her türlü kötülüğün
örgütlendiği bir planlı, programlı tarihi operasyondur.
Ermeni Tehciri
sadece, Selanik ve Balkanlardan Müslüman
diye göç ettirilip Anadolu’ya getirilen Sabetayist Yahudilerin kurucu unsur olarak Türkiye
Cumhuriyeti’ni bir gizli Yahudi devleti olarak inşa etmeleri amacına hizmet
etmiştir.
Buna karşın Tehcir nedeniyle ortaya çıkan kargaşa
ve çatışmalardan, olumsuzluklardanmeniler ve Rumlar bütün
bu toplumsal trajedileri, büyük dramları yaşarken; Dünya Siyonizm’inin
sağladığı uluslar arası konjonktür ve baskı nedeniyle başta düveli muazzama olmak üzere diğer bütün
Hıristiyan Avrupa ülkeleri seyirci kalıp hiçbir şekilde seslerini
çıkartmamışlardır!
Osmanlı Devleti’nin en zayıf döneminde Anadolu’daki bu iki
kadim Hıristiyan azınlığa karşı uygulanan sürgün ve arındırma operasyonlarına
Hıristiyan Dünyasının bu şekilde göz yumup izin vermesi Dünya Siyonizm’i
faktörü dışında başka türlü nasıl izah edilebilir?
Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, hangi
dezenformasyonlara başvurursa vursun, ne tür komplolarla yaşanan tarihi farklı
mecralara sürükleyip başka türlü göstermeye çalışırsa çalışsın; Ermeni Tehciri ve Rum Mübadelesinin, Dünya Siyonizm’inin, Osmanlı Devleti’ni tasfiye
edip Türkiye Cumhuriyeti’ni bir örtülü Yahudi Devleti olarak kurma amacına
yönelik yaptığı planın bir parçası olarak programladığı ve gerçekleştirildiği
realitesi asla değiştirilemez.
Bir kere Türkiye Cumhuriyeti’ni
kuran çekirdek kadronun, İngilizler İstanbul’u işgal ederken merkezi Ankara’da
kurulacak devletin sınırlarını ve niteliklerini bildikleri bugün belgeleriyle
ortaya çıkmış bulunan bir tarihi gerçekliktir.
Sabetayist Yahudi unsurların,
Osmanlı yönetimindeki toplumlar içerisinde son derece etkin konumlara sahip
bulunan Anadolu’daki en kadim iki Hıristiyan azınlık olan rakip konumundaki Rum
ve Ermeni toplumlarından bir şekilde kurtulmadan kurucu irade olarak yeni devlete sahip olmaları asla mümkün
olamazdı.
Çünkü ileride her sahada ortaya
çıkması kaçınılmaz rekabet ve ihtilaflar nedeniyle Rum ve Ermeni
topluluklarının, Sabetayist Yahudiler karşısında Hıristiyan unsurlar olarak
Batılı Toplumlar tarafından sahiplenilip himaye görmeleri ihtimali büyüktü.
Ayrıca Ortodoks olmaları nedeniyle Rusya’dan da himaye ve destek görmeleri söz
konusuydu.
İşte Dünya Siyonizm’i bütün bu
kaçınılmaz handikapları ortadan kaldırmak için Anadolu’yu bu iki etkin
Hıristiyan azınlıktan arındırıp Sabetayist Yahudi toplumu için kılçıksız bir
ülke, sorunsuz bir rejim oluşturmak durumundaydı. Üstelik devam eden 1.Dünya
Savaşının sağladığı elverişli bir konjonktür, her türlü bahane ve gerekçe de
söz konusu iken bu fırsat kaçırılır gibi değildi.
Sabetayist Yahudi unsurların, her
zaman dış destek bulabilecek rakip Ermeni ve Rum azınlıklardan kurtulduktan
sonra geriye kalan ezici Müslüman çoğunluğu kolay zapturapt altına
alabilecekleri düşünülüyordu. Çünkü Osmanlı Devleti dağıtıldıktan sonra bütün
İslam Âlemi işgal altına alınacak ve Anadolu Müslümanları sahipsiz ve yardımsız
kalacaklardı. Nitekim öyle de oldu.
Başsız ve sahipsiz bırakılan
Müslüman Anadolu halkını devlet yönetiminden, siyasetten, ekonomiden, sosyal,
toplumsal ve kültürel hayattan soyutlayıp kırsal alana mahkûm etmek; fakir,
cahil, köylü, kültürsüz bir toplum haline getirmek, dininden uzaklaştırarak
asimile edip sindirmek ve paryalaştırmak zor olmadı. Bütün bunlar Lozan
Konferansı sırasında İsmet İnönü’ye danışmanlık yapan Mısırlı Haham Haim Nahum
doktrini uygulanarak gerçekleştirildi.
