Karakter Boyutu A A A
REFERANDUM DEDİ
14 Temmuz 2010 Çarşamba 23:59

Raportörün, referanduma henüz gidilmediği için yasalaşma süreci tamamlanmayan anayasa değişikliği yasasına bakamaz demesine karşın ele alıp üstelik de esastan inceleyen AYM paketteki maddelerden birtakım cümleler cımbızlayıp gerisinin referanduma götürülmesinde sakınca görmedi.

Esastan ele alıp TBMM iradesini cımbızlayan AYM de

REFERANDUM DEDİ

12 Eylül 1980 askeri darbe yönetiminin hazırladığı 1982 Anayasasında yapılan son değişiklik paketi CHP’li milletvekillerinin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde bulunuyordu. Anayasa değişikliği yasalarını yalnızca şekil yönünden ele alma, inceleme yetkisi bulunan Anayasa Mahkemesi korumakla sorumlu olduğu anayasayı bizzat kendisi ihlal ederek esastan ele aldı, inceledi ve kısmi iptal kararları aldı.

Raportörün, referanduma henüz gidilmediği için yasalaşma süreci tamamlanmayan anayasa değişikliği yasasına bakamaz demesine karşın ele alıp üstelik de esastan inceleyen AYM paketteki maddelerden birtakım cümleler cımbızlayıp gerisinin referanduma götürülmesinde sakınca görmedi.

AYM, alınan abdestin sevabı ürkütülen kurbağanın günahına değmedi sözündeki gibi, iptal ettiği birtakım ayrıntılarla sağlanabilecek yararlar hiçbir şekilde yaptığı ağır anayasa ihlallerine değmedi. Bu durumun düşünülememesinin makul, mantıklı ve pek olası olmadığına bakılırsa işin içinde bir bilinçli, kasıtlı tertip ya da manipülasyon olduğu düşüncesinin akla gelmesi kaçınılmaz olmaktadır. AYM üyelerinin bu tuhaf ve kendileri açısından izahı kolay olmayan kararları kendi iradeleri ile aldıklarına inanmak çok zor.

Nitekim birçok hukukçu AYM’nin bu hukuksuz tasarruflarına nasıl bir gerekçe yazacağını merak ettiğini ifade etmiştir. Ayrıca bunca hukuksuzluğa değecek yaptıkları bir şey de ortada yok üstelik. Hangi amaçla bunca tartışmalı, dahası akla ziyan kararların alındığı hususu tam bir muamma…

Öyle ya; mademki raportörün henüz yasalaşma süreci tamamlanmayan bir anayasa değişikliği paketi ele alınamaz demesine aldırmadınız. Anayasa değişikliklerine ilişkin yasalara ancak maddeler halinde sayılan belli şekil ihlalleri yönünden bakılabileceğine ve esastan asla ele alınmayacağına amir anayasa hükmünü de ihlal ettiniz…

O halde bari sonucu etkileyen dişe dokunur yarar sağlayacak şekilde amacına hizmet eden bir iptal kararı verseydiniz! Ne hukuka riayet ettiniz, ne de paradigmanız açısından yerindeliğini gözettiniz.

Sanki AYM’ni kamuoyunda tartışmalı hale getirip itibarsızlaştırmak için özellikle ağır ihlaller yapılmış ve fakat yapılan anayasa değişikliği paketinde amaçlanan sonucu etkileyecek önemli bir müdahalede bulunulmamış.

Açıkçası iktidara hem yüksek yargıda reform yapılmasının gerektiğine ilişkin argümanlar vermek, hem de yaptığı anayasa değişikliği paketi ile amaçladığını engellememek gibi bir durum söz konusudur. AYM üyeleri bu kadar basit bir değerlendirmeyi yapamayıp bu kararları öylesine vermedilerse; iktidarı da kontrol eden bir güç merkezinin talimatı ile hareket etmiş olmalılar.

Bir de özenle cımbızlanan bunca maddeler, cümleler, kelimeler anayasa değişikliği paketini anlamsızlaştırıp uygulanamaz hale getirmediğine göre demek ki rastgele değil, çok bilinçli şekilde yapılmış ya da yaptırılmış. Referanduma götürülmesi de bilinçli şekilde imkânsızlaştırılmamış!

