Karakter Boyutu A A A
TERÖR BASTIRIYOR
04 Ağustos 2010 Çarşamba 23:59

Türkiyenin hızlı yükselişi karşısında İsrail en etkili araç olarak bölücü terör örgütü PKKyı taşeron olarak kullanmaktadır.

Türkiye İsrail’i uluslar arası arenada sıkıştırdıkça

TERÖR BASTIRIYOR

Türkiye dolaylı Suriye-İsrail görüşmelerine arabuluculuk ederken anlaşmanın artık imza aşamasına geldiği bir sırada sürpriz şekilde ansızın Gazze’ye yapılan kanlı baskınla 1500’den fazla çoğu kadın, çocuk sivil insan öldürülmüş, tüm dünyada soğuk duş etkisi yapan olay üzerine tersine işleyen bir süreç başlamıştı.

Başbakan Erdoğan, dönemin İsrail Başbakanı Olmert’in bir gün önce Türkiye’de olmasına ve kendisi ile uzun bir görüşme yapmasına rağmen habersizce böyle bir dehşet kanlı baskının yapılmasını asıl Türkiye’ye karşı bir saygısızlık ve kasıtlı şekilde küçük düşürme amaçlı operasyon olarak niteleyip ardı arkası gelmeyen çok sert tepkiler vermişti.

İsrail’in güvenilmez bir ülke olduğunu, barış istemediğini, yayılmacı emeller taşıdığını, bölge barışı için büyük bir tehlike ve tehdit oluşturduğunu her platformda anlatarak İslam Âleminde heyecan uyandıran İsrail karşıtı bir söylem geliştirip tırmandırdı.

Başbakan Erdoğan’ın bu İsrail karşıtı söyleminin ve tepkisinin hiç kuşkusuz ki zirve yaptığı an Davos Platformunda İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in yüzüne karşı dünyanın izlediği canlı televizyon programında hakaret dolu ağır sözlerle yüklenmesi oldu.

Uğradığı bu beklenmedik hakaretlere rağmen Türkiye’den özür dilemek durumunda kalan İsrail Cumhurbaşkanı Peres olayın hararetini soğutma ve ilişkileri yumuşatma çabaları sergiledi. Ancak Başbakan Erdoğan kendi şahsında Türkiye’yi küçük düşüren ve bölge barışına darbe vuran kanlı Gazze baskınını, İsrail ise Cumhurbaşkanına yapılan ağır hakaretleri unutacak gibi değildi.

Nitekim Türkiye’nin Tel-Aviv Büyükelçisi İsrail Dışişleri Bakan yardımcısı tarafından davet edilip alçak bir koltuğa oturtulurken özellikle düzenlenen tertibe gazetecilerin dikkati çekilerek kasıtlı yapıldığına vurgu yapıldı.

Türkiye ile İsrail arasında yeni bir krize yol açan bu olaydan sonra ilişkiler daha da gerildi ve karşılıklı olumsuz yeni adımlar atıldı. İsrail ile yapılan askeri tatbikatlar iptal edilerek inadına Suriye ile sınır tatbikatları yapıldı.

Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihinde hiç olmadığı kadar geren olay ise İHH liderliğinde uluslar arası bir yardım filosu Gazze’ye insani yardım götürürken Mavi Marmara adlı gemiye uluslar arası sularda baskın düzenlenip 9 kişinin öldürülmesi, onlarcasının yaralanması ve el konulmasıydı. Başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm dünyada büyük heyecan uyandıran olay uzun süre dünya gündemini işgal etti ve büyük yankılara yol açtı.

Ayrıca İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı kanlı baskından 3 saatlik bir aradan sonra PKK da ilk kez Türkiye’nin bir deniz üssünü vurarak İskenderun’da askerlerimize büyük kayıplar verdirdi. Ardından da şiddeti ve saldırı eylemlerini tırmandırmaya başlayan PKK kanlı terörünü hala aralıksız sürdürüyor.

Başbakan Erdoğan PKK’yı bu süreçte yaptığı eylemler nedeniyle taşeron örgüt diye niteleyerek üstü kapalı İsrail adına terör yapmakla suçladı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise İsrail’in Mavi Marmara baskını ile PKK’nın İskenderun Deniz Üssüne saldırısının birkaç saat arayla art arda gerçekleşmesinin bir tesadüf olamayacağına dikkat çekerek daha açık konuştu.

