Karakter Boyutu A A A
MİLİTAN DARBECİ YARGI
28 Temmuz 2010 Çarşamba 23:59

Millî Görüşçüler, Türkiye Cumhuriyetinin en başarılı Başbakanı Erbakana ve kurduğu 54. Hükümete karşı ortada hiçbir neden ve haklı gerekçe yokken başlatılan 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinde tarihe yüz kızartıcı bir tablo olarak geçen yüksek yargıçların davet edildikleri brifinglerde generalleri cübbeleriyle ayakta çılgınca alkışlamasının gereği olarak yapılan hukuk katliamını dikkate alarak yargı reformunu desteklemek durumundadırlar.

Referandumda EVET için Millî Görüşçülerin bir nedeni

MİLİTAN DARBECİ YARGI

Referanduma sunulan TBMM’nin yaptığı 1982 Anayasasında değişiklik paketine “EVET” oyu isteyenler genellikle 12 Eylül darbe anayasası vurgusu yaparak kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Belki referandum oylamasının yapılacağı 12 Eylül 2010 Gününün 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 30.yıldönümüne rastlamasının bunda büyük etkisi vardır ve anlayışla karşılanıp hoş görülebilir. Amaç sandıktan “EVET” oyu çıkarmaksa -tasvip edersiniz ya da etmezsiniz- bu tür demagojilere, eskilerin diliyle mugalatalara demokrasilerde her zaman başvurulur.

Ancak 30 yıl öncesine gidip 12 Eylül 1980 askeri darbesini öne çıkarırken; ona göre daha yakın geçmişte yapılan, gerçekçi bir nedeni, gerekçesi ve hiç gereği de yokken tamamen ideolojik, indi mülahazalarla yapılan 28 Şubat post modern darbesini görmezden gelip hiç dile getirmemek hakkaniyet, samimiyet, dürüstlükle ve demokratlıkla bağdaşmaz.

Kaldı ki 12 Eylül 1980 askeri darbesi ülkeyi ekonomik krizden, siyasi kaostan, toplumsal çöküntüden çıkarıp kurtarırken; 28 Şubat 1997 post modern darbesi tam aksine sorunlarını hızla çözen, büyük atılımlar gerçekleştiren, asayişi berkemal, her tarafı sütliman, güllük gülistanlık bir Türkiye’yi ekonomik krize, siyasi kaosa, toplumsal istikrarsızlığa ve çöküşe doğru sürükledi.

12 Eylül 1980 öncesi ülkede korkunç bir anarşi vardı ve adeta kan gövdeyi götürüyordu. Günde 20 kişinin öldürüldüğü, onlarcasının yaralandığı anarşi, terör ortamında üniversiteler, hatta orta öğretim okulları eğitim yapılamaz, can güvenliği olmadığı için sokaklar çıkılamaz hale gelmişti.

Sağ-sol kutuplaşması üzerinden siyaset yapan partiler sıkça iktidar-muhalefet olarak yer değiştirirken şiddetin katlanarak tırmandığı… Ekonomik sorunların her geçen gün ağırlaşıp her şeyde başlayan yokluk, kıtlık, kuyruk ve karaborsanın hayatı yaşanmaz kılıp dayanılmaz hale getirdiği… Anarşi ve terörün kitlesel olaylara dönüşüp devletin güvenlik güçlerinin giremediği kurtarılmış bölgelerin yaygınlaştığı… Korku, endişe ve kâbus dolu karanlık günlerin toplumun ufuklarını karartıp hiçbir kurtuluş yolu ve umudunun kalmadığı… Ülkenin uçurumun kenarına getirilip bırakıldığı… O korkunç felaket günlerinde herkesin askeri müdahale için davetiyede bulunup darbe çağrısı yaptığı… Bir dehşetengiz konjonktürde 12 Eylül 1980 askeri darbesi adeta bir ulusal mutabakat sonucu yapılmıştı.

Oysa 28 Şubat 1997 sürecinde tamamen suni gündemlerle, uyduruk gerekçelerle, hiç yoktan türetilen vehim ve korkularla, zorlamalarla, dayatmalarla, dezenformasyonlarla, uydurma haberlerle, manipülasyonlarla, hayali senaryolarla, sanal potansiyel irtica tehdit ve tehlike paranoyalarıyla kamuoyu baskı altına alınarak gerçekleştirildi… Bütün amaç Erbakan’ın siyaset dışına itilmesi ve Millî Görüş hareketinin Ecevit’in ifadesi ile kökünün kazınıp yok edilmesiydi.