Hiç kuşkusuz ki AYM’nin bu tasarrufları bütünüyle AKP iktidarına yaradı. Muhalefetin ise işini iyice zorlaştırdı. Yani anayasa değişikliği paketinin referanduma götürülmesini engellemek için AYM’ye müracaat ederek halk oylamasına karşı çıkan CHP şimdi nasıl halktan destek isteyecek?

Anayasayı korumakla görevli bir kurum bizzat anayasayı ihlal ederek ele aldığı değişiklik paketinin referanduma götürülmesini neden engellemez? Anayasa değişikliğine karşı çıkan muhalefet partilerinin işini zorlaştırıp iktidara avantaj sağlamak için mi? Yapılan cımbızlama da tam bir ustalıkla yapıldığına göre düşüncesizce hareket edildiği ihtimaline de yer bırakmamaktadır.

Şimdi referanduma gidilirken karşı çıkan muhalefet partilerinin koşturacakları yollar tahrip edilip köprüleri yıkılarak engelli, barikatlı hale getirilirken; iktidar partisinin yolu adeta asfaltlanmış tır. Dahası anayasa değişikliğini destekleyen muhalefet partilerinin de işleri zorlaştırılıp iktidarın payandası konumuna mahkûm edilmişlerdir.

Ayrıca AKP iktidarının sivil bir dikta kurmaya yöneldiği şeklindeki iddialar da bu keyfi fakat zararsız müdahale ile geçersiz hale getirilmiştir. Çünkü iktidarın yargıyı hiçe sayıp diktalaşma eğilimi değil, aksine yargının iktidara ideolojik ve keyfi müdahalede bulunduğunu gösteren etkin argümanlar oluşturulmuştur.

AYM bu yaptıklarıyla, yürütmenin yasamayı tasarrufuna alarak yargıyı kontrolüne geçirmeye çalıştığı iddiasını ise yüksek yargı kurumlarının siyasi iktidar üzerinde ideolojik keyfi baskı kurduğu iddiası yanında oldukça zayıflatılıp geçerliliği bırakılmamıştır.

Sonuçta şöyle bir tablo ortaya çıkmıyor mu? AKP iktidarı bir yandan Ergenekon Davası ile mevcut statükoyu sürekli bombardıman altında tutup tahrip ederken; öte yandan da statükoyu sözde korumak adına hareket eden kurum ve kuruluşlar da kasıtlı ya da kasıtsız yanlışlar yaparak, aşırı davranışlarda bulunarak aksi yönde katkı yapmakta ve süreci hızlandırmaktadırlar.

Yargıtay, Danıştay, HSYK, AYM gibi yüksek yargı kurumları uçuk ideolojik kararlar alarak ve aşırı tutumlar, “bilinçsizce” hareketler sergileyerek statükoyu korumak adına oluşturulan cepheyi sürekli zora sokup sıkıntıya düşürmektedirler. Gerçi cephenin havalı, kendinden emin, lafazan sözcüleri yapılan yanlışları göğüsleyerek alabildiğine savunuyorlar ama sürekli zırva tevil etmek durumunda bırakılıyorlar.

Nitekim zırva tevil etmekte zorlanan, saçmalıkları savunmaktan yorulan, makul olmaktan ve mantık dışına çıkmaktan sıkılanlar birer ikişer statükoyu koruma cephesinden ayrılıp iktidar yandaşı olma eğilimine girmektedirler.  Şövalyelerin bile terk ettiği cephede sadece kurşun askerler ve militanlar direnişi sürdürmektedirler. Toplumsal desteği sürekli eriyen statükoyu koruma cephesi birtakım şirret kesimlerin yaygaraları ile vaziyeti kurtarmaya çalışıyor ama bu kesinlikle sürdürülebilir bir durum değildir.

Galiba statükoyu koruma cephesi güvendikleri kurum ve kuruluşların içeriden fethedilmiş olabileceği ihtimalini hiç akıllarına getirip dikkate almıyorlar. Yapılan tüm yanlışları var güçleri ile savunurken bunların birçoklarının bilinçli ve kasıtlı yapıldığını düşünmek istemiyorlar. Bunun her kurumda o kadar çok örnekleri var ki… Gerçekten hata mı, yanlış mı; kasıt ya da manipülasyon mu oldukları üzerinde pek durulmuyor. Bunun sayısız örnekleri var…

DYP ile ANAP’ın birleştirilmesi projesi gündemde iken 367 saçmalığına destek verme konusunda Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu kim tarafından nasıl manipüle edildiler? Statükoyu koruma cephesi en büyük darbeyi 22 Temmuz 2007 seçimi öncesi DYP ile ANAP’ın birleşememesi ve 367 saçmalığının sahiplenilmesi yüzünden almadı mı?

