Karakter Boyutu A A A
İKTİDARI DEVİRMEK
07 Temmuz 2010 Çarşamba 23:59

AKP içine daha önceden yerleştirdikleri mensuplarını belli aralıklarla istifa ettirip yaklaşmakta olan genel seçim öncesi iktidarı zayıflatma stratejisini uygulamaya koydular. Bu açıdan bakanlar, ANAP kökenli eski bakan Murat Başeskioğlunun AKPden istifasını arkası gelecek bir başlangıç olarak mütalaa etmektedirler.

İçimizdeki İsraillilerin hedefi açık: AKP’yi dağıtarak

İKTİDARI DEVİRMEK

Gazze’ye insani yardım götüren İHH filosuna İsrail komandolarının kanlı baskını sonucu 9 vatandaşımızın öldürülmesi ve birçok kişinin yaralanması ile eş zamanlı olarak PKK’nın da İskenderun Deniz Üssü’ne saldırarak 7 askerimizi şehit edip 9’unu yaralanmasıyla tırmandırarak sürdürdüğü bölücü terör olayları Türkiye-İsrail ilişkilerini derinen etkileyip germeye devam ediyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik İsrail komandolarının Mavi Marmara Gemisine yaptıkları kanlı baskından birkaç saat sonra PKK’nın İskenderun Deniz Üssü’ne saldırmasının tesadüf olamayacağını belirterek iki olay arasındaki bağlantıya dikkat çekmesine karşın Başbakan Erdoğan ve hükümet sözcüleri bunu resmen dillendirmekten sakınıyor.

Ancak Başbakan Erdoğan olaylar sonrasında grup toplantısındaki konuşmasına başlarken önce PKK’nın askeri üsse saldırısını, ardından da İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren İHH filosuna yaptığı kanlı baskını birlikte ele alarak bu bağlama zımnen dikkat çekmişti.

Ana muhalefetin çiçeği burnunda lideri Kemal Kılıçdaroğlu da PKK’nın İskenderun Deniz Üssü’ne yaptığı terör saldırısı ile İsrail’in İHH’nın yardım gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı kanlı baskının birkaç saat ara ile yapılmasının tesadüf olmadığını ifade etmişti.

Ayrıca birçok stratejist de PKK’nın tarihinde ilk kez bir deniz üssümüze saldırdığına ve bu üssün Gazze gibi Akdeniz’in doğu kıyıları üzerinde bulunduğuna dikkat çekerek İsrail’in bu PKK saldırısı ile Türkiye’ye bir mesaj verdiğini çeşitli televizyon programlarında dile getirdiler.

Bu görüşlerin dile getirilmesine nazire olarak içimizdeki İsraillilerden bazıları da başı PKK terörü ile dertte olan bir Türkiye’nin Ortadoğu’da liderliğe soyunup bölge politikalarına yön vermeye kalkışmasının bu tür endikasyonları beraberinde getireceğini ifade ederek cüretkâr yorumlar, üstü kapalı tehditler yoluyla tırmanan bölücü terörün bir uyarı olduğunu ima etmekten çekinmediler.

Böylece en azından İsrail’in PKK terörünü Türkiye için zayıf karın bölgesi olarak gördüğünü ve yararlanabileceğini kabul ettiler. Oysa PKK İsrail ve içimizdeki İsraillilerin birlikte kurdukları, yönettikleri ve uluslar arası destek sağladıkları bir bölücü terör örgütüdür. Keza Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi de İsrail’in bir eseri ve derin müttefikidir.

Çok önemli bir gelişme ise bu gerginlik İsrail ile Türkiye arasında değil AKP Hükümeti arasındadır diyen Başbakan Netanyahu’nun bu sözleri üzerine içimizdeki İsraillilerin start alıp hareket geçmeleri ile uç vermeye başladı…

 AKP içine daha önceden yerleştirdikleri mensuplarını belli aralıklarla istifa ettirip yaklaşmakta olan genel seçim öncesi iktidarı zayıflatma stratejisini uygulamaya koydular. Bu açıdan bakanlar, ANAP kökenli eski bakan Murat Başeskioğlu’nun AKP’den istifasını arkası gelecek bir başlangıç olarak mütalaa etmektedirler.