Çiçeği burnundaki yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da PKK’nın bir ilk olarak İskenderun Deniz Üssüne yaptığı saldırının Mavi Marmara Gemisine yapılan kanlı baskından hemen sonraya rastlamasının oldukça ilginç olduğuna dikkat çekti.

Birçok strateji uzmanı da İskenderun’un Gazze gibi Akdeniz’in doğu kıyısı üzerinde ortak bir çizgide bulunmasına dikkat çekerek ve olayın PKK’nın terör geçmişinde bir ilk olduğunun altını çizerek İsrail ile bağlantısı ve yüklenmek istenen mesaj üzerinde çeşitli değerlendirmeler yaptı.

Sonuçta resmi ağızlardan resmen açıkça ifade edilmese de bölücü PKK terörünün İsrail ile bağlantısı üzerinde birçok yorumlar yapılarak kamuoyuna zımnen yansıtılarak toplumun şuuraltına yerleştirildi. Elbette ki böyle bir iddianın resmen dile getirilmesi savaş açmayı gerektirdiği için kaçınıldı.

 Mavi Marmara baskını üzerine en üst düzeyde yükselen resmi tepkiler giderek azalıp olay küllenmeye yüz tutarken; buna karşın uluslar arası platformlarda ve diplomatik sahada Türkiye pres uygulayıp İsrail’i köşeye sıkıştırmayı sürdürdü.

İsrail’in özür dilemesini, öldürdüğü vatandaşlarının ailelerine tazminat ve yol açtığı zarar-ziyanın ödemesini, Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılmasını ısrarla isteyen Türkiye bunlardan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini her vesile ile tekrarladı, halen de tekrarlıyor.

Türkiye bazı çevrelerin iddia edip beklediği gibi İsrail’e yönelik bu taleplerine karşı henüz uluslar arası tepkilere ve yaptırımlara muhatap olmuş değildir. Siyonistlerin kontrolündeki dünya medyası ve içimizdeki İsraillilerin ısrarla ifade ettikleri gibi İsrail karşısındaki tutumu nedeniyle ne ABD ne de Avrupa Birliği Türkiye’ye yönelik belirgin bir olumsuz tavır sergilemedi.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletlerdeki etkinliği de sekteye uğramadan devam ediyor. Türkiye’nin bu karşı konulmaz yükselişi karşısında İsrail ve işbirlikçileri tam bir panik içerisinde şaşkınları oynamaktadır.

İsrail Türkiye’nin eski Türkiye ve de herhangi bir ülke olmadığını tüm dünya ile birlikte her geçen gün daha iyi anlıyor. Bu yüzden karizmayı çizdirmeden geri adım atmanın yollarını arıyor. Şu haber bu gerçekliğin bir yansıması olarak fevkalade önemlidir:

 “Mavi Marmara gemi baskını için uluslararası komisyon kurulmasına karşı çıkan İsrail, Türkiye'nin ısrarlı tutumu karşısında geri adım attı ve BM'ye ‘prensipte evet’ dedi.

İsrail, Mavi Marmara baskınını araştırmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) tarafından bir komisyon kurulmasına razı olduğu açıklandı. Komisyona başkanlık yapması beklenen isim ve hangi ülkelerden temsilciler olacağı da belli oldu.

 İsrail Ordu Radyosu'nun haberine göre Savunma Bakanı Ehud Barak, New York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'la yaptığı görüşmede böyle bir komisyonun kurulmasına prensipte 'evet' dedi.

Başkanlığını Yeni Zelanda eski Başbakanı Geoffrey Palmer'in yapması beklenen komisyonda ABD, BM, Türkiye ve İsrail'den temsilciler görev alacak.

İsrail'in kendi kurduğu komisyon ise Mavi Marmara baskınıyla ilgili çalışmasını geçtiğimiz günlerde tamamlamıştı. Raporda gemiye çıkarma yapan İsrail ordusuna bağlı özel birliklerin kusurlu olduğu belirtilmişti.
AKTİF HABER”

Türkiye ile ilişkilerinin daha fazla bozulup ileri merhalelere varmadan bu minvalde devam etmesi halinde bile dayanılmaz sıkıntılara düşecek olan yine İsrail’dir. Türkiye ise İsrail ile ilişkileri ne kadar düşük düzeye inse aksine o kadar kârlı çıkacaktır. Bu sadece Arap ülkelerinde yükselen itibarı ve sempatisi nedeniyle değil; sadece İsrail yararına işleyen ikili ilişkilerin kesilmesinin Türkiye için olumlu sonuçlara yol açacak olması nedeniyledir de.

