Karakter Boyutu A A A
GERÇEĞİ KARARTTI
30 Haziran 2010 Çarşamba 23:59

Kısa bir süre önce Türkiye ve bütün dünya İsrailin Gazzeye yardım götüren Mavi Marmara Gemisine yaptığı kanlı saldırıyı konuşurken artık şimdi sadece PKK terörünü konuşuyor!

Medya PKK ile İsrail arasına sanal duvarlar örüp

GERÇEĞİ KARARTTI

İsrail’in en büyük gücü ve Türkiye’nin en büyük handikabı içimizdeki İsrailliler ile onların oluşturduğu hemen her sahayı kapsayan yapılanmalarıdır. İçimizdeki İsrailliler ve yapılanmaları her tarafımızı kuşatmalarına ve aynı ortak karakterleri taşıyor olmalarına rağmen onları tanımak çok zordur, fevkalade özel bir uzmanlık ister.

İçimizdeki İsraillilerin her kesimde insanlara cazip gelen, hoşa giden, takdir gören, albenili türlü çeşitli maskeleri ve her alanda söz sahibi kılan şapkaları vardır. Her kesimden temsilcilerinin oluşturduğu adeta sözcüler ordusu bir orkestra gibi tek şef yönetiminde hareket eder. Herkes ayrı bir enstrümanla aynı parçayı çalarak koroya eşlik eder.

Hiç kimse İsrail’in çıkarlarına aykırı yanlış bir nota seslendirmez. Tüm kanallarda aynı melodilerden oluşan repertuar yayımlanarak herkes hipnotize edilir, yaşadığı hayattan soyutlanır, başka âlemde imiş gibi gerçeklerden uzak düşünüp davranmaya mahkûm edilir. Artık toplumu bu içine sokulduğu hipnozdan uyandırmak çok zordur. Kamuoyunun serbest ve sağlıklı oluşmasını önlemeye yönelik aynı şeyler sürekli tekrarlarla empoze edilerek toplum hipnotizmaya sokulur.

Yaşanan son olaylarda da aynı yöntem uygulandı. Kısa bir süre önce Türkiye ve bütün dünya İsrail’in Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara Gemisine yaptığı kanlı saldırıyı konuşurken artık şimdi sadece PKK terörünü konuşuyor!

 İsrail’in abluka altına alıp ambargo uyguladığı Gazze’de daracık bir alana sıkıştırılmış 1,5 milyon Filistinli açık hava hapishanesi içerisinde yaşamaya mahkûm edilmiş durumdadır. Bu ablukanın kaldırılıp ambargoya son verilmesi amacıyla uluslar arası bir organizasyonla Gazze’ye yardım ulaştırmaya çalışan İHH konvoyu uluslar arası sularda İsrail ordusuna ait komandolarca vurulup teslim alınmış suçsuz siviller öldürülmüştü.

Bugün ne Türkiye ne dünya artık bu olayı konuşmuyor, tartışmıyor. Aynı gün eşzamanlı olarak başlatılan ve halen sürdürülen PKK saldırıları sadece konuşuluyor. Hem de hiçbir şekilde İsrail bağlantısı üzerinde durulmadan, söz konusu bile yapılmadan! Televizyon programlarında, gazete manşetlerinde, köşe yazılarında konuşulup tartışılan İsrail’den tamamen ilgisiz ve alakasız şekilde ele alınan bölücü PKK terörüdür.

Hiçbir şekilde İsrail bağlamında ele alınıp tartışılmayan PKK terörü üstelik de Türkiye açısından hiçbir tehlike, hiçbir sakınca, hiçbir çekince dikkate alınmadan alabildiğine pervasızca yıkıcı, kışkırtıcı, azdırıcı, kaosa sürükleyici bir yaklaşımla tartışılıyor.

İsrail’in korunması, çıkarlarının gözetilmesi, ilişkilerine zarar verilmemesi söz konusu olduğunda dikkat ve özen gösteren medya yöneticileri, kalem ve kelam erbabı; eğer söz konusu olan Türkiye’nin terör tehlikesinden sakınması, yararlarının gözetilmesi, birlik ve bütünlüğünün korunması ise basın özgürlüğü adına en netameli konuları hoyratça, pervasızca tartışmada sakınca görmezler. Dahası en kışkırtıcı bir üslup kullanmaktan çekinmezler.