AKP yapısı itibariyle homojen olmayan, eski ANAP’ın 4 eğilimi birleştirmesi gibi kendi içinden adeta bir koalisyon durumunda olan karışık bir kitle partisidir. Bu karışık yapısı nedeniyle manipülasyonlar ve dışarıdan müdahaleler karşısında uzun süre mukavemet edemeyeceği düşünülen AKP iktidarının dağılmasıyla ülkenin yeni bir istikrarsızlığa ve kaosa sürüklenmesinden korkulmaktadır.

Mevcut AKP iktidarında devletin zirvesini oluşturan kişiler Millî Görüş kökenli, Erbakan’ın rahle-i tedrisinde yetişmiş kişiler olsalar da partinin birçok kilit noktalarında sağcı ya da solcu ama en önemlisi Sabetayist unsurlar yer almış durumdadır.

Evet; Recep Tayip Erdoğan her türlü engelleme ve entrikalara rağmen Başbakanlığa, Abdullah Gül şiddetli bir mukavemete karşın Cumhurbaşkanlığına, Mehmet Ali Şahin ise çeşitli itirazlar karşısında TBMM Başkanlığına getirildi.

Keza Erbakan’a yakınlığı bilinen Durmuş Yılmaz da çok büyük gürültüler koparılmasına karşın Merkez Bankası başkanlığına getirildi. MİT, TMSF, BDDK gibi devletin birçok önemli kilit yerine de Millî Görüşçü diyebileceğimiz kişilerin getirilmiş olduğu da bir gerçeklik olarak ortadadır.

Ordu da ise iç dengeler üzerine kurulu ve Ergenekon Soruşturmaları ile parantez içine alınan bir hassas durum söz konusudur. Anayasa değişikliğini sağlayacak olan referandum gerçekleştirildiği takdirde ordunun daha da kontrol altına alınması ve yüksek yargının iktidara karşı direnişinin kırılması söz konusudur.

Açıkçası güçlenen devlet yapısı giderek AKP iktidarını sahiplenen, koruyan bir nitelik kazanmakta ve gayri milli unsurların önünü kesen bir eğilime girmektedir. Şimdi giderek etkinliği artan milli devlet yapısının iç siyaseti de milli çizgide yeniden dizayn edip devlet-millet kaynaşmasını sağlaması beklenmektedir.

Çünkü demokrasinin revaçta olduğu günümüz dünyasında ülkelerin geleceğini asıl siyasi akımlar ve partiler şekillendirip yönlendiriyor. Bu açıdan bakıldığında iktidar partisi AKP’nin önemli bazı kilit noktalarında CHP, DSP, DYP, MHP kökenli ve daha da önemlisi muhtemelen çokça Sabetayist unsurlar bulunmaktadır. Nitekim birçok milletvekilinin Sabetayist Toplum mensubu oldukları bilinmektedir.

AKP Millî Görüş kökenlilerin çok fazla göze çarptığı ama Sabetayist unsurların önemli yerler işgal ettikleri kendi içinden adeta bir koalisyon gibidir. Bu yüzden İsrail manipülasyonlarına, dolayısıyla da her türlü endikasyona açıktır.

Ayrıca iki dönem tek başına iktidarını geride bırakmış bir parti olarak AKP geniş kitlelerin bıktığı, beklentilerine cevap alamadığı yıpranmış bir partidir. Ne var ki bu önümüzdeki seçimde de bir alternatifi henüz oluşturulamadığı için üçüncü kez tek başına iktidar olması kuvvetle ihtimal dâhilindedir. İyi de nereye kadar?

Türkiye gibi gerçekten özgür ve etkin bir medyanın, aktif sivil toplum kuruluşlarının bulunduğu ve siyasi ortamın oldukça hareketli olduğu bir ülkede sürgit bir tek parti iktidarının devam etmesi asla olası değildir. Bu yüzden siyasi diyalektik ile toplumu millîleştiren (yeniden Müslümanlaştıran) bir alternatif partinin hızla gelişip seçim kazanacak konuma gelmesi gerekir.

