Millî
Görüş teşkilatları ve medyası tasfiye hedefinde;
NUMAN
ÇIBANI AZDI
Saadet Partisi’nin 11 Temmuz 2010 Günü
Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleşen olaylı ve sürprizli
olağanüstü genel kongresinin yankıları ve yol açtığı gelişmeler devam ediyor.
Erbakan’ın bizzat yaptığı çağrı üzerine başlatılan yeni bir olağanüstü genel
kongre süreci de işliyor.
Edindiğimiz bilgilere göre yeni bir
olağanüstü genel kongre için gönderilen noter tasdikli talep sayısı 572’yi
buldu. Araya hafta tatili girmesi nedeniyle yapılamayan noter tasdikli
taleplerin hafta başından itibaren devam ettiği ve gerekli sayının çok üzerine
çıkacağı edindiğimiz bilgiler arasında.
Ancak, Numan Kurtulmuş’a karşı bir aday
çıkarılmasına karşı çıkan Şevket Kazan’ın Mete Gündoğan’ın aday gösterilmesi
halinde kongrenin yeniden toplanması çalışmalarına destek verebileceği
haberleri geliyor.
Buna karşın medyaya konuşan Erbakan’ın
oğlu Fatih Numan Kurtulmuş’un mutlaka genel başkanlıktan alınması gerektiği
hususuna vurgu yaptı. Erbakan’ın da toplanacak olan kongrede bir genel başkan
adayı önereceği, ancak bu ismi hiç kimseye söylemeyip sır olarak tuttuğu ifade
ediliyor.
Dolayısıyla yapılacak önümüzdeki ikinci
olağanüstü genel kongrede Erbakan’ın yalnızca kendisine karşı bayrak açıp Millî
Görüş’e ihanet eden Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’u değil onun
arkasındaki Sabetayist şebekenin başı Şevket Kazan ve ekibini de tasfiye etmesi
bekleniyor.
Her şeyin yolunda gittiği sanılan olağanüstü
genel kongrede yaşanan sürpriz gelişmeler Genel Başkan Prof. Dr. Numan
Kurtulmuş’un bir “beyaz liste” çıkarıp daha önce istişare yapılarak
kararlaştırılmış bulunan “yeşil listeyi” sahiplenmeyip reddetmesi ile
başladı.
Sonunda, tek aday olduğu kongrede
delegelerin büyük çoğunluğu tarafından protesto edilip 1250 kayıtlı delegenin
sadece 310’unun oyunu salt çoğunluk aranmayan üçüncü turda alarak seçilebilmesi
itirazlara yol açıp büyük tartışmalara davetiye çıkarmış oldu.
Olağanüstü genel kongreye katılıp bir konuşma
yapan Erbakan, kongre salonundan ayrılıp gittikten sonra yaşanan tartışmaların
alevlenmesi üzerine gelişen sürece yön veren şu yazılı açıklamayı yaptı:
“Milli Görüş Camiamızın çok aziz ve muhterem
mensubu kardeşlerim! Hepinizi gözlerinizden öpüyor, hürmetle ve muhabbetle
selamlıyorum.
İktidara yürüyen Saadet Partimizin 11 Temmuz 2010
Pazar günü yapılan Olağanüstü Kongre sonrası kamuoyunda tereddütler meydana
getirmek için gösterilen faaliyetler karşısında aşağıdaki gerçeklerin
açıklanmasında yarar görülmüştür.
Milli Görüş Camiası 11 Temmuz günü mevsim
itibariyle elverişli olmayan şartlara rağmen büyük bir coşku ve heyecanla canlı
bir kongre yapmıştır. Ve fakat kongre önümüzdeki seçim çalışmaları döneminde
birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi ve heyecanla çalışmayı temin bakımından
istenen neticeyi vermemiştir.
Bunun sebebi iyi niyetle daha iyisini yapacağız
zannıyla partimizi davasından, gaye ve temel esaslarından uzaklaştırmaya
yönelik bir takım arzuların yürürlüğe konulmak istenmesidir.