İsrail’in Türkiye ile ilişkilerine zarar vermemek için her türlü sansürü ve otokontrolü uygulayan medya patronları, genel yayın yönetmenleri ve program yöneticileri; Türkiye’nin başka ülkelerle ilişkilerine zarar vermeye yönelik yayınlarda hiçbir kısıtlama getirmeden malum tabirle ne puştluk biliyorlarsa hiç birini ardına koymadan yapıyorlar.

Peki, Türkiye hakkında pervasız, saygısız, hoyrat; İsrail hakkında ise dikkatli, özenli ve hassas davranan bu içimizdeki İsrailliler kimlerdir?

Bunların kimi sağcı, kimi solcudur… Kimi milliyetçi kimi ulusalcıdır… Kimi liberal kimi jakobendir… Kimi dinci, kimi ırkçıdır… Kimi demokrat, kimi aristokrattır… Kimi gazeteci, kimi stratejisttir… Kimi siyasetçi, kimi sivil toplumcudur… Kimi akademisyen, kimi uzmandır… Kimi patron kimi sendika ağasıdır… Kimi edebiyatçı, kimi sanatçıdır… Kimi spor kulübü yöneticisi, kimi patronlar kulübü yöneticisidir… Kimi taraflıdır, kimi tarafsız takılır. Ama en başta, en nihayetinde ve özünde hepsi sadece Yahudi’dir. Tabii, gizli Yahudi’dir, yani Sabetayist.

Gerçekten bunlar bu ülkede bu kadar çoklar mı?

Elbette ki bu kadar çoklar; çünkü bu ülkeyi onlar kurdular!

Evet; Orta Asya’dan göç edip Anadolu’ya gelen Oğuz Türklerinden Söğüt kasabasına yerleşen Kayı Boyunun kurduğu, kılıçlarıyla, fetihlerle büyüttüğü Osmanlı Devleti’ni; İspanya’dan göç edip Balkanlara gelen ve Selanik’e yerleşen Seferad Yahudileri yönetim kademelerine sızarak ele geçirdikten sonra tasfiye edip küçülterek bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular.

Daha önce İstanbul ve İzmir gibi merkezlere yerleşmiş bulunanlar dışında sadece 500 bin kişi Rumlarla takas edilerek Selanik ve diğer Balkan şehirlerinden göç ettirilip Türkiye’ye getirildi. Bu Yahudiler Sabetayist oldukları için sözde Müslüman kimliği ile getirildiler.

Mübadele ile göç ettirilen 1,5 milyon Rum nüfus ve Tehcir ile sürülen 1,5 milyon Ermeni nüfusun yurtları bu 500 bin Sabetayist Yahudi’ye peşkeş çekildi. Sonra hepsi kısa zamanda zenginleştikten sonra bu mülkleri satıp başta İstanbul, büyük şehirlere yerleştiler.

O zamanlar Türkiye’nin nüfusunun 13 milyon olduğu düşünülürse hiç de azımsanacak bir sayı değildir. Yahudiler başka toplumlar içerisinde en az asimile olan bir toplumdur. Tarih boyunca geliştirdikleri her türlü korunma ve kültürlerini her ortamda sürdürme yöntemleriyle asimile olmama hususunda bağışıklık kazanmışlardır. Buna rağmen Yahudiler de nihayet insandırlar; onlar da kaçınılmaz olarak bir oranda asimilasyona muhakkak ki uğramışlardır.

Bu yüzden bir kısmı geleneksel özelliklerini yitirmiş olsalar da önemli bir kısmının bilinçli şekilde toplumsal Yahudi dayanışması disiplini içerisinde hareket ettiklerinden şüphe edilemez. Kaldı ki kurucu unsur olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet imkânları ve Dünya Siyonizm’inin himayesi sayesinde bu derin yapılanmalarını geliştirip sürdürdükleri her haliyle boncuk gibi ortada olan bir gerçekliktir.

Dünya Siyonizm’inin 20. Yüzyılın başlarında süper güç haline getirdiği İngiltere ile müttefiklerinin işgal ederek tasfiye ettikleri Osmanlı Devleti yerine ikame edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesini temsil eden Sabetayist Yahudiler devletin tüm kilit noktalarına yerleştirildiler. Diğer tüm sahalar da Yahudi aileler arasında adeta üleştirildi.