Bunun için halen birbiri ile kıyasıya mücadele içerisinde olan iki siyasi mühendislik projesi yarışmaktadır. Biri, Türkiye’nin 12 Eylül 1980 öncesi şablona geri dönmesini amaçlayan sağda ve solda birlik projesidir. Bu proje Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil eden İttihat ve Terakki kökenli biri sağda diğeri solda iki partinin partnerliği ile Türkiye demokrasisinin Batı güdümünde, açıkçası İsrail yönetiminde işletilmesidir.

İsim babası ve tanıtıcısı Sabetayist Ecevit Çifti olan sağda ve solda birlik projesinin şimdiye kadar en büyük handikabı, açıktan karşı çıkmamasına karşın hiçbir zaman samimi destek vermeyen Deniz Baykal idi.

Bu proje 22 Temmuz 2007 Genel seçimi öncesinde milyonluk Cumhuriyet Mitingleri ile açıkça dile getirilerek hayata geçirilmek istendi. Bu mitinglerde birçok hatip açık açık eğer solcu iseniz oylarınızı CHP-DSP ittifakına, sağcı iseniz ANAP ve DYP’nin birleşmesinden meydana gelecek olan DP’ye oyunuzu verin şeklinde çağrıda bulunuyordu. Böylece 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecinin ortadan kaldırdığı sağ-sol ikilemi yeniden tesis edilmek isteniyordu!

Ancak CHP-DSP arasında eğreti bir seçim ittifakı gerçekleştirilmesine karşın ANAP-DYP birleşmesi mümkün olmadı. Çünkü devlet içindeki etkin güçler Mehmet Ağar ile Erkan Mumcu’yu Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 367 konusunda ters köşeye yatırıp birleşmeyi de önleyerek bu projeyi bir daha belini doğrultamayacak şekilde çökerttiler. Bu projenin çökertilmesinde 27 Nisan 2007 e-muhtırasının bilinçli-bilinçsiz, ister istemez çok önemli rolü olmuştu.

Ecevit Çifti üzerinden siyaset piyasasına sürülüp pazarlanan sağda ve solda birlik projesinde, ezici çoğunlukla tek başına iktidarda bulunmasına rağmen AKP ve o sırada Meclis dışında bulunan Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP yok sayılıyordu! Çünkü öngörülen iki partili sistemin sol ayağı CHP ve DSP, sağ ayağı ise ANAP ve DYP tarafından oluşturulsun isteniyordu.

Bu son derece iddialı, ayakları yere basmayan projenin gerçekleştirileceğine inanılması o sıralar sıkça dile getirilen Cumhuriyet’in kurucu iradesini temsil eden laik -aslında Sabetayist- kesimin gücüne ve imkânlarına ne kadar güvendiklerini gösteriyor. Çünkü arkalarında Dünya Siyonizm’i ve onun jandarması tek süper güç ABD vardı. Bu yüzden nasıl istersek öyle yaparız diye düşünüyorlardı.

Ancak sandıklar açılıp 23 Temmuz Sabahı seçim sonuçları ortaya çıkınca ve ardından da Abdullah Gül içeriden ve dışarıdan yürütülen büyük direnişe rağmen Cumhurbaşkanı seçilip yapılan Referandum ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin halk oylaması ile yapılması da sağlanınca artık süngüleri düşmeye başladı.

Bu süreçte ABD Afganistan ve Irak işgalleri nedeniyle batağa düşmüş eş zamanlı olarak iki büyük savaş yürütüyordu. Bu yüzden Türkiye’ye müdahale etme, üçüncü bir cephe açma güç ve imkânına sahip değildi.

Bu durum zaten daha 1 Mart Tezkeresi’nin TBMM’den geçmemesi üzerine ABD’nin gıkını çıkaramaması ve Kuzey Irak’taki birkaç subayımıza kalleşçe baskın yapıp başlarına çuval geçirmek zavallılığından öte elinden bir şey gelmeyeceğini göstermesi ile belirgin olarak ortaya çıkmıştı.

