Karakter Boyutu A A A
İSRAİL PARMAĞI MI?
11 Ağustos 2010 Çarşamba 23:56

MİT Müsteşarı atamasıyla bu kadar yakından ilgilenen bir İsrail YAŞtaki terfi ve atamalarla hiç ilgilenmez mi?..

Generallerin YAŞ direnişinin arka planında ne vardı;

İSRAİL PARMAĞI MI?

Son askeri şura toplantılarında kamuoyunda hararetli tartışmalara dolayısıyla da heyecan ve gerilime yol açan generallerle hükümet arasında uzlaşma sağlanamayıp Türk Silahlı Kuvvetleri üst komuta kademesinin şekillenmesine ilişkin atamalarının yapılmasında uzun bir süre yaşanan sıkıntıların, zorlukların birçok nedenleri, gerekçeleri üzerinde duruldu, irdelendi.

Ancak bu beklenmedik sıra dışı gelişmenin dış boyutu nedense hiç kamuoyu gündemine getirilmedi, dikkate alınmadı, göz ardı edildi, es geçildi. Bu tabii olarak mı böyle oldu; yoksa kasıtlı olarak sürpriz gelişmenin bu yönü gözlerden kaçırılıp tartıştırılmak istenmedi mi?

Oysa askeri şura toplantılarının yapıldığı günlere denk gelen Türkiye ile İsrail arasında MİT Müsteşarlığına Hakan Fidan’ın getirilmesine ilişkin yeni bir diplomatik kriz gündemde idi. Nedense İsrail’in MİT Müsteşarının atanması konusuna bu kadar yakından ilgilenmesi ile YAŞ kararlarındaki uyuşmazlık arasında bir ilinti kurulmadı, kurulmak istenmedi.

Saldırıya uğrayan İHH’nın Mavi Marmara Gemisinin İskenderun limanına getirilmesine ilişkin haberi verirken “baskında 9 Türk ölmüştü” şeklinde belirsiz bir ifade kullanıp İsrail askerlerinin silahla öldürdükleri unutturularak sanki havasızlıktan veya ezilerek öldükleri gibi bir intiba vermeye çalışan Siyonist işbirlikçisi medya elbette ki YAŞ ve sonrasındaki direnişin bu yönünü görmez.

Peki, emperyalizm denildiğinde, dış güçlerden söz edildiğinde mangalda kül bırakmayan sürü sepet kalem ve kelam erbabının “MİT Müsteşarı atamasıyla bu kadar yakından ilgilenen bir İsrail YAŞ’taki terfi ve atamalarla hiç ilgilenmez mi?” şeklinde bir basit mantık yürütmek dahi neden aklına gelmedi?

Generallerimiz, maşallah, Kara Kuvvetleri Komutanlığı gibi bir makamı bile elinin tersi ile itip emekliliğini isteyebilecek kadar feragat sahibi iken, Hükümetin göreve getirmek istediği kişiler de yine aynı eğitimle yetişip en üst rütbelere yükselmiş subaylar arasında belirlenip başka bir kurumdan getirilmeyeceklerine göre acaba bunca sıkıntı neden yaşandı; güçlük neden çıkarıldı?

…Ve generallerimiz hükümete karşı verdikleri şanlı direnişlerinde üst üste toplantılar, uzun uzadıya görüşmeler yapıp strateji belirlerken aba altında gösterdikleri sopanın arka planında darbe yapma seçeneği de masada var mıydı?

Olayları yüzeysel olarak değerlendiren bazı sığ görüşlüler “Türkiye’de artık darbe olması imkânsız, o günler geride kaldı” gibi temelsiz afakî söylemlerle kendilerini ve itibar edenlerini rahatlatmaya çalışsalar da acı gerçeklik o ki darbe olasılığı hiçbir şekilde henüz yok edilebilmiş değildir.

Ülkede hala askeri darbelere teşne yalnızca kendine demokrat bunca yandaş ve İsrail’in çıkarlarını Türkiye çıkarlarının önünde tutup pervasızca savunan bunca işbirlikçi varken darbe olmaz diyebilmek nasıl bir aymazlıktır, anlamak zor.