Müslüman Anadolu halkı üzerinde
her türlü ayırım, dışlama, baskı, dayatma ile sistematik asimilasyon
uygulamaların yürütüldüğünü, Millî Selamet Partisi’nin 1973 Genel Seçiminde
1milyon 200 bin oy alarak 52 parlamenter çıkarmasını değerlendiren
2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü “Bir bakıma
iyi oldu; 50 yıl sonra kaç kişi kaldıklarını öğrenmiş olduk” sözleriyle
itiraf ediyordu.
Cumhuriyet’in 23 Ekim 1923’te ilan
edilmesinden itibaren Millî Görüş’ün ikinci partisinin ilk kez girdiği 14 Ekim
1973 Genel seçimine kadar geçen 50 yılda Müslümanlara uygulanmadık baskı,
zulüm, sindirme ve yok edip kökünü kazıma yöntemi bırakılmadı. Buna rağmen
halen ülkede kaç Müslüman’ın dini bilincini muhafaza edebildiğinin tüm siyasi
hayatını buna adamış bulunan İsmet İnönü için merak konusu olması normaldi.
İsmet İnönü, merak ettiği sonucu
öğrendikten sonra o yıl vefat etti. Artık gözleri açık mı gitti; yoksa muradına
ermiş olarak mı hayata veda etti bilinmez.
Ermeni Tehciri ve Rum Mübadelesinin
Sabetayist Yahudi unsurların kurucu unsur olarak Türkiye’yi bir Tekelistan haline getirdikleri
gerçekliğini teyit eden gelişmeler daha sonra da devam etmiştir. Çünkü
Anadolu’nun Tehcir ve Mübadele ile Rum ve Ermeni
azınlıklardan arındırılmasına karşın İstanbul’da hala hatırı sayılır bir Ermeni
ve Rum nüfus vardı.
İstanbul’daki Rum ve Ermeni nüfusu
da göçe zorlayıp Sabetayist Yahudi Toplumu için tam bir Tekelistan oluşturmak için İsmet İnönü döneminde yalnızca
azınlıklara yönelik Varlık Vergisi
diye bir özel vergi getirildi. Düşünün, bir insanlık suçu olan bu ayırımcılığa
da yine ABD ve Avrupa ülkeleri yönetimleri göz yumup görmezden geldiler!
Spesifik olarak azınlıklara
getirilen Varlık Vergisi Yasası Rumları, Ermenileri, bir de açık
kimlikli Yahudileri kapsıyordu. Sabetayist Yahudiler ise Müslüman sayıldıkları için kapsam alanına girmiyorlardı. Böylece
Rumlar ve Ermeniler göçe zorlanıp Türkiye bu iki azınlıktan tamamen
arındırılırken açık kimlikli Yahudiler de Dünya Siyonizm’inin öteden beri
yürütmekte olduğu İsrail’e göç planı çerçevesinde Türkiye’yi terk etmeye
zorlanıyorlardı.
Dünya Siyonizm’i Türkiye’deki bu
bir insanlık suçu olan Varlık Vergisi
Yasasına destek verdiği için medeni (!) Batı Dünyası göz yumup gıkını bile
çıkaramıyordu!
Sabetayist Yahudi unsurların
yönetimindeki Türkiye’yi Ermeni ve Rum iki azınlıktan arındırmak için
yapılanlar bu kadarla da kalmadı. Dahası yapıldı. İnönü’den sonra Demokrat
Parti iktidarında ise 6-7 Eylül
olayları diye bilinen, Rum ve Ermeni halkına karşı resmen devlet eliyle
başlatılan yağma, talan ve çapul hareketi de Tehcir, Mübadele ve Varlık
Vergisi Yasası uygulamasına rağmen hala yerlerini yurtlarını terk etmeyen
bu iki azınlık mensuplarını göçe zorlamaya yönelik tertiplenen operasyonlardı.
İlginçtir, daha 1955 yılında
resmen devlet tarafından planlı ve organize şekilde yürütülen bu insanlık dışı
operasyonlar da sözde medeni Batı Dünyasında en ufak bir tepkiye yol açmıyordu.
Çünkü tüm bu insanlık dışı ahlaksız uygulamalar Siyonist plan çerçevesinde
yürütülüyordu.