Bu durum daha sonra, Batılıların dolduruşuna gelen Gürcistan’ın Güney Osetya Özerk Bölgesini işgal etmesi üzerine adeta Rusya’nın istilasına uğraması karşısında ABD ve NATO donanmasının Karadeniz’e çıkarma yapması isteğine Montreoux Anlaşmasını gerekçe göstererek Türkiye’nin izin vermemesi ile iyice netleşiyordu. Türkiye böylece ABD ve NATO karşısında koruduğu Rusya’yı da minnet altında bırakarak artık bağımsız bir dünya gücü olduğunu dost düşman herkese gösteriyordu.

Bu yüzden Siyonizm’in dünya jandarması olan ABD ve NATO artık Türkiye’ye dayatmada bulunup isteklerini kabul ettirme güç ve imkânını yitirmişti. Bu ise Türkiye’ye iç ve dış politikasını özgür ve bağımsız şekilde öz çıkarlarını gözeterek belirleme ve yürütme imkânı sağlıyordu.

Bu yeni durumun bir yansıması olarak içeride Ergenekon soruşturması ve davası başlatılarak kurucu irade temsilcisi olduklarını söyleyip millî iradenin üstünde olduklarını iddia eden, Cumhuriyet Mitingleri ile ete kemiğe bürünen ve somutlaşan Batıcı işbirlikçi kesimlerin öncüleri Ergenekon soruşturmasının art arda gelen dalgalarıyla gözaltına alındılar, sorgulandılar, yargılandılar… Bu süreç halen bütün şiddetiyle devam ediyor ve karşısında da her geçen gün süngüsü düşen, pes eden bir direniş umutsuzca yürütülüyor.

Ancak Türkiye gibi -kim ne derse desin- her gün artan ölçüde dünyanın en ileri bir demokrasisine sahip olan bir ülkede kalıcı ve milletin bekası üzerinde belirleyici olabilecek bir zihniyet ancak toplumsal desteğe sahip, güçlü, istikrarlı siyasi partilerle varlığını sürdürebilir.

Bu nedenle Türkiye Demokrasisinin, sağda ve solda birlik projesi ile Batı güdümünde İttihatçı kökenden gelen iki parti tarafından işletilmesi planına karşı; sağ-sol ayırımı yerine millî-gayri milli ayırımı üzerinde yürütülen bir diyalektik ile Millî Görüş kökenli iki parti ile yönetilmesini esas alan bir plan hayata geçirilmek istenmektedir.

Bu proje 12 Eylül 1980 sonrası süreçte ANAP ile Refah Partisi partnerliğinde hayata geçirilmeye çalışıldı. Ancak Köşk’e çıkarken Turgut Özal’ın Yıldırım Akbulut’a teslim ettiği ANAP’ın Sabetayist Mesut Yılmaz tarafından ele geçirilmesi ile akim kaldı.

28 Şubat 1997 sonrası süreçte aynı plan AKP ve Saadet Partisi partnerliğinde yeniden dizayn edilip yürütülecek şekilde yeniden vizyona sokulmak isteniyor. Ancak bu kez de yine bir Sabetayist olan Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirildiği için projenin gerçekleşmesi sarkmaya başladı.

Şu mevcut durum itibariyle AKP iktidarının alternatifi olabilecek Saadet Partisi dışında bir siyasi parti ya da oluşum söz konusu değil. CHP’nin ne yapılırsa yapılsın kemikleşmiş % 20 civarı dışına çıkamayan ve her seçimde biraz daha eriyen oy potansiyeli ile sittin sene iktidar olamayacağı ortada.

Medyanın Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden üfürdüğü suni rüzgâr hız kesip aksi yönde esmeye başladı bile. Bu yüzden göz ardı edilip itibardan düşen Mustafa Sarıgül de kaçıncı kez parti kurmaktan vazgeçmiş bulunuyor. Yani soldan umutlar iyice kesilmiş durumda.