40 Yıllık Milli Görüş davasının tek temsilcisi olan
Saadet Partimizin ana hedef, gaye ve esaslarından uzaklaştırılmasını ve diğer
partilere benzer bir parti haline getirilmesini camiamız mensubu hiçbir şuurlu
kardeşimiz tasvip etmez.
Bu durumda partimizi bütün diğer partilerden üstün
kılan mevcut 60 partinin benzeri 61. bir parti olmaktan muhafaza etmek, temel
esaslarımızdan uzaklaşılmaması için elden gelen her türlü gayreti göstermek,
Milli Görüş’e inanan her kardeşimizin inancının gereğidir.
Temel esasların muhafazası için ve seçime giderken
birlik, beraberlik, sevgi ve kardeşlik örneğinin ortaya konulması ve bunların
YENİ BİR KONGRE ile en kısa zamanda bütün milletimize gösterilmesi milli bir
görevdir.
Çünkü mevcut yönetimde yer alan milli görüşçü
kardeşlerimizin her birinin kıymetli olduğunu biliyoruz. Ancak temel esasların
muhafazası için tek tek şuurlu olmak yetmez, ekip olarak temel esasların
muhafazasına özel itina gösteren bir yapıda olunması da zorunludur.
Yeni yapılacak Büyük Kongrenin takdiri ile bu
ekibin teşkil edilerek hep beraber tek bir vücut halinde kardeşlik, sevgi ve
heyecanla önümüzdeki atılımı gerçekleştirmek için camiamızın üzerine düşen
görevi en büyük başarıyla yerine getireceğine inanıyorum.
Bu meyanda gerek temel esaslarımızda en mühim yeri
işgal ettiği için, ve gerekse camiamızın her zaman şiarı olduğu için yapılacak
bu kongrede bütün delegelerimizin ve mensuplarımızın hiçbir ayırım gözetmeden
bir birlerini sevgi ve saygıyla kucaklayacaklarına yürekten inanıyorum.
Camiamızın mensuplarının her birini ayrım
yapmaksızın gözlerinden öpüyor, bağrıma basıyorum”.
Tevfik Allah’tandır.
Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır.”
Erbakan’ın yapılmasını gereksiz bulmasına
karşın toplanan olağanüstü genel kongre için ısrarlı olan Genel Başkan Numan
Kurtulmuş Milliyet Gazetesi yazarı Taha Akyol’un kendisine atfen köşesine
aldığı sözleriyle asıl amacını şöyle ortaya koyuyordu:
“Bana Sayın Erbakan’ın hiç müdahalesi
olmadı ama partimiz üzerinde bir ‘Erbakan vesayeti’ olduğuna dair kamuoyunda
bir algı var. Kongremizde bu algıyı kaldıracağız. Hem söylem, hem kadro
olarak!”
Numan
Kurtulmuş Milliyet Gazetesini ziyareti sırasında sarf ettiği bu sözleri daha
önce de çeşitli platformlarda defalarca dile getirmişti. Nitekim hararetli
tartışmalara yol açan Taha Akyol’un söz konusu yazısına herhangi bir itiraz ve
açıklamada bulunmaması da bu niyetini saklama gereği duymadığını gösteriyordu.
Kaldı
ki genel başkan seçildiği olağan genel kongrenin hemen ardından da bir
olağanüstü kongre yapıp MKYK üyelerini kendi istediği şekilde seçmek istediğini
parti başkanlık divanında dile getirdiği daha önce de medyada yer almıştı.
Fakat yaklaşan yerel seçim nedeniyle konjonktür pek uygun olmadığı için
ertelenmişti.
Saadet
Partisi Genel Başkanlığı için yıllar boyu her kongrede isminden söz edilen
Numan Kurtulmuş Erbakan pek sıcak bakmadığından aday olamıyordu. Nihayet Recai
Kutan hiçbir şekilde genel başkan adayı olmayacağını defalarca kamuoyu önünde
açıklayınca Numan Kurtulmuş’un önü açılıp adaylığı kaçınılmaz hale geldi.