Aman Allah’ım; Siyonizm nelere
kadirdi!
Evet, 1915 yılında Ermeniler Tehcire tabi tutularak Anadolu’dan
sökülüp sürülürken uygar (!) Batı Dünyası gıkını çıkarmazken; şimdi bir asır
sonra adına soykırım diyerek
Türkiye’yi bir kaşık suda boğmak için fırtınalar koparıyor!
Bunu yaparken yine, İsmet
İnönü’nün CHP iktidarında bir insanlık suçu işleyerek spesifik olarak
azınlıklara yönelik çıkardığı Varlık
Vergisi Yasasının hesabını soran
yok. Keza Demokrat Parti iktidarında azınlıklara yönelik devlet eliyle planlı
ve organize yürütülen çapul, yağma, talan için de herhangi bir hesap
sorulmuyor…
…Ve çok önemli bir hususa daha
dikkatleri çekmek istiyoruz: Sözde Ermeni soykırım
iddiaları ne zaman dünya gündeminde yer almaya başladı; hiç düşündünüz mü?
ABD tarafından planlandığı ve
yürürlüğe konduğu artık Mısır’daki sağır Sultana kadar herkesin bildiği 12
Eylül 1980 askeri darbe yönetiminin dış güçlerin güdümünden çıkıp millî
çıkarlarımızı esas alan bağımsız politikalar izlemesi üzerine patlak veren
ASALA terörü ile başladı!
Daha da somutlaştırırsak; Kenan
Evren’in Sivas’ta tertiplenen mitingde “Kimse
bizden bu tencereyi kirletenlere tekrar teslim etmemizi beklemesin, kolay
temizledik!” sözleri ile Ecevit ve Demirel’in siyasete dönmesine izin
vermeyeceğini ima etmesi üzerine patlak verdi ASALA terörü!
Ancak diplomatlara yönelik
eylemler gerçekleştiren ASALA’nın iki nedenden ötürü Siyonizm’in amacına hizmet
etmediği kısa sürede fark edildi. Birincisi, öldürülen diplomatların tamamına
yakını Sabetayist Toplum unsurlarıydı; çünkü Dışişleri Bakanlığına Sabetayist
olmayanların kapıdan içeri adım atmaları bile olası değildi. Bu yüzden
diplomatlara yönelik bu katliamlar yanlıştı.
İkincisi ve asıl önemlisi, her
diplomatımızın katledilmesi sonrasında gösterilen tepkiler ve oluşan Batı
karşıtlığı nedeniyle ülkede milli birlik ve beraberlik ruhu canlanıyor,
sağ-sol ayrılıkları külleniyor ve daha da önemlisi 12 Eylül yönetimi ASALA
eylemleri nedeniyle güçlenip kamuoyu nezdinde itibar kazanıyordu. Bu yüzden
ASALA organizasyonuna derhal son verilerek bu kez PKK için revize edilip
vizyona konuldu.
Daha sonra Ecevit ve Demirel’in
yasakları kaldırılıp siyasete dönmelerine imkân verildiği halde Türkiye 12
Eylül çizgisinden bir türlü çıkarılamadı. Bu yüzden de bir yandan PKK terörü
desteklenirken öte yandan Ermeni soykırım
iddiaları gündemdeki yerini koruyup arttırarak devam ettirildi.
Daha sonra Türkiye’yi 12 Eylül
sürecindeki çizgiden koparıp yeniden 1980 öncesi şablona geri getirip oturtmak
için bu kez 28 Şubat post modern darbe
süreci başlatıldı. Çok kısa sürede bu süreç de tersyüz edilerek 12 Eylül
çizgisi güçlendirilerek sürdürülürken; potansiyel karşı hamlelere fırsat
verilmemek üzere her sahada büyük tasfiyeler gerçekleştirildi.
Sonuçta Sabetayist Toplum
unsurlarının sermaye, medya ve siyasetteki tekelleri kırılıp ülkenin yönetimi
hızla tamamen el değiştirmeye başladı. Nihayet Millî Görüş geleneğinden
gelenler Başbakan, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı olup ülke yönetimi tamamen
Sabetayist unsurlardan kurtarıldı. Üstüne üstlük Ergenekon Davası ile de
Sabetayist Unsurlar yargı önüne çıkartılıp Cumhuriyetin kurucu iradesini temsil eden unsurlar itibarsızlaştırılarak ülke
yönetiminde söz sahibi olmaktan tamamen uzaklaştırılmaya başlandılar.
