Saadet
Partisi’nin olaylı, sürprizli 11 Temmuz 2010 Olağanüstü Kongresinde yaşananları
değerlendirmek üzere televizyonlara çıkan Şevket Kazan açık seçik şunu
söylüyordu:
“Asıl mesele üzerinde mutabık kalınan ‘yeşil
listenin’ oylanmamış olması ve benim de içinde bulunduğum bazı isimlerin MKYK
dışında kalmış olmaları değildir…
Asıl önemli husus, 1250 delegeden
yalnızca 310’unun oyunu alabilmiş olan Genel Başkan Numan Kurtulmuş‘un çok ağır
bir darbe alması, teşkilatın dağılması ve bu şekilde seçime girmesinin imkânsız
hale gelmiş olmasıdır.
Bu yüzden tek istediğim yeni bir kongre
yapılması ve tek liste üzerinde uzlaşılarak Genel Başkan Numan Kurtulmuş’un
yediği darbenin tamir edilip yeniden seçilmesidir!”
Görüldüğü gibi
Numan Kurtulmuş’un Erbakan ve Millî Görüş’e ihanet etmesi, kadrolarını tasfiye
etmesi Şevket Kazan’ın umurunda değildir. Dolayısıyla Saadet Partisi’nin Millî
Görüş çizgisinde siyaset yapıp yapmaması Şevket Kazan için bir önem taşımıyor!
O sadece tecrübesizce,
acemice davranıp ne yaptığını bilmeden bu ağır darbeyi alan Numan Kurtulmuş’un
yara berelerinin düzeltilip yeni bir makyajla görevine devam etmesini sağlamak
amacıyla kongrenin yenilenmesini istiyor.
Hala ne olup
bittiğini doğru dürüst anlayamayıp oynanan oyunun farkında olmayanlar bön bön
soruyorlar: Mademki Numan Kurtulmuş Şevket Kazan’ın adamıydı; niçin şimdi
karşı karşıya geldiler?
Hayır, Şevket
Kazan’ın Numan Kurtulmuş ile bir sorunu yok, aslında karşı karşıya geldikleri
de yok. Sadece Numan Kurtulmuş’un çaylakça yaptığı hataları düzeltmeye, yediği
haltları telafi etmeye çalışıyor. Bunun için teşkilatı yeniden Numan
Kurtulmuş’un etrafında toparlamaya çalışıyor.

Numan
Kurtulmuş ve Mete Gündoğan, her ikisi de Sabetayist Yahudi olarak Millî Görüş
Partisi Saadet’in başına getirilmek üzere iki alternatif olarak hazırlandı;
biri Erbakan tarafından harcanırsa diğeri ikame edilsin diye.
Elbette ki
Numan Kurtulmuş ile Mete Gündoğan’ın uzlaşması mümkün değil ama Millî Görüş
içerisindeki işbirlikçi Sabetayist Şebeke için fark etmiyor, hangisi olursa
olsun Saadet Partisi’ni Erbakan’dan uzaklaştırıp Millî Görüş’ün ocağına incir
ağacı dikecek.
“El-Aziz herkese Sabetayist Yahudi diyor” demenin
anlamı yok; çünkü Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel Baykanlığına aday
gösterilmeden önce Meta Gündoğan’la birlikte ikisinin adaylık için
hazırlandığını ve ikisinin de Sabetayist Yahudi olduğun yazdık, arşivlerde
duruyor. Bu kanaate daha çok siyasi değerlendirmeler ve analizler sonucu
varıyoruz.
Bir de bu
ısrarlı iddialarımızı Erbakan ısrarla yalanlamıyor ve engellemiyor. Çünkü bunu
bilecek konumdaki tek kişi Erbakan’dır.
Esasen Yahudi
hiçbir zaman tek çözümle yetinmez, daima bir “B” planı da hazırlar. Hiçbir
partiyi ve lideri alternatifsiz bırakmaz.
Millî Görüş
partilerinde birbirleri ile daima rekabet eden ve fakat kuyrukları birbirine
bağlı iki tilki gibi hiç ayrılmayan Şevket Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisi Millî
Görüş partilerindeki bütün fitne ateşlerini yakıp ayrılık yangınlarına körükle
giden ikili oldu.
Gündüz
Sevilgen Millî Selamet Partisi Birinci Büyük Kongresinde ikinci liste
çıkardığında Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk her iki listede yer aldılar.
Sonra istişare ile hazırlanan listesinin kazanacağını görünce diğer listeden
isimlerini sildirdiler. Bu şekilde her iki listede yer alan birçok kişi vardı.
Sonra Gündüz
Sevilgen ile birlikte Millî Selamet Partisi’nin 48 milletvekilinden 25’i istifa
edip gitti…
Millî Selamet
Partisi’nin 1978’deki Büyük Kongresinde Korkut Özal ayrı liste çıkarırken
Erbakan’ı Genel başkan olarak gösterdi. Onun da itirazı Şevket Kazan-Oğuzhan
Asiltürk ikilisine idi.
Fazilet
Partisi büyük kongresinde de Recep Tayip Erdoğan ve arkadaşları Abdullah Gül’ü
aday gösterip ikinci liste hazırlarken bu ikili baş aktör olarak iş başındaydı.