Sermaye sahibi olanlara montaj sanayii, ithalat, ihracat ve yabancı distribütörlükler tahsis edildi. Karma ekonomi denilen ucubenin özel sektörünü devlet destekli Yahudilere ait işletmeler oluşturdular. Devlet sektörü de Yahudilerin resmi çiftliği gibi yine onlara çalıştı.

Gazetecilik ihtisası olan Yahudiler basın sahasında tekel oluştururken, kimi sinema, kimi de tiyatro sahalarını kapattı. Üniversiteleri Nazi Almanya’sından ve Avusturya’dan kaçıp gelen Yahudi bilim adamları kurdular. Dışişleri Bakanlığına Yahudi olmayanların kapıdan içeri girmesi adeta imkânsızdı. Diplomasi tamamıyla Yahudilerin tekeline bırakıldı. İşçi ve işveren sendikaları, sivil toplum kuruluşlarının başlarına da yalnızca Yahudi olanlar getirildi. Sanatçılar, edebiyatçılar, yazarlar içinde yalnızca Yahudi olanlar parlatıldı, öne çıkarıldı, ünlü yapıldı. Bir işe yaramayan geri zekâlı Yahudi çocukları ise Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu gibi Müslümanların fitre, zekât, kurban ve deri bağışlarıyla asalaklar çiftliğine dönüştürülen kurum ve kuruluşlarının başına getirilerek iş güç sahibi yapılıyorlardı.

Yahudi unsurların sayıca yetersiz kalıp yetişemediği yerlere ve alanlara ise mason localarına üye yapılarak eğitimli birer Yahudi hizmetkârı haline getirilen diğer unsurlar getiriliyorlardı.

Böylece sermaye, siyaset, ekonomi, bürokrasi tamamen Yahudilere ve onların sadık bağlısı masonlara tahsis edilmiş durumdaydı. Bütün bu durumu ilk Ankara valilerinden Nevzat Tandoğan’ın şu çok ünlenen sözleri gayet veciz şekilde ortaya koyuyordu:

“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekliyse onu da biz getiririz. Size ne oluyor? Sizin iki vazifeniz var: Biri, çiftçilik yapıp ürün yetiştirmektir. İkincisi, çağırdığımızda askere gelmektir.”

Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesini temsil eden Sabetayist Yahudilerin Müslüman Anadolu halkına bakış açısını son derece net olarak gözler önüne sermektedir.

Bugün eğer Türkiye ile İsrail’in çıkarları çeliştiğinde kayıtsız şartsız ve tam bir refleksle İsrail tarafında yer alıp var güçleri ile savunan insanların çokluğunun nerden kaynaklandığına ışık tutmak için her zamanki gibi konuyu temelden başlayıp ele aldık.

Bugün Türkiye’nin başına İsrail tarafından sarılmış bulunan bir bölücü PKK terörü belası var. Bu taşeron örgütle asıl yapılmak istenen artık Sabetayist Toplum tarafından yönetilemeyecek kadar her sahada büyüyen Türkiye’yi yeniden bölüp küçültmektir. Böylece Sevr Planı uygulanarak sadece Marmara Bölgesini uhdelerine geçirmek ve Avrupa Birliği içine sokup dış himaye altında yönetilebilir halde elde tutmaktır.

Gerisini ise Büyük Ermenistan, Büyük Yunanistan, Büyük Kürdistan için pay edip dağıtmak. Kürdistan bölümü arzımevud içerisinde yer aldığı için Büyük İsrail açısından ayrı bir önem taşımaktadır.

Türkiye, yakın zamana kadar büyümesi ve gelişmesi uzunca bir süre engellenerek ancak Sabetayist Yahudi Toplumu tarafından yönetilebilir bir konumda tutuldu. Düşünün; Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten 1983’e kadar tam 60 yıl boyunca; geleneksel incir, çekirdeksiz üzüm, fındık ve pamuktan oluşan ihracatı sadece 2,5 milyar $’dan ibaret sabit kaldı!

 Hemen hiç değişmeyen bu ihracat kalemleri ve tutarı karşılığında yapılan ithalat da yine tamamen kota ile Yahudi ailelere tahsis edilmiş durumdaydı. Döviz bulundurmak ise sözde Türk parasının değerini korumak için yasa ile suç haline getirilmişti.