Yaşar Büyükanıt’ın ben bizzat kendim kaleme aldım dediği Genelkurmay Başkanlığı sırasında resmi internet sitesine 27 Nisan 2007 gecesi koydurttuğu e-muhtırası ve Hükümet sözcülerinin umulmadık ve o güne kadar görülmedik sert tepkilerinin aynı merkezden hazırlanan bir mizansen değilse nasıl amacına bu kadar hizmet edebilirdi?

AKP’nin 22 Temmuz seçim zaferinin en önemli ayaklarından biri de bu olaydı. Daha sonra emekli olurken Yaşar Büyükanıt’a ödül olarak verilen trilyonluk zırhlı lüks Audi de yeterince şüphe çekmedi ve arka planı irdelenemedi!

İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde Ergenekon Davasındaki soruşturma ve tutuklamalara ilişkin takındığı tutumlar, yaptığı açıklamalar ve çıkışlar, sergilediği davranışlar, içine düştüğü çelişkiler spontane miydi; yoksa manipülasyonların sonucu muydu? Pek irdelenmedi. Oysa tamamı statükoyu koruma cephesine telafisi imkânsız zararlar verdi, iktidara yararlar sağladı.

Danıştay’ın YÖK kararları konusunda aldığı inanılmaz uçuk kararlar iktidarı zor duruma mı soktu; yoksa tabanına karşı mazeret mi oluşturdu? Üstelik de statükoyu koruma cephesini açmazlara sürüklemedi mi? Kimse pek bu hususlar üzerinde durmadı. Hep heyecanla sahiplenildi, hararetle savunuldu.

CHP birçok konuda iktidarla görüşüp tavizler alabilecekken her konuda kesin ret cephesi oluşturma çabalarının iktidarın ekmeğine yağ sürdüğü, en azından AKP içindeki statüko yanlısı unsurların elini kolunu bağladığı hususunun görmezden gelinmesi bilinçli mi yoksa akılsızlık eseri midir? Açıktan hiç tartışılmadı!

İktidarın açılım söylemini büyük kampanyalarla anlatmasına karşı şiddetle karşı çıkarak hiçbir adım atmamasına inandırıcı bir mazeret oluşturan CHP, MHP ve BDP’nin tutumlarının AKP’nin ekmeğine yağ sürdüğü fark edilmedi mi; yoksa her şey bilinçli mi yapıldı?

Oysa yap bakalım nasıl bir açılım yapacaksın görelim denilseydi ve yapacağı bir şey varsa yapmaya kalkıştığında yaygara koparılsaydı AKP büyük töhmet altında bırakılıp yıpratılırdı. Ama böyle yapılmadı. İktidar açılım konusunda ağzından tek kelime bile laf çıkartamadan büyük yaygara koparılıp susturuldu. Sonra ortaya çıktı ki iktidarın Kürt sorununun çözümü için vereceği bir tek taviz bile yokmuş!

Henüz şimdi açılım paketinin içi boşmuş diyorlar! Günaydın demek gerekir uykudan yeni uyananlara. Bu durumda açılım istemeyen büyük kitle, demek ki onca yaygarayı boşuna koparıp siyaset yapmışsınız diye düşünmez mi? Açılım isteyen kesim ise siz bu kadar büyük, aşırı tepki vermeseydiniz herhalde iktidar bir şeyler yapardı diye suçu muhalefete yüklemeyecek mi?

Peki, CHP ve MHP açılım konusunda gerçekten bu kadarını bile düşünemedi mi; manipülasyona mı geldi; yoksa her şeyi bilinçli mi yaptı?

CHP şimdi iktidar ile diyaloga hazır olduğunu açıklamakla Baykal dönemi yaklaşımını terk mi ediyor; yoksa iktidara bu kez başka türlü mü destek olmaya çalışıyor? Mesela herkese iktidar haklıymış mı dedirtmek istiyor? Ve bunu bilinçli mi yapıyor; yoksa hiçbir şeye aklı ermediği için mi yapıyor?

