Asrın En Büyük Lideri Erbakan-1
İsmail OKUTAN-HABERDEM
(Tarihin ölü toprağını yeşerten bu
büyük mücadeleyi saygıyla selamlıyorum.)
Çağımızın
müceddidi, mürşidi kâmili, bu zamanın kutbu azamı Erbakan’dır. Erbakan’ı
tanımak, anlamak devasa şifadır. Bu çağda yaşayıp da Erbakan’ı anlamamak, onun
peşinden gitmemek en büyük talihsizliktir. Erbakan kimlerle mücadele etmedi ki?
Siyonistlerle, taklitçiklerle, yerli işbirlikçilerle, kale içinde kalan
kalıntılarla, gizli- açık, uzak- yakın tüm düşmanlarla savaşmaya ömrünü adadı.
Osmanlının çözülüşü ile yeni Cumhuriyetin kuruluşu arasındaki geçiş
döneminde milletimiz tarihin balkonunda adeta mısır koçanı gibi asılı kalmıştı.
Bu acılar, elemler, bunalımlar, buhranlar döneminde kendi içinde sıkışıp kalmış,
adeta bir akıl tutulmasına yakalanmıştı. Derin ihanetlerin, sürgünlerin,
bozgunların, medeniyet kırılmalarının yaşandığı bu dönemde milletimiz tüm
dinamiklerini kaybetmişti. Bir medeniyet presinden geçirilerek ezilmiş,
silinmiş kendine olan güvenini kaybetmişti. Tarih yolculuğunda son derece
alaboralı bir fırtına dönemi geçirmişti. Bu dönemde yapılan inkılâplar,
yenilikler, idam ve sürgünlere varan baskılarla bu çileli dönemde ne yapacağını
da bilmeyecek çaresiz bir duruma düşmüştü. Bir sabah uyandıklarında eski ile
yeniyi, dün ile bugünü birbirine bağlayan köprülerin atıldığını görmüşlerdi.
Gece âlim olarak yatanlar sabah cahil olarak uyanmışlardı. Eskiden kutsal
sayılan, çok önem verilen değerlerin önemi kalmamıştı. Temel kavramlar,
kurumlar, sistemler, düşünüşler artık kökten değiştirilmişti. Kendi ruh
kökünden koparılmaya çalışmıştı.
Milletimizin yaşayış ve düşünüşünde köklü değişiklikler yaşanmıştı.
Çaresiz kalan Müslümanlar baskıcı sisteme muhalif gördükleri hareketlere
sarılmışlardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile başlayan bu macera zamanla
Müslümanların üzerinde oynanan oyunlara sahne oldu. Müslümanların kendilerine
ait bağımsız bir hareketleri yoktu. İşbirlikçi partilerin iktidarlarında
yıllarca ustaca oyunlarla Müslümanlar bloke edildi. Sağ-sol çatışmalarının
aslında ABD’in NATO içinde kurduğu Gladio’nun Türkiye’deki merkezi tarafından
yönlendirildiğini fark etmemizi sağlayan yegâne Lider Muhterem Erbakan’dı.
Bugünkü bilgilerimize o zaman sahip olmamız mümkün değildi. Bu ferasetsizlik
diğer kesimlerin aldanışına kaynaklık etmişti.
Bir
takım alacakaranlık uşakları aydın sıfatıyla Müslümanlara yön verip masonlara
koltuk değneği yapıyordu. İlk defa Erbakan Hoca’nın öncülüğündeki Milli Görüş
Hareketi siyaset sahnesine çıkıncaya kadar bu karanlık dönem hüküm sürdü.
Cumhuriyet tarihimizde İlk defa Erbakan Hoca bir cephe açtı ve “Müslümanlar
buraya” diyerek herkesi çağırdı. Başta M. Zahit KOTKU olmak üzere o dönemin
önde gelen tüm âlim ve kanaat önderlerinin istişaresi sonucu ittifakla bu görev
genç Mühendis Erbakan’a verilmişti. Onun ibadet aşkıyla yaptığı çalışmalar
sonucu Müslümanlar Masonların partilerine muhtaç olmayacak bir açılım elde
ettiler.
Erbakan Hoca; yönünü Batıya çeviren, kendi medeniyet
çizgisinden uzaklaşan Cumhuriyetimizin yönünü yeniden Medeniyetimize çevirmek
istiyordu. Osmanlıyla Cumhuriyet arasında atılan köprüleri yeniden kuruyordu.
O’nun çabalarıyla kazanılan Kıbrıs savaşıyla yeniden Osmanlı ruhu dirilmiş
oluyordu. 1974 Milli Görüş hükümet ortağıydı ve onların zorlamasıyla, askerler
geri adım atılmayacağı konusunda ikna edildikten sonra Harekât başlatılmış ve
ABD'nin, Avrupa’nın tüm ambargolarına rağmen zafer elde edilmiştir. Bu zafer
Viyana kuşatmasından sonra hep toprak kaybederek küçülen Milletimizin kazandığı
ilk toprak parçasıdır. İlk fetih hareketidir. İlk genişleme hareketidir. Bu da
Osmanlı ruhuna sahip olan Muhterem Erbakan Hocaya nasip olmuştur. Bu konudaki
tartışmaları Ecevit ölmeden önce Aksiyon Dergisine verdiği röportajında; “MSP
kanadı olmasaydı Kıbrıs Barış Hareketini yapamazdık” diyerek kendisi
bitirmiştir. Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Ancak padişahlara nasip olan
fetih hareketi Erbakan‘a nasip olmuştur.