Geçmişteki askeri darbelerin başarılı olanların tamamının dışarıdan planlandığına ilişkin bilgi ve belgelerin işportaya düştüğü bu ülkede iç konjonktüre bakarak artık darbe filan yapılamaz diye ahkâm kesmenin özel bir anlamı ve kastı mahsusa ilişkin bir karşılığı yoksa zevzeklikten öte bir değeri olmaz.

CHP büyük kurultayına bir hafta kala rakipsiz tek aday olarak yeniden genel başkan seçilmeyi beklerken; muhatap olduğu uluslar arası boyutlu bir komplo ile elimine edilen Deniz Baykal uzun süredir devam eden suskunluğunu -ilginçtir- üst komuta kademesine ilişkin atamaların YAŞ’ ta karara bağlanıp sonuçlandırılamaması nedeniyle çıkan “kriz” üzerine bozdu.

Medyaya verdiği beyanatlarla karşı cepheden ateş etmesine rağmen imalı göndermeler ve noktasal atışlarla generallerin direnişini kırmaya yönelik son derece etkili altın vuruşlar yapan Deniz Baykal, Hükümetin elini güçlendirerek uzlaşma sağlanmasında en etkin faktör oldu diyebiliriz.

Bakınız Baykal iktidara muhalefet zarfı içinde askerlere yönelik ne mesajlar verdi…

1-Hükümet askeri darbe olasılığı söz konusu olduğu için değil; tam aksine darbe yapılması imkânı tamamen ortadan kalkmış bulunduğu için rahat hareket ediyor…

Bu sözlerin o yaşanan süreçteki anlamı generallere şöyle bir mesaj vermek olmuştur: Sakın ha darbe gibi bir çılgınlık düşünmeyesiniz. Siyasi konjonktür ve şartlar asla uygun değildir; kesinlikle başarılı olmaz. Böyle bir şeye bulaşırsanız içinden çıkamazsınız!

2- YAŞ öncesi çıkartılan tutuklama kararının zamanlaması manidardır,  yargı kullanılmıştır.

Bununla verdiği mesaj şuydu: Eğer darbe ya da müdahale girişiminde bulunursanız sorumluk yükleyeceğiniz muhatabınız tek başına sadece siyasi iktidar olmaz, yargı da işin içindedir. Bu yüzden hiçbir meşruiyet dayanağı, gerekçesi, zemini bulamazsınız!

3-Sermaye, medya, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları iktidar tarafından kontrol altına alınmıştır.

Bununla verdiği mesaj şuydu: Darbe veya herhangi bir askeri müdahale girişimi halinde eskiden olduğu gibi size destek verebilecek bir sermaye, medya, üniversite, örgütlü toplum yoktur. Aksine hepsi bütünüyle iktidar safında yer alacaklarından yalnız başınıza kalırsınız ve hiç içinden çıkamazsınız!

4-Hükümet izlediği politikalarla Türk Silahlı Kuvvetlerinde birlik, beraberlik, iç dayanışma ve moral bırakmamıştır.

Bununla verdiği mesaj ise şuydu: Bütün hepsinden daha vahim ve tehlikeli olanı da TSK yüksek komuta kademelerinde, çeşitli birimlerinde yeterince iktidar yanlıları vardır. İktidar onlarla işbirliği yaparak her türlü girişiminizi sonuçsuz bırakır, zor durumda kalırsınız, tasfiye edilirsiniz! Uzlaşın, bari mevcut vaziyeti kurtarın.

Generallerin seri toplantılar yaptıkları, en hareketli oldukları bir sırada Baykal uzun süredir medyaya konuşmazken birden kameraların karşısına çıkmış ve ustaca bir diyalektik içerisinde hedef şahıslara mesajlarını iletmiş ve bize kalırsa bu mesaj gereğince de hareket edilmiştir.

Deneyimli, öngörülü ve güvenebilecekleri bir siyasetçi olarak Baykal’ın bu mesajlarını almış olan generaller gereğini de yapmışlardır.

Baykal gerçek bir yurtsever olarak ülkenin, milletin selametini düşünüp verdiği mesajlarla bu generalleri de sonu hüsran olan bir maceradan alıkoymayı başarmıştır. Baykal bu mesajlarıyla krize ilaç gibi gelirken en büyük bir iyiliği ise iktidara yapmıştır. Çünkü iktidara karşı başlatılan bir direniş gayet suhuletle uzlaşma ile sonuçlanmış ve Başbakan Erdoğan bundan zaferle çıkmıştır.