Referanduma gidilirken CHP, MHP, BDP’nin aynı cephede yer alması, PKK’nın de terörü tırmandırarak destek vermesi; kendileri açısından bir talihsizlik midir; bilinçli bir tercih midir; yoksa aynı tezgâhın ürünü müdür? Yoksa bunu sadece iktidarın şansı mı saymak gerekir?

Hele CHP’nin referandumu iktidarı destekleyenler ve karşı çıkanlar yarışına dönüştürme çabası bir akıl tutulması mıdır; bir manipülasyon mudur; yoksa bilinçli bir tercih midir? CHP-MHP-BDP cephesinin AKP-SP-BBP cephesinden daha çok halka sempatik geleceği varsayımının akıl, mantık ve siyasi bilinç ile izahı mümkün müdür? Değilse bu durum neyin nesidir?

Özellikle MHP’nin karşı tarafta yer alması SP ve BBP’nin durumunu da sıkıntıya sokuyor. Çünkü bu iki parti AKP’nin payandası konumuna geliyor. Oysa MHP de bu tarafta yer alsa bu algı oluşmaz.

İlginç bir husus da CHP ve MHP’nin iç politika konularında hemen her girişim ve gelişme karşısında olumsuz agresif tutum takınırken dış politikada iktidara dişe dokunur hiçbir eleştiri getirmemeleridir. Bu da iktidar ile muhalefet partilerinin aynı merkezden talimat aldıkları hususunu akıllara getiren çok dikkat çekici bir durumdur.

Öte yandan AKP iktidarına zarar vermesi muhtemel Mustafa Sarıgül hareketinin CHP’ye zarar verecek şekilde akamete uğratılması da bir tesadüf müdür? Yoksa CHP derin yönetiminin de içinde bulunduğu bilinçli bir yaklaşım mıdır? Nitekim Sarıgül’ün oluşturduğu İstanbul örgüt yapılandırması topluca AKP’ye katıldı!

Belki bu anlattıklarımızdan -ki daha çok örnek sayılabilir- başı dönenler öf be bu kadar da komploculuk da çok fazla diyor olabilirler. Oysa asıl bu kadar tesadüfün art arda hep aynı istikamette meydana gelmesi çok fazla değil mi? Peki, bunca komplo olmaz da aynı amaca hizmet eden bunca rastlantı olabilir mi?

Kaldı ki komplo bilinçli ve planlı olduğuna göre bu kadar çok olması imkânsız değildir, ama tesadüfler bilinçsiz, hesapsız, rastgele olduğu için bu kadar üst üste gelmesi imkânsızdır.  Olanlar ya kör tesadüf sonucudur; ya da bilinçli şekilde planlanıp programlanmış komploların sonucudur; üçüncü bir yol ve ihtimal ise söz konusu değildir!

Özellikle herkes kabul ediyor ki ortada bir kamplaşma, kutuplaşma, cepheleşme var… Bu da karşılıklı bir mücadeleyi gerektirir. Bir yerde eğer mücadele varsa; hile, entrika ve komplo da kaçınılmaz şekilde olacaktır, aksine olmaması düşünülemez.

Bütün her şey olumlu da olumsuz da sonuçlansa hep AKP iktidarının yararına bir duruma yol açıyor; neden?

Eğer açılım başarılı olsaydı iktidara mal edilecekti; başarısız oldu muhalefete mal ediliyor! Bu kendiliğinden mi; konjonktürel mi; oluyor? Yoksa böyle bir konjonktür üstün bir güç ve akıl tarafından oluşturuluyor mu? Değilse neden konjonktür hep iktidara yarayacak şekilde oluşuyor?

Başörtüsü sorunu eğer yapılan anayasa değişikliği ile halledilseydi AKP iktidarına mal edilecekti ama bir kesim de huysuzlanacaktı. AYM anayasa değişikliğini iptal edince AKP hiçbir kesimi karşısına almamış oldu ve sıfır maliyetle tamamen kârlı çıktı. Üstelik sivil dikta, baskı rejimi kuruyor gibi birçok ithamdan da sıyırmış oldu.

İlginçtir; AKP iktidar oldu muktedir olamadı diyenler de, yetkilerini aşıp baskı yönetimi oluşturuyor diyenler de aynı değirmene su taşıyorlar!