Türkiye 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecinde hızla bu Yahudi şablonunu parçalayıp 60 yıllık kabuğunu kırdı. Hızla bu fasit daireden çıkıp siyasette ve ekonomide dışa açılarak çok kısa sürede kalkındı, zenginleşti. Büyük dev yatırımlar, ihracat ve ithalat patlaması, sanayi ve teknolojide süper gelişmeler gerçekleştirildi.

Verilen görüntülerin tam aksine jakoben cumhuriyet ve resmi ideoloji baskısı gevşetilerek sürekli özgürlük ve insan hakları sahasında büyük açılımlar yapılırken; yüksek öğretime öğrenci yerleştirilmesi ve kamu personelinin alınması merkezi sınav sistemi ile herkes için eşit şekilde gerçekleştirilmeye başlandı. Böylece Sabetayistlerin kayırılmasını, imtiyazlarının korunmasını zorlaştıran önlemler her sahada peş peşe alındı.

Yurtta sulh cihanda sulh denilerek tam aksine Türkiye içeride zulüm ve baskı ile iğneli fıçıya, tüm komşuları ile kanlı bıçaklı yapılarak dışarıda adeta bir düşman çemberine alınmış durumdaydı. Bu durum karşısında bir tek dostumuz vardı: İsrail! O kadar ki ABD ile bile zaman zaman kanlı-bıçaklı hale getirildik. Ama İsrail’e ve dostluğuna (!) hiçbir dönemde asla toz kondurulmadı.

Türkiye’nin dışa açılımı hızla artarak gelişmeye, yatırımları katlanmaya ve Türkler yeniden tüm dünyaya yayılmaya başladılar. Düşünün; Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre bugün yurt dışında iş yapan ülkeler arasında Çin birinci, Türkiye üçüncü, ABD dördüncü sırada yer alıyor!

İşte bu Türkler de çok olmaya başladılar denildiği bir dönemde ve özellikle de Türkiye’nin Osmanlı mirasına sahip çıkarak Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve Ortadoğu’da söz sahibi olmaya başlamasıyla bölgenin şımarık veledi İsrail’in rahatsızlığı, huysuzluğu had safhalara ulaştı.

Geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin İsrail ile papaz olduğu son dönemin başlangıç noktası olarak ne görüyoruz?

Başbakan Erdoğan’ın Suriye ile arasında barış görüşmelerine arabuluculuk yaptığı İsrail’in tüm isteklerini Hafız Esat’a kabul ettirdiği ve anlaşmanın tamamlanarak imzalanmak üzere olduğu bir sırada ansızın Gazze’ye karadan, havadan ve denizden kanlı baskınlar yapılarak çoğu çocuk, kadın olmak üzere 1500 masum insan katledildi.

Başbakan Erdoğan kendisinin ve tabii aynı zamanda Türkiye’nin kasıtlı olarak küçük düşürülmek üzere bu baskının özellikle yapıldığını, İsrail’in barış değil sürekli savaşla yayılma politikası izlediğini bizzat çıplak gözlerle görüp şahit oldu. İşte ondan sonra olan oldu ve Başbakan Erdoğan İsrail’in iğrenç yüzünü her vesile ile dünyaya anlatmaya başladı.

Aslında İsrail, Ortadoğu barışı konusunda bunu sadece Başbakan Erdoğan’a ve Türkiye’ye de yapmış değildi. ABD’ye ve birçok başkanına da benzerini yapmıştı. Örneğin Ehut Barak ile Yaser Arafat arasında barış görüşmelerinde arabuluculuk yapan Başkan Clinton’a da aynı şey yapıldı. İsrail’in imzaladığı metinlere hiçbir şekilde bağlı kalmayarak yayılmacılığını devamlı sürdürmesi karşısında alet olmaktan geri çekilen Başkan Clinton’un başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.

Daha sonra Başkan Bush’un Yardımcısı Dick Cheney de Irak işgali öncesinde bölgeyi kapsayan bir geniş geziye çıktığında gezinin İsrail ayağında Başbakan Ariel Şaron,  Filistin barışı için kendisinden arabuluculuk yapmasını istedi.  Başkan Yardımcısı Cheney, daha önce Clinton’a yapıldığı gibi kendisinin de yeni işgaller için alet edilmek istendiğini anladığı için şöyle dediği dünya kamuoyuna yansıdı:

 Filistin ile barışa ne lüzum var? Gidin Yaser Arafat’ı asın, Filistinlileri denize dökün, artık bitsin bu iş!