İşbirlikçi unsurlar ve yapılanmalar nedeniyle Türkiye İsrail ilişkileri adeta birleşik kap gibidir. Her türlü istihbarattan tutun da teknolojik transferlere kadar Türkiye’nin tüm imkânları bu sayede İsrail’e peşkeş çekilmektedir.

Özellikle savunma teknolojisi sahasında zannedildiğinin aksine Türkiye İsrail’den çok daha ileri noktalardadır. Başta Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki unsurlar olmak üzere İsrail işbirlikçisi yapılanmalar yüzünden Türkiye’nin her sahada elde ettiği başarılı çalışmalar İsrail’den saklı tutulamamaktadır. Zaten İsrail dünyada teknoloji hırsızlığı ve bilgi sızdırma yöntemleri ile bugünkü imkânlara sahip olmuştur.

İsrail ile ilişkilerinin bozulması ve kötüleşmenin giderek tüm sahalara yayılıp derinleşmesi Türkiye’nin her bakımdan büyük yararınadır. İsrail ise Türkiye’den her sahada hem büyük yararlar elde etmektedir, hem de bölgede rakip bir ülke olması nedeniyle Türkiye’nin her türlü yararı kendisi için gocunma nedenidir.

Esasen üzerinde Büyük İsrail’in kurulacağı Nil ile Fırat arasındaki arzımevud topraklarının bir kısmı Türkiye sınırları içerisindedir. Güneydoğu bölgesi ve Kıbrıs arzımevudun parçaları olarak nitelenmektedir.

Önce Birinci Körfez Savaşı sırasında güney sınırlarımıza yakın konuşlandırılan Çekiç Güç Erbakan Başbakanlığındaki 54. Hükümetin kararlılığı sonucu bölgeden uzaklaştırıldı. Arkasından da Çekiç Güç’ün konuşlandırılmasındaki asıl amaç olan Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içindeki Büyük İsrail planı Türkiye’nin diplomatik atakları ile sonuçsuz kaldı.

Türkiye’nin BOP eş başkanlığına getirilmesi de tam aksine bu dosyanın rafa kaldırılmasına yol açtı. Aynı zamanda Türkiye’nin eş başkanlığını yürütmekte olduğu Medeniyetler İttifakı Projesi de özellikle Büyük Ortadoğu Projesini işlemez hale getirdi.

Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi İslam Ülkelerinin İsrail’in güvenliği esas alınarak yeniden yapılanmasını öngören bir planın ürünüdür. Medeniyetler İttifakı Projesi ise Türkiye’nin Batı Medeniyeti karşısında İslam Medeniyetini temsil etmesini esas alan bir barış ve işbirliği planının adıdır.

Bazı çevreler kasıtlı şekilde her ikisini de bir birinin tamamlayıcısı ve Siyonizm tarafından hazırlanan projeler olarak takdim etseler de gerçek öyle değildir. Nitekim Medeniyetler İttifakı Projesi gündeme gelince Büyük Ortadoğu Projesi dünya gündeminden çıkarıldı. Medeniyetler İttifakı konusunda en ısrarlı olan ve başı çeken ülke Türkiye olmasına karşın Batı Dünyası ve içimizdeki İsraillilerin çok soğuk baktıkları açıkça gözlemlenen bir husustur.

Türkiye’nin yükselen bir ekonomi, etkin bir diplomasi ve büyük bir askeri varlık olarak bölgesinin lideri ve bir dünya gücü haline gelmesi İsrail’i kelimenin tam anlamıyla çıldırtmaktadır. Kendi varlığı ve bölge üzerindeki emelleri için büyük bir tehdit ve tehlike olarak gördüğü Türkiye’nin bu hızlı yükselişi karşısında İsrail en etkili araç olarak bölücü terör örgütü PKK’yı taşeron olarak kullanmaktadır.