O ki herkes bir cepheleşme ve mücadele olduğundan söz ediyor; neden bir cephe sürekli kazanıp karşı cephe hep kaybediyor? Karşı cephede yeterince akılsız ya da işbirlikçi olmadan bu hiç mümkün olabilir mi? Öyle ise hangisi?

Her şey bir yana şu Ergenekon Davasına bir bakar mısınız?

Bu davaya yargı karşı, ordu karşı, medya karşı, muhalefet karşı, hatta iktidar partisinden bile çok kişi karşı…  Buna rağmen mehter takımı gibi iki adım ileri bir adım geri ve fakat tıkır tıkır yürüyor, hep ilerliyor. Böyle bir dava bunca güçlü karşıtları varken nasıl şimdiye kadar bir şekilde çıkmaza sokulamaz, akamete uğratılamaz, sonuçsuz bırakılamaz? Kaldı ki hiç bunca güçlü (!) karşıtları olmasa bile kendi içinde olağanüstü zorluklar bulunan bir dava nasıl olur da muntazam şekilde sürdürülebilir? Bu nasıl bir güçtür? Nasıl bir organizasyondur? Nasıl bir mekanizmadır?

Demek ki Ergenekon Davasına karşı çıkanlar içerisinde de ya yeterince akılsız ya işbirlikçi var! Başka bunun bir izahı olabilir mi?

Peki ya medyanın AKP iktidarına karşı uzun zamandır sürdürdüğü toplu ayaklanmanın ve ilkesiz savaşın bir türlü etkili olamamasına, sonuç alamamasına ne buyrulur? Şeytana pabucunu ters giydiren medya şövalyelerinin bu başarısızlığı da akılsızlıklarına sayılamayacağına göre demek ki içlerinde yeterince gizli işbirlikçi var!

Örneğin şu Ertuğrul Özkök şimdiye kadar attığı manşetler ve köşesindeki yazılarla hep iktidara karşı yaman bir provokatör olarak davrandı ama iktidar karşıtı yazarlara da Hürriyet’te hiç yaşam alanı bırakmadı. Asıl gerçek tutumu hangisi olabilir?

Keza Ahmet Hakan iktidara ve mensuplarına demediğini bırakmıyor. Ama ne zaman bir iktidar mensubu ipe çekilecek olsa ilk o jilet atıp kurtarıyor. Muhalefet cephesini hep destekler ve çalakalem savunur. Ama ne zaman bir muhalefet liderinin balonu havalanmaya başlasa iğneyi batırıp havasını ilk o söndürüyor. Bu sadece iki örnek… Statükoyu koruma cephesinde yer alanlar arasında bu tipler o kadar çoklar ki, nasıl barınırlar bilinmez.

Şu konjonktüre bir bakın… 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 30. yıl dönümünde Türkiye o darbenin ürünü anayasada yapılan değişiklik paketini referandumda oylayacak! İktidar referandum süresini kısaltan bir yasa değişikliği yaptı. Yüksek Seçim Kurulu, referandum ile seçim aynı şeydir diyerek elma ile armudu bir tuttu ve yapılan değişikliğin bu kez uygulanmasına izin vermedi. Muhalefet de bayram yaptı bu karar nedeniyle!

Oysa kısaltılmış süre içerisinde referandum yapılsaydı muhalefetin yararına olurdu. Sonra hemen seçim sathı mailine girilecek ve iktidar başarısını, muhalefet hezimetini aynı süreçte tekrar yaşayacak.

Siz farz edin ki referandumda muhalefet “HAYIR” oylarını daha çok çıkaracak. O takdirde halk CHP geliyor diye panikleyerek yeniden AKP’ye yüklenip üçüncü kez iktidar yapmaz mı?

Ya da iktidar “EVET” oylarını fazla çıkartıp anayasa değişikliğini halka onaylatırsa o takdirde referandumu AKP’yi isteyenler ve istemeyenler yazı-turasına çeviren muhalefetin ne iddiası kalabilir? Görülüyor ki konjonktür her halükârda iktidara yarar sağlıyor. Her şey yazı-tura oyunu gibi ama hangisi gelse hep AKP iktidarı kazanıyor!

Konjonktür nasıl oluyor da hep iktidar lehine, muhalefet aleyhine oluşuyor?