Bu çizgide
devam MNP, MSP, RP’nin hükümet ortağı olduğu dönemlerde Türkiye’ye büyük hizmetler
yapıldı. Bunların en başında ayağı çarıklı, kirli şapkasıyla, yırtık ve
yamalı elbisesiyle köyden şehre gelen, bir resmi daireye girip talebini dahi
dile getiremeyen insanımız Erbakan Hoca sayesinde siyaseti öğrendi, vekil oldu,
bakan oldu, genel müdür oldu, belediye başkanı oldu. Bu günkü hükümet erkânı ve
Cumhurbaşkanı da dâhil olmak üzere, yüzlerce, binlerce insanımız bu sayede
devlet kapısı gördü, koltuk gördü, makam gördü, bugün de onun rantını gördü.
Bir muhasebecinin elinden tutup belediye başkanı yaptı. Bir bankacının elinden
tutup bakan yaptı. Bir imamın elinden tutup Genel Müdür yaptı. Bir köylünün
elinden tutup vekil yaptı. Yüzlerce imam hatiplinin, Anadolu çocuğunun avukat,
hâkim, savcı öğretmen vs. olmalarının kapısını açtı. Ufak bakkal çalıştıran
yüzlerce köylü ve mahalle esnafımızın ufkunu açarak profesyonelce
çalışmalarını, helal servet sahibi olmalarının önünü açtı. Başsız, dağınık,
fakir, ufuksuz, şifahi kültüre sahip olan İslami kesimi bir araya toplayarak
medeni bir topluluk haline getirdi. Kendi güçlerinin farkına varmalarını
sağladı. Yeniden kendi medeniyet çizgilerine dönmelerini sağladı. Yatağından
çıkmış, nereye akacağını bilmeyen kayıp nehri yeniden doğal yatağına döndürdü.
Tarih yolculuğundaki Medeniyet yol ayrımında uyarı levhasını yerleştirerek
milletimizin doğru yöne gitmesini sağladı.
Hükümet ortağı olduğu dönemlerde yüzlerce fabrikanın kurulmasını öngören
planlar yapılarak Avrupa’nın, Amerika’nın sömürgesi, çöplüğü haline gelmemizin
önünde durdu. Milli Sanayi hamlesiyle ekonomimizin temel taşı olan, ülkemizin
her tarafına kurulan fabrikalarla bir taraftan binlerce vatan evladı iş, aş
sahibi olurken bir taraftan da ekonomik özgürlüğümüzü kazanıp sömürge ruhundan
kurtulmamızı sağlıyordu. Milli bir şahlanış başlıyordu böylece. Milleti
yenilmişlik psikolojisinden kurtarıyordu. Bilinenin aksine başkalarına muhtaç
olmadan kendi fabrikalarımızı kurabileceğimizi, ekonomik özgürlüğümüzü
kazanabileceğimizi ispatlanmış oluyordu. Kendimize güven duymamızı sağlıyordu.
Böylece tam bağımsız bir Türkiye’nin hayal olmadığını gösteriyordu.
Çanakkale’de iman gücümüzü geçip Anadolu’yu istila edemeyen Siyonizm,’’ bir milleti yok etmek
için askeri istilaya gerek yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden
uzaklaştırmak, ahlak ve maneviyat değerlerini yazlaştırmak, kültürünü
değiştirmek, ekonomisini zayıflatmak, borca esir etmek yeterlidir.’’ Diyerek
yöntem değiştirdi. İşte Erbakan Hoca, Siyonizm tehlikesini anlatan ilk ve tek
lider olarak ülkemizi bu tehlike konusunda uyarmıştır. İşte Siyonizm’le
mücadele edebilmenin yolu olarak da D8 İslam Birliği Projesini hayata geçirdi.
Yahudilerin 1897’de İsrail’i kurmak, Osmanlıyı yıkmak ve Müslümanları dağıtmak
için Basel’de toplantı yaptığı salonda yüz sene sonra Müslüman Topluluklar
kongresini gerçekleştirdi
Ne
zaman Milli Görüş iktidara geldiyse ülkenin her tarafında fabrikaların bacaları
tütmüş, istihdam sağlanmış, top yekûn bir yatırım seferberliği başlamıştır.
Yüzlerce dev hizmetle Türkiye 50 yıldan beri oyalandığı taklitçilik ve
montajdan kurtuluyordu. İşte bu hizmetleriyle; ‘‘Şimdi montaj devri kapanıyor,
şahsiyetli Milli Görüş devri başlıyor. Bugüne kadar taklitçilikte çok şey
kaybettik, şimdi taklitçilik devri kapanıyor, şahsiyetli Milli Görüş devri
başlıyor. Bürokrasi devri kapanıyor, dinamizm devri, hızlı kalkınma devri
başlıyor. Gericilik-ilericilik münakaşası devrini kapatıyoruz, ilericiler
inananlardır devrini başlatıyoruz’’ diyordu.
O.G.

