12 Eylül 1980 sonrası süreçte ve halen de darbeye karşı çıkan birçok siyasetçi, gazeteci, yazar, sendikacı, sivil toplum örgütü mensubu kişiler; daha önce askere müdahale için çağrılarda bulundu, darbe yaptığında da güzellemeler düzdü. Gazete arşivleri bütün bunların tanıklarıdır.

Ne yazık ki bugünkü genç kuşaklar bütün bunları bilmiyorlar. Her şey yanlı olarak kasıtlı çarpıtılarak yalan yanlış yazılıp çizildiği, anlatıldığı için okuyarak da doğruları öğrenme olasılıkları pek yok. Her konjonktür değiştikçe yeni konumuna uygun bir şekilde geçmişin herkesçe farklı anlatıldığı ülkemizde ne yazık ki yeni nesiller geçmiş dönemleri doğru öğrenme ve algılama şansına sahip olamamaktadırlar.

Dahası, olaylar yaşanırken ve gelişme halinde iken bile yanlı bakılıp ideolojik yaklaşıldığı, her türlü çarpıtma ve dezenformasyon yapıldığı, objektif yansıtılmadığı için izleyenler sağlıklı ve kirletilmemiş bilgilere ulaşamamakta, doğru kanaatlere varamamaktadırlar.

Bu yüzden geçmiş dönem olayları şöyle dursun yakın zaman içinde yaşanan, hatta halen yaşanmakta olan olaylar bile mecrasından saptırılarak, çarpıtılarak yansıtılmakta, algı yönetimi ile başka türlü gösterilebilmektedir.

Örneğin 27 Nisan muhtırasının mahiyeti, asıl amacı ne idi; bilinmiyor. Askeri muhtıraya o güne kadar benzeri görülmemiş bir sertlikte sıcağı sıcağına cevap veren hükümet yetkilileri daha sonra o metni ben kendim bizzat kaleme aldım diyen Genelkurmay Başkanını, daha öncekilere hiç yapılmayan bir jestle emekliliği sırasında zırhlı bir lüks Audi ile neden ödüllendirdiler; bilinmiyor.

Dahası halen devam etmekte olan Ergenekon Davasında gerçekte neler oluyor; Genelkurmay Başkanlığı emekli kuvvet komutanlarının, ordu komutanlarının, onlarca paşanın, düzinelerle muvazzaf generalin ve subayın yargılandığı bu davanın neresindedir; bilinmiyor.

İşte at izinin it izine karıştığı tam bir karambol ortamında yürütülen anayasa değişikliğine ilişkin referandum kampanyasında kimin niçin nerde durduğunu, gerçekte ne dediğini, ne yapmaya çalıştığını da anlayabilene aşk olsun.

12 Eylül darbesinin en budaklı kazığını yiyen MHP neden o darbenin anayasasını koruma ve kollamaya kendini adıyor; bilinmiyor.

Siyasi çizgisindeki partileri en çok kapatılan BDP’nin parti kapatılmasını zorlaştıran madde değişikliğine neden en ufak bir katkı yapmak istemediği bilinmiyor. Sürekli PKK teröründen nemalandığı suçlamalarına muhatap olan MHP’nin BDP ile aynı safta yer alıp Başbakan Erdoğan’a neden son derece keyifli bir referandum kampanyası yürütmeyi bahşettiği bilinmiyor.

CHP’nin çiçeği burnunda Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun neden referandum oylamasını Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı destekleyenler ve karşı çıkanlar ayırımına dönüştürme ve AKP’nin hak etmediği bir başarıya sahip kılma gayretine düştüğü bilinmiyor.

Hoş, başkaları referanduma niçin EVET ya da HAYIR dediklerini açıklamakta büyük sıkıntılar yaşasalar da bütün bu keşmekeşe rağmen Millî Görüşçülerin neden EVET için çalışmalarının çok kolay anlatılabilir ve anlaşılabilir haklı bir gerekçeleri var. Bu gerekçe 12 Eylül 1980 darbe anayasasından daha çok 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecindeki uygulamalardır.

Millî Görüşçüler, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı Başbakanı Erbakan’a ve kurduğu 54. Hükümete karşı ortada hiçbir neden ve haklı gerekçe yokken başlatılan 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinde tarihe yüz kızartıcı bir tablo olarak geçen yüksek yargıçların davet edildikleri brifinglerde generalleri cübbeleriyle ayakta çılgınca alkışlamasının gereği olarak yapılan hukuk katliamını dikkate alarak yargı reformunu desteklemek durumundadırlar.