Bir de 22 Temmuz 2007 Genel Seçimi öncesini hatırlayın…  Başbakan bizzat oylarının % 28’e düştüğünü hem de gazetecilere açıklıyordu bir yurt dışı uçak yolculuğunda. Cumhuriyet Mitingleri ile kim halkı korkutup ürküttü? 367 saçmalığı ile kim toplum vicdanını yaraladı? Kamusal alan tartışmaları ile kim halkın nefret ve öfkesini doruğa çıkarttı?

Ve sonuçta ibre % 28’den % 47’ye vurdu!

Anayasa Değişikliği paketinde bir de siyasi partilerin kapatılmalarının zorlaştırılması vardı. Nasıl olduysa o madde yetersiz oy aldı ve paketten düştü. Bu da BDP’nin olayı seçmenlerine izah edip anlatmasını oldukça zorlaştıran bir handikap oluşturdu. Çünkü en çok partileri kapatılan siyasi çizginin temsilcisi BDP parti kapatmanın zorlaştırılması için parmağını bile oynatmadı. Bunu nasıl tabanına izah edecek?

Bunun BDP’nin en büyük rakibi olarak AKP’ye sağlayacağı avantaj ve üstünlük göz ardı edilebilir bir şey midir?

BDP yöneticileri de akılsız mı; yoksa onlar da mı işbirlikçi? Ya da her ikisi mi?

Değilse AKP iktidarına bir kere Allah yürü ya kulum demiş de oylarını yel getiriyor, el getiriyor, sel getiriyor durumu mu söz konusu? Şu muhalefet partilerine ise onmayasınız mı demiş ki oylarını yel götürüyor, sel götürüyor, el götürüyor?

En son şu Numan Kurtulmuş’un yaptığına bir bakın…

Önce durup dururken illa da bir olağanüstü kongre diye tutturdu… Etme, yapma diye ne kadar anlatıldıysa da o hep bildiğini okudu… Sonra mademki çok istiyorsun haydi olağanüstü kongreye gidelim dendi… Genel başkanlık için rakip çıkartılmadı, yine tek aday olarak seçime girmesine olanak sağlandı. Ama o iki ayrı liste çıkarılmasına tahammül edemedi, illa da dediğim dedik diye tek liste oylanacak dayatmasında bulundu.

Ve seçim boykot edildi,1250 delegenin ancak 300’ünü alarak çeyrek oyla seçilmek durumunda kaldı. Şimdi normalde istifa edip kenara çekilmesi gerekiyor ama bunu yapmaya niyeti yok. Çeyrek genel başkan olarak yoluna devam yüzsüzlüğünü sürdürmeye çalışıyor. Böyle yara almış bir genel başkanın seçimde yaşayacağı hezimet de sadece AKP’nin işine yarayacak. Şimdi bu adam da akılsız mı; yoksa iktidar işbirlikçisi mi?

Hani bu kadar cahillik ancak tahsil ile mümkündür denir ya; bu kadar yanlışlığı da ancak bir işbirlikçi kasıtlı olarak yapabilir. Çünkü insan kör olsa, burnunun dibini görmese bile el yordamıyla ve etrafı koklayarak olsa bunun nasıl bir sonuç vereceğini anlayabilir.

Numan Kurtulmuş için ağzı süt kokan siyaset buzağısı dedik bunu hakaret olsun diye yaptığımız zannedildi. Oysa bir yalın gerçekliğin resmi idi bizim tespitimiz.

Peki böyle bir siyaset buzağısı köklü Millî Görüş geleneğinin Partisi Saadet’in başına nasıl kim tarafından getirilmiş olabilir?

Daha fazla uzatmaya hiç gerek yok…

Kısaca: Anayasa Mahkemesi AKP’ye hizmet ediyor…

Danıştay, Yargıtay, HYSK hep AKP’nin ekmeğini yağlıyorlar…

Muhalefet partileri tam tekmil AKP’ye çalışıyorlar…

Yandaş medyadan çok karşıt medya AKP’ye destek verip borazanlığını yapıyor…

İç konjonktür hep AKP’den yana…

Dış konjonktür AKP’den yana…

Netanyahu da AKP’nin başarısı için elinden geleni ardına koymuyor…

Obama ise zaten AKP ile stratejik ittifakı model ittifak düzeyine çıkarttı…

Yapacak başka ne var; biz de AKP’nin değirmenine su taşımaktan başka iş bulamıyoruz.