ABD’nin Irak işgali öncesinde bölge ülkelerini kapsayan bu gezi vesilesiyle İsrail’de bulunan Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin bu sözleri üzerine Başbakan Ariel Şaron Washington’da yapılmakta olan Yahudi Kongresine telekonferansla katılarak şöyle hitap etti:

Ne yaparsanız yapın, ABD’nin Irak işgalini engelleyin. Çünkü amaç Irak’ı işgal edip bölgeyi yangın yerine çevirmek ve İsrail’i ateş çemberi içerisinde bırakıp çekip gitmektir!

Ve hatırlanacağı üzere bunun üzerine bütün dünyada savaş karşıtı büyük gösteriler adeta patladı. Ancak daha sonra Ariel Şaron da ABD’nin Irak işgaline razı oldu ve bu savaş karşıtı gösteriler de bıçakla kesilir gibi son buldu.

Ondan sonra da Irak işgal edildi, kan gövdeyi götürdü, bir milyon insan öldü, bir o kadarı mülteci konumuna sokuldu, ülke harabeye döndü ama dünyanın hiçbir yerinde savaş karşıtı bir tek gösteri yapılmadı. Sadece Türkiye’de Saadet Partisi ABD’nin Irak işgalini protesto mitingleri yaptı. Numan Kurtulmuş Genel Başkan olunca Saadet Partisi de sesini çıkartmaz oldu.

Peki, Dick Cheney ile görüştükten sonra Yahudi Kongresine ne yaparsanız yapın Irak işgalini engelleyin diye çağrıda bulunan İsrail Başbakanı Şaron nasıl oldu da ABD’nin Irak işgaline razı oldu?

Çünkü o sırada ABD Savunma Bakan Yardımcısı olan Paul Wolfowitz ve NEO-CON ekibi İsrail Başbakanını şöyle ikna ettiler: Sen Dick Cheney’i boşver… Bizim amacımız Irak’ı değil Türkiye’yi işgal etmek. Bizim planımız kuzeyden Irak’a girmek bahanesi ile Türkiye’nin hava ve deniz üslerine yerleşmek ve Güneydoğu Bölgesine 80 bin ABD askeri konuşlandırıp giderek yerleşmek ve bir daha çıkmamaktır.

Zaten Pentagon Nevada Çölü’nde tarihinin en büyük tatbikatını Türkiye’yi işgal senaryosu ile gerçekleştirmiş bulunuyordu.

Ne var ki Wolfowitz ve NEO-CON ekibinin hesabı tutmadı. 1 Mart Tezkeresi TBMM’den geçmeyince Irak işgali kaçınılmaz hale geldi. Açıkçası Türkiye’yi yöneten üstün siyasi akıl NEO-CON ekibini kazdıkları kuyuya düşürüp ABD’nin Irak batağına saplanmasını kaçınılmaz hale getirdi.

Bunun için Birinci Tezkere ile adeta davet edilerek kuzeyden Irak’a girilmesi için önlerine yem konuldu. İskenderun Körfezi’ne kadar gelen Pentagon Güçleri İkinci Tezkere’nin TBMM’den geçmemesi üzerine kaçınılmaz şekilde güneyden işgale mecbur ve mahkûm oldular.

ABD Irak’ta batağa saplanıp kalınca Türkiye de giderek artan oranda içeride ve dışarıda bağımsız politikalar izlemeye başladı. Dışarıda İsrail’e karşı sert bir tutum içine girilirken içeride ise Sabetayist Yahudi yapılanması olan Ergenekon örgütünün üzerine gidilmeye başlandı.

Çünkü önce Afganistan ardından da Irak işgallerini gerçekleştiren ABD’nin aynı anda ancak iki buçuk savaş yapabilme kapasitesi dolmuş oluyordu. Dünyanın en büyük ve güçlü ordularından birine sahip bulunan Türkiye ile üçüncü bir cephe açmayı göze alamayan ABD karşısında hemen her konuda rahat hareket edilir oldu.

Oysa 1 Mart Tezkeresi (2. Tezkere) TBMM’den döndüğünde içimizdeki İsrailliler şöyle tehdit ve şantaj yüklü bir söylem dillendiriyorlardı:  “ABD bir süper güç olarak Süveyş Kanalı’nı dolaşıp güneyden de Irak’ı işgal etse sonuçta gelip bizim sınırlarımıza dayanacaktır. O zaman Türkiye’nin yaptığı bu kalleşliğin hesabını muhakkak ki soracaktır.