Ancak
yine de kongre öncesi Erbakan’a rağmen resen aday olup gösterilebilecek başka
adaylarla yarışmayı göze alamadı, yapacağı yeniliklerden ve değişimden de hiç
mi hiç söz etmedi. Bunun yerine ittifakla tek aday gösterilip oy birliği ile
seçilmesi için takiye dâhil gereken her şeyi yaptı.
26 Ekim
2008 Günü yapılan bu olağan büyük kongre öncesinde medyada kendinden hep Erbakan’ın
veliahdı, baba dostu, Millî Görüş’ün sadık bağlısı diye söz ettirdi.
Ve
genel başkan seçilip mazbatasını alınca birden tutumunu değiştiriverdi!
Henüz
çiçeği burnunda bir genel başkanken yaptığı ilk açıklamalardan itibaren durup
dururken hiç nedensiz “Ben emanetçi olmam, kimsenin vesayetini kabul etmem,
gölge yapmasına izin vermem, müdahale ettirmem” şeklinde bir söylemi her
çıktığı televizyon programında, her söyleşi verdiği gazetede tekrarlayan Numan
Kurtulmuş göndermelerle Erbakan’ı sürekli hedef haline getirdi.
Bununla
da kalmayarak siyasi mirasına konduğu Millî Görüş’ün geçmişini diline dolamaya,
yeni bir söylem, yeni bir üslup, yeni bir yaklaşım, yeni bir paradigma, yeni
bir format, yeni bir kadro, yeni bir seçmen kitlesi ile Saadet Partisi’ni
yenilik ve değişim sürecine sokacağını bıkmadan usanmadan tekrarlamaya
devam etti.
Ancak
bütün bu iddialı, cafcaflı söyleme karşın iki yıldır herhangi bir içerik,
görüş, düşünce, eylem ya da eylem planı ortaya koyup dediklerinin altını
dolduracak hiçbir şey yapamadı. Ne stratejik olarak ne de güncel politikalara
ilişkin farklı bir görüş, düşünce ve proje üretemezken sürekli konuştu ve fakat
dişe dokunur hiçbir şey diyemedi. Tüm becerisi tıpkı sol kesimin lafazan
liderleri gibi sığ, içeriksiz konuşmalar yapmaktan ibaret kaldı.
İktidarın
ortaya attığı projelere ve uygulamaya koyduğu politikalara ilişkin rötuşlar
yaparak farkını ortaya koymaya çalışmasına karşın ısrarla muhatap olduğu AKP’den
farkınız nedir sorusu karşısında seçmen vatandaşın anlayabileceği ve
aklında kalacağı hiçbir şey diyemedi. Kendisi bir akademisyen olması nedeniyle
çalışıp öğrendiği bazı afakî bilgileri televizyon stüdyolarından ve gazete
merkezlerinden hep parlatılmış olarak sunmaya çalıştı.
Oysa
siyaset fildişi kulelerden yürütülebilecek bir görev değildir. Teşkilatla,
toplumla içi içe olmayı gerektiren, sürekli duygu, düşünce, bilgi, görüş
alışverişi içinde olmayı zorunlu kılan bir çalışma olmadan aracılar üzerinden
verilen mesajlarla başarılı bir siyaset yapılamaz.
Sürekli
konuşan ve fakat hiçbir şey söylemeyen, ne dediğini kimsenin anlamadığı Numan
Kurtulmuş Erbakan’ın söylemini hiç ağzına almama, Millî Görüş’ün projelerinden
asla söz etmeme hususunda olağan üstü bir gayret sarf etti. Bu gayreti malum
medya ve çevreler tarafından desteklendiği için başarılı olacağını zannetti.
Oysa
özellikle son zamanlarda medya desteğini arkasına alıp da başarılı olmuş hiçbir
siyasi liderden söz edilemez. Hatta tam aksine Başbakan Erdoğan büyük bir medya
desteği ile AKP’yi kurup iktidar olmasına karşın iktidarda kalabilmek için
sürekli medya ile çatışmayı yeğledi. Çünkü malum medyanın millet nazarındaki
itibarsızlığını çok iyi tespit etmiş bulunuyor.
