Uzun zamandır bu konuyu işleyeceğim bir yazıyı yazmayı düşünüyordum,
kısmet bugüne imiş. Uzun zamandır derken, bu zamanın birkaç ay öncesine
ait olduğunu söyleyemem, bu uzun zaman, on-onbeş yıllık bir zaman
öncesine kadar gidiyor.
Evet, Erbakan’ın hakkını kolay kolay ödeyemeyiz.
Kim olarak ödeyemeyiz?
İslami hassasiyeti olan kitleler olarak ödeyemeyiz. Kendini bu kategoriye sokmayanlar için sözüm yok.
Kendini İslami camiadan hisseden herkes için bunu söylemek isterim.
Bu söylemim, içi boş ve sadece duygusal niyetlerden kaynaklanan bir söylem de değildir.
Akıllarda daha bir yer etsin diye, bunu maddeler halinde açıklamalıyım.
Bu maddelere göz atan her kes “adaletli bir tahlil” yaparsa,
söylediğimin haklılığını daha iyi anlar. Yok, eğer “adaletli tahlil”e
ihtiyaç duymayan veya “adalet duygularından” kendini soyutlamış olanlar
varsa, onlara bir şey diyemem.
Yani nefsi isteklerden arınmak ve eşyanın hakkını verebilmek için “adalet duygusunun” çok büyük önemi vardır.
Erbakan’ın hakkını neden ödeyemeyiz?
1. Çok eskilere, 1970’lere gidelim.
O yıllar, Türkiye’deki İslami kesimin miladı sayılır. Ondan önceki dönem
bugüne göre çok daha farklı idi. İslami kesim, küçük çaplı cemaatlere
dayanıyordu.Çok sınırlı sayıda İslami eser vardı ve bu eserler de net
İslam’ı tam olarak anlatamıyordu.
Okunan yazarlara baktığımızda:
Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Cevat Rıfat Atilhan, Eşref Edip
ve Nurettin Topçu gibi düşünürleri görüyorduk. Bu düşünürlerin
çoğunluğunda Türk-İslam anlayışı yaygındı. Anadoluculuk ağır basıyordu.
Bir sonraki dönemde de Kadir Mısıroğlu, Mustafa Müftüoğlu, Şule Yüksel,
gibi düşünürler gelmişlerdi. Dünya görüşleri, birinci gruptaki
düşünürlerden farklı değildi. Çünkü birinci grubun söylemleri ile
yetişmişlerdi.
Yukarıdaki düşünürlerin izinden giden ve onların gösterdikleri hedeflere
yürüyenler, ya komünizmle mücadele derneklerine giderler ve komünizmle
savaşmayı en büyük hedef olarak görürler, ya da sağcılık sıfatını
gururla taşırlardı.
Ahlak ve maneviyat sahibi olunur, dürüst vatandaşlık yapılır ve tilki politikacıların pekâlâ taşeronları olabilirlerdi.
Nitekim de “milli görüş” partilerine girmeyen çok sayıda cemaat, grup ve
kişisel Müslüman uzun yıllar sağ partilerin şakşakçılığını yapa
gelmişlerdir. Yanlışlıklarını da yarım asır geçtikten sonra
anlayabilmişlerdir. Ve hatta hala anlayamayanlar bulunmaktadır. Çünkü
“insanlar inandıkları gibi yaşamazlarsa, yaşadıkları gibi inanmaya
başlarlar…”
İzini takip ettikleri hareketlerin hatalarını bu yüzden hala anlayamamışlardır.
Eğer Erbakan çıkmasa ve Türk siyasi hayatına “Milli Görüş”
anlayışını getirmese idi, bugün kendim de dâhil olmak üzere, İslami
kesim bugünlere gelemez ve net düşüncelere sahip olamazlardı.
Bugün için “ahkâm kesmeyi” çok iyi beceren sayısız yazar ve düşünürümüz,
maalesef kendilerinin bu noktalara gelmelerinde en büyük pay sahibi
olan kişiyi insafsızca eleştirebilmekte ve yok saymaktadırlar.
Yazımın başında “Adalet Duygusu”nu işte bu yüzden altını çizerek not ettim.
Adalet duygusundan nasiplenmemiş çok sayıda entelektüelimiz, bugünkü
konumlarına gelmelerini sağlayan kişiye hiç de İslami ahlaka yakışmayan
tavırlarla eleştiriler yöneltebilmektedirler.