Yani Numan Efendi yüzünden!

Evet, durum vaziyet bundan ibaret…

Peki, iyi mi; kötü mü?

Ona da siz karar verin lütfen!

Sayı:614

 

1368 defa okundu...
Ahmet       REFERANDUM   15 Temmuz 2010 Perşembe 15:42
12 Eylül 1980 yılında Türkiyenin bağımsızlık özgürleşme sürecine girmesiyle iç ve dış güçlerin bu ülke üzerinde oynadıkları oyunlar planlar MİLLİ ĞÜÇLER MİLLİ KAHRAMANLAR tarafından engellendi TÜRKİYE hudutları içinde yaşayan bu ülkenin havasından suyundan toprağından ve her türlü nimetinden faydalanan sabetayistler VATAN haini ve İNSANLIK düşmanlarıdırlar 12 EYLÜL 2010 Referandumu Türkiyenin hukuki iktidar dönemine MİLLİ GÖRÜŞ iktidarının RESMEN başlangıç süreci olaçaktır MİLLİ GÖRÜŞ HAKKIN YOLUDUR
mesud akgül       SİYASETTE TESADÜFLERE YER YOKTUR.   14 Temmuz 2010 Çarşamba 09:22
Yazarın yukarıda belirttiği ilginç siyasi gelişmeler ve netice olarak Sabetayist Oligarşinin yıkılmasını sağlayan bu gerçekler elbette bir tesadüf eseri olması imkansızdır.Mutlak anlamda bu olup bitenleri planlayan,programlayan,hesaplayan,kontrol eden bir güç,irade,odak ve üstün bir aklın olması kaçınılmazdır.Bu güç ve irade ise Erbakan dan başkası değildir.Çünkü ülkemizde yaşanılan bu süreçler netice olarak hile rejimi ve köle düzeninin sonunu getirip Sabetayist statüko kaybediyorsa, mevcut rejimin ve sistemin Erbakan dan başka hiç bir muhalifi zaten mevcut değildir.Erbakan'ın kendisi de Milli Görüşün 40 yıl kutlama programlarında bu gerçeği şu şekilde ifade etmişti "Biz istense de istenmese de 40 yıldır bu ülkede zaten fiilen iktidarız.Şimdi sıra bu iktidar Hukuki iktidara çevirmeye geldi".Evet 40 yıldır bu Ülkeyi gerçekte Milli Devlet ile fiilen yöneten Erbakan'ın "sıra Hukuki iktidara geldi" açıklamasından sonra AKP Hükümetinin Anayasa Değişiklik Paketini gündeme alması kesinlik tesadüf olamaz.Aksine AKP iktidarının da Erbakan tarafından kontrol altına alınıp yönetildiğinin açık bir kanıtıdır.2002 seçimlerin sonra Ülkemizde yaşanılan ve yukarıda yazarın da kısaca değindiği gelişmeler hep bu amaca hizmet etmiştir.Erbakan "biz bu hile Rejimi ve Köle Düzenini tepeden tırnağa kökten değiştireceğiz" açıklaması ile hedefini gayet açık ve net bir şekilde açıklamıştır.Hz.Nuh AS ' ın yaptığı Gemiye pisleyen ancak sonradan yakalandıkları amansız hastalıktan kurtulmanın yolu olarak gemiye pisledikleri pisliğe sürünmek olduğunu anlayıp,kendi pisliklerini temizlemek zorunda bırakılan Hz.Musa AS. ın kavmi gibi,mevcut hile rejimi ve köle düzeni de kendisini Müslüman Milletimize karşı korumak ve kollamakla yükümlü oldukları kurumlar tarafından ,almış oldukları bilinçli,hesaplı yanlış karalar ve radikal çıkışlar nedeni ile yıkılmaktadır.Erbakan RP kapatılma kararının açıkladığı günün akşamı Genel Merkez önünde toplanan kalabalığa hitap ederken geleceğe yönelik olabilecek gelişmelerin formülünü şu şekilde söylemişti" Biz Yeniden Büyük Türkiye'nin temellerini attık.Mimar Sinanın Süleymaniyeyi yapması gibi yeniden geleceğiz ve 10 Osmanlı gücünde yeni bir Devlet kuracağız." Erbakan'a hala inanmayanlar varsa eğer fazla beklemeycekler.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com