Denilebilir ki yapılan anayasa değişikliği paketi abartıldığı gibi bir yargı reformu içermiyor. Doğrudur, bazı yüksek yargı organlarına ilişkin sadece kısmi değişiklikler var, reform niteliğinde herhangi bir düzenleme söz konusu değildir. Ancak mevcut kemikleşmiş kadroların ve yürürlükteki kast sisteminin çözülmesine yol açacağı için yargı reformunun önündeki fiziki engeller önemli ölçüde bertaraf edilip yolu açılıyor.

Yapanların ve destekçilerinin koyduğu ismiyle 28 Şubat post modern darbe sürecinde talimatla hareket etmekten yüksünmeyip asla zül duymayan yüksek yargının kurumsal olarak en büyük hukuk katliamı niteliğindeki tarihe mal olan uygulaması; hiç kuşkusuz ki işbirlikçi medyanın kayıp trilyon diye söz ettiği Refah Partisi hazine yardımına ilişkin davadır.

Neresinden tutulsa dökülen, nasıl bakılırsa bakılsın mantığı, nasıl yaklaşılırsa yaklaşılsın izahı olmayan bu, kadı Karakuşi’nin pabucunu dama atan Refah Partisi Hazine Yardımı Davası ne yazık ki mahiyeti kamuoyunda çok az bilinen bir siyasi davadır.

Çünkü Erbakan ve Millî Görüş söz konusu olduğunda daima büyük bir kinle, öfkeyle, otomatik harekete geçen hile rejimi ve köle düzeni savunucusu çevreler yürüttükleri karalama kampanyalarıyla, dezenformasyonlarla gerçekleri alabildiğine çarpıtıp kamuoyunu yanıltmışlardır. Her zaman Erbakan ve Millî Görüş’e yönelik saldırgan bir tutum sergileyen malum medyanın da büyük çabası sonucu yapılan hukuk skandalları kamuoyuna çok farklı şekilde yansıtılıp örtbas edilmiştir.

Her şeyden önce bir kere daha evvel Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılan Refah Partisi hakkında kapatma kararı verilmiş, bütün malları hazineye devredilmiş, başta Erbakan birçok mensubu milletvekillikleri düşürülerek siyasi yasaklı konuma getirilmiş ve dava dosyası da kapatılmış bulunuyordu.

Erbakan yasaklılık süresi sona erip Millî Görüş’ün 5. Partisi Saadet’in başına geçerken; dava dosyası kapatılmış bulunan Refah Partisi hakkında hiç olmayacak şekilde yeniden bir dava açılmıştır.

Bir siyasi parti olarak hesaplarına bakılması, yargılanması spesifik olarak münhasıran Anayasa Mahkemesi’ne ait olan Refah Partisi’ne yapılmış bulunan hazine yardımının harcanmasına ilişkin incelemelerin, davası sonuçlanıp dosyası kapatılmış olmasına rağmen yeniden ve üstelik asla yetkili olmayan bir sıradan ağır ceza mahkemesinde açılıp görülmesi kadı Karakuşi’nin bile yüzünü kızartacak bir saçmalıktır.

Yapılan hukuk katliamı bununla da sınırlı kalmayıp planlanan amacı doğrultusundaki akıl almaz uygulamalarla sürdürülmüştür. Örneğin hazine yardımının harcanmasına ilişkin Refah Partisi teşkilatlarınca ibraz edilen senetler ve faturaların yer aldığı çuvalların ağzı açılıp bakılmamıştır bile.

Üstelik Erbakan ve Refah Partisi il başkanlarını ömür boyu siyasi yasaklı yapmak amacı ile baştan kararı verilmiş bir peşin hüküm ile -maksadına hizmet etmediği için- usulsüzlükten değil, gayeye uygun şekilde sahtecilik suçlaması ile yargılamışlardır.

Özellikle Genel Başkan olarak harcamalara ilişkin sorumluluğu olmayan ve dolayısıyla hiçbir yazılı belgede imzası bulunmayan Erbakan için hukuken sahtecilik fiilinin oluşması mümkün olmadığı halde sırf Saadet Partisi’nin başından uzaklaştırılıp bir daha geri dönmesin diye pervasız bu suçlama ile dava açılıp hükme bağlanmış ve gayeye ulaşılmıştır.