 PKK aslında geçmiş yıllarda CİA ve MOSSAD ile birlikte iç içe çalışan MİT tarafından 12 Eylül öncesi SAĞ-SOL anarşisinin sona erdirilmesi ve ardından başlatılan ASALA Ermeni terörünün de amaca hizmet etmediğinin görülmesi üzerine bir bölücü terör örgütü olarak kuruldu.

Bugüne kadar İsrail tarafından sevk ve idare edilen PKK Avrupa Birliği ülkelerinden ve ABD’den sürekli doğrudan ya da dolaylı mali, istihbari, lojistik ve siyasi destek aldı. Ancak bölücü terör örgütü PKK’nın kökünün kazınmamasının tek nedeni gördüğü bu uluslar arası destekler değildi. İsrail’in Türkiye içerisindeki bir uzantısı olan devlet içerisindeki Ergenekon yapılanmasının da PKK’ya çok yönlü destekler sağladığı bugün artık çeşitli olaylarla kanıtlınmış bulunuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri, yüksek yargı, üniversiteler, sermaye, medya, siyaset ve sivil toplum örgütleri içerisinde derin bir yapılanmaya ve geniş bir hinterlanda sahip olan İsrail ilk önce adeta MOSSAD ile iç içe çalışan MİT’ten ayıklandı. Birbirinden bağımsız farklı birtakım istihbarat birimleri oluşturulup istihbarat tekeli kırılan MİT nihayet kontrol altına alınarak ülkenin milli çıkarlarına hizmet eder hale getirildi.

Şu ilginç haber bu gerçekliği bütün açıklığıyla net olarak ortaya koymuyor mu?

“Türkiye'de en önemli kurumların başına 'Beyaz Türkleri' görmeye alışmış İsrail 'Kara Türkler' onlara rezerv olan makamlara gelince hep aynı tavır... Önceleri irticacı yaftası takıyorlardı şimdi İrancı...

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı’na getirilen Hakan Fidan’dan rahatsız olduklarını söyledi. Barak, İsrail Ordu Radyosu’na yaptığı açıklamada ‘Türkiye dost bir ülke, aynı zamanda stratejik müttefikimiz. Ancak geçen haftalarda gizli servisin başına İran destekçisi bir kişinin atanması bizi endişelendiriyor’ dedi.
             Savunma Bakanı, ‘bu atamanın gizli bilgilere İranlıların ulaşmasına neden olabileceğini’ öne sürdü. İsrail’in saygın gazetesi Haaretz de 7 Haziran’da yayınladığı haberde Fidan’ın atanmasının İsrail’de kaygı yarattığını ve ‘İran’ı savunan, İsrail-Türkiye ilişkilerinde bilinçli değişiminin gerçekleşmesine katkıda bulunan bir kişi olduğuna’ inanıldığını yazmıştı.
                Haaretz haberinde şu ifadeleri kullanmıştı: ‘İsrail savunma kurumları ve özellikle MOSSAD’ın, Türkiye’nin ulusal istihbarat örgütü (MİT) ile bağları olan dış ilişkileri bölümü, bu atamanın Türkiye’nin İsrail ve İran ile ilişkileri açısından sonuçlarından endişeli. Fidan Başbakan Tayyip Erdoğan’a çok yakın bir isim. İsrail güvenlik kaynakları, Mavi Marmara olayının, Fidan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Erdoğan tarafından organize edilen, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bilinçli bir değişimi yansıdığına inanıyorlar.
               Fidan’ın atanması, Erdoğan’ın, hem dış hem de savunma politikası açısından Türk istihbarat toplumunun bazı sivil elemanları ve İslamcı partinin gücüne ana bir tehdit olarak algılanan üst düzey askeri kadroları üzerindeki kontrolünü güçlendirmeye katkıda bulunacak. Fidan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla birlikte Türkiye, Brezilya ve İran arasındaki uranyum takası anlaşmasını da formüle etti’ diye yazdı.
Kaynak: Vatan”

Nicedir, gerçek anlamda milli bilinç ve karakter kazandırılarak güçlendirilip etkin duruma getirilen istihbarat örgütleri ülkedeki bütün kurum ve kuruluşlar içerisindeki İsrail uzantısı her türlü yapılanmaları izlemeye alarak karıştıkları suçları tespit edip yargı önüne çıkarıyorlar. İstihbarat birimlerinin Emniyete aktardığı bilgilere dayanılarak yapılan sayısız operasyon sonucu bugün mahkemeler, ceza ve tutuk evleri örgütsel suçlularla dolup taşıyor.