Başbakan da bunu anında fark edip miting meydanlarında derhal Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Baykal’ı tasfiye eden kasetli komplonun hesabını sordu. Başbakan Erdoğan da Baykal’ın hesabını sorarken çok iyi bir gerekçe, ışıltılı bir ambalaj bulup şahane bir mantıkla hareket etti.

Siyaset bir tezgâha karşı laf üretilerek, doğrucu Davutluk yapılarak yapılamaz. Bir tezgâha mutlaka bir karşı tezgâh kurarak ancak çıkış yolu, kurtuluş çaresi bulunabilir.

Deniz Baykal getirildiği tezgâhtan laf üreterek, yapılanları anlatmak için kendini paralayarak kurtulamayacağını anladığı için siyasi hayatının en kısa açıklamasını yaparak direniş göstermeden istifa etti ve köşesine çekildi. Yaptıklarından ötürü Kemal Kılıçdaroğlu, 52 yıllık dava arkadaşı Önder Sav ve diğerleri için hiçbir şey de demedi. Aksine hiçbir şey olmamış gibi salt milletvekili olarak çalışmalarına destek verdi.

Deniz Baykal’ın bundan böyle kişisel olarak siyasetten beklentileri var mıdır, varsa bunları ne derece gerçekleştirebilir bilemeyiz. Ama bir yurtsever siyasetçi olarak şimdiki konumuyla da ülkesine, milletine yapabileceği çok şey var bundan asla geri durmamaktadır.

Hiç şüphe etmiyoruz ki Deniz Baykal’ı tasfiye eden tezgâhı kurup acımasızca işletenler asla bunu Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirmek için yapmış olamazlar. Kılıçdaroğlu sadece bir ara formül için kullanıldı. Belki referandum sonrası ama en geç genel seçimin ardından hakkında bir kampanya başlatılıp olağanüstü kurultaya gidilerek asıl düşündükleri kişiyi CHP’nin başına getirmeye çalışacakları muhakkaktır.

Başından beri Deniz Baykal’ın İsrail, ABD, Avrupa Birliği ve Sosyalist Enternasyonal gibi Siyonist güçlerle yıldızının bağdaşmadığı bilinen bir durumdur. Baykal’ı siyaset dışına itmek adına CİA’nın birçok tezgâha adının karıştığı da kamuoyunun malumudur. Buna karşın devletin Baykal’ı koruyup kolladığı da bir vakıadır. Nitekim son komplo için Baykal “eğer devletin zirvesi isteseydi önleyebilirdi” diyerek bunu izhar etmiştir.

Birtakım gelişmeler gösteriyor ki devlet CHP’nin Sabetayist unsurlar tarafından yeniden ele geçirilmesi planına karşı bir plan geliştirmektedir. Deniz Baykal’ın hırçın muhalif rakibi Mustafa Sarıgül ile bir görüşme yapmış olması bunun en güçlü sinyalini vermiş bulunuyor.

Son YAŞ toplantısında ortaya çıkan krizin aşılmasında sürpriz şekilde ortaya çıkıp sonuç alıcı faktör olması da aynı planın bir parçasıdır.

Ayrıca CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan arasındaki ilginç polemik de bu planın ipuçlarını çok güçlü şekilde vermektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Genelkurmay internet sitesine 27 Nisan 2007 gece yarısı konulan bildiri 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminde AKP’nin oylarının olağanüstü artmasına neden oldu. “Bildiriyi bizzat ben yazdım” diyen Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükünıt’ı da Hükümet Üstün Hizmet Madalyası verdikten sonra emekli olduğunda da Audi marka pahalı bir zırhlı araçla ödüllendirdi.  Daha önce Başbakan Erdoğan’ın kendisi ile baş başa uzun bir görüşme yaptığı da dikkate alındığında bu ikilinin ta baştan planlı olarak birlikte hareket ettikleri anlaşılıyor. Değilse Hükümet 27 Nisan bildirisine büyük tepki gösterdiği halde neden “bildiriyi ben yazdım” diye itiraf eden emekli Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt için suç duyurusunda bulunmuyor?” şeklinde miting meydanlarında iktidara yüklenirken aynı minvalde çok daha çarpıcı bir cevap da muhatabından geldi.