Esasen
öteden beri Millî Görüş geleneği partileri hep medyaya karşı mücadele vererek
başarılı olmuşlardır. Medya desteğini almak ile milli konularda taviz vermek
millet nazarında aynı anlamı ifade etmiştir. Bu yüzden medya ile içli dışlı,
sıkı fıkı olan liderler genellikle milletin güvenini yitirmişlerdir.
Bütün
bunlara rağmen arkasına aldığı medya desteğine güvenen Numan Kurtulmuş giderek
artan bir eğilimle tutumunu sertleştirmeye, Erbakan ve Millî Görüş’ün izlerini
Saadet Partisi’nde silmeye yönelik sistematik bir çaba içine girdi.
Birçok
il teşkilatını Erbakan ve Millî Görüş’e bağlı diye görevden alıp yerine
atamalar yaptı. Tamamen tepeden inmeci despot bir yaklaşımla parti içi
demokrasinin zerresine bile tahammül etmeyerek birçok il kongresini
gerçekleştirirken medyadan en küçük bir eleştiri almak şöyle dursun sürekli
teşvik ve müzaheret gördü.
Böylece
2008 genel kongresi öncesinde yaman bir takiye yaparak genel başkan seçildiği
gibi bu kez olağanüstü genel kongrede birtakım manevralarla istediği isimlerden
oluşan bir listeyi delegelere onaylatmaya kalkıştı. Ancak bu kez başaramadı.
Yaptığı hileler ayaklarına dolandı, çevirdiği dolapların anaforuna kapılarak
tam bir rezalete sürüklendi.
Tek
aday olarak girdiği genel başkanlık seçiminde 1250 delegenin ancak 4’te birine
bile tekabül etmeyen 310 oy alabildi. Türkiye siyasi partiler tarihinde eşi
görülmemiş bir kötü bozgun yaşarken, onurlu hiçbir liderin kabul edemeyeceği
şekilde toplam delegenin çeyrek oyunu ancak alabilmiş bir rakipsiz aday olarak
büyük çoğunluk istemediği halde genel başkanlık koltuğuna oturmayı içine
sindirebildi.
Ancak
siyasette güçlü bir sindirme kabiliyeti ile her şey halledilemiyor. Siyaset
yapmak için cesaret lazım, basiret lazım, feraset lazım, onurlu hareket edip
insanların hayranlığını, güvenini kazanmak lazım…
İki
yıla yakın zamandır genel başkanlığını yaptığı ve kendine bağlılığından emin
olmadığı il teşkilatlarını değiştirdiği bir parti yönetiminin bizzat olağanüstü
kongre kararı alıp gerçekleştirmesi karşısında genel başkanın 1250 delegenin
ancak çeyreğini alabilmesi tam bir hezimettir, tuş olmaktır.
Desteğini
arkasında bulduğu işbirlikçi medyanın sahiplenmesiyle hezimeti göz ardı edilen
Numan Kurtulmuş’un küçük bir delege kesiminin azınlık oyları ile tüzük gereği
seçilmiş olmayı asla onuruna yediremeyip istifa etmesi gerekirken; zillet
içerisinde büyük çoğunluk tarafından istenmediği bir koltuğa oturmasının çok
görülmemesi, hiçbir şey olmamış gibi oralı olunmaması ilginçtir.
Numan
Kurtulmuş’un hiçbir ayıbının, kusurunun, başarısızlığının görülmek istenmemesi,
aksine her türlü aksaklık ve sakarlığının çeşitli makyajlarla kapatılıp
parlatılması değişmez bir eğilim olarak sürmektedir.
Bu son
olaylı kongrede de bu eğilim açıkça gözlemlendi. Olağan üstü genel kongreyi
isteyen ve yapan Numan Kurtulmuş idi. Üzerinde mutabakata varılan listeyi
tanımadığını açıklayıp çıkardığı “beyaz listeyi” sadece sahiplenen
kendisiydi. İtirazlara ve karışıklığa yol açan bu sürprizi sonunda protesto
edilip listesi ve kendisi delegeden çok düşük oy alan kendisiydi. Yeşil
listeden ısrar edip vazgeçmeyen de kendisine genel başkanlık yolunu açan Şevket
Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisiydi.