Bu sürecin sonunda bütün dünyanın hayretle izleyip merakla neticesini beklemekte olduğu Ergenekon Davasına ilişkin soruşturmalar, tutuklamalar ve yargılamalar devam etmektedir. Emekli birçok Kuvvet ve ordu komutanı, muvazzaf general ve subay olarak yüzlerce TSK mensubunun yargılandığı Ergenekon Davasında eski YÖK başkanları, üniversite rektörleri, gazeteciler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları temsilcileri de sanık konumunda bulunuyor.

Milli istihbarat ekseninde yürütülen Ergenekon Davası bağlamında sürdürülen mücadelede başta yargı, siyaset, medya ve örgütlü toplum kesimleri bölünmüş durumdadırlar. Ancak sınır tanımayan milli istihbarat birimlerinin her gün ortaya çıkarıp kamuoyunun gözleri önüne serdiği çarpıcı belge ve bilgiler Ergenekon Davası savunucularını giderek dayanılmaz şekilde zor durumda bırakmaktadır. Bu da zamanın Ergenekon destekçisi İsrail yanlısı kesimin kum saatindeki gibi aleyhine işlemesine yol açmakta ve düne kadar ülkenin hâkim gücü konumundaki kesimler hızla marjinalleşmektedir.

Millî istihbaratın art arda medyaya ve internet sitelerine servis ettiği bilgi ve belgeler Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde PKK bölücü terör örgütü ile birlikte hareket eden üst düzey unsurların varlığını da çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir.

Bugüne kadar PKK tarafından güvenlik güçlerine yönelik gerçekleştirilen birçok kanlı baskının TSK içindeki işbirlikçiler desteğinde gerçekleştirildiğini gösteren bilgiler ve belgeler medya üzerinden kamuoyuna yansıtıldı.

En son olarak da bu Ağustos’ta görev süresi dolmakta olan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un oğlunun PKK davasında yargılanan bir gençle birlikte çektirdiği gayet samimi ve candan pozların istihbarat tarafından medyaya verilmesi ülke gündeminde yer alıp tartışmalara yol açarak kamuoyunda büyük heyecana ve tedirginliğe neden oldu.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un oğlunun PKK’lı sanık ile verdiği candan pozların, Star Televizyonu anchormani bir Sabetayist olan Uğur Dündar’a verdiği röportajda Emniyeti suçlaması üzerine misilleme olarak kamuoyuna yansıtılması da manidar bulundu.

Emniyetin elinde 3 yıldan beri bulunduğu bildirilen bu fotoğrafların Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un girişimleri sonucu kamuoyuna yansıtılmadığı da ortaya çıktı. İster istemez bu fotoğrafların Genelkurmay Başkanlığı süresince Org. Başbuğ’a şantaj olarak kullanılıp kullanılmadığı sorusu da akıllara gelmektedir.

Daha önce de Org. İlker Başbuğ’un Kudüs’teki ağlama duvarı önünde dua ederken ve fanatik Yahudilerle samimi pozlar verirken çekilmiş fotoğrafları medya üzerinden kamuoyuna yansıtılmıştı.

Mavi Marmara Gemisine yapılan kanlı baskın ve ardından da İskenderun Deniz Üssüne yapılan PKK saldırısı sırasında İsrail-Türkiye ilişkilerinin tamamen koptuğu bir sırada Genelkurmay Başkanı Eşkenazi’nin mevkidaşı Başbuğ ile teklifsiz bir telefon konuşması yaptığının resmi Genelkurmay sitesinde duyurulması da herkesin aklını karıştırmıştı.

Ve nihayet haklarında mahkemece tutuklama kararı çıkarılan muvazzaf subayların orduevlerinde saklanıp teslim olmamaları ve himaye edilmeleri, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un onların durumuna ilişkin Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile görüşmeler yaptığının medyada yer alması son derece tedirgin edici olmuştur.

Ergenekon Davasına ilişkin sanıklar hakkında bugüne kadar pek çok çelişkili ve tartışmalı yaklaşım sergilemiş bulunan İlker Başbuğ’un bağımsız yargıya müdahale olarak algılanabilecek bu son tutumunun da Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal olarak itibarını gölgelemesi söz konusudur.