Erbakan’ı ömür boyu siyasi yasaklı hale getiren 2 küsur yıllık hapis cezası, rahatsızlığı ve ileri yaşı nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından özel afla ortadan kaldırılırken; iadesine karar verilen eski parayla bir trilyon liraya yakın hazine yardımı ise faizleri ile birlikte 13 trilyona baliğ olmuş durumdadır.

İlginçtir, Refah Partisi’nin senet ve fatura karşılığı yasalara uygun olarak harcanan trilyona yakın hazine yardımı için kayıp trilyon denilerek ağır siyasi ve mali cezalara gerekçe yapılmasına karşın; CHP’nin gerçekten kayıp olan yine trilyona yakın hazine yardımı herhangi yargısal bir sonuç doğurmamıştır. Yargının iki parti karşısında sergilediği bu korkunç çifte standartlı yaklaşım Erbakan ve Refah Partisi’ne yönelik yaptığı hukuk skandalına adamakıllı tüy dikmiştir.

Ancak bütün bu yargı skandallarından, hukuk katliamlarından ve işbirlikçi medyanın çanak tutmasından, dolayısıyla kamuoyunun duyarsızlığından daha da vahim olanı; başta Saadet Partisi yönetimi, Millî Görüş kuruluşları ile medyasının Erbakan’ı sahipsiz bırakması, hiç oralı bile olmayıp tamamen seyirci kalmasıdır…

Millî Görüş camiası bu kasıtlı ve bilinçli tutumu Saadet Partisi, Millî Görüş medyası ve yan kuruluşları yöneticilerinin cesaretsizliğine ya da vefasızlığına sayarak anlayışla karşıladı, çok fazla irdelemedi. Oysa Erbakan ve Millî Görüş karşıtları sadece hile rejimi ve köle düzeni savunucuları içerisinde var değildi; bizzat Millî Görüş partilerinde, medyasında ve yan kuruluşlarında da bu zihniyet alabildiğine örgütlenip yapılanmıştı.

Çünkü Erbakan Millî Görüş hareketini bağımsız, özgür ve gerçek bir demokrasinin yürürlükte olduğu bir Türkiye’de başlatmadı. Aksine tamamen dışa bağımlı, işbirlikçi, baskıcı bir diktanın kontrolündeki güdümlü bir demokrasinin özellikle Müslümanlara karşı olağanüstü duyarlı ve tepkili resmi kurumları, kuruluşları ve onlara rahmet okutan din düşmanı bir medyanın egemen olduğu bir ortamda Millî Görüş hareketini başlattı.

Erbakan’ın 40 yıllık destansı Millî Görüş mücadelesi sayesinde Türkiye’nin bugün geldiği bağımsız, özgürlükçü ve demokrat noktaya bakarak geçmişte de böyle olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Değilse, Erbakan’ın 4 tane partisi sudan bahanelerle neden art arda kapatıldı? Erbakan neden defalarca siyasi yasaklı hale getirilerek siyaset yapabildiği süreden fazla siyasi engelli olarak çalışmak zorunda bırakıldı? Erbakan neden sonunda ömür boyu siyasi yasaklı yapılarak Millî Görüş’ün 5. Partisi Saadet’in başından uzaklaştırıldı? Bütün bunlar sürekli, sistematik bir Erbakan ve Millî Görüş düşmanlığının açık göstergeleridir.

Erbakan kendi ifadesi ile Batı işbirlikçisi hile rejimi ve köle düzeni yönetimi tarafından sürekli engellendiği içindir ki mücadelesini sürdürebilmek adına ister-istemez hep birtakım tavizler vermek zorunda kalıyordu.

Erbakan bu tavizler nedeniyle Millî Görüş partilerinde, medyasında ve yan kuruluşlarında bazı işbirlikçi ajan unsurlara yer vermek zorundaydı. Bu işbirlikçi ajanlar hiçbir zaman şişedeki gibi durmadılar. Millî Görüş partilerinin, medyasının ve yan kuruluşlarının örgütlenmelerinde, yapılanmalarında, kadrolaşmalarında bu işbirlikçi ajanlar ağırlıklı olarak hep söz sahibi oldular. Çünkü hep arkalarında hile rejimi ve köle düzeni yöneticileri vardı.