Şimdi
bütün bu sakarlıkların, yanlışlıkların, çaylaklıkların, öngörüsüzlüklerin
sahibi olan Numan Kurtulmuş’a toz kondurulmazken; medya kalantorları infaz
mangası gibi hep birlikte Erbakan’ın oğlu Fatih’i ateş altında tutuyorlar.
Birazcık
insaf, azıcık utanma duygusu, zerre kadar namus ve haysiyet olsa; bunca
berbatlığı gözler önünde duran Numan Kurtulmuş yerine henüz 30’unda olan bir
genç olarak Fatih’i verdiği bir röportajdaki üç beş hatalı cümlesi yüzünden
dillerine dolamazlar.
Zaten
bugüne kadar Numan Kurtulmuş bütün yaptığı çıkışları bir medyacı alayının
koruma ateşi altında gerçekleştirdi. Bu yüzden arkasını sağlam destekçilerini
güçlü gördüğü için her geçen gün pervasızlaştıkça pervasızlaşıyor. Ancak yine
de yetmez…
Erbakan
bizzat olaya el koyarak yeni bir kongre ile Saadet Partisi’ne layık bir genel
başkan seçilmesi, yeni bir MKYK listesi oluşturulması için start verdi. Hafta
tatili nedeniyle ara verilen noterler aracılığı ile gönderilmesi gereken yeni
genel kongre taleplerinin ancak Salı günü belli olacağı bildirilirken gazetemiz
matbaaya verildiği için son durumu öğrenmemiz mümkün olamadı.
Ancak
süreç içerisinde karşılıklı hamleler devam ediyor. Son olarak AKP yanlısı bir
internet sitesinde yayımlanan kayda alınmış bir telefon konuşmasında Erbakan
Numan Kurtulmuş ile birlikte hazırlanan beyaz liste dışındaki Şevket
Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisince hazırlanan “yeşil liste” ile bir
ilişiği olmadığını söylüyor.
Aslında
bunda yeni bir şey yok. Çünkü zaten Erbakan adına yazılan Millî Gazete yer alan
“yıldızlı” imzalı başyazıda da aynı şey ifade ediliyordu. İşte o
başyazı:
“Erbakan dönemi kapanmaz
Saadet'in olağanüstü genel kongresi beklenenin de
üzerinde bir katılım ve coşkuyla yapıldı. Fakat kongrede bu camiayı üzen bazı
gelişmeler de yaşandı. Bunlardan birincisi Milli Görüş'ün siyasal hareketinde
kırk yıl içerisinde üçüncü kez çift liste çıkması oldu.
Hatırlattığımız gibi bu kırk yıl içerisinde üçüncü kez cereyan ediyor. Yani Milli
Görüş camiası böyle bir şeye alışık değil. Bunu yadırgıyor. Elbette ki Saadet
Partisi her hangi bir siyasi parti olmadığı için camianın bunu
yadırgamasından doğal bir şey olamaz.
Bu durumun tek
teselli olunabilecek yönü, olup bitenin bir ayrışma değil, tartışma şeklinde
ortaya çıkmış olmasıdır. Basının "Saadet'te Erbakan dönemi bitti"
şeklindeki değerlendirmesi gerçekçi değildir. Erbakan ismini bir
partiyle sınırlandırmak ne kadar doğru olabilir? Çünkü bu ülkede ve bütün
dünyada Erbakan dediğiniz zaman akla gelen ilk şey siyasi bir parti
değil, büyük bir
davadır ki, bunu herkes Milli Görüş olarak bilmektedir. Genel Başkan
Numan Kurtulmuş üstüne basa basa, Saadet Partisi'nin Milli Görüş
partisi olduğunu söylediğine göre, "Bizim diğerlerinden farkımız
Maneviyatçı olmamızdır. Bu milletin kendi özü olmamızdır. Emperyalizme karşı
olmamızdır. Bizi değerli kılan ve bütün dünyayı kurtaracak olan şey,
ecdadımızın inandığı değerlerin ortaya koyduğu kendi medeniyetimize olan
sadakatimizdir. Bizim medeniyetimiz yenilmemiştir. Esas yenilen, Batı'nın
ortaya koyduğu yeni dünya düzenidir. Dünyayı bir kez daha barış dünyası haline
getirecek olan yeniden bizim medeniyetimizdir.