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından suça bulaşmış olanların sivil mahkemelerde yargılanmasını ve yüksek yargı organlarının mevcut ideolojik yapılanmalarının ıslah edilmesini de öngören anayasa değişikliği paketi için referandum sürecinin yaşandığı ülkede bu tür gelişmeler EVET oylarını arttıracak şekilde tetikleyecek niteliktedir.

Yüce Milletimiz Ergenekon Davası nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının içine düştükleri durumu ibretle izlerken Genelkurmay Başkanlığının çok açık ve net olmayan tutumunu da tasvip etmemektedir.

Bu yüzden Türk Silahlı Kuvvetlerinin darbe yapma yetenek ve imkânlarını ortadan kaldırmaya, yüksek yargı organlarının da darbelere çanak tutan, siyasal iktidarlara ayak bağı olan ideolojik saplantılardan kurtarılmasına yönelik maddelerin referandumda EVET oylarını, statükodan beslenen imtiyazlı çevrelerin tüm yaygaralarına rağmen olumlu etkileyeceği beklenmektedir.

Her geçen gün Türkiye’nin kontrolünden çıktığını gören İsrail, içerideki yapılanmasına ait her türlü unsurları seferber ederek PKK ile işbirliği içerisinde bir direniş sergilemektedir. Ancak Türkiye’de giderek azalan ve etkisi stratejik önemini yitiren İsrail işbirlikçisi yapılanmalar yükselen milli şuur karşısında ortaya çıkmaktan çok yeniden kamufle olmaya yönelmektedirler.

Buna karşın istihbarat birimleri geçmişteki faaliyetleri de dâhil her türlü suç örgütünü ve destekçilerini belgeleriyle medya aracılığıyla kamuoyunda sergilemektedir. Ne var ki Türkiye’yi bağımsız, özgür ve milli çıkarlarını gözeten bir ülke konumuna getiren milli istihbarat unsurlarının İsrail’in dikkatinden kaçmadığı görülüyor.

İsrail’in tek umudu haline gelen bölücü terör örgütü PKK’nın anayasa değişikliğine ilişkin referandum sonrasında ordu içerisindeki destekçilerinin yargı önüne çıkarılması ile tasfiye sürecine sokulacağı beklenmektedir. Çünkü bugüne kadar kaç kez bitirilme noktasına getirilmişse yeniden canlandırılan PKK’nın bu kabiliyete MİT ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki İsrail işbirlikçisi unsurlardan aldığı destek sayesinde sahip olduğu düşünülmektedir.

Türkiye küresel krize rağmen güçlenen ekonomisi, etkin diplomasisi, üstün teknolojiye sahip güçlü ordusu ve her türlü gizli suç örgütünün korkulu rüyası haline gelen milli istihbarat birimleri sayesinde iç ve dış düşmanlarını dize getirmektedir.

Türkiye’nin bölgedeki tek rakibi İsrail ise bu gidişi durdurmak için can havlıyla her yola başvurmakta, PKK ve diğer işbirlikçi yapılanmalarını hareket geçirmek için her türlü çılgınlığı göze alabileceği izlenimini vermektedir. Ama bu nafile çırpınışlardan bir sonuç çıkmaz. Çünkü zamanın ruhu Türkiye’yi yeniden büyük ve lider bir ülke yapmaya meyyaldir.

Geçen 19. ve 20. yüzyıllar Siyonizm’in yükseldiği yüzyıllardı. Siyonistler milletimizden dünya liderliğini aldılar. Ama artık 21.yüzyıl yeniden bu emanetin sahibine iade edildiği bir yüzyıl olacaktır.

Bütün bunlar rastgele ve kendiliğinden oluyor değildir. Her şey ezeli takdir içerisinde 14 asır önceden bildirildiği gibi gerçekleşmektedir. Önce DECCALİYET yeryüzüne hâkim oldu; şimdi de MEHDİYET hâkim oluyor.

Siyonizm insanlığa üst üste iki cihan savaşı yaşatarak tarihin en büyük acı ve ıstıraplarını yaşattı. Erbakan ise insanlığa barış ve huzur dolu bir saadet asrı armağan etmek üzere tüm gücü ile mücadelesini sürdürüyor. Tüm çabası Adil Düzen’in hâkim olduğu herkesin hakkını eksiksiz aldığı Yeni Bir Dünya için.