Hile rejimi ve köle düzeni yönetimlerinin Millî Görüş hareketine yalnızca dışarıdan müdahale edip içeriden hiçbir faaliyet yürütmediğini düşünmek kadar saflık olmaz.

Bugüne kadar ülke yönetimi işbirlikçi unsurların elinden kurtarılamadığı içindir ki Erbakan Millî Görüş partilerini, medyasını ve yan kuruluşlarını işbirlikçi ajanlardan temizleyemedi. Şimdiye kadar Millî Görüş partilerinde, medyasında ve yan kuruluşlarında sürekli yaşanan ayrılıkçı fitneler, kopmalar hep bu işbirlikçi ajan unsurların hain çalışmaları nedeniyle gerçekleşti.

Millî Görüş’ün 40 yıllık geçmişi içerisinde partilerinde 3 büyük ayrılık fitnesi yaşandı ve her defasında en büyük parçası koptu. 1.sinde MSP’nin ilk Genel Sekreteri Gündüz Sevilgen büyük kongrede ikinci liste çıkardı ve o süreçte 48 milletvekilinin 25’i yani büyük kısmı koptu gitti.

2.sinde Korkut Özal büyük kongrede ikinci liste çıkardı ve ayrılık bir daha girdi Millî Görüş içine. 12 Eylül askeri darbesi sonrasında Korkut Özal yasaklı olduğu için MSP İzmir adayı ağabeyi Turgut Özal ile birlikte ANAP’ı kurarak yine çok büyük parçayı kopardılar. Refah Partisi ilk seçimde MSP’nin yaklaşık % 13 oyunun ancak %3’ünü alabildi.

3.sünde ise Recep Tayip Erdoğan ve arkadaşları karşı aday ve liste çıkardılar. Bu kez de 28 Şubat sürecinde AKP’yi kurup iktidar oldular ve Saadet Partisi ancak Refah Partisi’nin %22 olan oyunun %2,5’unu alabildi.

Bütün bu süreçler atlatılırken elbette ki Türkiye’deki hile rejimi ve köle düzeni de giderek değişti ve Millî Görüş’ün yetiştirdiği kadrolarının etkisine girdi. Açıkçası hile rejimi ve köle düzeni yönetimi de her zaman milletin büyük desteğine mazhar olan Millî Görüş partilerini yok etmek için büyük tavizler vermek zorunda kalıyordu.

Nitekim bugün gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakanı, Merkez Bankası Başkanı, birçok Bakan ve üst düzey bürokratı Erbakan’ın rahle-i tedrisinden geçmiş olan kimselerdir.

Elbette ki Türkiye Cumhuriyeti bu ölçüde hile rejimi ve köle düzeni unsurlarından kurtulabildiyse, bağımsız, özgür ve milli devlet olma yolunda bu kadar mesafe alabildiyse; artık Millî Görüş’ün 5. Partisi Saadet’in de içindeki işbirlikçi ajanlardan temizlenmesinin vakti gelmiş olmalı.

Bugün Saadet Partisi’nin başında bin bir hile ve desise ile genel başkan yapılmış bulunan bir Sabetayist vardır. Bunu oraya getiren etkin bir Sabetayist şebeke de halen Saadet Partisi’nde, medyasında ve yan kuruluşlarında bulunuyor.

İşte bu yüzdendir ki sözde kayıp trilyon davası nedeniyle bugüne kadar Erbakan hiç mi hiç savunulmadı. Tam aksine bu işbirlikçi unsurlar ellerini ovuşturup Erbakan’ın yıpratılmasını, itibarsızlaştırılmasını ve milletin gözünden düşürülmesini dört gözle beklediler. Amaçları Erbakan ve Millî Görüş’ün ocağına incir ağacı dikip tüm mirasını ele geçirmek ve Siyonizm’in hizmetine sokmaktı.

…Ve şimdi artık Saadet Partisi teşkilatı bizzat Erbakan’ın çağrısı üzerine yeni bir olağanüstü büyük kongre toplamak üzere gerekli sayıda dilekçeyi noter aracığıyla vermiş durumdadır. Yapılacak olağanüstü büyük kongrede Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve ekibi tasfiye edilerek Millî Görüş’e samimiyetle inanan Erbakan’a bağlı bir heyet göreve getirilecektir inşaallah.

Göreve gelecek olan yeni yönetim bu referandum kampanyasında özellikle uyduruk kayıp trilyon davası nedeniyle yapılan hukuk katliamlarını işleyerek bugüne kadar gizli-saklı bırakılan gerçekleri kamuoyuna güçlü şekilde yansıtmak durumundadır.