Bütün medya o
zaman yer verdiği için hatırlanması gerekir: Oğuzhan Asiltük yenilikçiler için “Ya
gelir Erbakan’ın elini öper itaat edersiniz, ya da def olup gidersiniz!” diyerek
en aşırı dozda ajitasyon ve provokasyon yapmıştı.
Bu ikili dünya
yıkılsa daima Erbakan’la birlikte kaldı, hep başkaları ayrılmak zorunda
kaldılar!
Şimdi Numan
Kurulmuş olayında da bu ikili yine başrollerde! Ne melanet işleseler Erbakan
adına işliyorlar. Her haltı yedikten sonra her defasında hep Erbakan’ın yanına
dört ayak üzerine düşüyorlar.
Millî Görüş
partilerini yakından izleyen, bilen, içeriden ve dışarıdan herkes şahit
olmuştur ki; Erbakan’a en küstahça tavırlar sergileyen, en sert çıkışlar yapan,
en olmadık durumlarda itiraz eden, adeta imtiyazlı hareket eden yalnızca bu
ikilidir.
Ancak dışa
karşı Erbakan’a itaat edilmesi konusunda o kadar aşırı ve bağnaz hareket
ederler ki gören insanlar gözlerine, kulaklarına inanamazlar, apışıp kalırlar.
Bu tür olaylara çokça şahit olmuşuzdur.
Bu satırları
yazan kişi olarak Allah’a ve tüm mukaddesata yemin ederim ki: Şevket Kazan’ın, “Erbakan’a
itaat etmeyen kendine din arasın!” dediğine şahit olmuşumdur.
Yine aynı
yeminle yemin ederim ki; Erbakan Elazığ’da çok önemli olmayan bir görev bana
verdiğinde Şevket Kazan beni çağırdı ve başka şahitlerin de huzurunda “Erbakan
benim haberim olmadan böyle bir görevi sana veremez!” dedi!
Yine Allah’a
ve tüm mukaddesata yemin ederim ki Şevket Kazan biz Elazığlı 4 kişiyi -isimleri
gerekmez, hepsi sağ- haberimiz olmadan ve ne için olduğunu bilmeden BURAK AŞ Binasında
huzuruna çıkardığı Erbakan -o da yanımızda iken- bir görevlendirme konusunda bize
şunları söyledi:
“Ne diyorsa öyle olsun. Vezir olmuş ama
adam olamamış. Sütü bozuktan, kalleşten, (bir kötü sıfat daha saydı bir
türlü hatırlayamıyorum) mümin olmaz. Haydi gidin!”
Bu ağır
hakaretlere muhatap olan Şevket Kazan gıkını bile çıkartmadığı gibi oralı da
olmadı!
Yine aynı
şekilde yemin ederim ki; bir defasında Erbakan Bu satırları yazana yine çok
önemsiz bir görev verdiğinde Refah Partisi Elazığ İl Başkanı şahitlerin
huzurunda şunları söyledi:
“Şevket Kazan bana talimat verdi,
Erbakan’ın dediğine bakma, sen benim dediğimi yap; ona asla hiç bir görev
vermeyesin!”
Bu cevap
üzerine durumu şahitlerle birlikte Ankara’ya gidip arz ettiğimde Erbakan ilginç
bir şey yaptı. Kendisi kalktı gitti Beşir Darçın’ı alıp getirdi yanımıza ve “o
dediğini tekrar anlat” dedi. Ben de olayı tekrar anlattım. Beşir Darçın’a haydi
sen git dedi ve bize dönüp şöyle seslendi:
Ben çağırıp bir görev vermedikçe
kimseden hiçbir görev istemeyin!
Bütün bu
anlattıklarımız şahitli ve ispatlıdır, şahitleri de sağdır. Sözünü ettiğim
şahitler sonra bizim gruptan ayrıldılar, o yüzden isimlerini vermek
istemiyorum.
Buna benzer
birçok olaya şahit olmuşuzdur. Uzun yıllar sonra Şevket Kazan’ın, Süleyman Arif
Emre’nin SİYASETTE 35 YIL adlı kitabında (2. Baskı, Sayfa:216) sözünü
ettiği ABD Yahudi Cemaati Temsilcisi Musa Saffet Bayramâşık adlı kişi
tarafından Millî Selamet Partisinin kapatılan Millî Nizam Partisi yerine
açılabilmesi için şartlı olarak kilit noktalara yerleştirdiği demirbaş kadrodan
olduğunu düşünmeye başladık!
Şevket
Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisini tanımadan Millî Görüş partilerinde ardı arkası
kesilmeden yakılan fitne ateşlerini, ayrılıkçı hareketleri doğru anlamak mümkün
değildir.
Ancak bu
konuda bizler dâhil herkesin söyledikleri zanna, tahlile dayanan düşünce ve
kanaatlerden ibarettir. Gerçek bilgiye yalnızca Erbakan ve karşı tarafın
adamları sahiptirler.
Bu yüzden tek
çözüm ve şaşmaz yol: ERBAKAN’IN DEDİKLERİNİ DİNLEMEK VE ANLAMAYA, GEREĞİNİ
YAPMAYA ÇALIŞMAKTIR.
>>>>>>>>>>>>>O<<<<<<<<<<<<<

