Bunun için, Saadet Partisi'nin öncülüğünde önce
Yeniden Büyük Türkiye inşa edilecek ve Türkiye'nin öncülüğünde Yeni Bir Dünya
kurulacaktır." Dediğine göre
ideolojik anlamda "Saadet'te Erbakan dönemi bitti" demenin her
hangi bir geçerliliği var mıdır?
Bu teknik anlamda da aynen böyledir.
Öncelikle, basının "yeşil liste"
diye adlandırdığı listeyi Erbakan vermiş değildir.
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan,
kongreye bizzat gelmiş, salonun içini ve dışını hınca hınç dolduran binlerce
Milli Görüşçü tarafından inanılmaz derecede bir sevgi seliyle karşılanmıştır. Erbakan
Hoca kongrede yaptığı uzun konuşmasında tarihi değerlendirmelerde bulunmuş, en
ufak bir ayrışmadan, ima ile dahi olsa bahsetmemiştir. Saadet'e yönelik baştan
sona övgü dolu, ümit vadeden cümleler kullanmıştır.
"Erbakan'ın listesinden 42 kişi istifa
etti" sözünün her hangi bir manası yoktur. Çünkü Numan Kurtulmuş'la
birlikte bu 42 kişinin tamamı yeni seçilen GİK listesinde bulunmaktadırlar.
Ayrıca "Çatışmadan dolayı salon
boşaldı" iddiası geçersizdir. Saatlerce sıcaktan bunalan izleyicinin bir
kısmı seçimlere geçildiğinde salon dışına çıkmıştır. Kongreye iştirak eden 800
civarındaki delegenin az bir kısmı bir yanlış anlamadan dolayı oyunu
kullanmadan ayrılmış, 650 civarındaki delege büyük bir vakarla oyunu
kullanmıştır. Otobüslerin çoğu kalktığı için üçüncü tur oylamaya ancak 310
delege kalabilmiştir.
Kongrenin bizi sevindiren en önemli gelişmesi
ise, listelerden birini veren partililerin arasında bulunan ve malıyla, canıyla
bu dava için ömrünü feda eden Oğuzhan Asiltürk'e karşı bir avuç kendini
bilmezin gösterdiği çirkin tezahürata karşı, Numan Kurtulmuş'un kürsüye çıkarak
çok yerinde ve çok sert tepki göstermesi olmuştur. Bu davranış bize bir kez
daha "Kardeşler Topluluğu"nun ne demek olduğunu gösterdi.
Ankara'dan ayrılırken tesellimiz ise yazarımız
Abdulkadir Özkan ağabeyi tedavi görmekte olduğu hastanede ziyaret etmek oldu.
Önümüzdeki günlerde ameliyat olacak olan Abdulkadir ağabeyimiz inşallah
sizlerin duasıyla en kısa zamanda sağlığına kavuşup aramıza dönecek.”
Şimdi
daha sonraki gelişmeler karşısında Erbakan adına kaleme alındığını kabul etmek
durumunda olduğumuz bu başyazıyı nasıl anlamak lazım?
Bir
kere olağanüstü genel kongreyi toplayıp gerçekleştiren Genel Başkan Numan
Kurtulmuş’tur. Erbakan başta karşı çıkmış olsa da bu sürece olumlu katkı
yapmaktan başka bir şey yapmadı. Ancak Şevket Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisi
ile Numan Kurtulmuş arasında liste dışı bırakılan bazı isimler konusunda
anlaşmazlık çıktı.