Anayasa değişikliği paketindeki yargı reformuna kapı aralayacak olan maddelerin millete anlatılması ve yüksek oranda EVET oyunun sandığa yansıması için güçlü bir kampanyanın yürütülmesi gerekir. Çünkü yüksek oranda çıkacak olan EVET oyu köklü bir yargı reformu için destek ve gerekçe yapılacaktır.

İktidarın lider kadrosu her ne kadar Millî Görüş kökenli olmaları nedeniyle köklü bir yargı reformuna sıcak bakıyor olsalar da AKP üst yönetiminde ve parlamento grubunda çok fazla sayıda hile rejimi ve köle düzeni mensubu ve statüko yanlısı güçlü ve etkin kişiler var.

Bugün AKP üst düzey mensupları arasındaki mevcut ünlü sosyal demokrat unsurlar CHP’dekilerden daha fazladır. AKP içinde önemli yerler işgal eden Sabetayist unsurlar da CHP ve MHP’dekilerden asla az değildir. AKP içindeki DP kökenliler de DP’dekilerden çok daha fazladır.

Dolayısıyla AKP’nin statükodan yana bu güçlü ve etkin unsurların inisiyatifine girmemesi için referandumda çok yüksek oranda EVET oyu çıkması gerekir. Ayrıca AKP içindeki bu kadrolar gelecekte Türkiye’nin ırkçı emperyalizm karşısında bağımsız ve özgür olmasının önünde büyük bir handikap oluşturmaktadırlar.

Bu yüzden AKP iktidarı yıpranıp doğal ömrünü doldurmadan Saadet Partisi’nin kendi içinde bir temizlik başlatıp Millî Görüş istikametinde oluşturacağı iç dinamiklerle hızla iktidara koşması gerekir. Bu da işbirlikçi kadroların tasfiye edilerek Millî Görüşçü kadroların ikamesi ile mümkündür.

Büyük temennimiz Erbakan’ın bizzat el koyduğu olağanüstü büyük kongre sürecinin başarı ile sonuçlanıp Türkiye’nin yönetimi ile paralel şekilde Saadet Partisi’nin de statükocu unsurlardan arındırılıp Yeniden Büyük Türkiye idealine bağlı Millî Görüşçü kadrolara teslim edilmesidir.

Türkiye bağımsızlık, özgürlük, demokrasi ve insan hakları doğrultusunda dev adımlarla ilerlerken, İslam ülkeleri ile yakın ilişkiler geliştirip ırkçı emperyalizm ile arasına mesafe koyarken; Millî Görüş’ün asıl temsilcisi Saadet Partisi’nin eski Adalet Partisi kadrolarına ve zihniyetine bırakılması olacak şey değildir.

Numan Kurtulmuş ve aile çevresi, Masonik hinterlanda ait Aydınlar Ocağı ve İlim Yayma Cemiyeti içinde hep yer almış, hiçbir zaman Millî Görüş ile bağdaşmayan statükocu unsurlarla içli dışlı olmuştur. Nitekim malum medyanın Saadet Partisi 26 Ekim 2008 Büyük Kongresi öncesinde Erbakan’ın baba dostu diye lanse ettikleri Numan Kurtulmuş; köprüyü geçip genel başkan seçildikten sonra şunları söylemekten çekinmedi:

Erbakan merhum babam Dr. Niyazi Kurtulmuş’un Millî Selamet Partisi’nden Trabzon milletvekili adayı olmasını istedi, bütün ısrarlara rağmen kabul etmedi!

 Numan Kurtulmuş’un kendisinden sitayişle söz edip büyük bağlılık gösterdiği isimlerden olan müteveffa Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu da hiçbir zaman Millî Görüş partilerine sıcak bakmadı. Aksine İslami kesimlerin Erbakan ve Millî Selamet Partisi’nden koparılıp Süleyman Demirel ve eski Adalet Partisi’ne yakınlaşmaları için büyük ve sinsi gayretler sarf etti.

Erbakan, Millî Görüşçülerin bilinçlenme sürecini tamamlayabilmeleri için en son tecrübeyi de kendilerine yaşatıyor diye düşünüyoruz. Bugüne kadar Millî Görüş partilerinden birçok kopuşlar yaşandı, camiamız sıkça ayrılıklarla sarsıldı, bu yüzden buna karşı şerbetlenmiş durumdaydı.