Var mı öyle yağma? Dost ve müttefik bir ülke olarak dünyanın tek süper gücünü önce adeta birinci tezkere ile davet edeceksin. Gelip limanlarını derinleştirip büyük gemilerin yanaşmasına müsait hale getirecek. Hava üslerine büyük uçakların inip kalkması için pistlerini uzatacak. Güneydoğu’da asker konuşlandırmak için arazi kontratları yapıp kira bedellerini peşin ödeyecek. Sonra İkinci Tezkereyi Meclis’ten geçirmeyip İskenderun Körfezi’ne kadar gelmiş iken müttefik ülkenin güçlerini geldikleri gibi gerisin geri göndereceksin. Elbette ki bunun bir bedeli olacak ve bir süper güç olan ABD bu bedeli Türkiye’ye mutlaka ödetecektir.”

Ama içimizdeki İsraillilerin bu dediklerinin hiç biri olmadı. Sadece Pentagon’un işgalci subayları Kuzey Irak’taki Türk subaylarına bir baskın yapıp kafalarına çuval geçirdiler. Ama onu da yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Çünkü sonra daha üst rütbeli subaylar eşliğinde getirip görev yerlerine iade ettiler. Bir de yarım ağızla da olsa özür dilediler.

İşte içimizdeki İsrailliler Pentagon subaylarının bu yaptıkları şerefsizliği kahramanlıkmış gibi büyütüp yere göğe sığdıramaz oldular. Her vesile ile “ABD askerlerimizin kafasına çuval geçirdi Türkiye ne yaptı?” diye bir halt yapmışçasına yakınma vezninden dolaylı başa kakmaya kalkıştılar.

Oysa Türkiye içimizdeki İsraillilerin yere göğe sığdıramadıkları ABD’ye tükürdüğünü yalatmış, başına çuval geçirilip tutuklanan askerlerinin görev yerlerine iadesini sağlamış ve üstelik de özür diletmişti. Dahası Başkan Bush ardından NATO zirvesini İstanbul’da toplayarak dünyanın gözleri önünde bunu telafi de etmişti.

Ama içimizdeki İsrailliler bütün bunları görmezden gelip sürekli aynı teraneyi tekrarladılar ABD Türk subaylarının kafasına çuval geçirdi diye başa kaktılar.

ABD işgal kuvvetlerinin baskın yaptıkları Türk subaylarının kafasına çuval geçirme olayını sürekli dillerine dolayan içimizdeki İsrailliler; Kudüs’te Birleşmiş Milletler Barış Gücünde görevli bir Türk subayının yolunu kesip askeri araç içerisinde vücuduna 30 mermi boşaltan MOSSAD elemanlarının yaptığını ise bu millete unutturuyorlar, hiç kimse bu olaydan söz bile etmiyor!

Türkiye güçlenen ekonomisi, şahsiyetli dış politikası ve etkin diplomasisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahip olduğu üstün teknoloji ve savaş kabiliyeti ile bölgesinin lideri ve dünyanın hızla yükselen etkin yeni gücü olmaya devam etmektedir.

Arap ve İslam Âlemi, Türk Dünyası, Balkanlar ve Kafkaslar için yeni cazibe merkezi olan Türkiye’nin önündeki tek engel içimizdeki İsraillilerin oluşturduğu direniş ve ihanettir. Türkiye bağımsız, özgür ve ileri demokratik bir rejime sahip olduğu için içimizdeki İsrailliler her geçen gün daha fazla tanınıp bilineceklerdir. Böylece yaptıkları provokasyonlar, manipülasyonlar da etkisiz hale gelecektir. Türkiye’yi yöneten üstün siyasi akıl her şeyin üstesinden gelmektedir.