Başbakan Erdoğan da yine miting meydanlarında CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na verdiği son derece enteresan cevapta şunları söyledi:

“Eğer CHP Genel Başkanının yaptığı gibi düz mantıkla hareket edecek olursak o takdirde eski genel başkan Deniz Baykal’a yönelik kasetli komplo da kime yaradıysa, kimin ekmeğine yağ sürdüyse arkasında o vardır demektir!

 Önce Deniz Baykal’a sahip çıkıyormuş gibi yaptın, gittin kendisiyle görüştün, asla aday olmayacağını açıkladın ama sonunda aday olup koltuğuna oturdun. Peki, bütün bunlar senin bu komployu hazırlayanlar ile ta baştan itibaren birlikte hareket ettiğini göstermiyor mu?

Sayın Kılıçdaroğlu “27 Nisan bildirisindeki her cümlenin altına imzamızı atarız” diye açıklamada bulunan kendisinin de içinde bulunduğu CHP’nin eski yönetimi için de suç duyurusunda bulunabilecek mi?”

Bu beklenmedik sarsıcı cevaplar karşısında Kılıçdaroğlu’nun diyebildiği tek şey sadece “Başbakan CHP’nin iç işine karışıyor” diye suçlamak oldu.

Ancak asıl mesele Başbakan Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve ekibini zor durumda bırakan bu kontratağı değil; ileriye yönelik planın ipuçlarını ele vermiş olmasıdır. Sabetayist unsurlar CHP’nin başına koyacakları adam ve ekibi için Kılıçdaroğlu ve ekibini tasfiye etmeye kalkıştıklarında alternatif olarak karşılarına çıkartılacak kişinin elini güçlendirecek politik altyapının şimdiden hazırlandığı izlenimi var.

Başbakan Erdoğan da bu siyasi alt yapının hazırlanmasında üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını gözlemliyoruz Baykal’ın generallerin direnişini kırmaya yönelik verdiği adrese teslim mesajların karşılığında!

Baykal’ın uzun süredir sürdürdüğü suskunluğunu YAŞ krizi nedeniyle bozmasının nedeni iç politikadan çok dış müdahale karşısında, açıkçası İsrail’in içerideki operasyonları karşısında iktidara yardımcı olmaktır.

Çünkü Baykal generallerin direnişinin arka planında dış parmak olduğunu hissetmiş ya da durum kendisine bildirilmiş olmalıdır. Birtakım dış güçlerle içerideki uzantıları tarafından generaller teşvik edilip cesaretlendirerek bir darbe veya müdahale girişimine sürüklenebilir diye endişe etmiş olduğu için bu mesajları vermiş olmalıdır.

Belki de bu yönde birtakım istihbarat bilgileri alındı. Yoksa bu beklenmedik çıkışı yapması için bir neden yoktu. Baykal’ın devlet tarafından korunup kollandığı, devlete karşı görevlerini onun da yeri geldiğinde yaptığı sır değildir. Zaten Sabetayist unsurların Baykal’a karşı hiç dinmeyen kin ve öfkesinin asıl nedeni de budur. Kaset komplosuna muhatap kılınması ve devletin zirvesi isteseydi önleyebilirdi demesinin nedeni de bu derin ilişkidir.

Peki, devletin zirvesi neden o komploya engel olmak istememiş olabilir? Belki Baykal’ın ilânihaye bunca sürekli yıpratma kampanyalarına karşı CHP’nin başında tutulmasının mümkün olmadığı, doğru da olmadığı düşüncesi ile tezgâhın işletilmesine göz yumuldu. Belki çözüm olarak bu tezgâha çomak sokmak yerine bir karşı tezgâh hazırlayıp daha iyi bir sonuç alınmak istendi.

Ya neden Baykal’ın generallere bu etkili olduğu görülen mesajları vermesine gerek duyuldu?