Şimdi ise Millî Görüş hareketinin içeriden ele geçirilmesi girişimine muhatap olduk. Bu vartayı da atladığımızda artık dâhili ihanetler konusunda da önemli bir tecrübe edinerek şerbetlenmiş, bağışıklık kazanmış olacağız.

Unutmayalım ki hak-batıl mücadelesinin insanlık tarihi kadar derin bir geçmişi var. Batılı temsil eden Yahudi’nin ise 5 bin küsurluk bir tarihi var. Her iki cephede de tecrübe konuşuyor!

Erbakan 40 yıl önce SAĞ-SOL yok, HAK-BATIL var derken alay ediliyordu. Çünkü o zaman Türkiye’de hemen herkes ya sağcı idi ya solcu. Bu ayırım akla ziyan gibi geliyordu herkese.

Erbakan’ın ünlü nüktelerinden biri de konuya ilişkin olarak şöyleydi:

“Yahudi, demokrasiyi yazı-tura oyununa çevirmiş. Parayı havaya atıyor tura geliyor seçimi Adalet Partisi kazanıyor ve Yahudi iktidar oluyor. Yazı geliyor CHP seçimi kazanıyor yine Yahudi iktidar oluyor. Biz bu parayı dik tutturacağız, dik!”

Evet, gerçekten Erbakan bir mucize gerçekleştirerek parayı dik tutturdu! Çünkü sağ-sol ayırımı bitti artık yok; onun yerine millî-gayri millî ayırımı var. Bu da hak-batıl ayırımı demektir. Çünkü aslında millî İslami, gayri milli gayri İslami demektir. Millet din demektir, ulus değil!

Evet, nerden nereye! Erbakan 40 yılda Türkiye’yi yeniden Müslümanlaştırdı ama pek kimse bunun farkında bile değil!

 