Sayı: 612

 

1442 defa okundu...
Ahmet       sabetayistlerin gerçegi karatması   03 Temmuz 2010 Cumartesi 09:22
Dünyadaki gelişmiş ülkeler uzay çağını yaşarken Türkiyedeki sabetayist olugarşi düzen köle ve hile rejimi bu ülke insanlarını uyutmak için kemal sunal filimlerini izlettirerek Türkiyenin hababam sınıfı olduğunu gösteriyorlardı çünkü çeteleri devlet eliyle kullanıyorlardı sabetayistler bu ülke insanlarını herşeyden mahrum bıraktılar hedeflerine ve amaçlarına ulaşmak için hertürlü sinsi planlarını Türk toplumunun üzerinde uyguladılar kanunları kendi menfaatlarına göre çıkardılar Türkiyede aç işsiz insanlar varsa haksızlık ve hukuksuzluk varsa sorumlusu köle ve hile rejimi yöneticileri sabetayistlerdir sabetayistler bir numaralı hilekar hırsız sahtekar dolandırıcı hortumcu faizci rantcı zalim acımasız ikiyüzlü bir toplum sabetayistlerin devlet kadrolarından arındırılması temizlenmesi gereklidir Türk toplumunun bir numaralı düşmanlarıdır
mesud akgül       GİZLENMEYE ÇALIŞILAN BAŞKA BİR GERÇEK.   30 Haziran 2010 Çarşamba 10:01
Refah Partisinin AYM tarafından kapatılma kararının açıklandığı gün,Bursa da yapılan Milli gazete gecesinden dönen Erbakan,Genel Merkez önünde kendisini bekleyen kalabalığa yaptığı konuşmada geleceğe ışık tutacak şu açıklamaları yapmıştı " Biz Mimar Sinan gibi Süleymaniye'nin temellerini attık.Mimar Sinan Süleymaniye'nin temellerini attıktan sonra bir süre ortadan kaybolmuştu.Mimar Sinan'ın ortadan kaybolmasını fırsat bilenler Sinan hakkında olur olmaz dedikodular yapıp onu yıpratmaya çalıştılar.Ancak Mimar Sinan'ın niyeti temeli sağlamlaşmasını bekleyip Kıyamete kadar baki kalacak bir Camii yapmaktı.Bizde Mimar Sinan gibi Yeniden Büyük Türkiye'nin Temellerini attık ve yeniden iktidara gelip 10 Osmanlı gücünde bir Devlet kuracağız ".Erbakan 28 Şubat süreci ile ilgili sonradan yaptığı değerlendirmelerde" Türkiye bu noktaya menfi medya,menfi siyaset,menfi sermaye ile geldi.Bu noktadan da müspet medya,müspet siyaset ve müspet sermaye ile çıkacaktır." açıklamasını yapmıştı.Erbakan yukarıda açıkladığı hedeflerin tamamını 10 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayıp Ülkenin yönetimini tamamen ele geçirmiş bulunmaktadır.28 Şubat sürecine destek olan menfi medyanın ,siyasetin ve sermayenin tüm aktörleri artık tasfiye edilmiştir.Bugün AKP,MHP ve CHP kendi aralarında şiddetli kavga etseler bile,aslında tek merkezden idare edilip yönlendirmektedirler.Hükümet ve Muhalefetin şiddetli kavgasında Ülke,Devlet ve Millet asla zarar görmemekte,Türkiye Ekonomik,Askeri,Diplomasi ve Siyasal olarak sürekli güçlenmektedir.28 Şubatçı sermayenin temsilcisi TÜSİAD etkinliğini ve sermaye gücünü kaybedip yerini Yeşil sermaye diye suçlanan MÜSİAD'a devretmiş bulunmaktadır.28 Şubat'ın tüm aktörleri mevcut yasalar çerçevesinde ve Hukuki sistem içerisinde Ergenekon soruşturması çerçevesinde yargılanmakta tüm itibar,etkinlik ve güçlerini de kaybetmişlerdir.Zaten Sabetayist-Masonik medya Ergenekon soruşturmasını 28 Şubat sürecinin rövanşı alınmakta şeklinde ifade etmekte,açıkça anlayabilen için Erbakan'ın Devlette ki gücünü kullanıp 28 Şubatçılardan hesap sorduğunu anlatmaya çalışmaktadırlar.Bugün Ülkenin Cumhurbaşkanı,Başbakanı,TBMM Başkanı,Bakanlar ve Milletvekilleri Erbakan'ın yetiştirdiği kadrolardır..Merkez Bankası,YÖK ,THK,Kızılay gibi kurumlarda artık Sabetayistlerin çiftliği olmaktan çıkarılmıştır.Erbakan'ın Milli Görüş ne zaman iktidar olacak sorusuna "biz hiç bir zaman iktidardan inmedik ki.Milli Görüş 40 yıldır fiilen iktidardayız.Şimdi sıra Hukuki iktidar olmaya geldi" açıklamasının manası da budur.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com