İki
taraf da bu anlaşmazlığı medyanın da desteği ile Erbakan ve ailesi üzerinden
yürüterek karşılıklı yıpratmaya çalıştı. Bu yüzden Erbakan’ın çocuklarını ve
yakınlarını alet ettiler. Nitekim tam bir tertip olan bu danışıklı dövüş
anaforunda Millî Görüş’ü öğütüp yok etmeye kalkışan her iki taraf da şu anda
Erbakan’ın toplamaya çalıştığı yeni olağanüstü genel kongre konusunda yine
birlikte hareket ediyor!
Erbakan’ın, “Bunun sebebi iyi niyetle daha iyisini yapacağız
zannıyla partimizi davasından, gaye ve temel esaslarından uzaklaştırmaya yönelik
bir takım arzuların yürürlüğe konulmak istenmesidir.
40 Yıllık Milli Görüş davasının tek temsilcisi olan
Saadet Partimizin ana hedef, gaye ve esaslarından uzaklaştırılmasını ve diğer
partilere benzer bir parti haline getirilmesini camiamız mensubu hiçbir şuurlu
kardeşimiz tasvip etmez.
Bu durumda partimizi bütün diğer partilerden üstün
kılan mevcut 60 partinin benzeri 61. bir parti olmaktan muhafaza etmek, temel
esaslarımızdan uzaklaşılmaması için elden gelen her türlü gayreti göstermek,
Milli Görüşe inanan her kardeşimizin inancının gereğidir.
Temel esasların
muhafazası için ve seçime giderken birlik, beraberlik, sevgi ve kardeşlik
örneğinin ortaya konulması ve bunların YENİ BİR KONGRE ile en kısa zamanda
bütün milletimize gösterilmesi milli bir görevdir.” sözleri ile ortaya koyduğu hedefini engellemek
için Şevket Kazan ve
Oğuzhan Asiltürk ikilisi Numan Kurtulmuş ile aynı doğrultuda çaba sarf
etmektedirler.
Çünkütoplanacak kongrede yeni genel başkan adayı gösterilmemesini, sadece
yapılan kongrede vurgun yiyip bozguna uğrayan Genel Başkan Numan Kurtulmuş’un
sarsılan itibarının ve erozyona uğrayan güveninin onarılıp iade edilmesini,
üzerinde uzlaşılmış bir MKYK listesinin sadece oylamaya sunulmasını
istemektedirler.
Oysa Erbakan kendisinin hiçbir dahlinin
olmadığı bu kötü durumdan Saadet Partisi’ni kurtarmanın tek yolunun yeni bir
genel başkan adayı ortaya çıkaracak bir genel kongre yapmaktan geçtiğini ifade
etmektedir.
Medyanın
da yoğun müdahalesi ile Saadet Partisi teşkilatı ve Millî Görüş camiası neler
olup bittiğini anlamakta zorluk çekse de yalın gerçek şudur: Şevket Kazan ve
Oğuzhan Asiltürk ikilisi MKYK listesinde yer almak için ufak bir operasyona
giriştiler. Deveyi yardan uçuran bir tutam otmuş.
Ancak
bu girişimle Numan Kurtulmuş’u fena halde ürküttüler. Zücaciye dükkânına giren
fil misali kongre salonunu kargaşa yerine çeviren Numan Kurtulmuş hiç tahmin
edemediği bir rezil manzara oluşmasına yol açtı.
Şimdi
Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisi Dimyat’a pirince giderken evdeki
bulgurdan oldukları için çok pişmanlar ama iş işten geçti. Onlar yaptıklarının
sonuçta Numan Kurtulmuş’un genel başkanlığını hedef haline getirebileceğini
hesaplayamadılar. Ama artık Erbakan yakaladığı bu fırsatı kaçırmak istemiyor.
Nedeni
ne olursa olsun orta yerde bir cenaze var ve bu cenazeyi kaldırmak da yine her
zamanki gibi Erbakan’a düştü. Erbakan Numan Kurtulmuş’un namazını kıldırıp
karanlıklar tarihine gömmek ve yerine kendi istediği birini genel başkan yapmak
durumundadır.
Şevket
Kazan ve Oğuzhan Asiltürk de artık bu kez Erbakan’ın yanında dört ayak üzerine
düşemeyecekler!

