2670 defa okundu...
Ahmet       militan darbeci yargı   29 Temmuz 2010 Perşembe 15:23
Türkiyedeki KÖLE VE HİLE REJİMİnin sahtekarlığını açığa çkaran MİLLİ GÖRÜŞ HAREKATI HAKKI üstün tutan ilahi bir harekatdır bu harekata karşı mücadele eden inkarcı topluluk yüce ALLAHIN yardımıyla bozguna uğramıştır Ergenekon yapılanması bu inkarcı topluluktur MİLLİ GÖRÜŞ HAREKATI Dünya siyasetini etkiliyerek SİYONİZM DECCAL Düzenine kök söktürmektedir dünyadaki ekonomik kriz bunun işaretidir ilahi adeletden kaçış yoktur inşallah TÜRKİYE bu inkarcı topluluktan kurtulaçaktır yüce ALLAH müminlerin inkarcılarla olan mücadelelerinde müminleri desteklemiş ve galip etmiştir zafer inananlarındır
yusuf ayyıldız       BU GÜÇ KARŞISINDA SAYGIYLA EĞİLMEK...   28 Temmuz 2010 Çarşamba 12:47
Erbakan'ın başlattığı Milli Devrim artık zaferle sonuçlanıp nihayetine ulaşmasına az kaldı.Sabetayist Yahudi unsurlar nasıl hile ve entrika ile ülkenin bütün kurum ve kuruluşlarını oluşturup kilit noktalarda yer aldılarsa; Erbakan de tam bir kısasa kısas anlayışı ile rövanş alarak benzeri hile ve entrikalarla Türkiye’yi tekrar onların elinden alıp dizginlerini elinde tutarak yönetmektedir. Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş hareketinin amacı tam olarak, bu sürecin rövanşını alıp Selçuklu ve Osmanlı’nın devamı niteliğinde, İslam’ı çağın idrakine sunan Adil Düzen temelinde, Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde ve İslam Birliği öncülüğünde Yeni Bir Dünya kurmaktır.Bu süreçte tek sorun,SP'dir.Sabetayist olduğu tescillenen birinin,Milli Görüş'ün 40.yılının kutlandığı şu dönemde Genel Başkan olmasıyla başlayan gergin süreç,son yapılan kongre ile tavan yapmıştır.Yıllardır El-Aziz'in söylediği gerçeklerde birbir ortaya çıkınca Milli Görüş'cü kardeşlerimize verilen narkozda etkisini yitirmiştir.Taban açısından sabır,metanet ve şuur ile atlatılması gereken bu süreç,malesef karşı tarafın manüpilasyonlarıyla Milli Görüş'cüler üzerinde olumsuz yöne doğru istikamet almıştır.Son yapılan olaylı kongrenin ardından bu kara bulutlar ,önünde saygıyla eğilmesi gereken üstün siyasi gücün etkisiyle dağılmış, bu olumsuz görünen sonucu kendi lehine çevirmiştir.Üstün siyasi deha kaşısında elleri kolları bağlanan bu Sabetayist unsurlardan artık kurtulmanında vakti gelmiştir.Milli Görüş'cülerin bu süreçte dik durmaları,saflarını Erbakan ve Milli Görüş'ten yana belirlemeleri,geçmişteki bu ve benzeri sıkıntıları tecrübe edinerek daha şuurlu davranmaları zorunludur.Artık bu davanın,zevzek takımlarıyla uğraşacak vakti yoktur.
mesud akgül       MİLLETİ YARGILAYAN YARGIYI ,MİLLETİN YARGILAMA VAK   28 Temmuz 2010 Çarşamba 10:31
Ülkemizde hakimiyet mücadelesi veren iki Derin Devletin varlığı artık bir realite olarak kabul görmektedir. Birincisi kökeni Tanzimata dayanan Sabetayist Oligarşinin hakimiyetinde ki Kirli Derin Devlet,ikincisi ise Erbakan tarafından yönetilen Tanzimatın rövanşını almaya çalışan, Selçuklu-Osmanlı misyonunun çağdaş versiyonu Adil Düzeni bütün Dünyaya hakim kılıp Yeni Bir Dünya kurmak amacında ki Milli Derin Devlet.Bu iki derin yapılanmanın Ülkemizin siyasetinde,sermayesinde,yargısında,medyasında,sivil ve askeri bürokrasisinde,istihbaratında,sivil toplum kuruluşlarında, birbirleri ile kıyasıya mücadele eden kadroları vardır.Ancak çoğu zaman bu kadroların hangi derin örgütlenmeye çalıştığını anlamak imkansızlaşmaktadır.Çünkü iki Derin Devlette ellerindeki iletişim imkanlarını kullanarak karşı tarafın adamlarını manipüle edip kendi menfaatleri çerçevesinde kullanmaktadır.Hatta bu iki derin gücün çatışmasında kimin kime çalıştığı,kimin hangi tarafın adamı olduğu bazen çok girift ve karmaşık bir hal almaktadır.Öyle ki bu iki derin gücün çatışmasında görevli bir çok insan farkında olmadan karşıt yapılanmaya ,bağlı bulunduğu derin örgütlenmeye çalıştığı zannıyla hizmet etmektedir. Ülkemizde ki bu karmaşık ve girift derin örgütlenmenin en fazla yaşandığı yer ise Yargıda ki iktidar mücadelesinde yaşanmaktadır.Öncelikle Milli Görüşün Aziz Lideri Erbakan’ın 40 yıl kutlamalarında ki sözlerini tekrar hatırlatmakta fayda var.”Biz istense de istenmese de bu ülkede 40 yıldır fiilen iktidardayız.Şimdi sıra Hukuki iktidara geldi.” 12 Eylül yönetiminin Lideri Kenan Evrenin Konya da yaptığı konuşmasında” Biz bu tencereyi zor temizledik. Bu tencereyi kirletenlere bir daha teslim etmeyeceğiz” açıklamasından sonra, yıllardır çok şiddetli 12 Eylül düşmanlığı yapan Sabetayist Oligarşi mensuplarının, AKP Hükümetinin yapmak istediği kısmi Anayasa değişikliklerine normal şartlarda destek olmaları gerekmektedir. Ancak ellerinde ki medya imkanlarını kullanarak çok şiddetli bir şekilde düşmanlık ve muhalefet etmekte oldukları da aşikar bir durum. Peki bu karışıklığın sebebi nedir? Aslında ortada bir karışıklık falan yok.12 Eylüle hangi nedenlerle düşmanlık ettilerse şimdi de Sabetayist Oligarşi mensupları aynı nedenlerle Anayasa değişikliklerine muhalefet ediyorlar.12 Eylüle Erbakan’la işbirliğine gittikleri için düşmanlık edenler, Anayasa değişikliklerinin arkasında da Erbakan olduğu için , Milli Görüşün Hukuki iktidarına zemin hazırlayacağını bildikleri için düşmanlık etmektedirler.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com