Bu, Yüce Yaratıcının bütün peygamberler aracılığıyla duyurduğu en büyük vaadidir.

O her şeye gücü yeten ve vaadinden dönmeyendir.

Sayı: 617

 

1951 defa okundu...
Ahmet       terör   07 Ağustos 2010 Cumartesi 15:24
Türkiye cumhuriyetini kuran sabetayistler çok mükemmel şekilde kendilerini gizleyerek bu ülke üzerinde filimlerini çevirmişlerdir ülkeyi yahudice yönetmişlerdir ülkede aç işsiz yoksul sahtekarlık dolandırıcılık fuhuş köşe dönmecilik rant faiz din istismarcılığı hertürlü hile ülkeyi yöneten yahudi zihniyetinin ürünüdür kurmuş oldukları siyasi partilerle ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemiştirler ülkenin tüm kurumlarını ele geçirerek her türlü haksızlığı hukukszluğu yapmışlardır bölücü örgütü pkk sabetayist derin devlet tarafında kurulmuş ve hertürlü destek verilmiştir bu ülkenin saf gariban insanlarını büyük israil hayali üzerne kullanmışlardır Türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bu ülkenin toprağından suyundan havasından hertürlü nimetinden faydalanan bu ülke üzerinden kazanç elde eden bu vatan haini ve insanlık düşmanlarını Yüce ALLAH kahrı perişan etsin yüce TÜRK MİLLETİ önünde ergenekon derin devleti mensupları yargılanıp tüm yetkileri elinden alınıp vatan haini ve insanlık düşmanı ilan edilmelidirler
yusuf ayyıldız       DECCALIN ÇIRPINIŞLARI...   04 Ağustos 2010 Çarşamba 21:23
Ahir zaman alametlerinde bahsedilen Deccal,bugünki Siyonizm'i ifade etmektedir.Efendimiz S.A.V bir hadiste,Deccal'ın,bir gününün bir sene gibi olacağını ve yeryüzünde de 40 gün(sene)duracağını buyurmuştur.Ahir zamanı yaşadığımız ve 2010 senesinde olduğumuz şu günlerde 40 sene geriye dönüp baktığımız zaman tarih;1969-1970 lere tekabul ediyorki;buda Erbakan Hoca'nın 1969 Konya'dan bağımsız milletvekili seçilip kurtuluş hareketinin başladığı tarihi gösterir.Yani Deccal'ı ifade eden Siyonizm'le-Mehdi Erbakan arasındaki bu mücadele 40 yıldır sürmektedir.Milli Görüş Hareketide 40.yılını doldurmuştur.Bir takım önemli etkinliklerle kutlanmıştır.Günümüzde yaşadığımız bu önemli ve küresel olaylar,hep Siyonist-İsrail'in alehine işlemekte,ve kaçınılmaz sonunu hızlandırmaktadır.Çırpındıkça batan ,dünya kamuoyunun bile dışlamak zorunda kaldığı İsrail, Türkiye'nin bölgede ve dünyada lider konumuna gelmesini bir türlü içine sindirememiş,manşette de belirtildiği gibi,son zamanlarda hep yanlış tuşa basıp,kaçınılmaz sonunu hızlandırmıştır.Erbakan gibi bir gücün karşısında ne kadar dayanabilirsin..?,veya ne kadar direnebilirsin ki..?Teslim olup geldiğin yere tekrar gitmekten başka çaren varmı?Sen Siyonist-Yahudi'sin...Bıçak kemiğe dayanınca ölümü göz önüne alabilecekmisin?Zannetmeki bu yaptıkların yanına kar kalacak...Karşı koymaya çalıştığın güç,seni elbette en zayıf noktandan vuracak...Bir kere nüfusunun tamamını dünyanın çeşitli yerlerine kaymakam atasan yetmez...O halde daha ne çırpınıyorsun...Yukarıdaki yorumcu arkadaşında ifade ettiği gibi GEBERECEKSİN...
mesud akgül       MESELE BASİT,GEBERECEKSİN.   04 Ağustos 2010 Çarşamba 09:14