Ben burada Erbakan’ın savunuculuğunu yapmıyorum, zaten O’nun savunulmaya
ihtiyacı yoktur, yaptığım tek şey, O’nun hakkını hatırlatmaktır.
Günümüzdeki İslami entelektüellerin tamamı, geldikleri konumlarını O’na borçludurlar.
Ya direkt olarak O’ndan etkilenmişlerdir, ya da O’ndan etkilenenlerden etkilenmişlerdir.
Bu yüzden O’nun hakkını ödeyemezler.
Eğer Sayın Erbakan olmasa idi,
İslami düşünceye bağlı günümüz aydınlarının çoğu var olmazdı, bir kısmı
“şakirt”, bir kısmı sufi, bir kısmı milliyetçi, bir kısmı da sağcı
aydın olurlardı. Eğer bugün kendileri evrensel İslam’dan ve net
anlayıştan bahsedebiliyorlarsa, kendileri kabul etmeseler de bunu
Erbakan’a borçludurlar.
Zira Sayın Erbakan’dan önce Türkiye gerçeği, biraz dindar olan kitleler
için bu dört kategoriden ibaret idi. Bu konuyu tartışmak isteyen varsa
buyursun gelsin tartışalım.
İddia ediyor ve diyorum ki, Sayın Erbakan olmasa idi, bugün hepimiz
yukarıdaki dört gruptan birisinde olurduk. Ve taşımış olduğumuz
özgüvenin zerresine bile sahip olamazdık.
Bugün göbeklerini yukarı dikerek “ahkâm kesen” bir çok dostumuz, “adalet
duygularını yitirmiş” ve asli kaynaklarını inkâra kadar
gitmişlerdir.“Yiğidi öldür, ama hakkını inkar etme” olarak kültürümüze
girmiş söz, insanların adalet duygularına sahip olmaları gereğine işaret
etmektedir. Evet, yiğidi öldürelim ama hakkını hiçbir zaman inkâr
etmeyelim diyorum.
Bu tespitlerimi 68 kuşağı çok iyi anlar. Bu kuşak, eskiyi ve o dönemdeki
söylemlerini iyi hatırlarlarsa söylediklerimi daha iyi anlarlar. Ve
bugün, o eski söylemlerini söyleyenleri de var olduğunu, o söylemler
karşısında nasıl dudak büktüklerini de anlarlar. Ve bugün dudak
büktükleri söylemleri çok aştıklarını görürler.
Acaba bu tekâmülü kime borçludurlar?
Eğer Sayın Erbakan’a borçlu olmadıklarını sanıyorlarsa, o dudak
büktükleri söylemleri hala söyleyenlerin tekâmül gösteremediklerini
nasıl açıklayabilirler?
Sayın Erbakan iki kutuplu dünyada ortaya çıktı ve dünyanın iki
kutuptan ibaret olmadığını söyledi. O’ndan önce bunu Türkiye’de hiç
kimse söylememişti. Ve O’ndan önce bizler kendimizi sağcı sanıyorduk.
Bugün bile dünyanın hala iki kutuplu olduğunu, sağcılık ve solculuktan
ibaret olduğunu söyleyenler varsa ve bizim “ahkâmcı bilmişlerimiz de
kendini bu basit anlayışın dışında görerek bundan gurur duyuyorsa ve
bunu kendi “sivri zekâsı” ile başardığını sanıyorsa, “adalet
duygularını” yeniden gözden geçirmesi gerekir.
Bu tespitlerimi 68 kuşağı için söylüyorum.
Ondan sonra gelen kuşaklar ne söylemek istediğim tam olarak anlayamazlar.
Onlar da etkilendikleri “ağabey”lerine sorsunlar, bakalım ne cevap alacaklar?
O “çokbilmiş ağabeyleri” net anlayışa nasıl geldiklerini bakalım nasıl izah edecekler?
Eğer “adalet duyguları” hala varsa, tespitlerimi aktaracaklardır.
Bu konuya birkaç hafta devam edeceğim.
Bu yazımda “Erbakan’ın hakkını neden ödeyemeyiz?” sorusunun sadece birinci sebebi üzerinde durdum..
Rabbim nasip ederse başka sebeplere de önümüzdeki yazılarımda temas edeceğim.
Kalın sağlıcakla…
Ahmet Küçükağa / Ajans 5