Generaller genelde yetişme tarzları, ayrı ve farklı ortamlarda yaşamaları nedeniyle siyaseti pek bilmezler, toplumsal yapıyı tanımazlar. Bir askeri müdahale için iç ve dış konjonktürün, ortam ve şartların elverişli olup olmadığını bu yüzden doğru şekilde tespit edemezler. Ülkenin ve kendilerinin başlarına nelerin geleceğini de yeterince öngöremezler. Gelişmelerden dış güçlerin asıl amaçlarının ne olduğunu da çok doğru algılayıp isabetli değerlendiremezler.

Bütün bu konulardaki kifayetsizliklerine rağmen temelsiz bir özgüvene sahiptirler, her türlü sorunun üstesinden gelebileceklerini vehmederler. Her şeyi savaş mantığı içerisinde düşündükleri için de kayıplarını ve her türlü zarar ziyanı maddi ölçüler içerisinde mütalaa ederler. Bu yaklaşımla bölücü PKK terörü ile mücadelede sorunu nasıl derinleştirip tabana yaydıkları bir çarpıcı örnek olarak göz önündedir.

Elbette ki dış mihraklar askerin bu zaaflarından yararlanıp ülkeyi badirelere sürüklemek, bölüp parçalamak ve dağıtmak için her türlü kafa karıştırıcı, yanıltıcı, tahrik edici yola başvururlar. Devlet-millet kaynaşmasını engellemeye, asker-sivil ayırımını keskinleştirmeye, farklı açmalara ve hedeflere kilitlenmiş güç odakları oluşturmaya gayret ederler.

Son zamanlarda güvenlik güçleri arasına nifak sokup asker-polis ayırımını körükledikleri bile görülüyor! Bunda ülke, devlet, millet çıkarının olmadığını, aksine büyük sıkıntılara yol açabileceğini düşünmek zor olmadığı halde ateşe körükle giden açıklamalara şahit olmak ilginç değil mi?

Hiç kuşkusuz ki dış mihraklar içerideki uzantıları aracılığıyla bu tür manipülasyonları sadece askerler üzerinde değil, sivil yöneticiler üzerinde de uygulamaya çalışırlar. Ancak sivil yöneticiler toplumun çeşitli kesimleri ile iç içe yaşadıkları için nispeten ayakları yere basar, bu yüzden çok kolay dolduruşa gelmezler. İşbirlikçilik dahi etseler başlarına gelecekleri öngörebilir, kendileri ile birlikte ülkeyi felakete sürükleyecek planların içinde yer almada tereddütsüz davranmaz, destek vermezler.

Deniz Baykal bu hususları çok iyi bilip değerlendirebilecek konumda olduğu, generaller de görüşlerine itibar ettikleri içindir ki verdiği isabetli mesajlar adreslerini buldu ve etkili de oldu.

İsrail’in nasıl büyük bir pervasızlık, küstahlık ve şımarıklıkla Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı yapılmasına resmen tepki verdiği ortada! Bu durumda İsrail’in Türk Silahlı Kuvvetleri yüksek komuta kademesindeki atamalar konusuna bigâne kalmasını düşünmek saflık olur.

Kaldı ki İsrailli yetkililer “İlişkilerimizin bozulması Türkiye ile değil AKP iktidarı iledir. Bu arızi bir durumdur. AKP iktidarı geçici, dost ve stratejik müttefik olarak Türkiye ile İsrail’in köklü ilişkileri kalıcıdır. İki müttefik olarak asıl ilişkilerimizi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden en ileri derecede sürdürüyoruz…” şeklinde her vesile ile sürekli açıklamalar yapıyorlar!

Nitekim Mavi Marmara Gemisine yapılan kanlı baskın sırasında, PKK’nın İskenderun Deniz üssüne yaptığı büyük kayıplara yol açan saldırı ile de bağlantısı gündemde yer alırken İsrail Genelkurmay Başkanı Eşkenazi Türkiye’deki mevkidaşı İlker Başbuğ ile teklifsizce rahat bir telefon konuşması yapabildi ve bu Genelkurmay Başkanlığının resmi sitesine haber olarak konuldu. Ki o sırada Türkiye ve İsrail yetkilileri bir telefon konuşması yapmak şöyle dursun karşılıklı ateş püskürüyorlardı!