Öte yanda ırkçı, dışlayıcı bir politika izlediği için ülkeyi bir bütün olarak kucaklama yeteneği bulunmayan MHP’nin de tek başına iktidar olma şansı bulunmuyor. Türkçülük yapmasına karşın Türklerin ancak küçük bir bölümünden oy alabilen, birtakım bölgesel çıkışlardan öte bugüne kadar ülke çapında bir seçim başarısı gösteremeyen MHP’nin de iktidar alternatifi olması söz konusu değil.

Bu iki parti dışında da iktidar alternatifi olabilecek yeni bir siyasi oluşum henüz ufukta gözükmüyor. Şimdiye kadarki bütün girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Esasen rejimin kurucuiradesini temsil eden ve fakat iktidar olma şansı bulunmayan, zaten hiçbir serbest seçimde tarihi boyunca hiç tek başına iktidar olamayan CHP dağılmadığı takdirde yeni bir siyasi oluşumun şansı pek yoktur.

Bu bilindiği için son çare olarak AKP parçalanıp dağıtılarak yeni bir siyasi oluşuma vücut verilmek istenmektedir. Ancak AKP dağıtılacak bile olsa tek başına iktidar olacak bir yeni siyasi oluşum hele seçime kısa süre kala çıkmaz. Bu yüzden AKP’yi dağıtmaktaki asıl maksat önce bir koalisyon oluşturmak arkasından da İttihatçı Zihniyetin devamı sağda ve solda birlik projesini hayata geçirmektir.

Oysa bu projeye karşı hayata geçirilmek istenen rakip Millî Görüş kökenli iki parti tarafından Türkiye demokrasisinin yürütülmesi projesi gerçekleştirilmeye çok daha yakın duruyor. Bunun için Saadet Partisi’nin başından Numan Kurtulmuş’un indirilmesi ve gayrimilli AKP politikaları karşısında Millî Görüş politikalarının yeni gelişmeler üzerinden topluma güçlü argümanlarla yansıtılması gerekir.

Batı taklitçisi uyduruk sağ-sol kutuplaşması yerine insanlık tarihinin kadim karşıtlığı olan hak-batıl mücadelesinin millî-gayrimillî versiyonu ile oluşturulacak yeni şekillenme Türkiye’yi dünyada siyasi akım bazında da lider konumuna getirecektir. Batı sağ-sol kutuplaşması ile dünya siyasetini güdümlemeye çalışırken; Türkiye hak-batıl mücadelesi ile dünyaya nizam verecek konuma gelecektir.

Bir egemen askeri ya da ekonomik gücün siyasi bir konsept oluşturmadan ve bir köklü medeniyete dayanmadan süreklilik kazanması mümkün değildir. 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetinin dünyaya nizam vermesinin temel dayanağı hakkı üstün tutan bir küresel siyaset konsepti oluşturmasıdır.

Türkiye’nin bir küresel güç olarak dünya sahnesine yeniden çıkması da ancak 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı İslam Medeniyetini çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde temel alınarak yeniden tanzim edilmesi ile mümkündür.

İşte Millî Görüş tam olarak bu küresel projenin hayata geçirilmesini amaçlayan hareketin adıdır. D-8 çekirdeği etrafında daireler halinde oluşturulacak olan küresel sistem D-60 ve D-160 projeleri ile bu amaç doğrultusunda hayata geçirilecektir.

Her türlü farklılıkların ve çeşitliliklerin bir arada barış, adalet ve hakkaniyet çerçevesinde, ahenk içerisinde yaşamasını esas alan D-8’in deklare edilmiş bulunan 6 ilkesi bunu sağlamak için yeterlidir. Bu 6 temel ilke şunlardır:

1-Yeryüzünde savaş değil barış

2-Gerginlik değil diyalog

3-Sömürü değil işbirliği

4-Çifte standart değil adalet

5-Kibir-tekebbür değil eşitlik

6-Bir arada hakka riayet ederek yaşamak

Numan Kurtulmuş’un bir güne bir gün ağzına almadığı bu evrensel ilkeler İsrail ve Dünya Siyonizmi tarafından asla kabul edilemeyecek, tahammül edilemeyecek Hakkın üstünlüğü için olmazsa olmaz niteliktedir.