Milli Gazetenin 1996 yılında okuyucularına dağıtmış olduğu Atlas'da ,Dünyada var olan Devletlerin isimleri ve bayrakları arasında İsrail yoktu.Erbakan hiç bir zaman İsraili bir devlet olarak kabul edip tanımadı.Erbakan özel sohbetlerinde İsraille ilgili" bizim İsraile yapabileceğimiz en büyük iyilik,hangi topraklardan gelip Filistine yerleştilerse o topraklara geri dönmelerine müsaade etmektir.Gemilerde bizden" açıklamasını yapmıştı.Erbakan "Yahudi hangi yol ve yöntemlerle Osmanlıyı yıktıysa bizde aynı yol ve yöntemlerle İsraili ve Dünya Siyonizmini yıkacağız" diyordu.Dünya Siyonizmi ,Saraya ve Orduya sızmış,derin devlet şeklinde organize olmuş olan Sabetayist yapılanmanın kadrolarını kullanarak Osmanlıya ihanet ettirmiş ve gereksiz savaşlara sokarak Osmanlıyı hem ekonomik hem de askeri olarak çökertmiştir.Büyük Devletleri ve İmparatorlukları yıkmak için savaşmak zorunda bırakma yöntemi tarih boyunca uygulanmış olan ve Yahudinin gelenekselleştirdiği bir savaş yöntemidir.Önce Balkan savaşları,sonra Osmanlı-Rus savaşı ve en sonunda da 1.Dünya savaşında 30 cephede savaşmak zorunda bırakılan Osmanlı yıkılıp dağıtılmıştır.Osmanlının yıkılmasından sonra Dünyanın efendiliğini yüce Milletimizden alan Dünya Siyonizmi,1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde yapılan 1.Dünya Siyonist kongresinde alınan kararalar gereği ilk 50 yılda Filistin de İsrail Devletini kurmak için iki tane Dünya savaşı çıkarmış ve 1.Yalta konferansında Dünyayı Kapitalizm Batı Bloğu-Komünizm Doğu Bloğu olarak iki kutba ayırmıştı.1948 yılında kurulan BM'nin aldığı ilk karar da İsraili bağımsız Devlet olarak tanımak olmuştu.Erbakan kurmuş olduğu MSP ile 1974 ve 78 arasında Ülkenin yönetimine ortak olunca ,Türkiye de Sağ-Sol siyaset şablonunu bozmuş,Türkiye'yi İKÖ 'ya üye yaparak etkin hale getirmiş ve Dünya Siyonizmini manipüle ederek Dünyada da kurulu olan Batı-Doğu bloğunu da işleyemez hale getirmişti.Erbakan SSCB 'yi Afganistan savaşına mecbur bırakıp Pakistan üzerinden Afganistanlı Mücahitlere sağladığı destekle Komünist bloğu çökertmeyi başarmıştı.Dünya Siyonizmi bunun üzerine ABD önderliğinde tek kutuplu Yeni Bir Dünya Düzenine geçmek zorunda kaldı.Afganistan savaşı ile SSCB'yi bir karton gibi yırtıp parçalayan Erbakan ,2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları üzerinden takrar Dünya Siyonizmini manipüle edip ABD'yi Irak ve Afganistan savaşına mecbur bıraktı.Irak ve Afganistan işgali ile ABD hem askeri hem de Ekonomik olarak çökmüş durumdadır.Erbakan "Yahudi Osmanlıyı nasıl yıktıysa bizde aynı yol ve yöntemlerle Yahudiyi yıkacağız" vaadini gerçekleştirmiş ve Afganistan-Irak savaşları ile SSCB ve ABD yi yıkmıştır.Erbakan Siyonizmi bir Timsaha benzetirken alt çeneyi SSCB,üst çeneyi ABD ,gövdeyi ise İsrail ve Siyonizm olarak anlatırdı.Timsahın iki çenesinde de bulunan dişleri teker teker söken Erbakan için Timsahın Gövdesi olan Siyonizm ve İsraili parçalamak artık çok daha kolaydır.1897 'de İsviçre’nin Basel kentinde gerçekleştirilen Dünya Siyonist Kongresinin yapıldığı aynı salonda ,Erbakanın tam 100 yıl sonra 1997 yılında İslam Birliği toplantısını yaptığı zaman Siyonizm ve İsrailin sonu zaten ilan edilmiş oluyordu.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com