En azından İsrail’in Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki kilit noktalarda bulunan üst düzey bazı kişilerle sıkı fıkı, içli dışlı olduğu sır değildir. 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinin önde gelen ismi Genelkurmay II. Başkanı Org. Çevik Bir’in İsrail dostluğu herkesçe malum bir husustur.

28 Şubat’ın arkasında da İsrail’in olduğu, mason locaları zinciri ile Fransız Locası üzerinden Tel-Aviv’den Türkiye’ye intikal ettirilen bir talimatnamenin basına sızdırılması ile açıkça ortaya çıkmıştı.

Her zaman ve her konuda İsrail’in cüretkârlığının haddi olmadığı biliniyor. Bu nedenle, hele bir kriz anında burnunu sokup müdahil olmaması düşünülemez bile. Ama daha da vahimi meydana gelen son YAŞ krizinin bizzat İsrail tarafından çıkartılmış olabileceği ihtimal dışı değildir.

Son YAŞ krizine ve sonrasındaki gelişmelere böyle bakıldığında Deniz Baykal’ın son derece ustaca konuya el atması ve iktidara yüklenerek konunun ön yargısız şekilde ilgililerce anlaşılıp kavranmasına vesile olması Türkiye için unutulmaması gereken büyük bir iyilik olmuştur.

Deniz Baykal bulunduğu önemli stratejik konumu itibariyle Türkiye’nin bağımsızlığına, birlik ve bütünlüğüne büyük katkılar yapabilecek durumdadır. Ve bu imkânını ülkesi için en iyi kullanan bir yurtsever olarak Baykal bu bilinçle hareket ettiği içindir ki iç ve dış güç odaklarının her zaman hedefi olmuştur.

Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz gibi ülkeye telafisi zor zararlar veren siyasetçiler defalarca her fırsatta Başbakan yapılırken; Baykal gibi çok güçlü ve etkili bir politikacının bunca yıldır siyasetin ön sıralarında mücadele vermesine karşın siyasi kariyerini her siyasetçinin ideali olan başbakanlık onuruyla taçlandıramamasının nedeni hiç kuşkusuz ki bu yurtseverliğidir.

Erbakan 40 yıllık destansı mücadelesi ile geldiği Başbakanlık koltuğunda ancak 11 ay oturabildi. Bu 11 ay içerisinde tam 13 kez gensoru ile devrilme hamlelerini savarak 54. Hükümette adeta bir iğneli fıçı içindeymiş gibi kalabildi.

Arkasından iki partisi kapatıldıktan ve 5 yıl boyunca siyasi yasaklı yapıldıktan sonra da kurmuş olduğu 5. Partisi Saadet’in başından da uyduruk kayıp trilyon masalı sözde hukuki dayanak yapılarak -hâşâ- sahtecilikten mahkûm edilip 2 yıl hapis ve ömür boyu siyasi yasaklılık ile cezalandırıldı.

Şu anda Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin başına bir işbirlikçi Sabetayist Yahudi getirilmiş olduğu için Masonik medya var gücü ile destek olmaya çalışıyor!

Genel Başkan Numan Kurtulmuş bizzat kendisinin topladığı bir olağanüstü genel kongrede 1250 delegenin yalnızca 310’unun oyunu alabilmesine ve noter kanalıyla 800 delegenin yaptığı yeni bir olağanüstü kongre çağrısına rağmen hala ayak sürüyor, kongreden kaçıyor.

Hiçbir siyasetçinin asla tenezzül edemeyeceği bu aşağılık duruma yatan Numan Kurtulmuş hala televizyon televizyon dolaşıp bu rezil halini savunmaya çalışıyor. Bunun için medya da sonuna kadar destek verip Erbakan’ın çağrısı üzerine toplanacak olan olağanüstü kongreyi engellemeye çalışıyor!

İşte İsrail’in içimizdeki gücü budur!

Ancak artık bu güç 40 yıllık Millî Görüş mücadelesi karşısında tamamen kırılıp yok edilmek üzeredir. Son YAŞ kararı ile TSK iktidarın kontrolüne bir adım daha sokulmuştur. Referandumda EVET oylarının çıkması halinde bu durum daha da pekiştirilecektir. Çünkü askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması anayasal güvence altına alınacaktır.