İslam’dan önce de tarih boyunca içinden çıkan cihangir hükümdarlar tarafından yönetilen Türkler asla ırkçı ve bölücü olmayıp birçok değişik toplumu maharetle bir arada yönetmişlerdir. Türkçülük ne Müslüman olduktan sonra ne de İslam’dan önce Türklerin hiç itibar etmediği, ancak Batı’dan getirilip içimize sokulan bir toplumsal hastalıktır. Bu hastalık şimdi de Kürt halkı arasında adeta frengi hastalığı gibi yayılma istidadı göstermektedir.

İnkârcı, dışlayıcı, bölücü, yıkıcı, toplumsal düşmanlığı körükleyici ırkçılık illetinin tek çaresi de Türkiye’nin yeniden cihangir liderlerin yönetiminde küresel bir güç olmasıdır. İsrail ve içimizdeki uzantıları bir yandan Türkçülüğü diğer yandan Kürtçülüğü tahrik edip şiddetle besleyerek Türkiye’yi bölmeye, dağıtmaya ve nihayet üzerinde Sevr Planı uygulayabilmek için yumuşak lokma haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Dünya Siyonizm’inin kuvveti üstün tutan yaklaşımı ile İslam Âleminin bağrına bir paslı hançer gibi sapladığı İsrail, ancak Türkiye’nin hakkı üstün tutan cihangir yaklaşımı ile sökülüp atılabilir.

İsrail, Dünya Siyonizm’inin üst üste çıkardığı iki küresel savaş sonrasında kurulabildi. Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ile sona eren Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’da son verilen İslam Hilafeti aradan geçen bir asra yakın zamana rağmen hiçbir İslam ülkesinde hayata geçirilemediği gibi bu yönde en küçük bir girişim de söz konusu olmadı.

Bu da fiilen gösterdi ki İslam Birliği ve dünya liderliği Türkiye dışında bir başka toplumda ve coğrafyada mümkün olmayan bir küresel projedir. Bunun için gerekli olan cihangirlik ruhu da yalnızca Türkiye’de var. Sadece İslam Âlemini değil, tüm insanlığı Dünya Siyonizm’inin yeryüzüne hâkim kıldığı hile rejimleri ve köle düzeni esaretinden kurtaracak olan Türkiye’dir.

Bu nedenledir ki şu anda bütün dünyada, Siyonizm ve onun ana üssü İsrail tarafından yapılan tecavüzler, haksızlıklar, hukuksuzluklar, cinayetler, zulümler, katliamlar, korsanlıklar karşısında yalnızca Türkiye sesini çıkartmakta, itirazda bulunmaktadır.

Ne ABD, Rusya, ne Çin, ne AB ve ne de diğer İslam ülkelerinden İsrail’e karşı erkekçe bir ses yükselmemektedir. Şu anda fiilen dünya liderliği için Türkiye ve İsrail küresel bir mücadeleye tutuşmuş bulunmaktadırlar. Diğer ülkeler kazanacak olan tarafa biat etmek üzere bu mücadelenin sonucunu beklemektedirler. İsrail’in pes etmesi halinde Türkiye’nin dünya liderliği fiilen kanıtlanıp gerçekleşmiş olacaktır.

Nitekim İsrail Hükümetinin bir bakanını Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile gizli bir görüşme yapmak üzere görevlendirdiği ortaya çıkmış bulunuyor. Ne var ki 1 Mart Tezkeresi’ nin ihtişamını gölgelemek için sürekli çuval olayını gündeme getirip Türkiye’yi küçük düşürmeye çalışan içimizdeki İsrailliler şimdi de görüşme talebi İsrail’den geldiği halde Türkiye’yi suçlamak için her türlü çarpıtma ve karalamaya başvurmaktadırlar.