Cumhuriyet tarihi boyunca sadece
İsrail ile dost olup bütün komşu ülkelerle kanlı bıçaklı ve düşman olan
Türkiye, şimdi tam aksine bütün komşuları ile sıfır sorunlu hale gelerek
yalnızca İsrail ile kanlı bıçaklı olacak noktaya geldi.
İşte şimdi bu kez İsrail, Yahudi
Lobisini devreye sokarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerini soykırım iddiaları
ile Türkiye aleyhine kışkırtıp Ermeni halkı üzerinden hedefine ulaşıp sonuca
varmaya çalışmaktadır.
Dünya Siyonizm’i 1915’te İttihat
ve Terakki yönetimi eliyle Ermeni Tehcirini
gerçekleştirip bunca trajediye yol açarken gıkını çıkarmayıp seyirci kalan
Hıristiyan Dünyası ise bu kez İsrail’in kışkırtmaları ile sözde Ermenileri
savunmak adına soykırım iddialarına dört elle sarılmış bulunuyor.
Daha dün Ermenilere ve Rumlara
yönelik Varlık Vergisi Yasası
uygulamalarına ve 6-7 Eylül 1955
günleri İstanbul’un ortasında dünyanın gözleri önünde devlet tarafından
gerçekleştirilen çapul ve yağma olaylarına seyirci kalıp sesini çıkartmayan
Batı Dünyası şimdi kalkmış soykırım
yaygaraları ile sözde mağdur edilen Ermeni halkının haklarını arıyor.
Oysa Ermenilerin başına gelen
bütün felaketleri Dünya Siyonizm’i getirdi. Bir Ermeni aydını olarak gazeteci
yazar Hrant Dink bütün bu gerçekleri bildiği ve anlattığı için suikasta hedef
yapıldı. Bir televizyon programında müteveffa Hrant Dink canlı yayında bizzat
şunları söylemişti: Bizim Ermeni
büyükleri arasında “BAŞIMIZA NE GELDİYSE HEP YAHUDİLERİN PARMAĞI ALTINDAN
ÇIKTI” sözü sürekli dile getirilirdi!
Yine, bütün her şeye rağmen
yurdunu terk etmeyen yaşlı bir İstanbullu Ermeni de bir televizyonun canlı
yayınında şunları söylüyordu: 6-7 Eylül
1955 olayları İttihatçı zihniyetin hep yapa geldiği bir geleneksel provokasyonu
idi. Kesinlikle Müslüman Türk halkının yaptığı bir eylem değildi!
Nitekim Avrupa’da ve Ermenistan’da
da birçok Ermeni aydını bu gerçekliğin farkındadır ve imkân buldukça da dile
getirmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki genel anlamda ne Rumlar, ne Ermeniler
ve ne de Müslüman milletimiz bu gerçeklerden haberdardır.
Çünkü Türkiye’ye ve dünyaya egemen
olan Siyonist güç odakları bu gerçeklerin ortaya çıkarılmasına ve bilinmesine
fırsat vermemektedirler. Aksine tarihi acı olayları çarpıtıp Rumları,
Ermenileri ve Türkiye’nin Müslüman halkını karşı karşıya getirip kendileri hep
üste çıkmaktadırlar.
Ancak, gerçeklerin zeytinyağı gibi
nihayet mutlaka bir şekilde su yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır. Bu
yüzden sözde soykırım iddialarının
devam ettirilmesinde, konunun Türkiye ve dünya gündeminde yer alıp
tartışılmasında kesinlikle yarar görüyoruz. Çünkü konu irdelenip mıncıklandıkça
nihayet bir şekilde gerçek iç yüzü ortaya çıkacak ve komplocu Yahudi zihniyeti
bir kez daha bu vesile ile insanlık tarafından lanetlenecektir.
Özellikle Türkiye İsrail ve Dünya
Siyonizm’inin etki alanından süratle çıkıp kurtulurken; bu çarpıtılan tarihi hadisenin
üstü örtülen içyüzünün bütün çıplaklığı ile ortaya çıkartılıp dosdoğru şekilde
insanlık önüne konulması hiçbir şekilde engellenemez. Bu süreç hiç kuşkusuz ki
Türkiye’nin lehine, İsrail ve Dünya Siyonizm’inin aleyhine olacaktır. İsrail,
Türkiye için kazmakta olduğu kuyuya kendi düşecektir.
Sayı: 596
