Ayrıca referandumda EVET oylarının fazla çıkması halinde yüksek yargı kurumları da bu İsrail’in dolaylı kontrolünden çıkarılıp milli iradenin emrine sokulacaktır. Sonuçta milli iradeye dayalı Adil Düzen anayasasının yapılması için önemli ölçüde engeller ortadan kalkmış olacaktır.

Bütün bunlar Millî Görüş’ün 40 yıllık şanlı mücadelesinin sonuçlarıdır.
 
Sayı: 618
 

1788 defa okundu...
Ahmet       israil parmağı   13 Ağustos 2010 Cuma 22:31
siyonizm deccalın temsilcisi israil ile yeniden büyük ve lider ülke TÜRKİYEnin temsilcisi MEHDİ ERBAKAN HAK BATIL Mücadelesi devam etmektedir zafer MEHDİ ERBAKANın ve komutasındaki MİLLİ DEVLETİNdir
mesud akgül       BAYKAL'IN İSRAİL'E ATTIĞI EN BÜYÜK KAZIK.   11 Ağustos 2010 Çarşamba 10:13
Türkiye ne zaman Dünya Siyonizmi ve içimizdeki İsrailci çevreler tarafından ne zaman büyük bir komplo ile karşı karşıya kaldıysa Deniz Baykal Milli Devletle işbirliği yaparak bu komploların boşa çıkmasında çok önemli katkıları olmuştur.11 Eylül de ABD’de gerçekleştirilen saldırılardan sonra ,Irak’ı işgal bahanesi ile Türkiye’nin Pantegon tarafından bir tek kurşun sıkılmadan dostane bir şekilde işgal edilme planı devreye sokulmuştu.Irak’ı işgal bahanesi ile Kuzeyden de cephe açmak isteyen ABD’li Siyonist Neo-Con’ların asıl amaçları Arz-ı Mevud içerisinde kalan Güneydoğu Anadolu topraklarını büyük İsrail için ele geçirmekti. 100 bin ABD askerinin Güneydoğu Anadolu’ya yerleşmesi için TBMM’ de görüşülmesi gereken 1 Mart tezkeresinin neticesi beklenmeden İskenderun Körfezine demirlemiş olan ABD savaş gemilerinden askeri teçhizatlar yüzlerce Tır eşliğinde Güneydoğu da kiralanmış arazilere taşınmaya başlandı. Ülkemizin siyasetinde,sermayesinde,medyasında,sivil toplum kuruluşlarında organize olmuş İsrailci çevreler,hep bir ağızdan mutlaka ABD ile işbirliğine gidilmesi gerektiğine dair besteledikleri türkü ve şarkıları hiç bıkmadan usanmadan bir Orkestra şefinin yönetiminde ahenkle seslendirip durdular.1 Mart tezkeresinin geçmesi için içimizdeki İsrailci çevreler ne kadar atı ve iti varsa nallamış ve ortalığa salmıştı.Tezkerenin görüşülmesinden 1 gün önce Erbakan basına verdiği demeçte,bu Tezkereye destek olunması halinde Irakta akacak her masum kanın hesabının Allaha verileceğini söyleyerek Milletvekillerini uyarmış ve “Yedi ceddinizin alnı secdeden kalkmasa bile bu günahı ödeyemezsiniz” açıklamasını yapmıştı. Yani Erbakan tek başına bir taraf olmuş,Tezkereci olan ABD’ci,İsrailci tüm çevreler de bir taraf olmuştu.1 Mart Tezkeresinin sonuçları açıklandığında Dünyada büyük bir siyasi şok dalga meydana geldi.Çünkü Erbakan bütün Dünya Siyonizmine ve içimizdeki işbirlikçilerine karşı büyük bir zafer kazanmış ve Tezkere Meclisten geçmemişti.CHP Genel Başkanı olarak Deniz Baykal Tezkere görüşmelerinde tüm CHP’li grupla birlikte Tezkereye hayır oyu verince ,Tezkereye tek başına karşı çıkan Erbakan ve Milli Devletle birlikte hareket etmiş ve İsraile yaptığı bu ihaneti İsrailci çevreler tarafından asla unutulmadı.Mükemmel bir zamanlama ile hazırlanmış olan bir kaset komplosu ile İsrail intikamını almıştı.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com