Ama kim ne yaparsa yapsın güneş balçıkla sıvanamaz. Parlayan gerçek o ki; İsrail, Türkiye’nin bastırması karşısında pes edip görüşme talebinde bulunmuştur. Bu gerçeği en iyi izleyen Arap ülkeleri İsrail karşısındaki üstünlüğünü gördükleri için Türkiye’nin yanında açıkça yer almaktan çekinmemektedirler.

Büyük gerçekliğin çok net ve tartışmasız ortaya çıkması için çok fazla beklemek gerekmeyecektir. Türkiye karşısında pes edip sonun başlangıcına doğru sürüklenecek olan İsrail’in mağlubiyetini dünyaya ilan edecek yiğit sedanın eli kulağındadır.

Heyecanla o yiğit sedayı bekliyoruz.

Sayı: 613                   

1823 defa okundu...
mesud akgül       YAHUDİ KAZDIĞI KUYUYA KENDİ DÜŞTÜ,HEMDE 2 DEFA   07 Temmuz 2010 Çarşamba 16:51
Erbakan'ın işlemez hale getirdiği, AP ve CHP muvazaalı kavga şeklindeki siyasi şablonu düzeltmek ve tekrar Sabetayistlerin Demokrasiyi işletme imtiyazlarını korumak için 1980 ihtilali yapıldı.Erbakan ve Milli Görüş siyaseten tasfiye edildikten sonra Türk siyaseti tekrar Demirel-Ecevit ikilisinin kavgalarına teslim edilecekti.Ancak Kenan Evren ve silah arkadaşları Erbakan ve Milli Derin Devletle gizliden işbirliğine gittikleri anlaşılınca ,12 Eylül yönetimine yüklenip Demokrasinin faziletlerinden bahsetmeye başladılar.Halbuki İhtilalin bir gün sonrası "Evrendin Evrensel Oldun" manşeti atan kendileriydi.Başlatılan kara propagandaya karşı daha fazla direnemeyen 12 Eylül yönetimi sonunda demokrasiye geçiş kararını almıştı.Erbakan,Demirel,Ecevit,Türkeşin siyasi yasakları olduğu için seçime girememiş ancak Özal kardeşler tarafından kurulan ANAP,ABD' den gelen Yahudi heyetinin Evreni ziyaret etmesi ile seçime girmesi sağlanmıştı.Dört eğilimi birleştirme projesi olan ANAP'a yüklenen misyonlardan birisi 12 Eylül yönetiminden hesap sormak diğeri ise Milli Görüş tabanını ANAP bünyesinde eriterek yok etmek,böylece Erbakanı siyaseten tasfiye dip Milli Görüşün kökünü kazımaktı.Ancak Milli Derin Devletin kontrolüne giren ANAP döneminde ,12 Eylül derin yönetimi ile anlaşarak Ülkemizin Yeniden Büyük Türkiye hedefine doğru ilerlemesinde çok büyük atılım ve yatırımlar yapıldı.Türkiye ekonomik,siyasi,kültürel,teknolojik olarak çağ atladı.Otoyollar,köprüler,barajlar,termik santraller,sahillerin baştan başa 5 yıldızlı otellerle donatılması,yabancı sermaye,serbest piyasa ekonomisine geçiş,iletişim ve ulaşımda yapılan dev yatırımlar vs.vs.... Bunu fark eden dış güçler ellerindeki medya imkanlarını kullanarak ANAP ve Özal Ailesi aleyhine başlattıkları korkunç ve dehşet verici yıkım kampanyası sayesinde ANAP' ı bitirip Özal'ı da öldürdüler.Bu süreçte RP önce Belediyelerde sonra Genel seçimlerde 1.parti olunca Dünya siyonizmi uyguladığı ancak başarılı olamadığı ANAP denemesinin 2.sine AKP ile star verdi.ANAP'ın yerini AKP,Özalın yerini ise Erdoğan almıştı.Ancak değişen bir şey olmadı,Yahudi kazdığı kuyuya ikinci kez tekrar düşüp mevcut perişan haline gelme sürecini kendisi başlatmış oldu.Erbakan Milli Devlet eli ile AKP hükümetini kontrol altına alıp,ANAP döneminde yarım bırakılan Yeniden Büyük Türkiye hamlelerini bir bir gerçekleştirmiş durumdadır.AKP Hükümeti döneminde Türkiye Ortadoğu,Balkanlar,Uzakdoğu,İslam Ülkeleri ve Orta asya Türki Cumhuriyetlerinin fiili lider ülkesi olmuş durumdadır.Dünya Siyonizminin tek resmi Devleti İsraille ilişkileri onarılmayacak kadar bozulmuş ve savaş noktasına gelmiştir.AKP iktidar olsun diye ellerindeki tüm medya imkanlarını bütün güçleri ile kullanan Sabetayist çevrelerin şimdilerde şiddetli AKP ve Erdoğan düşmanlığı yapmalarının nedeni budur.Tıpkı ANAP gibi.
yusuf ayyıldız       SİYONİZM'İN SADIK UNSURLARI...   07 Temmuz 2010 Çarşamba 13:03
12 Eylül 1980 sonrası süreçte ANAP ve RP partnerliğinde hayata geçirilmeye çalışan milli-Gayri milli projesi ,Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı Sabetayist unsurların yardımıyla ele geçirmesiyle akamete uğradı.Mesut Yılmaz ,Siyonizm’in has va has kabul gören sadık bir oğlanıdır.Siyasi hayatıma mal olsa bile 8 yıllık kesintisiz eğitimin geçmesi için her şeyini ortaya koyan ,Sebatayist unsurların direktifleri doğrultusunda çabalayan Mesut Yılmaz’ın sonu hepimizce malumdur.Erbakan’ın güdümündeki Milli İrade,partisini ve kendisini bir daha diriltmemek üzere siyasi tarihe gömdü.Yine arkasındaki Siyonist güçlerin yardımıyla,sırf bağlı bulunduğu misyona ihanet etmediği için,sadık kaldığı için Rize’den bağımsız milletvekili seçilebildi.Artık kumaşıda yama tutmayacak şekilde yırtılmıştır.Siyasette seçilebileceği ve gidebileceği son nokta bu olsa gerek.O da Siyonizm’e sadakatinin neticesidir.ANAP’ın şaşalı günlerinde miting meydanlarında boy gösteren Başbakan Mesut Yılmaz profilinin yerini şimdi ,Rize’den bağımsız milletvekili seçilebilmek için kahve kahve dolaşan bir Mesut Yılmaz profili aldı.Akim kalan Milli-Gayri milli projenin diğer ayağı olan AKP-SP partnerliği tıpkı Mesut Yılmaz gibi Sabetayist olan Numan Kurtulmuş, Sp Genel Bşk’lığı ele geçirmesiyle sarkmaya başladı. Şimdi ikiside Sabetayist olduğu tescillenen unsurlardır. Siyasette her ikisininde amacı Milli Unsurların kontrolünde olan bu partileri ele geçirmektir.Başarılıda oldular.Ama planların içerisine kendi planını yerleştirmeyi ustaca başaran güç,siyasi mühendislik projesini devreye sokunca ,Mesut Yılmaz ve partisini siyaset çöplüğüne gömdü.Sıra Numan Kurtulmuş’tadır.Kendiside, siyasi hayatına mal olsa bile Erbakan’ın ve Milli Görüş’ün söylem ve eylemlerini ortadan kaldırmak için and içmiştir.Taha Akyol'a verdiği en son demeçte bunu açıkça ifade etmiştir.Her ortamda parti içi demokrasiden söz eden Numan Kurtulmuş,memleketi olan,2.kez seçilmiş Ordu İl Tşk'tına karşı uyguladığı Demokratur anlayışıyla,hemşerilerinin bile gözünden düşmüştür.Sonu Mesut Yılmaz gibi olacak olan Numan Kurtulmuş'un memleketi olan Ordu'dan seçilebilme lüksü bile olmayacaktır...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com